Mustafa M. Atilla

Ne Ortadoğuymuş be…

Mustafa M. Atilla

Ortadoğu’nun Bitmeyen Denklemi: ABD–İran Gerilimi Yeni bir eşiğe mi geliyor?

Ortadoğu, modern tarihin en kırılgan jeopolitik satranç tahtalarından biri olmayı sürdürüyor. Bugün ABD’nin İran’a yönelik gerçekleştirdiği saldırı, yalnızca iki ülke arasındaki askeri bir hamle olarak okunmamalı; aynı zamanda bölgesel dengelerin, küresel güç rekabetinin ve diplomatik tıkanmışlığın bir sonucu olarak değerlendirilmelidir.

Washington yönetimi açısından bakıldığında bu tür bir operasyon genellikle “caydırıcılık” ve “güvenlik” söylemleriyle gerekçelendirilir. ABD, İran’ın bölgedeki milis güçler aracılığıyla etkisini artırdığını ve özellikle Körfez’deki müttefikleri ile İsrail’in güvenliğini tehdit ettiğini savunuyor. Bu nedenle atılan askeri adımların, İran’ın stratejik kapasitesini sınırlamayı ve sınamayı amaçladığını düşünüyorum.

İsrail'in güvenliğiymiş güya,bak sende..

Ancak mesele yalnızca güvenlik başlığıyla açıklanamayacak kadar karmaşık. İran ise uzun süredir ABD’nin bölgedeki askeri varlığını ve yaptırım politikalarını egemenliğine yönelik bir baskı aracı olarak görüyor. Tahran yönetimi için bu saldırı, yalnızca askeri değil aynı zamanda siyasi bir meydan okuma anlamı taşıyor. Bu durum, misilleme ihtimalini ve gerilimin daha geniş bir coğrafyaya yayılma riskini de

beraberinde getiriyor.

Ortadoğu’da herhangi bir askeri hamlenin zincirleme etkiler yaratması neredeyse kaçınılmazdır. Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen gibi zaten kırılgan olan sahalar, ABD,İran rekabetinin dolaylı da olsa çatışma alanına dönüşebilir. Enerji hatları, küresel petrol fiyatları ve uluslararası ticaret yolları da bu gerilimden doğrudan etkilenme potansiyeline sahip.

Bununla birlikte tarih bize bir gerçeği sürekli hatırlatıyor: Askeri operasyonlar çoğu zaman kısa vadeli sonuçlar üretir; ancak kalıcı istikrar, ancak diplomasi ve karşılıklı güven mekanizmalarıyla mümkün olabilir. ABD ve İran arasındaki derin güvensizlik, bugünkü krizin de temelini oluşturuyor. Bu güven açığı kapatılmadığı sürece bölgede her yeni kriz, bir sonrakinin habercisi olmaya devam edecektir.

Bugün yaşanan gelişmeler, yalnızca iki ülke arasındaki bir çatışmanın ötesinde, uluslararası sistemin ne kadar kırılgan olduğunu da gözler önüne seriyor. Dünya, yeni bir bölgesel savaşın eşiğinde mi, yoksa taraflar diplomasiye yeniden alan açabilecek mi? Bu sorunun cevabı, önümüzdeki günlerde atılacak siyasi ve diplomatik adımlarda saklı.

Ortadoğu’nun geleceği, yalnızca silahların gücüne değil; aklın, diplomasinin ve diyalogun gücüne ne kadar yer verileceğine bağlı olacak.İran “tamamen yalnız değil” fakat klasik anlamda “NATO gibi güçlü askeri müttefikleri” de yok. İran’ın destek ağı daha çok siyasi destek veren ülkeler ve  bölgede İran’a bağlı milis grupları şeklinde görüyorum.

Rusya, Çin,Kuzey Kore gibi ülkeler,kendi çıkar ve güvenlikleri için ABD saldırılarını,eleştiriyor veya kınıyor, ayrıca geniş çapta İran’la ekonomi, silah veya istihbarat işbirliğini haklı nedenlere bağlı olarak, aleni olarak yapabiliyor.

Sen kalk onikibin km uzaktan gel,yeni  dünya dizaynı

yapmaya çalış,kendine Yahudi bir milis grup kur,Bu bölgede onlarca üs,onlarca silah ve mühimmat depoları ile,deniz üstü savaş malzemenle dayılık yap.

Uyuyan ve korkak ülkeleri de pıstır,seslerini soluklarını kes,bu coğrafyada istediğin gibi at koştur,yok öyle bir

dünya.Çıkar bir babayiğit,Filistin'e yaşattığın zalimliğin

bir benzerini sana sahada anlatır.

Taraf Mıyız, evet şeytani aklın karşısında tarafız. İran yalnız değil;.Örneğin Rusya ile İran arasında 2025’te stratejik ortaklık anlaşması  imzalandı askeri ve

ekonomik işbirliği güçlendirildi. Boş durmadı,akılcı bir çalışma ile milis ağını da kurduğu bilinen bir gerçek.

Söylemler bunu gösteriyor,asıl gücü,ortadoğu'da ki müttefik örgütler.

Bu örgütlere baktığımızda:Hizbullah (Lübnan),Houthi Movement (Yemen),Popular Mobilization Forces

(Irak da ki İran yanlısı guruplar karşımıza çıkıyor.Global

ölçekte çalışan gazetelerin çalışmasından anlıyoruz ki

bu grupların,ABD ve müttefiklerine karşı,dolaylı savaş yürütüyor.

İran’a açık destek açıklayan bazı ülkeler:

Küba açık destek açıklaması yaptı,Pakistan,Brezilya,

Malezya şu an için genelde,siyasi destek veya diplomatik tepki veriyor. 

İran’a karşı olan veya ABD’ye destek veren ülkeler:

Amerika Birleşik Devletleri, İsrail,Birleşik Krallık,

Almanya,Kanada,Avustralya ve bazı Körfez ülkeleri (lojistik destek) veriyor.Kısaca: İran tamamen yalnız değil  ama resmi askeri ittifakı zayıf,en büyük gücü bölgedeki milis örgütleri ve Rusya-Çin gibi siyasi ortakları…

ABD-İran savaşında kim kazanır?

Askeri güç, nükleer kapasite ve bölgesel etkilerle çok ilginç bir analiz var.İran ordusu teknoloji olarak ABD kadar güçlü olmasa da bazı dikkat çekici silah sistemleri geliştirmiştir. Araştırmalarımdan çıkardığım İşte en çok konuşulan 5 tanesi:

1. Fattah Hipersonik Füze:

Özellikleri (iddialara göre):Mach 5+ hız (ses hızının 5 katından fazla),Uçuş sırasında,”manevra yapabilme”

Hava savunma sistemlerinden kaçabilme iddiası.Bu tür füzeler dünyada sadece birkaç ülkede bulunuyor.

 2. Shahed Kamikaze Drone ları:En bilinen model

Shahed 136.Bu dronlar:Uzun mesafe uçabilir, Hedefe çarparak patlar (kamikaze),Ucuz olduğu için çok sayıda üretilebiliyor.

 3. Hızlı Saldırı Botları:İran donanması özellikle küçük ama hızlı botlar kullanır.Bunlar,Çok sayıda küçük bot,

Aynı anda saldırı (sürü taktiği),Büyük savaş gemilerini zor durumda bırakmak için kullanılır.

 4. Uzun Menzilli Balistik Füzeler:Bu füzenin,Yaklaşık 2000 km menzil,Katı yakıtlı motor,Hızlı fırlatma avantajı

olan fûzeler.Orta Doğu’daki birçok hedefe ulaşabilecek kapasitesi olduğu söyleniyor.

5. Bavar-373 Hava Savunma Sistemi: Bavar-373 air defense system İran’ın geliştirdiği gelişmiş hava savunma sistemidir.Amaç:Savaş uçaklarını düşürmek Füzeleri engellemek, İran hava sahasını korumak…

Rus yapımı S-300 missile system’e benzetilir.

İran savunma sanayisi, özellikle 1979’daki İran İslam Devrimi sonrası uygulanan ambargolar nedeniyle büyük ölçüde yerli üretime yönelmiş bir askeri sanayi yapısına sahiptir. Batı yaptırımları sebebiyle İran, silahlarının önemli bir kısmını kendi geliştirmek zorunda kalmıştır. Bu nedenle savunma sanayisi devlet ve askeri kurumlar tarafından güçlü şekilde kontrol edilir.

Bugün ABD’nin Yeni dünya düzenine karşı dengeler kuruluyor,kurulmasıda küresel anlamda zorunluluktur.

Yazarın Diğer Yazıları