Gel de o eski Van'ı özleme 14
Ümit Kayaçelebi
BOHÇACILAR FİYATI İNDİRİR SİZE BİR ŞEY SATMADAN GİTMEZLERDİ
Bunların içinde bazıları vardır ki hemen hemen her sene gide gele her tarafı tanır bilirler ve sabit müşterileri vardı. Özellikle zengin konak ve debdebeli evlere öncelikle uğrarlardı bu bohçacı kadınlar. Mahalle ve soka ğa her yol düşüşte; kapıyı çalıp taşlığa girer girmez zemin malta, mermer, çini her ne olursa olsun, derhal yere bağdaş kurarlar. Başörtüsünü enseye indirip, göğsü bağrı da açıp pancar gibi olmuş yüzlerinin terini kurularlar.
Ölmüşlerinin canı için maşraba ile su isterler; avucu tepeye bastırıp, , çömelip suyu dikerler. Biraz soluk alır almaz bohça açılır. İçinde şunlar vardır;
Yaz ise envai çeşit basmalar, pikeler, örtüler, Bursa`nın hamam takımı, havlusu, bürümcüğü; uçları sarma işlemeli, ipekli, kılaptanlı, simli çevre; hesap işli uçkurlar, mendiller, taharet bezleri...
Yatak çarşafları, sofra örtüleri, vs. yani bir bohçaya sığdırıp taşıyabileceği kadar kumaş vs birden ortaya dökülür ve seç beğen al almak istediğini. Ev halkı, büyüğünden küçüğüne, beslemeye kadar etrafa üşüşür. Birer birer bohçadan çıkanlar sıra ile ele alınır; dikkat ve itina ile gerilerek atkıları, örgüleri sayılır. Hamam takımının kukuletasındaki sırmanın sim olup olmadığı münakaşa edilir.
Bu bohçacı kadınlar bahusus şehir merkezindeki mahalle ve sokaklarda ağırlıklı olarak satış yapmak isterlerdi. Hele böyle o eski Van konakları köşkleri şaşalı debdebeli evleri gördüklerinde kolay kolay bir şey satmadan ayrılmazlardı. Bohça döküldü mü mutlaka size bir şey satmadan asla oradan ayrılmazlardı
GİDERLER VE GELECEK SENE YİNE GELİRLERDİ BU BOHÇACILAR
Kadın basmayı beğenir kaç para deyince 10 lira der. Tabi soran hemen almaz bilir ki o hele fiyatta düşecektir. 7 lira olsun der yine almaz hadi beş lira olsun yine almaz almak isteyen ve en sonunda 10 liralık basmayı 3 liraya satardı. Yani fiyatı yüksek tutar ama en sonunda söylediği fiyatın çeyrek fiyatına satardı..
Alan da memnundu satanda. Artık nereden alır getirirlerdi onu ancak onlar bilirdi. Gerçek olan şuydu ki sattıkları mallar çalıntı değildi. Alın teri ile zar ve zor şartlarda bu işi yapıyorlardı.
Yaşları 20 ile 50 yaşları arasında olan bu bohçacı kadınlar sırtlarında bohçalarının ağırlığı altında bir yana yatar gibi yürürlerdi. Çoğu da hallerine acır bir siftah olsun diye alış veriş yaparlardı Bohçacı kadınlardan.
Ben bohçacı kadınların hırsızlık, çalmak, çırpmak gibi hadiselere bahse konu olduklarına Van’da yaşadığım süre zarfında hiç şahit olmadım. Ha derseniz ahlaksızlık babında onu da hiç duymadım. Bize göre ekmeğinin peşinde rızkı için ta nerelerden kopup gelmiş bu bohçacı kadınlar bir bakıma da ucuza mal satarak halkında gönlünü hoş ediyorlardı.
Geldikler zaman çoğu ikinci üçüncü sınıf otellerde kalırlar ve belli bir zaman sonra nerede yaşıyorlarsa oraya dönüp giderlerdi. Birçoğu da gelecek sene yine gelirlerdi.
Bohçacı kadınlar umumiyetle ikişer ikişer gezerlerdi ne olursa olsun erkek olmadıkları için bazı şeylere tedbir olarak ihtiyaten pek tek dolaşmazlardı. Kendini ve haddini bilmeyen insanlarda yok değil di Van’da. Bu Bohçacı kadınlara askıntılıkta ederlerdi ama bu pek karşılık görmezdi
Sırtında onlarca kilo ağırlığında yükle sıcakta kan ter içinde kalan bu bohçacı kadınlara bizim Van’ın hanımları çok acırlardı. Alır kapılarına buyur ederler çay ikram ederlerdi şerbet sunarlardı bahçeden topladıkları meyvelerden verirlerdi. Hakikaten işleri zordu ekmek parası için gün boyu dolan dur işler iyi gitmişse ne ala gitmemişse umutları yarına taşımak üzere tut otelin yolunu.
Bunların bazıları belki öbür tarafın Çingeneleri olsa bile çoğu da Çingene değildi. Onlar başlı başına seyyar mağaza gibi senelerce Van’a geldiler gittiler ve biz de ucuza mal sattıkları için onlardan çok istifade ettik.
Lakin öyle bir zaman geldi ki artık lüks mağazalar konfeksiyonlar arzı endam etmeye başlayınca ve artık herkes hazır elbiseye merak salınca gün geldi bohçacılara da iş kalmadı.
Ve bu gün artık cadde ve sokaklarımızda artık hanım bohçacı geldi diye seslenen bohçacılar artık yok.
Onlarda vakti zamanında tarihteki yerlerini aldılar ve zamanı geldi sahneden çekilip gittiler.
YAN YANA DİZİLMİŞ 9 EV TEK BİZİM SOKAKTA VARDI
Bir zamanlar yani bundan 60-70 sene evvel bi Eski Banka suvağı vardi. İnsan doğduğu çocukluğunu geçirdiği, gençliğini yaşadığı ve elinin işe aşa ulaştığı ne o şehri ne o mahalleyi ne de mahalleliyi ne de sokağı istese de istemese de unutamıyor.
Hal böyleyleyken ben de zaman zaman zaman tüneline dalarak gerilere giderek o eski günleri o eski insanları anmadan edemiyorum.
Eski Ziraat Banka Sokak adını zamanında Ziraat Bankasının burada kurulduğundan ve yıllarca hizmetin burada verilmesinden almış.
Düşünün senelerce bu sokağa o zamanın çalışanları esnafı tüccarı ve de tekaütleri hep bu sokaktan gelip geçmişler ve paranın merkezi olmuş bu sokak.
Gel gör zaman içinde Ziraat Bankası başka bir yere nakledilince o zamanki Belediye tarafından sokağımızın adı Eski Ziraat banka sokak olmuş.
Sokağa girdiğiniz zaman yürürken sol tarafınızda birbirine bitişik tamamen duvar duvara yan yana dizilmiş sekiz tane 2 katlı ve bir de tek katlı kerpiçten yapılmış ev görürdünüz.
Bu sıranın en başında duran diğer iki katlı binalardan en az bir metre kadar daha yüksek olan Ziraat Bankasının binasınıydı. Adeta tespihin imamesi gibi yüksekliği ile ben onlardan daha farklıyım diyen bir binaydı eski ziraat bankasının olduğu bina. Şimdi şöyle söyleyeyim bazen yaz ayları olduğunda bizler sessiz usul usul bina sahiplerinin fark etmeden damdan dama sürünerek gider ve banka binasının olduğu yerden Emek sinemasının (yazlık) sinemanın perdesini görebilirdik az da olsa.
Perdenin üstten üçte birlik bölümünü uzaktan olsa da seyretmek bize çocuk aklı ve ruhuyla ayrı bir keyif verirdi.
Burada demek istediğim şu ki daha yeni betonarme binalar inşa edilmediği için o mesafeden emek sinemasının bulunduğu yeri görebiliyorduk. Önümüzdeki tek engel zamanın kavak ağaçları idi o kadar.
İlginçtir çoğu insan da bilmez ve farkına varmamıştır lakin Van da hiçbir cadde ve sokakta 9 tane yan yana arlıksız çin Seddi gibi duran birbirine yapışık 9 ev hiçbir yer de yoktu ve bu görüntü sadece Eski Ziraat Banka sokağına mahsustu.
Bu da bu sokağın ayrı bir farklılığı idi o zamanlar.
ON EMİR FİLMİ GELDİĞİNDE ÇOK İLG İ GÖRDÜ ÇOK HASILAT YAPTI
Bilet fiyatları standarttı sinemalarda. Gelen filme göre de sinema oynamazdı. Mesela 10 Emir filmi geldiği zaman Şehir Sinemasında oynadığında Van ayağa kalktı. O film bana göre oynadığı yıllarda Van’da en fazla ilgi gören Film olmuştur diyebilirim. İnsanlar sinemaya gittikleri vakit Caharlton Heston’un Hazreti Musayı canlandırdığı sahnede Firavun ve askerleri yetiştiğinde elindeki asa aile denizin ikiye ayrılışı ve Hz.Musa ile İbranilerin karşıya geçtiği o sahneyi ne ben ne de seyredenler hala unutamamışlardır..
LEBİBE ĞANIMIN KAPISINDAN GEÇENDE LAF SAYARDI HER GÜN SOKAĞI SÜPÜRÜRDÜ
Yolun karşı tarafında Cemal Kahvecioğluna ait büyük bir bahçe ve üzüm bağı ile mahallenin en büyük iki katlı evinde oturmaktalar. Cemal Kahveci oğlu devrinin önemli şahsiyetlerinden biri ve belediye meclis üyesi aynı zamanda çok iyi de Van Halk oyunlarını bilen ve oynayan biri. Maalesef ben doğduğum yıl vefat etmiş görmek nasip olmadı.Onların komşusu da Halil Ebe peri nam-ı diğer Sallağ Ğelil Efendi. Çok tatlı cana yakın biri ve hanımı Hatice teyze de ondan geri kalmayacak kadar mahallenin çok saydığı sevdiği bir teyze. Komşuları da Lebibe Hanım. Lebibe hanım Karayollarında Özdemir adlı kendinden daha genç biriyle evlendi ama gel gör genç eşi ondan evvel vefat etti gitti. Lebibe teyze her gün şalvarını çeker kapısın önünü süpürür süpürdüğü yerden biri geçse kızardı. Tek kalınca hep evinin bir odasını bayan öğretmenlere verirdi.Ve Sıhke Caddesine varmadan üç ev var yan yana birinde Mısırlı oğlu Hüsnü Öndere ait onun yanında Yağcı Nurettin Efendi ve tam köşede de eski Özel İdare müdürü Lütfü Doğan’ın evi. Rahmetlinin kızı Ayfer Doğan da benim okul arkadaşımdı.
Devam edecek.