Ümran Öztürk
Köşe Yazarı
Ümran Öztürk
 

Değişen Kent Kimliği

Günümüz şehirlerine baktığımızda çarşılarından parklarına, döşeme taşlarından sokak aydınlatmalarına, yeni yapıların mimarisinden caddelerine, zincir mağazalarına kadar birbirlerine benzer duruma gelmiştir. Doku olarak git gide birbirine benzeyen bu arada kendi tarihini, kültürel dokusunu, estetiğini, öz kimliğini kaybeden, hafızası silinerek yozlaşmaya açık hale gelen kentlerde alışveriş merkezleri artarken insan ilişkileri de zayıflamış buna bağlı olarak da yaşam kalitesi düşmüştür. Tüm bunlar üretim toplumu yerine tüketim toplumunu yaratmıştır. Yaşam standartları değişen toplumun büyük bir kesiminde, geniş aileler yerini çekirdek ailelere bırakmış, aileler küçülmüş, ilişkiler kopmuş, yaşam alanlarımız betonlarla sınırlandırılmıştır.  İki katlı bahçeli evlerin yerini soğuk, beton binalar alırken yeni oluşan semtlerle insanlar arasındaki sınıfsal makas açılmış ve kendi içinde, bölünmüş eğitimde, yaşam standartlarında eşitsizlikler büyüyerek daha da artmıştır. Toplumun sosyal dokusundaki bozulmalarla demografik yapısında değişiklikler baş göstermeye başlamıştır. Toplumdaki bu hareketlenmeyi, halkın tepkilerini, sevgilerini, nefretlerini, isteklerini ve kitlesel şekilde ifade ettikleri duygularını yönlendirebilmek, kontrol altında tutma gibi yetileri yönetebilen toplum bilimcilerine, toplum mühendislerine ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır.  Çünkü bunlar sorunu en sağlıklı şekilde yerinde gören, tahlil eden ve sonuçlandıran kişilerdir. Eskiden tüm bu tahlilleri yapan, toplumun nabzını tutan, yön veren o şehrin bilge kişileri, eşrafları, iş insanları yani daha çok maddi anlamda güçlü kişilerdi.  Ancak günümüzde artık onların yerini tarihçiler, sosyologlar, yazarlar, mimar -mühendisler, halk bilimcilerin alması gerekir.  Fakat çoğu yönetimlerde bu akademik kariyer sahiplerini pek göremiyoruz. Dejenerasyona uğrayan kentleri yeniden ayağa kaldırmak, yeniden kimlik kazandırmak bu anlamda toplumun gereksinimlerini en iyi bilen yerel yönetimlerin başındaki kişileri yönlendiren vizyonu olan bu kişiler olmalıdır. Belediyeler vatandaşlarına kaynaklarını yerinde ve doğru bir şekilde kullanarak tarihinden kültürüne, mimarisinden sanatına, içme suyundan çöpüne, hava kirliliğinden trafiğine, nüfus artışından göçlere vs. gibi tüm konforu sunabilmek için vardır. Bunları gerçekleştirebilmek için de alanında uzman ekibiyle çalışan ve bu esnada vatandaşıyla iletişimini üst seviyede tutarak geri bildirimlerini ciddiyetle analiz edip kendini bu konuda geliştirenler başarılı oluyorlar. Vasıfsız, eğitimsiz bir ekiple bir müddet işi götürür, günü kurtarırsınız ama arkanızda gelecek kuşaklara telafisi olanaksız hatalar bırakırsınız. Örneğin kenti yenileyeceğim derken kültürel mirasları koruyamazsanız, kültürel ve tarihi dokusuna zarar verirseniz, sanatına, mimarisine, estetiğine sahip çıkmaz iseniz o kentin hafızasını silersiniz ve sizin kentiniz olmaktan çıkar. Bu konuda duyarlı olan yerel yönetimler, kentte yapılacak en küçük bir değişiklikte bile ciddi çalışmalar gerçekleştiriyorlar. Bunlardan birsi de geleneği geçmişe taşıyan projelerin başında  "Altın Dokunuş" sloganıyla çağdaş yöntemlerle başlatılan restorasyon çalışmalarıdır. Yapıların mimarilerine zarar vermeden aslına uygun yapılan bu çalışmalar kent kimliğine zarar vermeden olumlu sonuçlar vermekte kentin hafızasını da yenilemektedir.  Ortak mirasımıza sahip çıkarken geçmişe tanıklık eden sanat, düşünce, bilim mirasını da korumaya alarak gelecek kuşaklara aktarmalıyız.  Müzeler bunların gelecek kuşaklara taşındığı en kıymetli alanlardır.
Ekleme Tarihi: 30 Nisan 2020 - Perşembe

Değişen Kent Kimliği

Günümüz şehirlerine baktığımızda çarşılarından parklarına, döşeme taşlarından sokak aydınlatmalarına, yeni yapıların mimarisinden caddelerine, zincir mağazalarına kadar birbirlerine benzer duruma gelmiştir.

Doku olarak git gide birbirine benzeyen bu arada kendi tarihini, kültürel dokusunu, estetiğini, öz kimliğini kaybeden, hafızası silinerek yozlaşmaya açık hale gelen kentlerde alışveriş merkezleri artarken insan ilişkileri de zayıflamış buna bağlı olarak da yaşam kalitesi düşmüştür. Tüm bunlar üretim toplumu yerine tüketim toplumunu yaratmıştır.

Yaşam standartları değişen toplumun büyük bir kesiminde, geniş aileler yerini çekirdek ailelere bırakmış, aileler küçülmüş, ilişkiler kopmuş, yaşam alanlarımız betonlarla sınırlandırılmıştır.

 İki katlı bahçeli evlerin yerini soğuk, beton binalar alırken yeni oluşan semtlerle insanlar arasındaki sınıfsal makas açılmış ve kendi içinde, bölünmüş eğitimde, yaşam standartlarında eşitsizlikler büyüyerek daha da artmıştır.

Toplumun sosyal dokusundaki bozulmalarla demografik yapısında değişiklikler baş göstermeye başlamıştır. Toplumdaki bu hareketlenmeyi, halkın tepkilerini, sevgilerini, nefretlerini, isteklerini ve kitlesel şekilde ifade ettikleri duygularını yönlendirebilmek, kontrol altında tutma gibi yetileri yönetebilen toplum bilimcilerine, toplum mühendislerine ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır.  Çünkü bunlar sorunu en sağlıklı şekilde yerinde gören, tahlil eden ve sonuçlandıran kişilerdir.

Eskiden tüm bu tahlilleri yapan, toplumun nabzını tutan, yön veren o şehrin bilge kişileri, eşrafları, iş insanları yani daha çok maddi anlamda güçlü kişilerdi.

 Ancak günümüzde artık onların yerini tarihçiler, sosyologlar, yazarlar, mimar -mühendisler, halk bilimcilerin alması gerekir.  Fakat çoğu yönetimlerde bu akademik kariyer sahiplerini pek göremiyoruz. Dejenerasyona uğrayan kentleri yeniden ayağa kaldırmak, yeniden kimlik kazandırmak bu anlamda toplumun gereksinimlerini en iyi bilen yerel yönetimlerin başındaki kişileri yönlendiren vizyonu olan bu kişiler olmalıdır.

Belediyeler vatandaşlarına kaynaklarını yerinde ve doğru bir şekilde kullanarak tarihinden kültürüne, mimarisinden sanatına, içme suyundan çöpüne, hava kirliliğinden trafiğine, nüfus artışından göçlere vs. gibi tüm konforu sunabilmek için vardır. Bunları gerçekleştirebilmek için de alanında uzman ekibiyle çalışan ve bu esnada vatandaşıyla iletişimini üst seviyede tutarak geri bildirimlerini ciddiyetle analiz edip kendini bu konuda geliştirenler başarılı oluyorlar.

Vasıfsız, eğitimsiz bir ekiple bir müddet işi götürür, günü kurtarırsınız ama arkanızda gelecek kuşaklara telafisi olanaksız hatalar bırakırsınız. Örneğin kenti yenileyeceğim derken kültürel mirasları koruyamazsanız, kültürel ve tarihi dokusuna zarar verirseniz, sanatına, mimarisine, estetiğine sahip çıkmaz iseniz o kentin hafızasını silersiniz ve sizin kentiniz olmaktan çıkar.

Bu konuda duyarlı olan yerel yönetimler, kentte yapılacak en küçük bir değişiklikte bile ciddi çalışmalar gerçekleştiriyorlar. Bunlardan birsi de geleneği geçmişe taşıyan projelerin başında  "Altın Dokunuş" sloganıyla çağdaş yöntemlerle başlatılan restorasyon çalışmalarıdır. Yapıların mimarilerine zarar vermeden aslına uygun yapılan bu çalışmalar kent kimliğine zarar vermeden olumlu sonuçlar vermekte kentin hafızasını da yenilemektedir. 

Ortak mirasımıza sahip çıkarken geçmişe tanıklık eden sanat, düşünce, bilim mirasını da korumaya alarak gelecek kuşaklara aktarmalıyız.  Müzeler bunların gelecek kuşaklara taşındığı en kıymetli alanlardır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.