Canan Cam

Okul kapısından girerken korku değil umut taşımak

Canan Cam

Bugün bir okul kapısının önünde, belki de her sabah olduğu gibi zil çaldı. Ama o zil, bazı evlerde bir daha hiç duyulmayacak bir sesin yankısına dönüştü.

Bir çocuğun okula giderken sırtına aldığı çanta, defter ve kalem taşımak içindir. Hayaller taşımak içindir.

Bir gün büyüyüp iyi bir insan olma umudunu taşımak içindir.

Bugün ise ülkemizin bir şehrinde yaşanan acı olay, hepimizin yüreğine aynı soruyu bıraktı:

Okullarımız gerçekten çocuklarımız için güvenli birer yuva mı?

Bir toplumun aynası, okullarının kapılarında görünür. Orada korku varsa, toplumda huzur yoktur. Orada umut varsa, yarın vardır.

Bir öğretmenin sınıfa girerken taşıdığı en önemli şey bilgi değildir aslında.Sevgi ve güven duygusudur. Bir öğrencinin sıraya oturduğunda hissetmesi gereken ilk duygu ise korku değil, meraktır.

Merak…

Bilgiye duyulan merak…

Hayata duyulan merak…

Ama korkunun olduğu yerde merak büyümez.

Bugün yaşanan bu elim hadise bize bir kez daha şunu hatırlattı:

Şiddet, sadece bireysel bir sorun değildir. Şiddet, toplumsal bir aynadır.

Bir çocuk neden öfke biriktirir?

Bir çocuk neden yalnızlaşır?

Bir çocuk neden dünyayı bir tehdit olarak görmeye başlar?

Bu soruların cevapları, yalnızca bir ailede ya da bir okulda aranamaz.

Bu cevaplar, hepimizin ortak sorumluluğunda saklıdır. Çünkü çocuk, sadece ailesinin değil;

toplumun, eğitim sisteminin ve hatta sokakların ürünüdür.

Bugün dünyanın birçok yerinde çocuk hakları üzerine yapılan çalışmalar, tek bir gerçeği sürekli hatırlatır:

Her çocuk güvenli bir eğitim ortamında büyüme hakkına sahiptir. Bu hak, yalnızca kitaplarda yazan bir cümle değildir.

Bu hak, bir annenin çocuğunu okula gönderirken içinin rahat olması demektir.

Bir babanın, akşam eve döndüğünde kapının çalınmasından korkmaması demektir.

Bir öğretmenin, öğrencilerine ders anlatırken gözlerinin içinde yalnızca öğrenme isteğini görmesi demektir. Bugün belki de en çok konuşmamız gereken şey, suçun kendisi değil;

şiddetin nasıl önlenebileceğidir.

Çünkü şiddet, çoğu zaman bir sonuçtur.

Öncesinde birikmiş duyguların, görülmemiş ihtiyaçların ve duyulmamış seslerin sonucudur.

Bir çocuğun öfkesi çoğu zaman sessiz başlar.

Bir bakışta saklıdır.

Bir yalnızlıkta büyür.

Bir gün ise bir patlamaya dönüşür.

İşte bu yüzden okullar yalnızca akademik bilgi verilen yerler olmamalıdır.

Okullar aynı zamanda duyguların anlaşıldığı, çocukların kendilerini ifade edebildiği güvenli alanlar olmalıdır.

Bir sınıfta matematik kadar empati de öğretilmelidir.

Türkçe kadar iletişim de öğretilmelidir.

Fen bilgisi kadar insan olmanın değeri de öğretilmelidir.

Çünkü insan hakları dediğimiz kavram, yalnızca uluslararası sözleşmelerde yazan maddelerden ibaret değildir.

İnsan hakları, bir çocuğun korkmadan öğrenme hakkıdır.

Bir çocuğun, okul kapısından girerken kalbinin hızla çarpmasından değil,

heyecanla çarpmasından ibarettir.

Bugün yaşanan acı olayın ardından toplum olarak hepimize düşen görevler var.

Yetkililere düşen görevler olduğu kadar, bizlere de düşen görevler var.

Bir çocuğu anlamaya çalışmak, onu yargılamadan dinlemek, yalnız bırakmamak…

Çünkü bir çocuk yalnız kaldığında, en büyük tehlike sessizliktir.

Sessizlik, çoğu zaman görülmeyen bir çığlık gibidir.

Bu olay bize bir kez daha şunu hatırlatmalıdır:

Okullar yalnızca bina değildir.

Okullar, bir toplumun vicdanının inşa edildiği yerlerdir.

Eğer bir toplum, çocuklarını güvenle okula gönderemiyorsa,

orada yalnızca eğitim değil, güven duygusu da eksiktir.

Güven ise bir toplumun en temel yapı taşıdır.

Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey, daha yüksek duvarlar değil;

daha güçlü bağlardır.

Çocukların öğretmenleriyle, arkadaşlarıyla ve aileleriyle kurduğu bağlar…

Çünkü sevginin olduğu yerde şiddet barınamaz.

Anlayışın olduğu yerde öfke kök salamaz.

Unutmayalım ki her çocuk, doğduğunda bir umutla dünyaya gelir.

Hiçbir çocuk, kalbinde şiddetle doğmaz.

Onu büyüten şey, gördükleri ve yaşadıklarıdır.

Bu yüzden bugün, yaşanan bu acı olayın ardından hep birlikte şunu düşünmeliyiz:

Nasıl bir okul istiyoruz?

Korkunun gölgesinde büyüyen bir okul mu?

Yoksa kahkahaların yankılandığı bir okul mu?

Bir çocuğun sabah çantasını sırtına takarken annesine sarılıp

“Bugün okulda ne öğreneceğim?” diye heyecanla sorduğu bir okul…

İşte asıl hedefimiz bu olmalıdır.

Çünkü bir toplumun en büyük gücü, silahları değil;

eğitimli, huzurlu ve mutlu çocuklarıdır.

Ve biz, çocuklarımızı korkuyla değil, umutla büyütmek zorundayız.

Bir gün, bir sabah, bütün okulların kapısından içeri giren çocukların yüzünde aynı ifade olsun diye…

Korku değil, umut…

Hayat, yaşamak

Yaşamak, nefes almak

Nefes almak, var olmak ise

Bizler de varız diyebilmeliyiz.

 Toplum olarak bunu diyebilmeliyiz.

Yazarın Diğer Yazıları