Yunus Türkoğlu
Köşe Yazarı
Yunus Türkoğlu
 

Hatırla

Onlar, Rablerinin huzurunda olmayı murad eder, yapılan her işleri, söylenen her sözleri onları hayra sevk ederdi. Onlar Yaradanın rızasını her şeyden üstün tutarken namazlarını hep camide kılarlardı. Bu cami sinelerin huzur bulduğu, satır aralarında dostluğun olduğu bir yerdi… Bir ömür süren namaz yolculuğunda yorgunluğa, bıkkınlığa ve şikâyete yer yoktu! Bazen zemheri soğuğunda sabah namazına, yakıcı güneşe karşı öğlen namazına, gece karanlığındaki yatsı namazına gitmek, ibadet aşkıyla ve Hakk’ın rızasını her şeyden üstün tutabilme sırrından geliyordu… Bunlar vakit namazlarını Hacı Hüsnü Cami’nde kılmaya gayret eden Cevdet Paşa (Mercimek) Mahallesi’nin namaz aşığı müstesna büyükleriydi. Ezana yakın; kulakları seste, gözleri kapıda olurdu. Ezan okunur-okunmaz hemen camiye koşar, huşu içinde namazlarını eda ederlerdi. Birlik-beraberlik, şefkat ve merhamet gibi hasletlerle ideal bir kıvama erişmişlerdi. Başta cami imamımız olmak üzere, bahse konu kişilerden bir-ikisini kısaca tanıtmak ve bir hatırayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Merhum Sadrettin Hoca, Çocuklarla gençlere değer verir, onların iyi yetişmesi için Kuran-ı Kerim okutur, “ilmihal” bilgilerini öğretirdi! Âlim, alçak gönüllü, kültürlü ve mahallemizin çok sevilen hocasıydı. Peygamber torunu olmanın vermiş olduğu sorumluluk bilinciyle ömrünü hep sünnet eksenli yaşardı. Meteoroloji Mahallesi’ndeki evinden çıkar başı önünde, zikri dilinde camiye doğru yürürdü. Bizim sokağa gelince tarlada oyun oynayan çocuklar, Saadet Teyze’nin torunu Ömer başta olmak üzere oyunu bırakır koşarak yanına gelir sırayla elini öper, sonrasında oyuna geri dönerlerdi. İnsana değer verir ve onlardan değer görürdü! Merhum Saffet amca, ezan başlar başlamaz Bisan marka kırmızı bisikletine biner, Çalık Sokak’tan aheste aheste camiye doğru yola koyulurdu. Rast makamında okunan ezandan mıdır bilmem seyri seferi hep ”rast” gitti hiçbir zorluk yaşamadı! Merhum M. Ali Dalkıran, ezanı duyunca evinin önündeki köprünün üstüne çıkar “Ya Allah” der, kanaldan akan suyla beraber tefekküre dalıp camiye kadar yürürdü. Yolda gördüklerine mutlaka selam eder, yüzündeki tebessümü insanlara huzur verirdi… Büyük ağabeyim Hacı Rafet, yaz demez, kış demez devamlı olarak camide namazlarını kılmaya çalışır. Özellikle sabah namazlarını hiç kaçırmaz. Geçenlerde sordum; ”-Hacı ağabey, yine camiye devam ediyor musun?” “-Sekiz yılda bir vakit kaçırdım!” dedi, üzülerek! Bu konuda hep kendi rekorunu egale eder! Ezan okundu; Camideyiz, Yatsı namazının ilk sünnetini kılıyoruz. Gündüz namazlarında fire olabiliyor. Sabah namazından sonra işine gidenler gün boyunca olmadıklarından ötürü camiye gelemiyorlar. Yatsı namazlarında genellikle tam kadro camide olurduk. İğneci Abdullah Durur, kardeşi Hacı Mustafa, Coşkun Okuldaş, Ahmet ve Yakup Toprak kardeşler, Abdullah Çakır, Ömer Hoca, M. Ali Dalkıran, Hacı Rafet, Saffet amca, mahallenin bakkalları Seyfettin Uruk, Cenap Aytok, Beşir Emi ile Makinist Diyarbakırlı Remzi, Şoför İdris tam tekmil hazırız. Sadrettin hoca mihrapta, bizlerde caminin muhtelif yerlerinde namazımızı kılıyoruz. Aniden şiddetli bir zelzele olmaya başladı. Çaldıran depreminin olduğu 1975 veya 76 yıllarındayız, ara ara depremler yaşıyorduk. Giriş bölümünde kapı içindeyim, cami görüş alanımda! Kısa bir şaşkınlıktan sonra, Bakkal Seyfettin, Hacı Mustafa ve birkaç kişi salâvat ve tekbirler çekerek koşar adımlarla camiyi terk ettiler. Sarsıntı devam ediyor, caminin kolonlarından sesler gelmeye başladı! Avize sallanıyor, Zemin, ahşap olduğundan dolayı tahtalar gıcırdıyordu. Mihrapta namaz kılan hocayı korku ve heyecanla izliyordum, dışarı doğru koşacak olursa peşinden gitmeyi planlıyordum! Saniyeler sonra deprem durunca namaza devam ettik. Hoca çıkmayınca beş-altı kişi onunla birlikte içeride kalmıştık. Namazımızı bitirmiş alelacele camiden çıkmıştık. Peki, kim doğru yapmıştı? Kaçanlar mı, bekleyenler mi? Bu soruyu Sadrettin hoca şöyle cevaplıyordu ”-Doğruyu tabi ki kaçanlar yaptı! Allah’ın gazabından kaçmak gerekiyor!  Sizinki fetva, bizimki ise takvaydı, siz doğru olanı yaptınız…” Bu saygıdeğer büyüklerimle yıllarca Cevdet Paşa Mahallesi, Hacı Hüsnü Camisi’nde vakit namazlarını kılmak Cenab-ı Hakk’ın bir lütfüydü. Aramızdan ayrılanların mekânları cennet olsun. Bu ekipten hayatta olan iki efsane Rafet Türkoğlu ve Yakup Toprak ömrünüz bereketli olsun… “Hatırla” Ruhumuzu doyuran, kalbimizi nurlandıran, Bizleri Rahman’ın huzuruna çağıran Ruhumuzu dinlendiren, kalbimizi tazeleyen Dünya ve ahret hayatının saadeti olan Daveti, ezanı hatırla…(D. Ali Erzincanlı) Hoşça kalınız…
Ekleme Tarihi: 10 Mart 2021 - Çarşamba

Hatırla

Onlar, Rablerinin huzurunda olmayı murad eder, yapılan her işleri, söylenen her sözleri onları hayra sevk ederdi.

Onlar Yaradanın rızasını her şeyden üstün tutarken namazlarını hep camide kılarlardı.

Bu cami sinelerin huzur bulduğu, satır aralarında dostluğun olduğu bir yerdi…

Bir ömür süren namaz yolculuğunda yorgunluğa, bıkkınlığa ve şikâyete yer yoktu!

Bazen zemheri soğuğunda sabah namazına, yakıcı güneşe karşı öğlen namazına, gece karanlığındaki yatsı namazına gitmek, ibadet aşkıyla ve Hakk’ın rızasını her şeyden üstün tutabilme sırrından geliyordu…

Bunlar vakit namazlarını Hacı Hüsnü Cami’nde kılmaya gayret eden Cevdet Paşa (Mercimek) Mahallesi’nin namaz aşığı müstesna büyükleriydi. Ezana yakın; kulakları seste, gözleri kapıda olurdu. Ezan okunur-okunmaz hemen camiye koşar, huşu içinde namazlarını eda ederlerdi. Birlik-beraberlik, şefkat ve merhamet gibi hasletlerle ideal bir kıvama erişmişlerdi.

Başta cami imamımız olmak üzere, bahse konu kişilerden bir-ikisini kısaca tanıtmak ve bir hatırayı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Merhum Sadrettin Hoca, Çocuklarla gençlere değer verir, onların iyi yetişmesi için Kuran-ı Kerim okutur, “ilmihal” bilgilerini öğretirdi! Âlim, alçak gönüllü, kültürlü ve mahallemizin çok sevilen hocasıydı. Peygamber torunu olmanın vermiş olduğu sorumluluk bilinciyle ömrünü hep sünnet eksenli yaşardı.

Meteoroloji Mahallesi’ndeki evinden çıkar başı önünde, zikri dilinde camiye doğru yürürdü. Bizim sokağa gelince tarlada oyun oynayan çocuklar, Saadet Teyze’nin torunu Ömer başta olmak üzere oyunu bırakır koşarak yanına gelir sırayla elini öper, sonrasında oyuna geri dönerlerdi. İnsana değer verir ve onlardan değer görürdü!

Merhum Saffet amca, ezan başlar başlamaz Bisan marka kırmızı bisikletine biner, Çalık Sokak’tan aheste aheste camiye doğru yola koyulurdu. Rast makamında okunan ezandan mıdır bilmem seyri seferi hep ”rast” gitti hiçbir zorluk yaşamadı!

Merhum M. Ali Dalkıran, ezanı duyunca evinin önündeki köprünün üstüne çıkar “Ya Allah” der, kanaldan akan suyla beraber tefekküre dalıp camiye kadar yürürdü. Yolda gördüklerine mutlaka selam eder, yüzündeki tebessümü insanlara huzur verirdi…

Büyük ağabeyim Hacı Rafet, yaz demez, kış demez devamlı olarak camide namazlarını kılmaya çalışır. Özellikle sabah namazlarını hiç kaçırmaz. Geçenlerde sordum;

”-Hacı ağabey, yine camiye devam ediyor musun?”

“-Sekiz yılda bir vakit kaçırdım!” dedi, üzülerek! Bu konuda hep kendi rekorunu egale eder!

Ezan okundu;

Camideyiz, Yatsı namazının ilk sünnetini kılıyoruz. Gündüz namazlarında fire olabiliyor. Sabah namazından sonra işine gidenler gün boyunca olmadıklarından ötürü camiye gelemiyorlar. Yatsı namazlarında genellikle tam kadro camide olurduk.

İğneci Abdullah Durur, kardeşi Hacı Mustafa, Coşkun Okuldaş, Ahmet ve Yakup Toprak kardeşler, Abdullah Çakır, Ömer Hoca, M. Ali Dalkıran, Hacı Rafet, Saffet amca, mahallenin bakkalları Seyfettin Uruk, Cenap Aytok, Beşir Emi ile Makinist Diyarbakırlı Remzi, Şoför İdris tam tekmil hazırız.

Sadrettin hoca mihrapta, bizlerde caminin muhtelif yerlerinde namazımızı kılıyoruz. Aniden şiddetli bir zelzele olmaya başladı. Çaldıran depreminin olduğu 1975 veya 76 yıllarındayız, ara ara depremler yaşıyorduk.

Giriş bölümünde kapı içindeyim, cami görüş alanımda! Kısa bir şaşkınlıktan sonra, Bakkal Seyfettin, Hacı Mustafa ve birkaç kişi salâvat ve tekbirler çekerek koşar adımlarla camiyi terk ettiler. Sarsıntı devam ediyor, caminin kolonlarından sesler gelmeye başladı! Avize sallanıyor, Zemin, ahşap olduğundan dolayı tahtalar gıcırdıyordu.

Mihrapta namaz kılan hocayı korku ve heyecanla izliyordum, dışarı doğru koşacak olursa peşinden gitmeyi planlıyordum! Saniyeler sonra deprem durunca namaza devam ettik. Hoca çıkmayınca beş-altı kişi onunla birlikte içeride kalmıştık. Namazımızı bitirmiş alelacele camiden çıkmıştık.

Peki, kim doğru yapmıştı? Kaçanlar mı, bekleyenler mi?

Bu soruyu Sadrettin hoca şöyle cevaplıyordu ”-Doğruyu tabi ki kaçanlar yaptı! Allah’ın gazabından kaçmak gerekiyor!  Sizinki fetva, bizimki ise takvaydı, siz doğru olanı yaptınız…”

Bu saygıdeğer büyüklerimle yıllarca Cevdet Paşa Mahallesi, Hacı Hüsnü Camisi’nde vakit namazlarını kılmak Cenab-ı Hakk’ın bir lütfüydü. Aramızdan ayrılanların mekânları cennet olsun. Bu ekipten hayatta olan iki efsane Rafet Türkoğlu ve Yakup Toprak ömrünüz bereketli olsun…

“Hatırla”

Ruhumuzu doyuran, kalbimizi nurlandıran,

Bizleri Rahman’ın huzuruna çağıran

Ruhumuzu dinlendiren, kalbimizi tazeleyen

Dünya ve ahret hayatının saadeti olan

Daveti, ezanı hatırla…(D. Ali Erzincanlı)

Hoşça kalınız…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Şahbettin Uluat
(16.03.2021 10:39 - #72258)
Vefat etmiş olanlara Allah gani gani rahmet eylesin. Sonuçta hepimiz kendi zamanımızla birlikte yolcuyuz. Aynı menzile doğru. Yüreğine sağlık.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.