Çok insan tanıdım çok
Mustafa M. Atilla
Çok insan tanıdım,
Alabildiğine çok..
Ama şimdi hevesim kalmadı tanımak için.
Ablam dün gece ortak bir tanıdığımıza sitemimin nedenini sordu kapat dedim,değmez dedim,gıybet olur dedim ve konuyu kapattık,sağolsun fazla üstelemedi..
O nedenle;
Bir bakıma toplumsal bir yara olduğu için ucundan yervesinden yazayım dökeyim içlerde ki bu birikmiş
pişmanlığı DEDİM…
”Bugün İnsanlar; Ankara kulislerinin siyasi çalkantılar içinde, gücün hakkaniyetsizliğine şahit oldular. Bir defa daha,dilsiz şeytan olmamak adına ufak bir anekdotla
fikrimi yazının içine sokuşturdum”
İşte bu hafta, hayatın en büyük öğretilerinden biri olan o "öteki" yüzleri, yani tanıdığımız,pişmanlık hissi
duyduğumuz, yüzünü gördüğümüz,sesini duyduğumuz zaman,ya mutlu olunan,yahut keşke tanımasaydım dediğimiz insanları yakından tanıyalım istedim.
Hayatımıza giren her yeni çok insan, ilk başta,aslında keşfedilmeyi bekleyen yepyeni bir coğrafya gibidir. Yıllar geçip de geriye doğru baktığımızda, hafızamızın koridorlarında irili ufaklı yüzlerce yüz,binlerce diyalog,
onlarca sohbet,saatlerce yemiş içmişlik yankılanır.
Şairin de dediği gibi, "Çok insan tanıdım, çok insan gördüm..." ama asıl mesele kaç insanı gerçekten "tanıdığımız" ya da o insanların bizde ne bıraktığı,
veya biz o insanlarda ne bırakabildiğimizdir.
"Çok insan tanıdım" cümlesi, genellikle arkasından bir parça yorgunluk, biraz hayal kırıklığı ama en çok da büyük bir tecrübe barındırmış olmasıdır. Gençlik yıllarında insan, herkesi dost, her tebessümü samimi, her uzatılan eli sığınılacak güvenli bir liman sanıyor.
Ancak zaman; en acımasız ve en dürüst haliyle her şeyi,er geç ortaya çıkarıyor..
İnsanları tanıdıkça, maskelerin arkasındaki gerçek çehrelerini gördükçe anlıyoruz ki, hayat sahnesi sandığımızdan çok daha kalabalık ve farklı,rollerle
sürekli değişiyor.
Kimileri hayatımıza soğuk bir fırtına gibi girip her şeyi darmadağın edip çıkıyor…. Kimilerinden insanlığı,
kimilerinden dostluğu,arkadaşlığı,kimilerinden vefasızlığı,kimilerinden de kanattıkları yaralarımızı kendi kendimize sarmayı öğreniyoruz.
Eskiler, bir insanı tanımak için "Ya alışveriş edeceksin, ya yola gideceksin" derlerdi. Şimdilerde ne uzun yollara hacet kalıyor ne de büyük ortaklıklara; menfaat çatışmalarının küçük bir kıvılcımı bile insanın ruhen giydiği kumaşını ortaya koymaya yetiyor.
Yaşamın içinde ki tüm hırsların;.. köşe kapmaca oyunlarının ve modern hayatın getirdiği o amansız koşturmacanın içinde "insan kalabilmiş" olanları bulmak, çölde vaha bulmaktan farksız hale geldiğini
biliyoruz.Bugün için vaha konusunda, zihinlere birikeni söylemeden de edemiyeceğim: az olsun,öz olsun..
diyenlerle aynı fikirdeyim.
Yine de tüm bu kalabalığın ve yaşanan hayal kırıklıklarının bizi küstürmesine izin vermemeli. Çok insan tanımış olmak, dünyaya karşı gözümüzü açarken kalbimizi kapatmamıza sebep olmamalı. Aksine, bu tecrübe bize “seçici bir yalnızlığın, sahte bir kalabalıktan çok daha huzurlu olduğunu” öğretmeli.
Bugün geriye dönüp baktığımda; sözünün arkasında duran o az sayıdaki güvenilir dostu, zor günde elini taşın altına koyan o cefakar insanları düşündükçe içim ısınıyor. Diğerleri mi? Onlar da hayatın sunduğu zorunlu derslerin öğretmenleriydi; görevlerini yaptılar ve gittiler derim.
Çok İnsan Tanıdım
Eskilerin heybesinde tecrübe, yüzlerinde ise birlikte
yaşanmışlığın getirdiği o vakur(ağırbaşlı, onurlu ve ciddi duruş) çizgileri olurdu. Şimdilerde ise çoğumuzun heybesinde sadece "çok insan tanımış olmanın" getirdiği o tanıdık, ağır yorgunluk var. Hani bir ortama girdiğinizde ya da eski günleri yad ettiğinizde dilinizden dökülüverir ya: Çok insan tanıdım bu hayatta... İşte o cümlenin bittiği yerde, genellikle derin bir iç çekiş ve anlatılmak istenmeyen hayal kırıklıkları başlıyor.
Gerçekten de çok insan tanıyoruz artık. Şehirler kalabalıklaştıkça, dijital ağlar dünyayı küçülttükçe etrafımızdaki insan sirkülasyonu hiç olmadığı kadar arttıkça, garip bir şekilde, tanıdığımız insan sayısı çoğaldıkça,güvenebildiğimiz insanların sayısı ters oran da azalıyor.
Her yeni tanışıklığı, hayata açılan yeni bir pencere gibi coşkuyla karşılıyor. Fakat zaman geçtikçe, hayatın o sert virajlarında, her pencereden içeri temiz bir hava girmediğini, bazılarından sadece fırtına,toz ve ruhsal kirlilik taşındığını anlıyoruz.
Çıkarların örtüştüğü yerde başlayan o "büyük dostluklar", menfaatler çatıştığı anda sabun köpüğü gibi sönüveriyor. İşte bu yüzden çok insan tanıdım demek, aslında bir nevi çok maske gördüm demektir.
Kumaşı kaliteli insan, rüzgârın yönüne göre renk değiştirmeyen, gücün karşısında eğilmeyen insandır. Ne yazık ki şimdilerde vitrinler süslü, ama kumaşlar defolu..
Yani heybeye koyacağımız çok az kumaş var artık..
Bugün geriye dönüp baktığımda, hayatımdan bir nehir gibi akıp geçen yüzlerce yüz görüyorum. Kimisi bana güvenmemeyi öğretti, kimisi sabretmeyi, kimisi de insanın çiğ süt emmiş taraflarına karşı uyanık olmayı. Hepsine teşekkür borçluyum; çünkü iyi olanlar hayatıma huzur verdi, kötü olanlar ise muazzam bir tecrübe.
Ama en çok, o kadar kalabalığın arasından sıyrılıp ruhuma dokunmayı başaran, "iyi ki tanımışım" dediğim o az sayıdaki insana minnettarım.
SORUM VAR BU HAFTA YİNE: Merhametinden kaynaklı müslüman topluluğuna ödül olarak verilen bir bayramın arefesindeyiz.Gidiş gelişlerin,sıcak bayram sohbetlerin,ikramların olmadığı,kısacası birlikte zaman geçirilmeyen bayram günleri,acınacak halimizin bir
başka yönü…değil mi??