Bende kalkmışım mesleğini
Mustafa M. Atilla
Konuşturacaksın diyorum.
Bir tasarımcı,konuşmacı,solist,topçu,sürücü,yüzücü bir şampiyon,katip,ormancı esnaf veya bilirkişi, belkide imkansızlıklar içinde büyümüş ayakkabı boyacısı,..
Olabildiğince becerikli bir kişilik, onların arasından, yani! koca taşın altından çıkıp,hayretlere boğarak, kendini konuşturabilir…
Rus olmak,Türk olmak,İspanyol, İranlı fark etmez.
Cumhurbaşkanı,kumandan,muhtar yahut savcı,hakim
hiç farketmez.hakkını vermek,mesleğini konuşturmak,
hedefini tutturmak,yeteneğini:suyun üzerine yazma yerine yüzdürmek,herkes için paha biçilmez servetdir ve başarabilir..
Benim derdim..Bir şair,bir öğretim görevlisi,bir doktor,
bir gitarist veya kemancı,futbolcu,sanayici,farketmez, işini ustalıkla yapmayı hem de o işin ruhunu topluma yansıtmayı ifade eden çok güçlü bir tınıya sahip olduğu
halde, yetenek,özgüven,cesaret te bu toplumda,çoğu
kişide, bizlerde hepimizde,her meslekteki insanlar da fazlasıyla varken,zamanı umursamazca boşaharcamak
neymiş diye hayıflanıyorum.Bunu rahatlıkla söylüyorum
bir Çinli’ye,Japon’a, Koreli’ye, Almana vs baktığımda: boşlukta,keyf de,zevk te,işine özen göstermeme de dini kullanmada ustayız.
Bu konuda:
Zamanı tüketmiş,heba etmiş insanlara sözüm çok geç,
iş işten geçmiş,atılan fındık milava girmemiş,dördü
dışarı çıkmış,haydi bir daha at demek bu saatten sonra
onlara söylemek anlamsız. Fakat gençler;tomurcuk çiçekler,ellerinde binbir maharetler..Parmak ucunda çaresizlik içinde gelecek arayan suskunlar,kafaya sığmayan zeki,koca beyinler ve taş duvarları yıkıp filizlenen cesur yürekler, kendilerini her mecrada konuşturmaları lazım,
Bugün ihtiyacımız olan şey bu ve teknolojinin yeni yeni ülkemize girdiği zamanın şansız insanı olarak
beklentim o..O dönem milav dönemiydi, bugün ise, bir tuşla dünya,ilim,bilim, her şey istendiği anda ayaklar
altında olan bir dönem çünkü.
Hareketlenen genç yetenekler çok,fakat nereden bilecekler onların çokluğunu,ne istediğini,hayalsiz
konuşturmayanlar.Her türlü yü ben bilirim diye yola çıkan,cehaleti septiğinde suratlarına sulu sepken gibi yapışacak insanlar,Konuşturmaya fırsat tanımayan, elindeki yetkiyi hunharca harcayan kifayetsiz adamlar, hayal gücü olmadığı için,kendini bilime adayan,sanata
gönül veren yeteneklere destekte kifayetsiz kalmayı
bilerek umursamazca yapıyorlar.Yapılıyormuş gibi gösteriyorlar fakat göründüğü gibi olmadığını bilen
insanlara,üç beş görüntü,bir iki reklam ile yedirmek zor.
"Mesleğini konuşturmak" sadece o işte çok para var diye paralar kazanmak ya da kariyer basamaklarını hızla tırmanmak yerine. O, bir insanın ruhunu, ahlakını ve ustalığını yaptığı işi nakış gibi işlemesine, kaçımız,
çarpı bırakacak olsak,mutsuz oluruz.Olmayız değilmi?
Tabelada değil,maharetli ellerle yazmalı mesleğinde deha olmayı,mesleğinde alkış alan,hakkını verene,
dur bunun emeğine saygı gösterelim,helal olsun takdir etmek lazım demek hakkı hakka teslim etmek de işin
başka yönü.
Hiç gördünüz mü? hasat sonrası zamanda,Tarım il müdürlüğü tarafından, tonajlı üretim yapan bir çiftçiye
ekranlarda takdir belgesi veren kravatlı birini,yok,Et üreticisine,katkılarından dolayı her yerde geçerli “ayrıcalık imkan belgesi” verilmesi fotoğrafının asılı
olan Bilboardlarda görmeyi.O da yok,bende kalkmışım,
mesleğini konuşturmak gerek diye bir yazı kaleme alıyorum.
Bir terzinin diktiği ceketin omuz hizasındaki titizlik, bir mühendisin çizdiği projedeki dürüstlük, bir öğretmenin öğrencisinin gözündeki ışıltıyı yakalama çabası... İşte meslek o an konuşmaya başlar..Eğer yaptığınız iş size bir şeyler anlatmıyor, çevrenize bir değer katmıyorsa; elinizdeki sadece bir "geçim kapısıdır. Bir "sanat" değil,işin vitrini,vitrindeki koltuk takımı,yan gel uzan boylu boyunca,hemde tutkuyla, alışkanlık halinde…
"Bu kadar yeter" demek yerine "Daha iyi nasıl olur?" diye kendine soracak,Kısa yoldan kazanmak yerine, uzun vadeli bir güven inşa edecek gürültüsüz,nitelikli,
etrafa keskin bir ses salacak çınlatacak olanlara,er geç
insanlar hak ettikleri değeri biçeceklerdir.
Sessizce etrafımıza baktığımızda gürültü çok ama nitelikli ses az. Herkes unvanlarını yarıştırıyor fakat icraatlar dilsiz kalmış durumda. Oysa dünya, unvanının arkasına saklananlara değil, işini öyle bir aşkla yapıp o işi bir efsaneye dönüştürenlere muhtaç.
Siz sustuğunuzda, yaptığınız iş sizin yerinize etrafta
konuşabiliyor olmalı,Masadan kalktığınızda arkanızda bıraktığınız eser, "Buradan bir usta geçti" dedirtiyor
olmalı.
Uzadıkça uzadım,ama bu topraklarda hala umutlar yıkılmadı,diyorum..uyanır diklenir belki, bir müzisyen icraatında tüyleri diken diken yapar,bir yazar ne olursa olsun kalemini satmaz ve kitapları binlerce satar,bir haberci halkı aldatmaz,bir doktor araştırmadan hastaya zararlı ilaç vermez,bir üretici yiyebildiğini üretir satar,bir satıcı vicdanına sarılır alır götürür kendini,kendi işinde,
mesleğinde ötelere.Sonrası iyilikle kendini konuşturur, rahmetle anılır,saygıyla yad edilir.
Bir gazi komutan yüzyıl,bin yıl sonra kendinden bahsettiriyorsa,kendini hizmete adamış bir valinin adı Ozan balcı (Van valisi) ise,bir piyanist ayağıda alkışlatıyorsa,bir şarkıcı şarkısını dillerden düşürmüyorsa,bir hoca camisini tıklım tıklım dolduruyorsa,bir hakim kararlarıyla adalet dağıtıyorsa,korkusuz jet pilotları havada tarih yazıyorlarsa, bir başbakan İspanya başbakanı gibi cesur ve vicdan sahibi ise,mesleğin adı ne olursa olsun, mesleğini konuşturuyor demektir.
Ellerinden tutalım çağın çocuklarının,onları hep ileriye
fırlatalım,bir türlü yakalayamadığımız bilimi, onlara konuşturtalım,onlarla istikbale adım adım ilerleyelim.
Amma velakin,
Şimdi ne öğretmeni konuşturuyorlar,ne doktoru,ne bilim insanını, ne genç vatanseverleri,ne de şahsiyeti,..tek konuşan,kol kola girmiş,cehalet ve hayasızlık.Bir de para…