280 cariye…
Mustafa M. Atilla
Bir devrin vicdanlar da çöküşü mü acaba: 280 Cariyenin çuvallarla denize atıldığı O gece ile ilgili..izlediğim filmler içinde insandan başka hiçbir canlının yapamayacağı zalimliğin hikayesini o filimde seyrettim..
Tarih bazen insanın boğazına düğümlenen bir sessizlik olabilir. Bazı olaylar vardır ki üzerinden yüzyıllar geçse de insanın vicdanında taze kalır. Osmanlı sarayının en çalkantılı dönemlerinden birinde yaşandığı rivayet edilen “280 cariyenin çuvallarla denize atılması” hadisesi de işte böyle bir hikâyedir.
Her İstanbul seyahatimde Eyüp Sultan türbesini ziyaret eder,karışık düzende mezarlara gömülmüş,
hakka yürüyen sultanlar, padişahlar, sadrazamlar, şeyhülislamlar, vezirler, kumandanlar, hanım sultanlar, saray mensupları,din,tasavvuf, ilim,sanat adamları, şairler ve halktan kişiler ile ilgili tarihi bilgiyi merakıma yenik düşerek,lisede aldığım tarih bilgilerimin üstüne eklerim. Bu bilgiler içinde 280 Cariyenin olayıda kurgudan çıkmış,hadi ya diyerek
dikkatime takılmıştır.
Olayın merkezinde, Osmanlı tarihinin en tartışmalı padişahlarından biri olan Sultan İbrahim vardır. Halk arasında “Deli İbrahim” olarak anılan bu padişahın saltanatı, devlet yönetimindeki zaafları, saray entrikaları ve lükse düşkünlüğüyle anılır. 1640-1648 yılları arasında kısa süren hükümdarlığı,
imparatorluğun hem içeride hem dışarıda zorlan
dığı bir döneme denk gelir.O dönemde Topkapı Sarayı sadece bir yönetim merkezi değil, aynı zamanda kapalı kapılar ardında bambaşka bir dünyanın yaşandığı bir mekânmış.
İçinde ki Harem ise bu dünyanın en gizemli, en çok konuşulan sırlarla dolu bölümüymüş meğer.
Rivayete göre Sultan İbrahim, bir ihanet şüphesi ya da saray içi entrika nedeniyle haremdeki yüzlerce cariyenin içinden birinin sadakatinden kuşku duyar
daha doğrusu haber uçurulur.Bu kuşkunun bedeli ise korkunç olur: Yaklaşık 280 cariye içi ağırlık dolu çuvallara konularak gece vakti sandallara konarak Sarayburnu açıklarından denize atılır.
Bu anlatı, Osmanlı tarih yazımında özellikle 17. yüzyıl belgelerinde ve sonraki dönem tarihçilerinin eserlerinde yer alır. Ancak burada önemli bir nokta var: Olayın ayrıntıları kesin tarihsel belgelerle tam anlamıyla doğrulanmış değildir.Anladığım kadarıyla Öldürülme, idam korkusu içinde, bir bilinmezlik olarak kayıtlara geçmiş.
Osmanlı’da taht mücadeleleri ve saray içi hizipler düşünüldüğünde, bir padişahın ölümünden sonra onun aleyhine anlatıların yayılması şaşırtıcı değildir. Nitekim Sultan İbrahim, 1648 yılında tahttan indirilmiş ve kısa süre sonra öldürülmüştür. Yerine oğlu “yedi yaşında” IV. Mehmed geçirilmiştir.IV Mehmedin küçüklüğü, gençliği adeta harem içinde yalnız ve hapis hayatı gibi geçmiş, psikolojisi bozulmuş,ta ki sultan oluncaya kadar.Tahta oturtulmuş fakat bir ülkeyi yönetecek ne bilgisi nede idarecilik sıfatı varmış.filmde bunu
detaylı anlatımla işlemişler.
Kaçınılmaz olan:babadan oğula geçme kuralı padişahlığın olmazsa olmazı ya! halen de neden olmasın diyen,idrakten yoksunun hayali bu yönde.
Belki de asıl mesele, sayının 280 olup olmadığı değildir. mesele, tarihin bize fısıldadığı o soğuk gerçektir: İktidarın sınır tanımadığı yerde, insan hayatı çoğu zaman en kolay harcanan şey olduğudur.
Bir hükümdarı “deli”, “zalim” ya da “şehvet düşkünü” olarak anmak, onu siyaseten mahkûm etmenin en kolay yollarından biridir. Bu yüzden 280 cariye hikâyesi, sadece bir trajedi değil; Belki de dönemin güç mücadelelerinin gölgesinde harem dışında şekillenmiş,tarihe konu olan bir metin de olabilir.Bilmiyorum..
Bu hikâye doğru olsun ya da olmasın, bize şunu hatırlatır: Mutlak güç, denetlenmediğinde korkunç sonuçlar doğurabilir. Sarayın yüksek duvarları ardında alınan kararların, sesi çıkmayanların hayatını nasıl bir anda karartabildiğini gösterir.
Osmanlı’nın son yüzyılına dair anlatılan ve zihinleri en çok sarsan hikâyelerden biri de “280 cariyenin çuvallara konulup denize atılması” rivayetidir.
Rivayettir çünkü bu konuda korkuya dayalı gizli yürütülen bir saray becerisi,sonra bir yabancı gemi mürettebatı..nın canlı su yüzüne çıkan bir cariyenin
bulunması ve gemiye alınması ile rivayetin son
sahnesi,konuyu filmde diri tutmaya yetmiş.
Bu iddia genellikle II. Abdülhamid’in tahta çıkışı sürecine, hatta kimi anlatımlarda onun selefi olan Sultan Abdülaziz dönemine bağlanır. Rivayete göre saray değişmiş, düzen değişmiş, fakat geride kalan kadınlar “yük”sayılmış ve bir gecede yok edilmiştir.
Bu savı kabul etmiyorum, çünkü yük sayılmadaki sorunun çözümünün,her akılda mevcut yöntemleri
muhakkak vardır.
Peki gerçekten böyle bir toplu katliam yaşandı mı?
Sır gibi saklı rivayet için,araştırmam bana bu olayı rivayet ile belge arasında beklemesi yerine,tozlu raflardan inmesini söylüyor.Belki de köşe
yazılarının görevi,tamda bu gibi sorulara cevap
aramaktır.
Evet, saray darbelerle sarsılmıştır. Evet, taht değişimleri sancılı olmuştur,Evet taht uğruna “kardeşler”acımasızca katledilmiştir, evet harem
fırtınalar estirmiştir,o nedenle1876 yılı, Osmanlı için bir kırılma noktasıdır: Sultan Abdülaziz tahttan indirilmiş, kısa süre sonra şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmiş, ardından V. Murad kısa süren saltanatının ardından akıl sağlığı gerekçesiyle hem hal edilmiş ve yerine II. Abdülhamid geçmiştir. Böylesi çalkantılı bir ortamda sarayda yaşayan kadınların statüsünün değişmesi,başka saraylara
veya uygun görülen yerlere gönderilmeleri mümkündü. Ancak “çuvalla denize atılma” anlatısı, bugüne kadar daha çok, sözlü kültürde veya popüler tarih metinlerinde sadece yer bulabilmiş.
Toplumlar travmalarını bazen sembollerle anlatır. Bir imparatorluğun çöküş süreci, “denize atılan 280 kadın” gibi çarpıcı bir metaforla (sözün gerçek anlamı dışında kullanılması) hafızaya kazınır. Bu, gerçeğin birebir kendisi olmayabilir;ama bir dönem
saray hareminin sertliğini, merhametsizliğini, acımasızlığını,çürümesinin anlatma biçimi olabilir.
Ve bazen en büyük sorumuz şu olur:
Biz gerçeği mi arıyoruz, yoksa inanmaya hazır olduğumuz hikâyeleri mi?..Filmlere konu olmuşsa;
Ateş çıkmayan yerden duman çıkmaz,busöz yerine
oturuyor sanırım, Sevgili Okurlarım.
Yine gönlü rahmet istedi Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın, (7,13,14) yaşında,deli,şehvet düşkünü,
hasta ruhlu insanların yönetebileceği) Babadan
oğula geçen yönetim şeklini,halkın iradesi ile kurulan çok partili sistem içinde barındıran,
Cumhuriyeti kurarak, yüzyılı Kula köle olmadan yaşattığı için,Saygıyla anıyor,,Mekanın cennet olsun diyorum.İnşaallah.