Toplumun üç sessiz zehri
Mustafa M. Atilla
Zina..İsraf ve Emanete Hıyanet…
ZİNA…
Bugün modern dünyanın hızı içinde kavramların içi boşaltılırken, aslında geleceğimizi inşa eden temel sütunları nasıl birer birer sarstığımızı görmezden geliyoruz.
Toplumsal çürüme bir anda gerçekleşmez; önce değerler aşınır, sonra güven kaybolur, en nihayetinde de o cemiyetin ruhu can çekişmeye başlar. Bu çürümenin merkezinde ise üç büyük yara duruyor: Zina, israf ve emanete hıyanet.
Neslin felaketi zina ile başlayalım.
ZİNA..
Hafife aldığımız zina, sadece bireysel bir günah veya ahlaki bir tercih olarak görülemez. Bir toplumun çekirdeği olan aile yapısını doğrudan hedef alan, sadakati hiçe sayan ve neslin emniyetini tehlikeye atan bir eylemdir. Sadakatin olmadığı yerde güven, güvenin olmadığı yerde huzurlu aile yapısı inşa edilemez.
Modern dünya bunu "özgürlük" kılıfıyla sarmalasa da, sonuç hep aynıdır: Parçalanmış aileler ve köksüz nesiller, yıkılan yuvalar, bu yolda başa gelen sıkıntılar
hep bu yolun yolcusu selamı çakar.
Er geç:bir anlık zevkin karşılığını mutlaka görecek,
ceremesini çekecek insanoğlu,Şeytanın bu işi süslü göstermesi de,yandaş toplamasıyla alakalı.Sönen hayatlara baktığımızda nefsin ve şeytanın kol kola gezdikleri zihinlerde varlığını sürdürdüğünü görürüz.
Bu konuya din nasıl bakıyor;”Cezası ölüm veya eş değerde sıkıntılı hayatlar.”
ŞÜKRÜN ZIDDI İSRAF..
İsrafı sadece "ekmeği çöpe atmak" sanıyorsak yanılıyoruz.İsraf;vaktin,emeğin,yeteneğin ve en önemlisi sahip olunan her türlü nimetlerin hoyratça tüketilmesidir. Bir yanda açlık sınırı altında yaşayan milyonlar varken, diğer yanda gösteriş ve tüketim çılgınlığıyla heba edilen,şahsi veya kamusal kaynaklar, toplumsal adaletin en büyük düşmanıdır. İsraf, aslında başkasının hakkını gasp etmektir.Elindekinin kıymetini
bilmeyen,yarın yoklukla imtihan edilmeye mahkûmdur.
İnsanı yaratan Allah,israf edenleri şöyle tanımlıyor:
“israf edenler şeytanın kardeşleridir”.Eğer bir yerde
israf eden birini gördüğünüzde uyarmak,ona yanlışını,
işin vahametini anlatmak,anlamasını sağlamak,hemde
ceremesini bireysel ve toplumsal kimlikte kısa ve uzun vadede çekileceğinin idrakinde saklı olduğunu anlatma
kurtarıcı rol oynayabilir.
İslam dininde israf, sadece maddi kaynakların değil, zamanın,sağlığın ve emeğinde gereksiz yere
harcanması olarak tanımlanır. Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde israfın hem bu dünyada hem de ahiretteki karşılığına dair ciddi uyarılar yer alır.
İsrafın "cezası" ve sonuçlarını birkaç başlıkta topladım.
Manevi Kayıp: Allah’ın sevgisinden mahrumiyet..
Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez."Şeytanla Dostluk (Kardeşlik)
İsraf edenler, ayetlerde "mübezzirun" (saçıp savuranlar) olarak adlandırılır ve bu kişilerin durumu sert bir dille eleştirilir:
Ahiretteki Hesap (Sorumluluk):
İslam inancına göre her nimetin bir hesabı vardır. İsraf edilen her şey, kıyamet gününde bir sorgu sual sebebidir. Hz. Muhammed (s.a.v.) bir hadisinde şöyle buyurmuştur:Hiçbir kul, kıyamet gününde ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne yaptığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından ve vücudunu nerede yıprattığından sorguya çekilmedikçe bir adım bile atamaz.
Dünyevi cezalar: Bireysel israf yoksulluğa,darlığa,
bereketsizliğe.. toplumsal israf ise ekonomik krizlere yol açar.Sonuç olarak,israf dünyada rızkın daralması ve huzursuzluk, ahirette ise şiddetli bir hesap ve mahrumiyettir.
EMANETE HIYANET..
"Emanet" dendiğinde aklımıza sadece birine bırakılan eşyalar gelmemeli. Aldığımız görev, üstlendiğimiz sorumluluk, bize güvenen bir insanın kalbi, hatta doğa ve devlet malı bile birer emanettir. Liyakatin yerini kayırmacılığın, dürüstlüğün yerini kurnazlığın aldığı her yerde emanete hıyanet vardır.Bir toplumda "emin"sıfatı kaybolmuşsa, o toplumun harcı bozulmuş demektir.
Sonuç Olarak
Bu üç kavram aslında birbirine görünmez iplerle bağlıdır. Özünde "hadsizlik" ,"hukuk tanımazlık" ve açgözlülük yatar. Zina nefse yenilmeyi, israf şükrü unutmayı, hıyanet ise dürüstlükten vazgeçmeyi temsil eder.
Yeniden diriliş, sahip olduğumuz değerleri sadece dilde değil, hayatta yaşatmakla mümkündür. Unutmayalım ki; iffetini koruyan, israftan kaçınan ve emanete sadık kalan toplumlar ve insanlar, tarihin her döneminde ayakta kalmayı başarmıştır.
Bu üç yarayı iyileştirmeyi, insan olabilmenin
koşullarından saymadıkça merhamet beklenmemeli.
Kimden?Yaradandan.Bu gibi huylar,hele ki başkasının,
başkalarının,halkın,köylünün,garip gurebanın rızkından
yapılan israfları merhametten çok azaba evrileceğini
düşünenlerden biriyim.
Yazmayayım dedim de;yazmadığın,dile getirmediğin
bazı şeyler insanı dilsiz şeytan yapar.Kulağıma geliyor köy ve ilçelerden bilhassa kadınlar araçlarla toplanıyor turlara götürülüyor.Gezdiriliyor yedirip içiriliyor,otellerde konaklatılıyor,geri dönüş sürecinde sandığa gidildiğinde nereye basılacağı anlatılıyor.Bu turlara gidenlerin hepsi de, kul hakkının ne olduğunu bilmeyen, cenneti nasıl
olsa garantilemişim diyen insanlar.