Ümit Kayaçelebi

Gel de o eski Van'ı özleme 15

Ümit Kayaçelebi

SİNEMAYA GİTMEK ÖYLE KOLAY DEĞİLDİ

Şehir Sinemasının girişinde bilet kontrolü yapan Muzaffer’i hiç unutamam. Bazen seansa yetişemeyip, geç kaldığımızda “iyi müşteri olmanın ‘bonus’u olarak” bizi içeri biletsiz alırdı. Onlar genç insanlardı bizse bala çocuklardık. İkinci film başlayınca acıyıp bizi içeri salarlardı. Elimizde kalan parayı bol keseden sinemanın büfesinde harcardık. Çok para dediğimiz belki 50 veya 100 kuruştu. Çocukluk yıllarında ilkokul sıralarında elime kâğıt paranın değdiğini hiç hatırlamıyorum.

Yer göstericileri bahşiş vermediğimiz için biz çocuklardan hoşlanmazdı. Zaten anne ve babamızdan yalvar yakar zar zor sinema parasının alabiliyorduk ki 25 kuruş verip siyah çekirdek alamadığımız zaman film arasında çerez alıp yiyenlerle o bir zamanlar Yakup Sandıkçının Van’da imal ettiği mis gibi ‘Uludağ’ gazozunu Ağustos aynın sıcağında yudumlayarak içenlere bakıp imrenirdik. Matinelerde (Cumartesi-Çarşamba) balkon tümüyle, kadınlara ait olurdu.

Daha ileriki yıllarda Kemal İlvan’ın ortaklıktan ayrılmasını müteakip Sinemayı tek Başına Şefik Saydan müstecir olarak sürdürmüştür. Burada ilginç bir noktaya temas etmek istiyorum. Biraz evvel de yukarıda arz ettiğim gibi O da şudur; Sinemanın ismi ŞEHİR olmasına rağmen sinemaya giden herkes ŞEFİĞİN SİNEMASI derdi. Diğer sinemalara giden ise sinema sahibinin ismini değil sinemanın ismini söylerdi. Bu da rahmetli Şefik Saydan’a ait ve ona izafe edilen bir unvandı

ESKİ ZİRAAT BANKA SOKAĞI 32 NOLU EVDEN ANILAR

Güzelliklerle dolup taşan mahallelerden ve sokaklardan biri de bizim Eski Ziraat Banka Sokağı idi. Denilebilir ki vakti zamanında Van da Cumhuriyet Caddesine yakın olması hasebiyle en mutena en eşraf ailelerin oturduğu bir huzur sokağıydı Eski Ziraat Banka Sokağı. İsmini nereden almış derseniz Van şehri kurulduğu zaman 1930’lu yıllarda Ziraat Bankası işte bizim yıllarca yaşadığımız sokakta Van insanına hizmet etmişti. İşte zamanında Bir bankanın olduğu sokaktı bizim sokak. Yüksek iki katlı görkemli toprak iki katlı bir binaydı ve kapının yan tarafındaki sütunlara bayrağımızın ay ve yıldızı yerleştirilmişti.

Küçük camiden aşağıya doğru indiğinizde hemen yolun sonunda rahmetli Hasan Durgunun evi, onun hemen yanında ise Seyit Efendinin iki katlı evi yer alırdı. Ve Seyit Efendinin evinin arkasında uçsuz bucaksız üzüm bağı vardı ve herkes o üzüm bağından sitayişle <Seyidin bağı> diye bilirlerdi ve hemen onun bağının altında o zamanın tanımış insanlarından merhum Hacı Nuhi Polatoğlu’nun üzüm bağı ve bahçesi yol üzerinde kerpiç duvardan başınızı uzattığınızda görürdünüz.

Eskiden masallar evvel zaman içinde ğelbur zaman içinde diye başlar ve böyle devam edip giderdi. Derken mevzuya girilir ve masal başlardı. Vakti devrinde Eflatun Cem Güney’in masalları çok meşhurdu ve çokta bilinir ve anlatılırdı.

Men Eflatun Cem Güney değilem ama mende size bu eskileri anlattığım zaman size masal gibi geliyor ama masal değil. Hepsi hakikat ve hepsi hep beraber yaşadığımız hafızamızdan silinmeyen günlerden kalan tatlı anılar.

Aslında masal değil hakikatti yaşananlar ama bu gün anlatanda kimse inanmıyi ve masal gibi geli onlara. Daha böyle gökyüzüne tırmanan binaların olmadığı her insanın en fazla iki katlı toprak evlerde oturduğu ve evini bir saray, bir köşk, bir malikâne gibi addettiği ve o toprak evlerde bir ömür sürdük. Senelerce kireç badanalı duvarların arasında mutluluğu buram buram tattığımız o toprak damlı şoratanlı, cumbalı evler şimdi artık yok.

Mahalleler sitelere, toprak evlerde nefes almayan o yüksek katlı apartmanlara taşınmış. Kimse kimseyi tanımıyor kimsenin kimsenin kapısını tanımadığı kuru kalabalık bir şehre dönmüş o geçmişteki Van. 

BEŞİKÇİ HASAN USTA

Biraz ondan bahsedeyim.

Hasan Ustanın evi de eski ağır ceza reisi Şakir Çaldağın hemen evinin oradaydı. Eviyle dükkânının arası gayet yakındı. Sabah işe çok erken gelmezdi ve akşam olanda da herkesten önce darabalarını kapatıp Allah bereket versin der giderdi.

Ben yine bir sabahtı erkenden çırak olarak erkenden gittim etrafı topladım sildim süpürdüm o esna da ustamda geldi.

BU arada Hasan ustada geldi tahta darabayı ya Allah bismillah deyip açarken:

<Memet usta tez ağşam olsa da bi eve getsağ>

Ustada Hasan ustaya dönerek:

<Hasan usta daha sen dükkâna yeni geldin hele ağşama ne kadar var?>

Hasan usta derinden bi ağ çekti:

< Ağa nedim men bi türlü ğanımdan ayrılamıyam ele dükkâna gelende hasretinden elim ayağım iş tutmiyi!>

Ustamda:

<Üzülme ağşam olur yine gidersen işine bağ>

Ben daha ortaokul 1.sınıf talebesiyim ne anlaram aşktan meşkten muhabbetten. Ustam:

< oğlum o dedi herkes garısıni sever ama o çok sevi garisini onun için deyi ağşam olsada bi çabuğ eve getsem>.

Hasan ustada mehelle gomşumiz idi ailesini tanırdığ. Hanımı da gayet güzel bir ablamızdı. İşte hasan abi de ondan ayrılanda ağşama gadar örse çekiç vurduğunda arada bir ağ ağşam olsa da eva getsağ demağtan kendini alamıyordu.

Geç gelip tez giderdi. Bir gün ben dükkânı açtım Hasan usta bekle babam bekle gelmedi dükkan darabaları gapalı. Herkes merak ederken öylen küçük camide sala okunan da Hasan ustanın vefat ettiği haberini aldığ.

O gün ustam ğoş bi söz söyledi heç unutmam

< Hasan usta artığ ne ağşam olacağ sana nede erken eve gidacağsan>.

Ve Hasan usta o zamanının en tanınmış demirci ve beşikçisi hakka uğurlandı.

BİR ZAMANLARIN ÜNLÜ KUAFÖRÜ VE SONRA HAMAM MÜSTECİRİ ZEKİ GÜZEL DE ANILARDA KALDI

Zamanın can komşularından benim ilkokul öğretmenim Kasım Toker’in babası Hacı Behlül Toker ikamet etmekte ve benim büyük Babam Ziya Kayaçelebi’nin de has dostu. Camide kahvede hiç birbirlerinden ayrılmazlardı. Onların en çok oturdukları kahvede Bapirin kahvesiydi.

Komşu kim diye sorarsanız bir zamanların tanınmış avukatlarından Tevfik Doğuışıker. Kendisi bir dönemde Van’dan milletvekili seçilerek mecliste CHP den milletvekili olmuştu. İki tane çatılı evi vardı ve sokaktaki sayılı betonarme evlerinde yaşıyordular. Oğlu Zülküf Mustafa kızı Belkis le akrandık ve arkadaşlığımızda iyiydi.

O yıllarda Edoşun bağı müthiş bir bağdı geceleri çok tenha ve sesiz olurdu. İt kopuk takımı orada demlenir alem yaparlardı. İnanın biz bahçe duvarından bakmaya korkardık. Seneler sonra bahçeden yol açıldı derken Zeki Güzel Hamamı, Rekorlar apartmanı, Hava Meydanı Müdürü Ekrem Ergun betonarme ve bazı hemşerilerde orada yeni evler inşa edince edoşun bağı tarih oldu.

Edoş dediğimiz zat-ı muhterem o devrin çok sayılı maruf şahsiyetlerinden biri. Tam Künyesi ile edoş dediğimiz Recep Edoş l925-1927 yılları arasında Van Belediye başkanlığı da yapmış mümtaz bir şahsiyet.

Ve vara vara vardık Zeki Güzelin evi ile hamamına. Zeki Güzel o yılların sayılı kuaförlerinden biri. Zamanında herkese berber derken sadece Sipahi oğlu, Cem_Ka kardeşler ve Zeki Güzel için kuaför kelimesi kullanılırdı. Zeki Güzelin yeri de şimdi Cumhuriyet Caddesinde Saydanların dükkânlarının hemen bitişiğinde idi. Hatta beni yaz tatilinde çırak olarak elim ayağım sokaktan kesilsin diye babam çırak olarak vermişti. Kalfası da Necip Akürekti çok iyi hatırlıyorum.

Zeki Güzelin hemen komşusu Nuran ustaydı. Biz o zamanlar hamamın arkasında mahalle maçları yaparken top es kaza Nuran ustanın bahçesine gitse evde olsa alıp keserdi. Bizde çok çekinirdik aman topu bahçeye sektirmeyin diye birbirimize tembih ederdik. Saraç vardı mahallede Kızı Kadriye ile Atatürk Lisesinde okuyorduk. Kardeşi İbrahim de top arkadaşımızdı maçlarda hep o topunu getirirdi top onda olduğu için en iyi adamları da hep o seçerdi. O zamanlar takım kurmanın takım seçmenin kuralı öyleydi.

Nuran ustanın komşusu ise Şahince ailesi idi. Derken o zaman otel ve kahve müsteciri olan Mustafa Cengiz’in evi. Uzun yıllar Van da kahvecilik ve Bahçıvan Mahallesi Muhtarlığı yapan Hacı Yusuf Şengül de Mustafa Cengiz’in kapı komşusuydu. Hacı babanın Kızı Şensever de Atatürk Lisesinde bizimle birlikte okuyordu. Arada unuttuğumuz da olabilir olduysa affınıza sığınıyorum çünkü aradan çok çok uzun yıllar geçti.

Devam edecek.

Yazarın Diğer Yazıları