Cehalet
Faik Kumru
Cahil insan geçmişi çabuk unutur. Böyle fertlerden teşekkül etmiş bir toplum balık hafızalıdır.
O yüzden böyle bir kitle kolay manipüle edilerek kandırılabilir.
Eğitilmiş insan ve kendinin farkında olan kişilerden meydana gelmiş bir toplum ise maziyi asla unutmaz. Hadiseleri didik didik eder, hallaç pamuğuna çevirir ve hakikatlere tez vakitte ulaşır. Hem kendisini hem de mensubu olduğu milletini aydınlatır.
Bu sebebe binaen, geri kalmış ülkelerdeki hakim elit kesim, halkın cahil bırakılması yönünde planlar yapar ve yeni yeni projeler üretir.
Milletin başına geçim derdi belasını dolayarak, bir lokma peşinde çilekeş hayat sürmesini ister. Böylelikle başka şeylere kafa yormasını engeller.
Bu süreçlerde;
Kendi konforları için toplum açlığa mahkum edilir,
"Bir lokma, bir hırka" kandırmacası ile halk şükre sevk edilir,
Verilen en ufak maddi katkı oldukça abartılır,
Dini bahisler, dinbaz soytarılar eliyle, uyuşturucu misali beyinlere zerk edilir vesaire.
Allah akıl vermiş, fikir vermiş. Bu nimeti kullanmayan her insan, hem kendine hem de gelecek nesline yazık etmiştir.
İstisnasız her insanın her alanda politize olduğu bir yerde sanat namına hiçbir şey yeşermez. O toprak çürümüş, bütünüyle hayatiyetini kaybetmiştir. O topraktan beslenen insan da maddi ve manevi manada kokuşmuştur.
Bir insanın çok bilgiye sahip olması, doğrulara ulaşmasına yetmeyebiliyor. İlmi müktesebatı ve birikimi olan nice insan var ki kendini alim ve bilim insanı olarak niteliyor. Lakin kaleminden çıkanlara bakıldığı vakit, insana verdiği değer aşağıların aşağısında bir seviyede. Sahip olduğu bilgiyi vicdan terazisinde tartması ve hakikate ses olması arzu edilmekte ancak bu yönde bir gayreti maalesef görülmemektedir.
Gerçeklere dil dudak olması, sesinin ve soluğunun her yerden duyulması, yaşadığı toplum namına öncelikli bir vazifedir. Bunun için de bir vicdan kültürüne sahip olması elzemdir.
Cahillik, bilgi eksikliğinden ziyade vicdan körlüğü elbisesini giyinmiştir günümüzde. Cehaletin kara elbisesinden yayılan utanmazlık kiri her mekanı kirletmiştir. Kötülüğün bir şubesi gibi yedi gün yirmi dört saat mesai halinde çalışmaya devam etmektedir.
Bu ortam kötülük olgusunu doğurduğu gibi, haksızlıklara da taraf olmayı ve zulümleri normal görmeyi kolaylaştırmıştır.
Bu süreçlerde zulme rıza gösterenin imanından şüphe edilir. Zira, Kur'an, en büyük düşman olarak zalimi görmüştür.
Zalimi kendine dost edinen, Kur'an anlayışa göre, Kur'an'a muhalefet etmiştir.
Zulmün safında sıralanan, Kur'an'ın eğri dediği o çizgiye dizilmiş ve karşı cephe oluşturmuştur.
O çizgide duranlar da o çizgiyi çizenlerle birlikte anılacaktır.