Gel de o eski Van'ı özleme 17
Ümit Kayaçelebi
UZUN SOKAKTA KİMLER YOK Kİ?
Hiç ara sokağa sapmadan yürüdüğümüzde köşe başında Tenekeci Ömer Durgun. O da böyle kendine has bıyığıyla gülüşüyle sokağın renkli simalarından biri olarak sevilip sayılırdı.
Komşusu derseniz Metin ve yaşar Aydının babaları Abdullah Efendi. O da zamanın iptidai bakkaliyelerinden birini açmış.
O yıllarda herkesin bisikleti yoktu. Haliyle bisikletçilerde hem bisiklet satarak hem bisiklet tamiri yaparak ve hem de bisikletleri saat ve dakika ile kiralıyorlardı ki o yılların sayılı ve kârlı işlerinden biriydi. İşte Abdullah Aydının duvar komşusu da Bisikletçi Mehmet Eserdi.
Zaten o yıllarda bisikletçi olarak tanınan bilinen Karslı oğlu Hoca, Bisikletçi Cemil, Bisikletçi Kazım usta; Bisikletçi Niyazi idi.
Rahmetli Behlül Dikicinin o yıllarda yaptırdığı devrine göre lüks sayılan pasajın başında Bakkal Remzi Oktay yanında kahvehane ve tam köşede altın dişli Mardinli bizim rahmetli Refik Akbaşoğlu. Denilebilirdi devrin en çok iş yapan ve tanınmış leblebicisi oydu.
Sokakta yürürken hemen yanda Vanlıların ağız alışkanlığı ile Küçük cami var. Bazen Tenekeci Hamit Efendi diye de isimlendirdiğimiz cami.
Cami ile duvar duvara Zillioğlu Hamdi Çavuş. Soyadı özel olsa da lakaplar o yıllarda çok kullanıldığından Zillioğlu Hamdi Çavuş esnafın kara bansı ı diyebileceğimiz esnafın çok çekindiği biriydi Hamdi çavuş. Bir zamanlar Herkül Mustafa neyse bir zamanın Baş zabıtası da Hamdi çavuştu. Belki de o da onu örnek almıştır! Olamaz mı?
Orda evi vardı ve bahçesi üzüm bağı ta eski Özalp durağına kadar uzanırdı ve o mıntıka diğer bağlarla birlikte tam yeşilin hâkim olduğu bir alandı.
Komşusu da rahmetli Hasan ustaydı. O yıllarda masa, sandalya, kanepe ve benzeri ev malzemelerinin tamiri ile uğraşırdı.
Ve komşuları da Seyit Efendi idi bir de bizim çocukluk arkadaşımız Ziya Duranların evi vardı.
Seyidin bağı dediğimiz bağ da üzüm bahçesiydi. Nedense o mıntıkada çok üzüm bağı vardı.
Seyidin bağı dediğimiz yerin hemen yanında Hacı Nuhi Polat oğlunun üzüm bağı bulunuyordu
Sokakta devam ederken tam Eski Ziraat Banka sokağının hemen başında bizim Küçük caminin yıllarca hocalığını yapmış olan Hafız Hamdinin evi bulunuyordu
NEVZAT BEY DERDİ Kİ, BİR BİLMİYORUM İNSANI BİN MUSİBETTEN KURTARIR
Eski Ziraat Banka Sokağın hemen karşı köşede rahmetli Nevzat beyin tek katlı bir toprak evi vardı. Bu evde Nevzat Bey bir müddet oturdu ama ondan sonra orası hep kiraya verildi.
Nevzat müzmin bekâr biriydi hiç evlenmedi hayatı hep çalışmakla geçti. Van da fidanlık Müdürlüğünde (Meyve üretme istasyonu) orada ölünceye kadar çalıştı. Eski Van beyefendilerinden her zaman takım elbise giyen fotr şapkalı gözlüklü saygın bir insandı. Ondan bahsetmeden geçemezdi. Hatta bir ara bir yıl kadar onunla teşriki mesaimde olmuştu.
Bir gün çalışırken rahmetli bana dönerek; Kayaçelebi oğlum sana bir baba abi nasihat her zaman aklında bulunsun ve unutma. <bir bilmiyorum insanı gün gelir bin musibetten kurtarır> demişti. Zamanla bu sözün ne kadar doğru olduğunu ben de anladım.
İşte o eve bir gün Aliye abla geldi kiracı olarak yerleşti. Aliye abla dediğimiz Öğretmen Mevlüt Koç, Selahattin Koç ve Şeref Koç’un anneleriydi. Hoş tatlı bir hanımanne ama gel gör ki eşi onun zıddına huysuzmu huysuz aksi biri.
Telli Koç yaşlıdı ama geçimsiz bir insandı rahmetli etti eyledi en sonunda âliye teyzeyi bezdirdi ve zavallı kadın geldi Nevzat beyin kiracısı oldu ve çok kalmadan rahmetlik oldu.
Telli dede dediğimiz de kısa boylu her zaman elinde goppalı (Bastonu) ile gezen fakat çok huysuz ve aynı zamanda çok yürekli bir insandı.
Neyse hemen o evin altında Nevzat beyin oturduğu ev var ve bitişiğinde ise bizim kıymetli aile büyüklerinden rahmetli Öğretmen Cihan Akyürek var. Cihan amca bir müddet yurt dışında zannedersem Yunanistan’da öğretmenlik yaptıktan sonra Van a döndüğünde o evde bir müddet kaldıktan sonra Gevaş’ta İlk Öğretim müdürü olarak vazifesine devam etti. Çok vazifeşinas ve çalışkan dürüst biriydi.
Hiç unutmam bir gün misafirliğe gittiğimizde tahta kutu içinde önü camdan mürekkep bir şey gösterdi. Bu ne deyince bu dedi Televizyon. Ve ben televizyonu o zaman gördüm. Tabi Vanda o yıllarda yayın yoktu ama o alıp gelmişti.. Televizyonla tanışmış olmuştum o gün.
AKRABA BİRDENBİRE NASIL AKREP OLDU?
Bazen böyle durup kendi kendimize <Ah nerede o eski komşular, o eski komşuluklar> der hüzünleniriz. O eski insanları gözlerimiz arar, o eski toprak evleri, o içinde envai çeşit meyveyle dolu bağlarımızı, gürül gürül akan kehrizlerimizi anarız., o faytonların gelip geçerken atların çıkardıkları nal seslerini ve faytoncunun faytonun arkasına atlayan çocuğu fark edip arkaya <Arkaya yağlı kırbaç > salladığını, dibekte den döven ablalarımızı, annelerimizi velhasıl o eski tozlu sokaklarımızı hepimiz yâd edip dururuz.
Komşuluk öldü diye başlayıp eski komşulukları yâd edip hep dertleniriz. Eskiler çok ve hep dertlidirler. Onlara ve bize göre komşuluk gerçekten öldü: Eskiden böyle değildik böyle değildi komşuluk. ? Komşuluk kıymetliydi, komşular önemsenirdi, evde yoksak “Komşuya gitmiştir.” denirdi. Bizi komşumuzdan sorarlardı, Bir hacetimiz varsa komşudan isterdik. komşu komşunun külüne muhtaçtı.
Komşuda pişer bize de düşerdi, ev almaz komşu alırdık, komşusu açken tok yatmak olmazdı. Komşunun sakalını yoldularsa sen de sakalını kazıtırdın, gülme komşuna gelir başınaydı, kötüsü bile insanı mal sahibi yapardı.Yitip giden sadece komşuluk değil elbette: “Eskiden meyveler, dalından yenirdi; böyle hormonlu şeylerle beslenilmezdi!… Bizim zamanımızda saygı vardı saygı! Büyük büyüklüğünü bilirdi, küçük küçüklüğünü.
Komşuluk eskiden Van da çok önemliydi. Komşuluk akrabalıktan da öte olarak düşünülürdü. Çünkü İnsanların aynı sokakta aynı mahallede ki komşusunun aç yattığı bilinen zamanlardı o günler. Herkes herkesle dost, ahbap, tanış, herkes herkesle akrabadır adeta. Can kaygısı yok, mal kaygısı yoktur. Alışveriş bile kolaydır. Herkesin sözünün senet olarak kabul edildiği günlerdi o günler.
BELEDİYE DEMEK ZİLLİOĞLU HAMDİ ÇAVUŞ DEMEKTİ BİR ZAMANLAR
Hemen komşuları Zillioğlu Hamdi Çavuş. İsmiyle müsemma Hamdi Özel . O devrin Baş zabıtası esnafın, bakkalın herkesin gördüğü zaman neredeyse esas duruşa geçeceği otoriter biri. Koca çarşıyı tek başına idare edebilen disiplinli ve ceberut bir baş zabıtaydı rahmetli Zillioğlu Hamdi çavuş. Lakapları Zillioğluydu ama daha sonra soyadı kanunu ile birlikte Özel yapmışlardı.
Az ötede sağda ta emek sinemasına kadar uzanan bir han. Gelen köylü atıyla, eşeğiyle, öküz arabasıyla oraya konaklar. Orda yatar kalkar ve şehirde işi bittiği zaman sessiz sedasız çeker giderdi. Ne çevreyi rahatsız eder ne kirletirlerdi. Gazlarını, şekerlerini vs. alıp köylerinin yolunu tutarlardı.
İnanın o insanlar öyle arlı hayalı köylülerdi varlıkları ile yokluklarını bilemezdiniz.
İşte yine sağ tarafta Mehmet Karganın dükkânı var ve orada da keçe halılar sergiler ve köylü hep bunları oradan alıp götürüyor. Zaten onlardan başka da bu işi yapan yoktu.
ALİ PANGANOT VE FİAT KAMYONLARI ŞAHMANİS YOLUNDA
Onların komşusu terzi ömer ve hemen yanında Bir kara fırın tam köşede de Ali Panganotun yazıhanesi. Ali Panganotun o zamanla birkaç tane körüklü kamyonu vardı ön tarafa hatırlı ve kadın yolcuları alır şahmanıs norduza kadar gider gelirdi. Daha doğrusu Şahmanıs kömürlerini Van’a nakleden kamyonculardan biriydi. O zaman oralara giden dolmuş vs. yoktu herkes gelirken kamyonun üzerindeki şahmanıs kömürlerinin üzerinde Van’a gelirdi. Bazen hayvanlarla bile yolculuk olurdu. Ali Panganot bu alemin kralıydı.
Yani zordu kar da kış da kamyonun üzerinde gidip gelmek. Ama ne yaparsın köylü buna mecburdu.
Yeşilova Oteli cam antresiyle her zaman bizim dikkatimizi çekerdi. Rahmetli Süleyman Tahtakıran otelinin önünde yaz günleri oturur otel sahibi olmanın ve yaşamanın keyfini sürerken bizde onu öyle hayranlıkla seyrederdik.
BİR ZAMANLARIN PİNECİ VEYA PİNEDOZLARINI HATIRLAR MISINIZ?
Bir zamanlar halk arasında; ‘Elbise yamaya, ayakkabı pençeye ve insan hekime düşmesin’ diye bir söz vardı. Böyle dense de ayakkabılar pençeye elbiseler yamaya ve insanlarda hekime düşüyorlardı.
Van’da sokaklarda caddelerde gezdiğiniz zaman pençeli ayakkabı ile dolaşanlar pantolonun dizlerinde arkasında, ceketinin kollarında yamalı elbiselerle pençeli ayakkabı ile gezen insanlar görürdük.
Bu ayıp telakki edilmezdi iş icabı meslek icabı bazıları da zaruretten yamalıklı elbise pençe atılmış ayakkabılarla gezenler ne hor görülür nede kimse böyle kıs kıs gülünerek vah vah da çekilmezdi.
O zamanın şartları içerisinde bu kadar çok alternatifli konfeksiyonlar ne de adım başı kunduracı dükkânı yoktu.
Konfeksiyonlarda sayılı kunduracılarda sayılıydılar. Herkes aldığı elbiseyi ve ayakkabıyı itina ile kullanırdı. İsraf denen bir şey söz konusu bile değildi.
Ayakkabı yapanlar vardı ayakkabı satanlar vardı. Ve de hem yapıp satanlar ve tamir edenlerde vardı. Ama genelde tüm kunduracılar sadece ayakkabı satarlardı. Tamir işiyle uğraşmazlardı.
İZMİR KUNDURA DEDİKLERİ MEHMET ALÇEKİÇİN KUNDURA EVİYDİ MEŞHURDU
Devrine göre tanınmış kunduracılar diye saydığımızda; İzmir Kundura evi Mehmet Alçekiçe ait olup en lüks kunduracı o sayılırdı.
Akabinde Yıldız kundura rahmetli Fevzi Gülpınar da marka bir isimdi. Çocukluk ve gençlik yıllarımız da bizim aile ayakkabıya ihtiyaç duyduğumuzda yaz kış istikamet Yıldız kunduraydı.
Defterlerin daha rafa çıkmadığı o yıllarda hesap kitap her şey defterde biterdi ve ödeme de hiç zorlanmazdık.
Çok iyi bir insandı ailece de gidiş gelişimiz olurdu hiç unutmadık onu hep rahmetle anarız.
Van da hem kundura satan kendisi yapan ve tamir de eden rahmetli Esat ustaydı. Mekânı eski Sümerbank sokakta hemen Sümerbank’ın yanındaydı. O zaman ki
BEYKOZ AYAKKABI ÇOK DAYANAKLI BİR AYAKKABI İDİ
Beykoz mamulâtı ayakkabıların en iyisini de gidip ayağınıza ölçü verdiğinizde en kralını yapardı.
Mekânında hem ayakkabı satan yapan ve tamir eden ikinci bir kişi de Ziya Timurhandı.
Bunlar kendi mekânlarında çalışan kunduracılardı. Gerçekten hem Esat usta hem Ziya usta çok kaliteli ayakkabı yaparlardı ki senelerce kullanırdık. Onlar hile hurda alavere dalavere bilmezlerdi ki !.
ŞİMDİKİ AYAKKABI TAMİCİLERİNE O ZAMAN PİNECİ DİYORDUK
İşte bunların dışında yeri yurdu olmayan salaş barakalarda yazın sıcaktan bizar kışın soğuktan donan ayakkabı tamiri ile nafakasını temin eden ayakkabı tamircileri vardı ki bunlara Van halkı <PİNECİ> veya <PİNEDOZ> derlerdi.
Gariban insanların kira verecek kadar güçlü olmadıkları için içine bir insanın zar zor sığabileceği tahtadan barakalarda gelen ayakkabıları tamir ederek rızıklarını çıkarırlardı. Mekânları lüks gösterişli alâyişli debdebeli olmasa bile bu esnaflar karakterli insanlardı. Kandırma hile desise bilmezlerdi ve işlerini çok itinayla yaparlardı.
Ve bu iş yapanlarda Van da doğmuş büyümüş insanlardı. Pineci diye hor hakir görülmezlerdi.
Pineci veya pinedoz her ne derseniz deyin bu insanlar bir dönem Van da bir sektör olarak Van halkına çok güzel hizmetlerde bulundular.
İşte isim isim sayarsak;
Pİneci Kemal
Pineci Yusf sürmeli
Pineci Sadık Şaşmaz
Bunlar Vanın en eski pinecileri. Daha sonra 70 li yıllarda başka tamircilerde katılsa da ilkler bunlar.
Zaman gelip geçti ama biz onları unutmadık.
Hele biz çocuklar gençler futbol topumuz yırtıldığında veya Söküldüğünde de koşa koşa her hangi bir pineciye koşardık.
Bu gün o eski ayakkabı tamircileri ve pineciler yok artık. Ama onlar da Vanın tarihinde geçmişin bir parçası olarak hep anılarda kaldılar.
Devam edecek.