Askeri Kaban'daki keramet
Mustafa M. Atilla
Hep tuttum kendimi..
Bugüne kadar,..yazayım mı,yazmayayım mı?.Sonra
bir şeylerin farkındalığı adına yazmak istedim,yine bugün gündem olduğu için.
Birçok insan bir yerler den etkilenip aklına yanlışları
rahatlıkla yazabiliyor,hemde silmemek üzere.
Yazmayı biliyor,ama gerçeği veya doğruyu gördüğü
halde silmeyi bilmiyor.Belkide biliyor fakat silmeyi
gururuna yediremiyor,aklını çevrimdışı çalıştırabiliyor
Çok sevdiğim bir arkadaşım bana, 1980’li yıllarda tüp
ve yağ kuyruğunu gösterir fotoğraf gönderdi.O günlerde değerli siyaset adamı,Rahmetli Bülent Ecevit hakkında bir yazı kaleme almıştım.Belli ki.. aha da sana Ecevit demeye getiriyordu.Ama işin iç yüzü’nün ne olduğunu bilmiyordu.Sadece o arkadaşım mı? Hayır!
Hikaye;1978 li yıllarda Atatürk Lisesi'nin voleybol
antrenmanlarından gece geç saatte çıktığımda
sıcak tutsun diye aldığım,(miflonlu) sonradan kot pantolonu gibi solcu giysisi diye söylentilerde kendine yer bulan, haki renkte askeri kabanla başladı.
Annemin rahatsızlığı nedeniyle o yıllarda İstanbula yerleşmek zorunda kalmıştık,insanların yaşamının zorlaştığı kış günlerine denk geldiğimiz zaman dilimini
yeni bir muhit ve esrarengiz diye adlandırdığım yeni bir şehir olan İstanbul bizi karşılamış,bizde ortama renk
katamadan acemice uymaya çalışmıştık.
O yıl..Sn,Bülent Ecevit başbakan olmuş, kabinesini;
tüm dış ve iç zorbaların,zorbalıklarına inat,binbir mücadele ile yönetimin başına geçmişti.Ben o arda
dersane yolunda gidip gelirken sıcak tutsun diye o askeri kabanı hiç üstümden çıkarmıyordum.Bu arada vakit kaybetmeden bazı zorbalar,ellerini kollarını sıvamış,hiç zaman kaybetmeden bu adamı nasıl o koltuktan indiririz diye siyasi hesaplar yapıyorlardı.
O dönem muhalif partiler,ikdidarları dönemlerinde
zengin iş adamlarına mali ve imkan,olanak,kayırmacılık açısından desteklerinin karşılığı“diyet borçlarını”ödeme
zamanının geldiğini aleni olarak bildiriyorlardı.Petrol,
gaz,yağ,fuel’oil,kömür gibi önemli ürünlerin hemen piyasadan çekilmesi gerektiğini adeta emir mahiyetinde çar çabuk hızlandırıp,vatandaşın idrakten uzak aklına,
bak yine uğursuz geldi kuyruklar”oluştu dedirtmek algısını, yine emir komuta zinciri halkasının parçası olarak,o gün koltuk koruma adına haince yapmışlsrdı.
Birgün;dersane dönüşü eve geldiğimde ev soğuk,yakıt yok,gaz bulunmuyor,sana yağı kalmamış,tüp bitmiş,
yani anlayacağınız sıkıntılı bu durumu ülkenin üzerine çorap olarak örmüşler.Eminim ki perde arkasından da
kıs kıs gülmüşlerdir.
Tamam hoş güzel de,senin,kabandaki keramet neyin nesi?..söylediğinizi duyuyorum.
Anlatayım efendim…
Evde tüp olmayınca yemekte pişmiyor,çayda yapılmıyor hayat durma noktasında.Oturup beklemek yerine, dışarı çıkınca üzerime giydiğim güya solcu kabanını giyip,bizimkilere birgün önce tüp yok diyen tüpçünün yolunu,şansımı denemek için tuttum.Tüpü değiştirebilir miyim diye.Hani milleti şimdilerde 2000 lerden önce yağ kuyruklarını anlatın diyorlar ya işte anlatıyorum iyi okuyun.
Yaşadığımız yer Pendik ve ülkücülerin kurtarılmış bölgesi,hergün sağ sol çatışmaları halkı,esnafı, öğrenciyi bezdirmiş ve korkutmuş bir ilçeydi.Üzerine bilmeden denk gelmişim ki,tüpçüye geldiğimde adamın ayağa kalkıp önünü iliklediğini gördüm.Ne saygılı bir insan diye düşündüğüm an,bana buyurun kardeşim dedi,İstemsizce bu boş tüpü dolusuyla değiştir,emrivaki şeklinde söyledim.Adam bir yandan üzerimdeki kabana bakıyor,bir yandanda hay hay diyordu.Şaşırmıştım!
yalnız çalışanlar şu an yok,ben biraz rahatsızım,rica
etsem şu merdivenden aşağıya in, boşu bırak dolusunu al deyince yoklar hanesine golü atmıştım.
Yukarı çıktım, ücretini ödedim,Pazar arabasına koydum,yanıma geldi elinde gazeteyi tüp görünmesin
diye üstüne örtmem için bana uzattı.Aldım! Çıkarken
arkamdan genç.. dedi,ihtiyaç olduğunda yine gel dedi ve oradan ayrıldım,bodrum ful,dolu tüp doluydu. Eve geldim bizimkiler şaşırmışlardı.onlara ne zaman istersen gel dediğini de söyleyince,Teyzem benimde boş, değiştirebilirmisin? dediğinde,
İhtiyaç halinde gelebilirsin dediğine göre gidebilirim dedim.
Bu defa benden daha genç çalışan biri vardı tüp satış
bayide.Adam beni görünce kem küm etmeden al boşu,
abini bekletme dediğini,arkasından bana çay içer misin
teklifini yaptığını hiç unutmam.Teşekkür ettim,dolu tüpü aldım ve ikinci golü atmanın sevinciyle evin yolunu tuttum.Eve geldiğinde sende bir keramet var dediler,
birde ısınmak için gaz yağı bulabilir misin teklifini yaptılar fakat biraz başaramanın zor olduğunu
yüzlerindeki ifade ile bana olur ya gibi bir iptal seçeneğini naifce sunduklarını anlıyordum.Ses çıkarmadım.Tüp de olduğu gibi şansımı denemek için bir petrole girdim,konuşma ve anlatım tarzım biraz sert olmuş olabilir fakat kibarca gaz yağına ihtiyacım var,hiç bir yerden alamadım deyince,beni biraz süzdü ve
ardından tek bir cümle ile: filan adrese gece saat 12 de gelirsen ne kadar istersen bidonlarını getir versinler dedi.Çıkınca yoklar hanesine üçüncü golü ağlara takmıştım.Arkadaşımın arabası vardı,onunda ihtiyacı
olunca, koca koca bidonları izbe bir depodan gece 12 de doldurup eve döndük.Bu konuyu kendimde ki maharette bulurken gazetede tüp vermeyen bir tüpçünün işyerinin havaya uçtuğunu öğrenince maharet ve keramet sırtımda ki KABANDA olduğunu anlamıştım,meğer kabandan korkuyorlarmış,anlaşılan.
Güzel insan yoktu,siyasi kutuplaşmadan canından bezmiş insanlar ve talimatlara biat eden sanayiciler vardı.80 li yıllarda..
Anlamak isteyene son cümlen ne olurdu deseler,şu olurdu.
Talimatlar doğrultusunda; sakla gizle,deponda tut,
satma, yokluk ve kuyruk oluştur,algı yarat,ikinci emiri
bekle,tutunamasın,geldiği gibi gitsin projesini insanlara itiraf etmeyen,foterli fotersiz siyasetçiler elleri boş ölüp gittiler,o nedenle anlayana saz anlamayana zurna…Derim.
Ruhu şad olsun, dürüst, akıllı,özünde hinlik olmayan
Kıbrıs Fatihine.