Doğru değil mi..?
Mustafa M. Atilla
Bu Güzel Dini Sahte Din Tüccarlarından nasıl kurtarabiliriz.
“Ülkenin önemli meselelerinden biri olduğu için… bugünkü yazımın kelime fazlalığı için, siz değerli okuyucularım dan özür dilerim öncelikle.”Eminim ki sakin ve dinlenmiş bir saatte okumanız size doğru,çok
doğru dedirtecektir.
Din,insanın kalbine dokunan en saf hakikat arayışıdır,
doğrumu?Vicdanla, merhametle, adaletle beslenir,
İnsanı iyiliğe çağırır,kötülükten sakındırır, doğru mu?..
Yoksula el uzatmayı,yetimin başını okşamayı,kul hakkından korkmayı öğretir doğru mu?doğru, öyleyse
bir din düşünün; özü merhamet, adalet, tevazu ve kul hakkına riayet üzerine kurulu olsun, insanlara dürüstlüğü, paylaşmayı, vicdanı ve ahlakı öğütlesin,
yoksulun elinden tutsun, yetimi gözetsin, komşuyu kollasın. Fakat gelin görün ki, böylesine yüce bir inancın adı bugün en çok kimlerin dilinde? Ne yazık ki çoğu zaman onu en az yaşayan ve “dine gönül vermiş insanların ve hocaların değil”din şarlatanlarının elinde.
Kur'an’ın okunması,insan yaşamına dair,ayrıntıyla
yazılan meali üzerinden anlamanın bile yetmediği tüm zamanların içinde arapça dan başka dilde okunmasının günah olduğu,mealle anlamanın sıradan insanlar için imkansız olduğunu,dantel örgülü kılıflar içinde tozlu duvardan indirtmeyen bir sürü hoca kılıklı,kendine din adamı dedirten hakarete layık insanlar, adeta korkarak el sürdüğümüz kitap üzerinden din istismarını en güzel şekilde bugüne kadar yaptılar.Geldiğimiz nokta:Din düşmanlığı,dinden soğuma,cami cemaat saf tutmadan soğumayla evde bireysel ibadete dönüşen dinden,
gitgide uzaklaştırmayı en sonunda başardılar.Şimdide
anlamaya gerek yok, güzel okuma yeterli ve sevaptır
anlayışı ile zihinlere akort yapıyorlar.
Bir toplumun en hassas noktası nedir diye sorsanız, çoğu kişi “inanç” der. Çünkü inanç, insanın kalbine en yakın olanıdır. Acısında, çaresizliğinde, umudunda ilk başvurduğu kapıdır. İşte tam da bu yüzden, en kolay istismar edilen alandır.
Ne yazık ki tarih boyunca din, kimi insanların elinde bir kazanç aracına, bir güç devşirme mekanizmasına, bir korku aparatına dönüştürüldü. İnanç üzerinden itibar toplayan,kutsalı kullanarak servet biriktiren,sorgulama
“günah”, eleştiriyi “ihanet” sayan bir anlayış, bugün de varlığını sürdürüyor. Üstelik bunu yaparken en çok da dini savunduklarını iddia ederek doğru değil mi..?
Oysa din; aklı dışlamaz, vicdanı susturmaz. Gerçek inanç, korku üretmez; umut verir. İnsanları kendine bağımlı kılmaz; özgürleştirir. Sahte din tacirleri ise tam tersini yapar. İnancı tekellerine alır, hakikatin yalnızca kendilerinde olduğunu iddia eder, sorgusuz biat ister. Böylece kutsal olanı değil, kendi çıkar ağlarını kururlar
doğru mu..?
Toplum olarak da bir ayrım yapmak zorundayız: Din başka, din istismarı başka.İnanç başka, çıkar şebekesi başka.Bir kişinin dini söylemleri kullanması,onu otomatik olarak ahlaklı yapmaz.Ölçü;söz değil,
davranıştır.Şeffaflık, hesap verebilirlik ve adalet
duygusu olmayan yerde maneviyat değil, menfaat vardır doğru değil mi..?
Bu güzel dini korumanın yolu, onu siyasetin, ticaretin ve şahsi hırsların gölgesinden çıkarmaktan geçiyor. İnancı bir etiket, bir ünvan, bir dokunulmazlık zırhı olmaktan kurtarmalıyız. Din; insanı yüceltmek için vardır,birilerini,kişiyi yüceltmek için değil doğru mu..?
Gerçek dindarlık gösterişte değil, tevazudadır. Mikrofon başında değil, kimsenin görmediği yerde yapılan iyiliktedir. Korkutarak değil, sevdirerek anlatmaktadır.
Bu güzel dini sahtekarların elinden kurtarmak, aslında onu özüne döndürmektir:Çünkü din, en çok istismar edildiğinde değil; en sade haliyle yaşandığında güzeldir.Böylesine yüce değerin en büyük talihsizliği ise, onu çıkar kapısına dönüştüren sahtekarların varlığıdır.
Din tacirliği yeni bir mesele değil. Tarih boyunca kutsalı kendi çıkarı için kullananlar oldu. Ancak bugün geldiğimiz noktada, inanç üzerinden kurulan çıkar düzenekleri, sadece bireylerin cebini değil, toplumun vicdanını da yaralıyor. İnsanların en saf duygularını,
umutları, korkuları ve ahiret inançları istismar ediliyor.
Bu noktada şu ayrımı net yapmak zorundayız: Din ile din tüccarını birbirinden ayırmak. İnanç ile istismarı aynı kefeye koymak en büyük haksızlıktır. Birkaç sahtekârın yaptıkları yüzünden insanların inancına dil uzatmak da en az onlar kadar yanlıştır. Çünkü sorun dinin kendisi değil; onu araçsallaştıran zihniyettir.
Gerçek dindarlık; gösterişte değil, ahlaktadır. Yüksek sesle yapılan dualarda değil, sessizce yapılan iyiliklerdedir. Kameralar önünde dağıtılan yardımlarda değil, kimse görmeden uzatılan bir eldedir. Eğer ortada şaşaalı hayatlar, sorgulanamayan yapılar, hesap vermeyen organizasyonlar varsa; orada durup düşünmek gerekir.Bilhassa kamu parasıyla,terbiye ayında ki israf ve gösterişe meyilli ramazan sofraları.
Bu güzel dini sahtekârlardan kurtarmanın yolu yasaklardan ya da toptancı suçlamalardan geçmez. Çözüm; şeffaflıkta, hesap verebilirlikte ve bilinçli toplumda yatar. İnsanlar sorgulamayı öğrendikçe, “din adına” konuşan herkesin gerçekten ne söylediğine ve nasıl yaşadığına bakmayı alışkanlık haline getirdikçe bu düzen bozulacaktır.”Tekrar söylüyorum! konuşan
insanların söylediği ile yaşama biçimine bakmak bu düzeni bozacaktır “doğru mu..?
Din kimsenin tekelinde değildir. Hiçbir grup, hiçbir kişi “hakikatin tek temsilcisi” değildir. İnanç, bireyin vicdanı ile Rabbi arasındaki en mahrem bağdır. Bu bağı kirletmeye kimsenin hakkı yoktur doğru mu..?
Artık cesur bir yüzleşmeye ihtiyacımız var. İnancımızı savunurken, onu istismar edenlere karşı da en net tavrı koymalıyız. Çünkü dini korumak; onu eleştiriden azade kılmak değil, onu çıkar hesaplarından arındırmaktır.
Bugün karşımıza çıkan tablo acı verici: Kutsal kavramları dillerinden düşürmeyen, ama hayatlarına baktığınızda o kavramların gölgesini bile göremediğiniz kişiler..Tevazudan söz edip lüks içinde yaşayanlar, kul hakkından bahsedip emek sömürenler, sabrı öğütleyip başkalarının sırtından yükselenlerdir doğru..
En tehlikelisi de şu: İnsanların iyi niyetini istismar etmek. “Hizmet”, “yardım”, “kutsal dava” gibi ifadelerle toplanan paralar, kurulan kapalı devre düzenler, biat kültürüyle büyüyen yapılar..Şeffaflık yok, hesap verme
yok; ama kutsallık iddiası çok.
Din, insanı arındırmak için vardır; kirletmek için değil. Ama bazı yapılar, dini bir zırh gibi kuşanarak dokunulmazlık elde etmeye çalışıyor. Eleştiri karşısında hemen “inanca saldırı” savunmasına sığınıyorlar. Oysa sorgulamak başka, hakarete varmak başkadır. Sorgulamak; sağlıklı bir toplumun refleksidir.
Bu güzel inancı korumanın yolu, onu savunmasız bırakmak değil; bilakis bilinçle sahip çıkmaktır. Çocuklarımıza ezberletilmiş korkular değil, düşünen bir zihin bırakmaktır. “Sorgulama, günaha girersin” diyen anlayışa karşı, “Akıl en büyük nimettir” diyebilmektir
doğru..
Bu mücadele bir inanç mücadelesi değil; bir ahlak mücadelesidir. İnancı istismar edenlerle, inancını Kur'an hükümleriyle yaşayanları ayırma mücadelesidir. Ve bu ayrımı yapabildiğimiz gün,bu güzel dini gerçekten korumaya almış olacağız.
Kutsalı istismar edenlerin en büyük korkusu, bilinçli ve düşünen insanlardır.Doğru mu doğru..
Yıllar yılı dinin cehalete tesliminin sonucudur ki..
bugünü yaşıyoruz.”