Mustafa M. Atilla

Yorgunluğu anlatıyorum

Mustafa M. Atilla

Bugün birine "iyi misiniz?" diye sorduğumuzda,cevabı dinleyecek kadar takatiniz var mı, yoksa siz de o cevabı verecek kadar yorgun musunuz?

Modern zamanların görünmez pandemisi olarak adlandırdığım yorgunluk bu haftaki konuğum.

Günümüzde kime "Nasılsın?" diye sorsanız, aldığınız cevap genellikle standart bir nezaket cümlesi değil, derin bir iç çekiş oluyor,çok yorgunum. Üstelik bu yorgunluk, sadece fiziksel bir bitkinlikten ibaret değil

uyuyunca geçmeyen, tatille tükenmeyen, ruhun derinliklerine kadar işlemiş bir yaşam yorgunluğu.

Modern dünya bizlere "hız" ve "verimlilik" üzerine kurulu bir hayat vaat etti. Ancak bu vaat, beraberinde bitmek bilmeyen bir yerlere yetişme telaşını ve sürekli çevrimiçi olma zorunluluğunu getirdi. 

Bugünün insanı,geçmişten bugüne kadar,Bildirim sesleri,bitmek bilmeyen e-postalar,onay kodları,

e-devlet,sosyal medyadaki kusursuz hayatların yarattığı "yetersizlik" hissi ve her an bir şeyleri kaçırma korkusu..Hepsi birleşip zihnimizde devasa bir gürültü yorgunluğunu,(yorgunluğumuz yokmuş) gibi zihnimizde

yaratmamıştı.Teknolojinin yardımı ile bunu da başardık 

elhamdülillah.

Eskiden yorgunluk, bedensel bir emeğin ardından gelen,hak edilmiş bir dinlenme ile taçlanan bir duyguydu.Şimdilerde ise oturduğumuz yerde,uzan

dığımız  kanepede bile yoruluyoruz. Zihnimiz sürekli bir sonraki adımı planlarken, "an" dediğimiz o kıymetli dilimi ıskalıyoruz.

Eskilerin "yorgunluk" dediği şey dizlerdeki sızıydı; bizimkisi ise ruhun nefes darlığı. Bugünün dünyasında yorgunluk bir sağlık sorunundan ziyade, bir statü sembolü haline geldi. Ne kadar meşgulseniz o kadar önemlisiniz, ne kadar yorgunsanız o kadar "başarılı" kabul ediliyorsunuz. Dünyayı biraz boşlayıp,nereye götüreceksin fikri ile hareket ettiğinizde ise başarısız kabul ediliyorsunuz. Peki, bu bitmek bitmeyen koşunun varış çizgisi neresi?olacak.

İnsan, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar "özgür" olduğunu sanıyor. Ancak bu özgürlükler, aslında bir seçenekler hapishanesi. Akşam ne yiyeceğimizden hangi diziyi izleyeceğimize,hangi eğitimi alacağımızdan hangi hobiyi edineceğimize kadar binlerce karar arasında savrulurken yoruluyoruz . Her seçim, her

hedef,ulaşılmayan başarı seçenekleri,seçmediğimiz binlerce ihtimalin pişmanlığını da beraberinde getiriyor. 

 

Bu işi yapmasaydım da bunu şunu yapsaydım,böyle olsaydı daha başarılı olurdum gibi karar yorgunluğu, zihnimizi bir sis bulutu gibi iniyor ve yoruyor.

Daha çok üretmelisin, asla yerinde saymamalısın,

daha çok satmalısın,daha çok biriktirmelisin diyen iç sesimiz, bizi dinlenmenin bir suçluluk duygusuna dönüştüğü o karanlık noktaya itti. Boş durduğumuz her anı boşa harcanmış bir zaman dilimi olarak görüyoruz. Oysa toprak bile nadasa bırakılmadan bereket vermez.

Bu kronik yorgunluğun panzehiri daha fazla uyku değil, daha fazla yaptığı işini,insanı,yaşadığı yeri,ülkesini,

akrabasını,arkadaşlarını,mesleğinin hakkını verdiğini  hissettiğinde,o fiziksel yorgunluk tatlı bir huzura dönüşür. 

Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışırken, aslında hiçbir yerde olamıyoruz. Hayat, kaçırılmaması gereken bir fırsatlar silsilesidir, tadı,tuzu çıkarılması gereken bir yolculuktur. Belki de çözüm: çılgınlar gibi vites yükseltmekte değil; bazen sağa çekip motoru durdurup soğutmak,soğurken de kuşların sesini dinlemeye çalışırken yorgunluğu üzerimizden atmaktadır.

Yorgunluğu kafadan ve bedenden atmanın yolunu bir

sır gibi saklamaya gerek duymadan paylaşmam gerek.

Sözü özü bir olan,Konuşmalarıyla,eylemleri arasında uçurum olmayan,dürüstlüğünü bir yaşam biçimi haline getirmiş kişilerle vakit geçirmek.

Sizi sadece onaylayan değil, aynı zamanda ufkunuzu açan, bir konuya farklı açılardan bakmanızı sağlayan mesleğinde"usta" ruhlu insanlarla bir arada olabilece

ğiniz kişilerle aynı ortamı paylaşmak.

Yanında hiçbir şey konuşmadan, sadece varlığından,

değil,sesini duyduğunuzda huzur bulduğunuz,sosyal maskelerinizi çıkarabildiğiniz insanlarla birlikte vakit geçirmek.

Sizi gerçekten duyan,anlayan yargılamadan önce anlamaya çalışan, zor zamanlarda en güvenli limanınız

olabileceğinizi düşündüğünüz,düşüncelerin birleştiği

insanlarla an’ı yaşamak. 

Toprakla temas edebileceğiniz,ağaçların renginden takip edebileceğiniz yerler,tarihin izlerini taşıyan, her köşesinde ayrı bir anlatı barındıran tabiat güzellikleri, Sadece tüketmek için değil, icatlar için imkan sunan (bir çalışma masası, bir bahçe veya bir atölye gibi) kullanılan alanlar yorgunluğu atmaya yardımcı olur.

 

Kapıdan çıktığınızda kendinizi yabancı hissetmediğiniz, komşuluk hukukunun veya toplumsal nezaketin hala nefes aldığı yerler, Bilhassa müstakil evlerde yaşamı

tercih edenler için,iyi komşunun varlığıdır yorgunluğu atmak.

Yorgunluğu atmak, bazen kalabalık bir şehrin tam ortasında, doğru insanlarla kurulan küçük bir kahvede,, bazen de ıssız bir doğada kendi iç sesinizle barışık olmakla mümkündür.. Önemli olan, bulunduğunuz yerin ve yanınızdaki insanın, sizin etik değerlerinize,ruhsal dinginliğinize,sevincimize,sıkıntılı anlarınıza,ne ölçüde hizmet ettiğidir.

Bugün için benim az da olsa yorgunluğumu giderecek

düşüncelerimde saklı olanlar; Tabiatla insanlara sunulmuş,ağaç,orman ve akan sular.Birlikte zaman

geçirilecek,sana huzur veren dost,akraba,komşu ve

arkadaşlar.Kafalarını kuma gömmemiş insanlar ve

halkının refahını ve güvenliğini düşünen yönetimler.

Bana yorgunluğumu unutturuyor.

Yazarın Diğer Yazıları