Mustafa M. Atilla

Rayan çocuk

Mustafa M. Atilla

Günümüzün hızla dijitalleşen ve bireyselleşen dünyasında, o eski "bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olan" komşuluk ilişkilerine duyduğumuz özlemi ele alan bir köşe yazısı ile sizlerleyim.

Kapı eşiğindeki dünya: "Sesin geliyor, Ama kendin yoksun"

Eskiler bilir; mahalle demek, sadece evlerin yan yana dizilmesi değil, hayatların birbiri içinde,karşılıklı iyilik

ve yardımlaşma hasleti demekti. Mutfakta tuz bitince markete değil, yan kapıya vurulurdu. Pişen yemeğin kokusu komşuya gitti mi diye dert edilir, "hak geçmesin" diye bir tabak da onlara uzatılırdı.Peki,ne 

ara bu kadar sessizleşti, nehre çalkaladığımız güzel avlularımız,eşiklerimiz.Evet sessizleşti,kaydı birden başka başka modern yaşam dediğimiz evlere.

Beton bloklar arasında kaybolan selamlar,şimdilerde yüksek güvenlikli sitelerde, parmak iziyle girilen lüks dairelerde yaşanıyor. Güvenlik hat safhada ama yan dairede kimin yaşadığını, yüzündeki o yorgun ifadenin sebebini bilmiyoruz. Asansörde karşılaştığımızda başımızı telefonumuza gömüyor, bir "merhaba"yı sanki dünyaları bağışlıyormuşuz gibi esirgiyoruz.

Oysa komşuluk, bir sosyal mecburiyet değil, insanın şehir hayatındaki en güçlü sığınağıdır. Akrabalar uzaktayken, bir gece vakti kapınızı çalabileceğiniz tek kişi odur.

Unutmayalım ki: Komşuluk sadece ortak bir binayı paylaşmak değil, ortak bir kaderi,huzuru,dostluğu,

yardımlaşmayı paylaşmaktır.Hepsi ne olduysa bir anda uçup gitti elimizden.Geri gelir mi? Gelebilir..

Küçük bir adım yeterde artar bile.

Eski komşulukları geri getirmek için mahalle kültürüne geri dönmemiz şart değil. Modern yaşamın içinde de o sıcaklığı koruyabiliriz. Asansörde sadece yere bakmak yerine göz teması kurup gülümseyerek, Yeni taşınan birine "Hoş geldin" diyerek,Zor zamanında "Bir ihtiyacın var mı?" sorusunu nezaketen değil, içtenlikle sorarak.

Sonuçta, en pahalı güvenlik sistemleri bile, bir komşunun "Senin ışığın yanmıyordu, iyi misin?" diye merak etmesinin verdiği huzuru satın alamaz. Yarın sabah kapıdan çıkarken, o ilk karşılaştığınız kişiye sadece bir selam verin. Belki de bir dostluğun, en önemlisi de insanlığın kapısını o küçük selamla bile

olsa aralayabiliriz.

Ben İstanbulda ki evime ara sıra gittiğimde yaşanan

komşuluğa “Tıkırtı”komşuluğu adını taktım.Çünkü duvarlar bitişik ama kalınlaşmıştı,kalpler aynı fakat bir biri için atmıyor,herkes komşu fakat acaba tehlike

gelir mi?. düşüncesi hakim.

Eskiden komşuluk "göz hakkı"ydı, şimdi ise "gürültü hakkı" kavgasına dönüştü. Bir zamanlar alt kattan gelen terlik sesi "Nahide EvginTeyze ayakta, durumu iyi" dedirtirken; şimdi o ses, üst kattakine süpürge sapıyla tavanı dövdüren bir savaş çığlığına dönüştü.o nedenle tanımadığımın kırk yıl hatırı olmaz dedirtiyor insana.

Şehirli insanın en büyük lüksü "anonimlik" oldu. Yan dairede kimin evlendiğini, kimin yas tuttuğunu, kimin mutfakta ağladığını bilmiyoruz. Bilmek de istemiyoruz. Çünkü bilmek, sorumluluk getirir. Bir tabak aşureyi bölüşmek yerine, kuryenin getirdiği poşeti kapı aralığından gizlice alıp içeri kaçıyoruz.

Asansörde karşılaştığımız komşuyla göz göze gelmemek için akıllı telefonlarımızın o meşhur "hiçbir bildirim gelmemiş" ekranına dünyayı kurtaracakmış gibi odaklanmamız da cabası.Artık komşuluk ilişkileri kapı eşiğinde değil, akıllı telefonlardaki o meşhur "B.Blok papatya sakinleri" grubunda yaşanıyor.

Saat 22:00'den sonra sifon çekmeyelim lütfen!

Çöpleri tam saatinde çıkarın!,Otoparkta çizgiyi taşıran kim?asansöre tek binmeyi seven bizler,artık sadece apartman toplantısında yapmacık gülümseme ve ardından sohbetlerin yerini şikayet bildirimi aldı.

Gerçek şu ki: Bizler beton yığınlarının içinde birbirimize fiziksel olarak hiç bu kadar yakın; ama ruhen hiç bu kadar uzak olmamıştık.

Sahi, kim bu insanlar?,biz miyiz acaba?

Kendi kalemize çekildikçe yalnızlaşıyoruz. Oysa komşu

acıktığında ekmek, düştüğünde el, korktuğunda sırttır.

Modern dünya bize "kendine yetmelisin" dedikçe, aslında bizi korumasız bırakıyor.Belki de bu hafta sonu, sadece bir kapıyı çalıp…

"Geçerken bir merhaba demek istedim" demeliyiz. 

“Komşu çocuğa bir çikolata,bir şeker almalıyız

Korkmayın, kimse sizi içeri buyur edip saatlerce tutmaz 

keşke tutsa. Ama o kapı kapandığında, yan dairede "birinin" olduğunu bilmek, en iyi alarm sisteminden daha çok güven verir insana.

İranlı bir komşum var,İstanbulda ki sitede.yeni tanıdığımız bir çift ve küçük oğulları,çocuğun ismi RAYAN,tatlı ve çekingen. Huyunu suyunu fazla bilmem fakat sabah kreşe giderken ve dönüşünde varlığını

gürültüyle hissettiriyor.hergün çikolatasını veya şekerini benden almayı beklediğini biliyorum.hazırlıklıyım ve bana son derece mutluluk veriyor.kim hangi çocuk olursa olsun bana yetiyor artıyor.Belki büyüdüğünde bana anlatacak bir hikayesi olacak,belki de bir şeker komşunun ne olduğunu ona bugünden hissettirecek.

Bugün İran içinde aynısı geçerli,komşu ülke,müslüman bir topluluk,yanların da olmak zorundayız.Ülke olarak varlığı bile bize yetmeli.Daha sonra yanlarında olduğumuz için onların, ya komşuluk yapmadıkları için yüzlerinin kızaracağı yahut yüzlerinde ki mutlulukla ülkemiz için yazacakları,RAYAN çocuk gibi gönülden

bir hikayeleri olacaktır.

Bu coğrafyanın selameti ve kuduz köpeklerin emellerini

bertaraf için,o cesur komşuya yardım etmemiz lazım. 

Yazarın Diğer Yazıları