Gel de o eski Van'ı özleme 16
Ümit Kayaçelebi
PENCEREMİZDE VİTA YAĞI KUTUSU İÇİNDE AÇAN ÇİÇEKLER
Pencerelerin içi tahtadan ibaret ama üzerinde rengarenk açan, Sardunya, Aslanağzı, Kadife çiçeği, Küpeli gibi zamanın en nadide ve her evde mutlaka olan çiçekleri. Saksı mi! Ne gezer almışız vita yağını, sana yağını, Evin Yağını 5 kiloluk yağ tenekesini bittığdan sonra etmişiz çiçeklere sağsı. Bele suvağtan geçerken her evde sanalı, vitalı, evinli çiçek sağsıları görürdük he vallah.
Misafir odasında gış ayları misafir gelende üşümesin diye kurulan sac soba altlığı, mangalı, maşası odada sobanın yanı başında emrinize amade.
Beri yanda yüklüğ var içinde hepsi en güzel yünden yapılmış misafir için yorgan, döşek, yastık istediğin kadar. Hazır yatağ dediğin neki o yıllarda gören bilen yoğ. Yün yorgan, yatağ daki sefa nerde var?Gaç kişi de gelse yeterde artar bile. Tahta bi iki sehpa üzerindeki pağır sigara tablaları. Duvarlarımızda her evde olduğu gibi Mekke Medine resimleri ve odanın güney cephesinde dantelâ örgülü işlenmiş bez kaplı bir kelamı kadim. Yine duvarda asılı 9 numara gaz lambası.
Beri yanda büyüklerin yatağ odası aynalı ve cıngırağlı metal karyola. Duvarda bi tağta asgılığ, her evde olduğu gibi tağta sandığ üzerinde bir bavul. Gardrop mu? He vallah biz de gardtop yoğtı elbiselerimiz duvara asılır giyecekler bavul ve sandığlarda.
Oturma odamız aşağdaydı. Yukarıdaki odalar her ne geder tahta döşeme idiyse de oturma odamızda döşemeleri mertekleri sayardığ. Döşemeye iki ganca asılırdı ve bazen orada beşik gurulurdu.
AKREP AŞAĞIYA İNERKEN ÇOOOŞ DERDİK VE HEMEN DURARDI!
Helbet toprağ evde galmağ ele golay değildi. Bi bağarığ duvardan bi ekrep inişe geçmiş hemen çöööşş derdığ hemen durardı ve tepesine binardığ. Şimdi bile şaşıyam çööş diyende nasıl duradı birden diye. Her evde ekrep olurdu ama ne yaparsın onlarla hayat devam ediyordu. Tıstayazalar çığardı bazı bazı mutfakta çoğ olurdu. Yiyeceğe dadanıp murdar etmesinler diye telli dolaplarımız vardı buzdolabı yerine. Buzdolabı gelene gadar hep telli dolaplarda yiyeceklerimiz sağladığ. Şimdi evlerde yoğ ama o zaman ecza dolaplarımız vardı. İçinde olabilecek yaralanma vs. vakalarda kullanmak üzere tendürdiyot alkol, aspirin, gripin, pamuk, alkol, kinin mutlaka bulundurulurdu.
Odalarımızdaki dolaplar duvara gömmeydi. Bazıları kapaklı olsada çoğo basma perde ile kapatılırdı. Duvarda hiç unutmam siera radyomuz ve yanında çoğ hususi zamanlarda gullanmağ üzere anot katot piller vardı. .
Moda olduğu üzere üzerinde evdeki hanım veya kızların yaptığ el işlemeli bir örtü. Şimdi bile hangi eve gitseniz her şeyin üzerinde bir örtü var. Ama fark şu ki hanımların el emeği göz nuru değil Rus ve Japon pazarından alınmış hazır naylon örtüler.
Yerde tahta dabanların üzerine serilmiş bir Kürt kilimi üzerine bazen rahmetli anam kirlenmesin diye savan sererdi. Bütün evin oturduğu kalktığı yer hep oturma odasıydı. Orda yer içer yatma zamanı büyükler yerlerine çekilir biz de yerde o güzelim yün yataklarda uyurduk. Sabah olduğu zaman en başta anam gağardı erkenden dedem ve nenem sabah namazından sonra heç yatmazlardı.
EVDE TAĞTA GURİSİ ÇIKINCA YANDINIZ
Tağta gurisi girdimi işin zor. Kaç sefer evde pul biber yağıp gapı pencereyi gapatıp evi terk edip bir gece başka yerde galdığımızı çok iyi hatırlarım. Onun derdi pul biberdi yağtın mi gaçıp gididi. Ondan sonra evi havalandırıp hayata devam ederdik kaldığımız yerden.
O zamanlar elektrik tesisatı şimdiki gibi içerden değildi. Elektrik boruları bir evi sarmaşık gibi sarıp sarmalardı. Avize falan heç bilmedik ha babam de babam bol bol Edison ampulları al tağ.
İşte bele basma perdeli, sardunyalı pencerelerde, Kürt kilimlerinde bağdaş gurup çay içerağ, gaz ocağlarında gaşığ tatlısı yaparağ yaşadığ ve bu gün artığ ne o mahalleler galdı o suvağlar ne de o suvağların bizim gibi yetimleri.
Bize de binbir gece masalları gibi o günleri anlatmağ düştü. İster inanın ister inanmayın teşennek döküm ki hılafım varsa aynen bele yaşadığ Şimdiki bedasıllara anlatsan inanmıyılar büyümemişler alay ediler Baba çığmışlar bi de bizi masgaraya alılar.
Biz o toprağ evlerde doğduğ büyüdüğ insanlığı görduğ, adap erken görduğ. Şimdiki bu yeni yetmeler böyümemişler bizi anlayamazlar. Zaten anlamalarını da beklemıyiğ.
BAHÇEVAN MAHALLESİNDEN GELİP GÖÇENLER
Cumhuriyet Caddesinden aşağıya doğru inerken şöyle başınızı sol tarafa çevirdiğinizde uçsuz bucaksız bir bahçe ve içinde üç ver var. Kimin derseniz? O evlerin ve mülkün sahibi de rahmetli Ali Şenyüz. Ali Şenyüz’le birlikte o bahçede yaşayan iki oğlu var Muhyeddin ve Nurettin Şen yüz. 60’lı yıllarda bir trafik kazasında iki kardeş rahmete gitmişti. Ali amcanın üç kızı vardı zarif narin hanım efendiler ve devrine göre sosyete sayılırlardı Sabiha ablayı buradan bilhassa rahmetle anmak istiyorum Karayollarında çalıştığı zaman zarfında onlarca insanın Karayollarına girmesine vesile olmuş ve hayır dualarını almıştır. Rahmetli babamı da Karayolları 11.Bölge Müdürlüğüne geçiren de Sabiha ablamızdı. Sokağın hemen başında o zamanki Küçük Cami (Hacı Osman camii Tenekeci Hamit Efendi) hocası Siirt kökenli Hafız Hamdi Atak’ın evi yer alırdı. Oğlu Azmi Atak ta benim okul arkadaşımdı. Hafız Hamdi Efendi çok alim ve kendi halinde çok muhterem bir zattı. Onun komşusu da Hacı Suphi Mendi’ının damadı Ali Saraçoğlu idi. Rahmetli Ali abi eski yıllarda Eski buğday meydanında terzilikle iştigal ederdi ve daha sonra Karayollarına geçip oradan emekli oldu. Oğulları Faik ve Kazım da bizim oyun arkadaşlarımızdı. Şöyle yürürken hemen önümüze bir briket ve mucur fabrikası çıkıyor bu kime ait derseniz? Sahibi Hacı Nuhi Polatoğlu. Birde mekânın önünde devrin kral kamyonlarından İnter marka kamyon var o da ona ait.
KORUTÜRK’TEN BANA GELEN TELGRAFI ALAN ŞÜKRÜ KAYANIN BEÇARENİN ÖDÜ KOPMUŞTU
Dini bayramlar geldiğin de o yıllarda telefonla ulaşma lüksümüz olamadığı için devlet büyüklerine de Cumhur Reisine, Başbakana, Ferit Melen’e, Salih Yıldız’a, Kinyas Kartal’a ve böyle önemli mevkilerdeki büyüklerimize kart gönderirdik. İnanın kime yazarsak cevabı da gelirdi ve biz de hatırlandığımız için bize değer verildiği için çok mutlu olurduk Hatta bazen o devlet ricalinden telgraf bile gelirdi.
Ben SSK da çalışırken o zamanki Cumhur reisi Fahri Korutürk’e bayram tebriği atmıştım. Rahmetli Fahri Korutürk’te mukabele olsun diye adıma telgraf çekmiş. Yalnız telgraf öyle katlanmış ki sadece kaya ismi görünüyor. Sigortada Şükrü Kaya gardaşımız var. Kayayı görünce o zamanki Evrak kayıt memurlarından Rahmetli Mehmet Koç’ta telgrafı alıp doğru Şükrü Kaya’ya gidiyor ve Şükrü Bey bak sana Fahri Korutürk’ten yani Cumhurbaşkanından telgraf gelmiş!
Şükrü Kaya bir anda afallıyor korkuyor ve Mehmet Koça Banimle Cumhur reisiyle ne alakam var al götür istemem benim başımı belaya mı sokacaksın diyor ve telgrafı almıyor. O yıllarda SSK Hakkâri’ye sürgün gidenleri hatırlayınca belangaz haliyle korkuyor istemeden.
Mehmet Koçta Şükrü beye dönerek dur hele bir bakalım senin korktuğun kadar var mı bi anlayalım!
Açıyor telgrafı bakıyor ki Ümit Kaya çelebiye yazılmış ve bil mukabele bayram kutlaması. Tabi Şükrü Bey rahatlıyor. O zannediyor ki belki sürgünemi gidiyorum diye korkmuş beçare.
Mehmet Koç aldı teli bana getirdi ve Vallahi Kayaçelebi teli yanlışlıkla Şükrü Kayaya götürdüm neredeyse kalbi duracak fücceten gidecekti.
O da bir anı olarak aklımızda kaldı ve Şükrü Kaya’yı gördüğümde hep hatırlatırım kendisine.
FAYTONLARLA FİLM REKLAMI YAPILIRDI
Şehri gezen Faytonlarla yapılan anonslarla hangi sinemada hangi filmin oynadığı duyurulur, sinema önüne ve şehrin belli yerlerine bez film afişleri asılırdı. Sinema dış duvarlarındaki camekânlı çerçevelerde filmin orijinal afişi ve fotoğrafları bulunurdu. Bunun yanı sıra Cumhuriyet Caddesinde Emek ve Şehir Sinemasına ait Camekânlı panolar vardı ve cam çerçeve ile kaplı bu panolara 0 gece oynayacak filmlerin afişler ve film lobi kartları asılırdı. Biz de her iki sinemanın panolarına bakar bakar durur ve en sonunda iki sinemadan birinin tercihini yapar ve gece o sinemaya giderdik. Gündüz öğleden sonra oynanan filimler bu panoda yer almazdı.
Talebin çok olduğu bazı filmlerin biletleri önceden satılırdı. !950’li yıllarda sinemaya giriş 75 kuruştu. 1960 yıllarda önce 100 kuruş oldu ve l50 kuruşa kadar çıktı. Yani gazetenin 25 kuruş olduğu, gazozun 25 kuruş olduğu, 25 kuruşa ceplerimizi kırık leblebi ile doldurduğumuz yıllar.
Devam edecek.