Ümit Kayaçelebi

Gel de o eski Van'ı özleme 11

Ümit Kayaçelebi

ULUDAĞ GAZOZU İÇİNCE NE KADAR MUTLU OLUYORDUK SADECE 25 KURUŞTU

Sinemada sadece afişlere mi bakardık değil tabi. Paran varsa git Minicik büfeden bir şeyler al ye. Hatta paran varsa bir de Uludağ Gazozu patlattın mı artık değme gitsin keyfine.

İnanın o zamanlar bunlar bizi çok mutlu ediyordu. İşin ayrı bir yanı da hepimiz bekârdık sinemada o zamanın güzel artistlerini görünce evlenme arzularımız kabarıyor kendimize sevgili arıyoruz ama ne gezer o günün şartlarında öyle sevgili bulmak el ele gezmek gidip soğuk sıcak bir şeyler içmek ne kabil.

Sinemaya kadınlar kızlar da ağırlıklı olarak geldikleri için bakar dururduk ve bu sadece göz banyosundan da öteye geçmezdi. Zavallı kızın haberi olmadan aşık olurduk platonik aşk ya ne kimse bilirdi ne de karşılık görürdünüz. Platonik aşklar çoktu ama hiç biri de mutlu sonla bitmezdi.

Uludağ Gazozu deyince şimdi herkes sanacak ki o Bursanın meşhur Uludağ Gazozu. Değil efendim. O yıllarda buraya dışarıdan gazoz meşrubat gibi şeyler gelmezdi. Bu tamamen yerli Van da yapılan ve üretilen Vanın Uludağ Gazozu idi.

TEŞRİFATÇININ ADI VAN DA FENERCİYE ÇIKMIŞTI

Hal böyle olunca Teşrifatçılık Yani o zamanki asıl ismiyle sinemaya fenerci alınacağı zaman çok tahkikat yapılırdı. Zaten bu fenerci dediğimiz insanlar biletler çoğu zaman numaralı olduğu için film başlamadan önce ve sonra fenerle işaretlenip yer gösterirlerdi Ellerinde fener olduğu için bu teşrifatçı kısmına senelerce burada fenerciler denmiştir.

Fenercilik yapanlar tabi bunu biraz para kazanma birazda keyif sürme adına yaparlardı. Genel de bekâr gençler bu işi yaparlardı.

Çok arkadaşım da bu işi yapmış askerlikten sonra da çok önemli işlerin başına geçmişlerdir. Bu utanılacak bir iş de değildi çünkü Van’a mahsus bir şey değildi büyük şehirlerde her yerde olan bir şeydi bu teşrifatçılık.

İŞTE BAZI AKLIMIZDA KALAN FENERCİ DOSTLARIMIZ

İşte o teşrifatçı (Fenerci) dostlarımızdan aklımızda kalanlar; Canavar Heso, Muzaffer, Ahmet ve Mustafa Çiğdem, Atay Sağlam, Şahin ve İsmet Girici, Ustura Şabo, Turan Şahinalp, Coşkun Şahinalp, Kemal…, Remzi Koç, Ahmet Eriş, Yavuz Çiğdem, Horoz İsmet, Haşim Kaplan.

Sevgili dostlar aradan çok zaman geçti aklımda kalan bunlar. Birçoğu arkadaşımız olmasına rağmen inanın elimizde bilet olmasa asla sinemadan hatır gönül deyip içeri almazlardı. Çünkü kapının beri yanında da her zaman belediye görevlisi olur o da biletleri sıkı sıkıya takip ederdi. Çünkü belediyenin rüsüm adı altında biletlerde bir payı vardı

Her şeye rağmen sinemalar Sahibiyle, makinistiyle, Fenercileriyle, Büfecisiyle, Gazozcusuyla, Bilet Keseni ile biz bir aile gibiydik.

Heyhat şimdi ne o eski sinemalar kaldı ne de o eski fenerciler. Van’da sinemanın tarihine bakacak olursak asıl mesleği terzilik olan rahmetli Baki Okayın ifadesiyle Van’da ilk sinema gösterimleri şimdiki Müzenin olduğu yerde bulunan Eski Halkevi binasında yapılmıştır

AYSEL TANJU GİBİ KIVIRMALI GÜNLER

Bizi en çok heyecanlandıran şey ötelerden ta uzaklardan gelen tiyatro kumpanyaları, şarkıcılar, türkücüler ve onlarla gelen hanendeler sazendeler ve rakkaselerdi. İnsanlar zaten konsere en çok umumiyetle gelen rakkaseleri seyretmeye giderlerdi ki o yıllar da Aysel Tanju, İnci Birol, Nilüfer Aydan, Saliha Ketenci, Ayşe Nana, Necla Ateş, Nebile Teker, Özel Türkbaş, Özcan Tekgül rakslarıyla çok ilgi çeken rakkaselerdi.

Ancak burada en çok adından bahsedilen Aysel Tanju idi. Nedense ziyadesiyle eğrilip kıvrıldığı içindir ki kıvırma da usta idi. İşte bu sebepledir ki o seneler de halk arasında böyle sözünde durmayan, vaadini tutmayan, dediğinden vazgeçen insanlar için sitem ederek <Aysel Tanju gibi kıvırma> derlerdi. Bu söz bir nevi kibarca hakaretti aslında anlayana tabi. Bu deyim de senelerce halk arasında söylenip durmuştur.

Yani konserde en çok ilgiyi gelen şarkıcı türkücüden çok konser heyetiyle gelen rakkaseler çekerdi. Konser mekânları emek ve şehir sinemaları olurdu ki konserler de yer ve kapasite itibariyle emek sineması tercih edilirdi gelenler tarafından.

Konsere gitmek sinemaya gitmek gibi değildi. Biletler oldukça pahalı olduğu için şehrin üst düzey memurları, yöneticiler, zenginler, tüccarlar bir de durumu iyi olanlar bu konserlere ailece katılırlardı ve biz konsere gidiyoruz diye komşuya tanıdıklara hava atılırdı!

AFİŞTE DEV YILAN RESMİ AMA İÇERİ GİRDİĞİNİZDE KÜÇÜK BİR YILANLA KARŞILAŞIRDINIZ

Şimdi ne vardı derseniz! Mesela bir çadırın içerisinde birkaç maymun, yılan, kedi. Köpek, bazen ayı vs. hayvanların bulunduğu bir bez afişe çizilirdi ve insanlar içerdeki hayvanları görmek için bilet alıp içeri girerlerdi merakla. İşin tuhafı o ki bez afişte dev bir yılan resmi görenler içeri girdikleri zaman küçük bir yılanla karşılaştıklarında şok oluyordu. Yani afişteki hayvanların içeride devini değil cücesi ile karşılaşıyorlardı. ve çıkarken ulan nasıl kandırıldık diye hayıflanıp çıkıyorduk. Ama yapacak bir şey yok çünkü biletin parasını peşin verdiniz ya.

Bir başka çadırda hedefe atış yapıp silahla vurmak ve ödül kazanmak istek ve ihtirasıyla ha bire atışa devam. Şimdi silahı niye elinizden bırakamıyorsunuz derseniz? Çünkü kumpanyacı oraya ya bir kız veya kadın bırakmış işte sizde o yüzden elinizde silah ha bire ateş edip duruyorsunuz. O kız orada olmasa o kadar atış elbette ki olmazdı.

AHH Bİ BİSKLETİM OLSAYDI DEDİĞİMİZ YILLAR

Daha bala çocukken bizim Eski Ziraat Banka Sokağında bazı ağabeylerimizin bazı büyüklerimizin bisikletleri vardı. Onlar bisikletlerini kapılarının önlerini bıraktıkları zaman bele derinden bi ah çeker acaba bir gün bende büyüyecek ve bele bi bisikletim olacak mı diye aklımdan geçerdi

Oysaki daha çocuktuk bir üç tekerlekli bisikletimiz bile yoktu. Nasıl olsun ki! Babama diyemem anama desem kıyametleri koparırdı. Hâsılı kelam çocukluğumda hiç üçtekerli bir bisikletim olmadı.

Derken zaman geldi genç delikanlı olduk ama yine bisikletimiz yok. Yine mahalle de bazı arkadaşlarımın bisikletleri var bele göstere göstere binip bize hava atsalar da imrenerek kıskançlıkla bakmaktan öte bir şey de yapamıyorum.

Ama çok istiyorum bisikletim olmasını lakin ne kadar ağlasam sızlansam da ne feryadımı duyan var ne de bisiklet alan var. El âlemin çocuklarının ince teker, balon teker, vitesli çok güzel bisikletleri var üstelik gelin arabası gibide süslemişler.

MAZİ OLDU O ESKİ TEBRİK KARTLARI

Her bayram geldiğinde şöyle derinden bir nefes çeker ve ahhhh nerede o eski bayramlar der. O günleri tekrar yaşamak adına bir anda eskiyi özlersiniz ama eski artık mazi olmuştur der ve tekrar bu güne dönersiniz.

O çocukluk ve gençlik yıllarımızda hani bayram geliyor neler alayım neler giyinenimin yanında bir de tanıdık, eş ve dostu da hatırlama adına gidemediğiniz göremediğiniz sevdikleriniz saydıklarınıza ulaşma adına çeşit çeşit bayram kutlaması için tebrik kartları alırdık.

Tebrik kartları zarfları tek bir yerde satılırdı. O da o günkü PTT nin önündeki seyyar stantlara yerleştirilen tebrik kartları bayram öncesi ve de bir müddet bayram sonrası görücüye çıkardı. Envayı çeşit kartlar seç seç beğen beğen al.

Her satanta ayrı konularda tebrik kartları yerleştirilirdi her yaşa her zevke hitap eden kartlar alıcıya böylelikle ulaşırdı.

Mesela bir stanta baktığınız zaman camili MEKKELİ MEDİNELİ, KABELİ dini konuları içeren kart postallar olurdu bunları umumiyetle orta yaşlılar yaşlılar ve dini hassasiyeti olanlar alırdı.

Bir diğer stanta baktığınıza d bu kez o stantta işte o zamanın yerli yabancı sinema artistlerinin kartlarını görürdünüz. Mesela yılmaz Güney, Ayhan ışık, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın, Zeki Müren, Belgin Doruk gibi Bir de Yabancılardan Sean Conneryn, John Wayne, Birigitte Bardot Claude Cardİnale, Liz Taylor, Marlon Brando vs. daha bir çok sayılabilecek kadın ve erkek artistlerin kartlarını defalarca bakar bakar ondan sonra alırdık. Nasıl olsa sana bakma diyen mi var.

Yalnız erkekler kadın artistlere ait olanları kadınlarda umumiyetle erkek artistlere biraz daha fazla ilgi duyarlardı. Bazen karma da olurdu. 

Ayrı bir stantta rengarenk güller, tablo resimler vs derken o stanttan bu stanta derken ha bire turlar ve en sonunda hoşumuza giden kartları alırdık.

Kartlardan ayrı bir de küçük kartvizitler olurdu bazen de onlardan alırdık.

Bazen öyle olurdu aynı gün biraz alır daha ertesi gün yine gelirdik.. Çok apayrı bir keyifti. Bazıları hassas olurdu ta bir hafta on gün evvel alırlardı ki bayram da ellerine geçsin diye. Bazen de geç kalanlar bayram sonrası bu işi yaparlardı.

Ancak o yıllarda posta ile giden kartların en erken bir haftadan önce yerine varamayacağı hesaplanarak kartlar ona göre postaya verilirdi.

Tabi birde bu kartların allı pullu çiçekli desenli, rengârenk zarfları da vardı. O renkli zarfları da genellikle kızlar alırdı. Zarflarda bir de uçakla uçak postası ile gidecek zarflar vardı. Uçakla gönderdiğiniz zaman 10 kuruş fark ediyordu. 0 yıllarda çok iyi hatırlarım mektup 50 kuruş uçakla giderse 60 kuruştu. Tebrikler zarfa konulduğu zaman ağzını kapatırsanız mektup fiyatına, kapatmaz açık bırakırsanız yarı fiyatına giderdi. Bir de hazır kartlar vardı onu öyle alır zarfa koymadan atardınız.

Vallahi çok hoştu alması, beğenmesi, yazması gidip postaneye postaya verilmesi. Hem zaman alan hem de hoş duygular Yaratan şeydi bayram kartları.

Kartları eve getirip atacağımız kişiye göre yazardık. Askerse ona göre,, sizden büyükse ona göre, tanınmış kişiyse ona göre yazardık. Her kelimeyi adeta cımbızla seçer dantel işler gibi karta işlerdik.

Ne hoştu akşam evde güzelce yaz ondan sonra gel postaneye onları atmaya. Ve o arada PTT de kıymetli büyüklerini gör. Onlarla selamlaş. Vallahi çok hoştu o anlar anlatılmaz.

Devam edecek.

Yazarın Diğer Yazıları