Yunus Türkoğlu
Köşe Yazarı
Yunus Türkoğlu
 

Erek Dağı

Van, sembolü çok olan iller arasında Türkiye'de üst sıralarda yer alır diye düşünenlerdenim. Saymakla bitirilemeyecek kadar öneme haiz semboller var. Müsaadenizle birkaçını sayayım; Vangölü, Van Kalesi, Van Kedisi, Akdamar Adası, Erek Dağı, Muradiye Şelalesi, Otlu Peyniri, Çaldıran Ovası, Ganispi Şelalesi, Erçek Gölü, Hoşap Kalesi… Bizim bildiğimiz veya tanıtamadıklarımız, anlatamadıklarımız ile yok ettiklerimiz, neslini tükettiklerimiz, yıktıklarımız, potansiyel var ama atıl durumda derler ya işte birde öyle olanlar var; Tarihi Van Evleri, kerhiz suları, zernebatsuları, kişmirigül, aslikelma, mellakiarmut, endemik zeringedek, sarılale, son yıllarda tanıtmaya çalıştığımız ters lale, Başkale Peri Bacaları, Çavuştepe, Erçiş'in kelemi, kartolu, Gevaş'ın fasulyesi, Çatak'ın cevizi ve organik balı, bir zamanlar Sihkekavunu, mis kokulu şamama, tanıtımını yapabilirsek murtuğa, kavut, kahvaltılık cacık, hedik ile çedene, yoğurtlu bulgur köftesi veya namı diğer Kürt köftesi bunu tüm dünyaya tanıtmamız gerek, geç bile kaldık, sengeser, keledoş, kayganak… Daha sayayım mı? Çatak ta yapılan rafting, Edremit'te su kayağı ile yelkencilik, Kurubaş 'da yapılan kayak, Erek Dağı'nda dağcılık, Müküs'de oynanan satranç. Daha sayayım mı? Neyse şimdilik yeter! Bu kadar güzellikler içinden sizlere Erek Dağı'nı anlatmaya çalışacağım. Bizler gözümüzü açtık Erek Dağı doğumuzda, Vangölü batımızda çok güzel bir coğrafyada doğduğumuzu anladık. Sabah Erek Dağı ile uyanır gün boyu onunla olur sonra akşam yine onunla uyurduk. Ben on yaşında o ise beklide on milyon yaşından büyük iki arkadaş. Biri birinden hiç ayrılmayan iki dost, biri ben biride Erek Dağı. İlk tanıdığım dağ sensin, ilk dost olduğum sen, ilk keven çiçeğini kokladığım, ilk yamacında yürüdüğüm, ilk zirvesinde soluklandığım, ilk dağ havasını teneffüs ettiğim, eteklerinden akıttığın kerhiz ve zernebat suyunu kana kana içtiğimiz dağımızsın. Çocukluk günlerimizde mahallede futbol, voleybol, birdirbir, mellikan, güvercin taklası, uzuneşek gibi oyunları oynarken ara verince, hemen yanı başımızdaki Recep-Şaban Özek'lerin babaanneleri Nesibe Eze'nin bahçedeki çeşmeden zernebat suyu içip  tekrardan oyunumuza geri döneceğiz. Ben dönmeden önce, kenarda terli olsam da, yorgun olsam da, aklım oyunda olsa da, bütün haşmetiyle, heybetiyle, asaletiyle karşımızda duran Erek Dağı'nı seyretmeden, onunla göz göze gelmeden, onun tebessümünü hmeden, onun enerjisini almadan tekrardan oyuna başlamazdım Kışın karlı buzlu yolda hem yürür hem de kayarak giderdik ya, bu durumda bile başımı kaldırır Erek Dağı'nı izlemeden yoluma devam etmezdim. Yazın Fidanlıkta,İskelede suya atlar epeyce bir yüzer karadan açılırdık ya,dönüşte hem kulaç atar hemde Erek Dağı'nı seyretmeden karaya çıkmazdım.Sisli,puslu ve karlı havalarda onu bir iki gün göremezdik ya,yokluğu hemen belli olur gözümüz onu arardı..Yaz günlerinde akşama yakın güneş toprak damların üzerine gri gölgeleri bırakıp da şualarını Erek Dağı'nın sinesine çevirince,hani o saatlerde vakit sanki bir an için  durur gibi olur ya, işte vakit o vakittir;Erek Dağı,bazen altın sarısı,bazen koyu pembe,bazen erguvan,bazen kızıl,bazen okyanus mavisi bazen de mor renklere bürünür seyredenleri bir anda türlü türlü sevdalara salar sonra gün bitip hava kararınca usul usul gözden kaybolur karanlıklara gömülürdü.Sadece Şüşanıs Köyü'nün ışıkları karanlıklar içinde görünürdü. Erek Dağı'nı severim, isminde Erek olduğu için Erek Mahallesi'ni de, Erek Lisesi'ni de, Erek Spor'u da her ne kadar renkleri sarı kırmızı olsa da. Sarı lacivert renkler benim için daha anlamlı!..Erek Spor deyip de Efsane futbolcusu Füze Uçun ağabeyi anmadan geçmek olmaz.Allah uzun ömürler versin. Erek Dağı; Ben seni Haçort düzünde doru atların dörtnala koşuşu gibi sevdim. Ben seni Meşgeldek'in üstünde uçan martı gibi sevdim.  Ben seni Başkale'den dönüşümde Güzeldere'nin virajlarını inerken aldığım keyif gibi sevdim. Ben seni kışın karların altından toprağı kazıp da çıkardığımız Beşir Emi'nin bostanındaki püçülükler tadında sevdim. Ben seni şamamanın kokusu tadında sevdim. Ben seni inci kefal balığının akarsuya meydan okuyarak tersine yüzüşü gibi sevdim. Ben seni milava attığım fındıkların tek gelişindeki gibi sevdim. Ben seni Çakırbey'deki çamların üstündeki kumrular gibi sevdim. Ben seni Van insanının tatlı dili,güler yüzü gibi sevdim.. Yanılmıyorsam Ortaokul ikinci sınıftayız, yani 1974'ler bizlerde on dört, onbeş yaşlarındayız. Engin Dede, Âdem Dikici, Fuat Günaslan, Çetin Ömeroğlu, Kenan Aydın, Faruk Günaslan ve ben bir müfreze takımı kurduk. Plan projemizi yaptıktan sonra hazırlıklara başladık. Cumartesi günü Erek Dağı'na uşkun toplamaya gidiyoruz. Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra, çocukluk günlerimizin büyük bir bölümünün geçtiği, çoğu zaman biri birimizden ayrılırken buluşuruz dediğimiz zaman hiçbir koordinat vermeden buluştuğumuz mekân, yani buluşma noktamız, burası aslen Hakkari'li olan dost ve değerli insan Rahmetli İdris Duman ağabey'in bakkal dükkânının önü. Buradan biraz kırık leblebi, gofret, lokum ile bisküviyide nevalemizin arasına katıp yola devam edeceğiz. Elimizde uşkunları kesmek için küçük birer çakı, asa gibi kullanacağımız ne olur ne olmaz ayo filan çıkabilir karşımıza diyerek değenek, birde hepimizde uşkunları doldurmak için birer küçük torba. Yol boyunca bizlere daha çok Engin ve Âdem komuta edecekler. En yakın komşularımızdan olan Engin'in Rahmetli babası Hadi  Dede avcıydı. Kırmızı JAVA motosikleti ve farklı zamanlarda  iki av köpekleri vardı, bunlardan biri Mak diğeri ise Jak'dı. Hafta sonları babası motoru kullanır Engin motorun terkisinde aralarında köpek ava giderlerdi, dağlar konusunda tecrübeliydi. Âdem'de  ise liderlik vasfı vardı. Bende kendimi kameraman gibi htim sanki. İzlenimlerimi nasip olursa sizlere anlatacağım. Mercimek Mahallesinden yürümeye başladık, ilk olarak Kışla Caddesi'ni geçtik, Hacı Mazhar Başak'ların ev sağımızda kaldı, solda Belediye Çavuşu Hamdi Özeler'in evi, yavaş yavaş Haçort Düzüne çıkıyoruz. Çok yakın olmasada solumuzda Garipler Mezarlığı, kanalı geçtik. Hafifçe meyil başladı. Her taraf göz alabildiğine yeşillik ve rengârenk çiçeklerle dolu. Hayvanlar otluyorlar birkaç nahırcıya selam verip geçiyoruz. Sağ tarafta uzaktan olsa da görüyoruz yamaçta vaha gibi yeşil bir alan var. Hatırlayanlar mutlaka olacaktır, burası Bahattin Amca'nın bağıydı. Mahallenin bayanları toplanır buraya piknik yapmaya giderlerdi. Haklı olarak şu soruyu sorabilirsiniz! O yıllarda zaten her yer bağ ve bahçe değil miydi? Evet, öyleydi fakat çok önemli bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Düşünün bu güzel bahçede oturuyorsunuz, semaver tellenmiş dumanı ortalığı tutmuş, çoluk çocuk  koşup oynuyorlar, yiyecekler" Allah şen etsin" bol bol, en önemlisi Van ve Vangölü karşımızda, bu manzaraya doyulur mu? Annelerimiz daha çok buraya bu manzara için çıkarlardı. Erek Dağı tam karşımızda ve biz yaklaştıkça daha da yüksek olduğunu müşahede ediyoruz. Yakın gibi gözükse de biz gittikçe sanki bizden uzaklaşıyor. Tırmandıkça dağ havasını almaya başlıyoruz ve güzellikler başlıyor. Arada bir dönüp manzarayı seyrediyorum, aman Allah'ım böyle bir güzellik olamaz! Hayran oluyorum... Çok seyretmek istemiyorum çünkü zirvede doyasıya seyrederim diye. Toprak zemin bitti, Erek Dağı'nın kayalıklarına dokunabiliyoruz  artık. Kayalıkların üzerinde kısa bir mola, bisküvilerin  arasına lokum bırakıp yedik, bir yudum su içip yola devam ediyoruz. Zirveye yakınız oldukça sarp kayalar var artık dikey gidemiyoruz. Sağ tarafa doğru yöneliyoruz oradan yavaş yavaş son noktaya doğru çıkıyoruz. Zirvedeki iki kayalıktan yüksek olanın üstünde oturup ayaklarımızı saldık aşağıya doğru, başladık seyretmeye. Dağın yamaçlarından başlayıp denizin kıyısına kadar yeşillere bürünmüş VAN, Kavak, söğüt, dışbudak, karaağaç ve diğer meyve ağaçları arasında tek tük görülen evler Yeşille uyum içindeki göz alabildiğine  mavi, bu maviyi hiçbir maviye benzetemiyorum buna Vangölü mavisi demekle yetiniyorum. Van Kalesi, Suphan Dağı, İskele, tahta iskele vb. güzellikler say say bitmez. Öylesine dalmışım ki etrafı seyretmeye ne yiyip içtiğimin farkında değilim. Arkadaşlardan biri seslendi hadi uşkun toplayalım, sahi biz uşkuna gelmiştik! Bu güzellik her şeyi unutturdu. Beslenme molasından sonra  uşkun toplamaya koyulduk. Arka tarafta çok güzel bir kanyon, şırıl şırıl akan bir dere ve çeşitli çiçekler hayranlık uyandırıyor. Dağlar yan yana vermiş İran'a doğru devam edip gidiyorlar. Epeyce aramamıza rağmen iri yapraklar arasından birkaç tane uşkun zar zor bulabildik. Olsun torbalar boş fakat içimiz mutluluk doluydu bu güzelliklere doyamamıştık. Erek Dağı'na şayet Dağcılık Kulübü, Spor Müdürlüğü veya Derneklerden birileri gezi düzenlerse lütfedip bana da haber verirlerse çok memnun olurum. Doyumsuz güzellikleri seyrederek aşağıya doğru kendimizi bıraktık. Hoşçakalın, sevgiyle kalın.
Ekleme Tarihi: 19 Aralık 2018 - Çarşamba

Erek Dağı

Van, sembolü çok olan iller arasında Türkiye'de üst sıralarda yer alır diye düşünenlerdenim. Saymakla bitirilemeyecek kadar öneme haiz semboller var. Müsaadenizle birkaçını sayayım; Vangölü, Van Kalesi, Van Kedisi, Akdamar Adası, Erek Dağı, Muradiye Şelalesi, Otlu Peyniri, Çaldıran Ovası, Ganispi Şelalesi, Erçek Gölü, Hoşap Kalesi…

Bizim bildiğimiz veya tanıtamadıklarımız, anlatamadıklarımız ile yok ettiklerimiz, neslini tükettiklerimiz, yıktıklarımız, potansiyel var ama atıl durumda derler ya işte birde öyle olanlar var; Tarihi Van Evleri, kerhiz suları, zernebatsuları, kişmirigül, aslikelma, mellakiarmut, endemik zeringedek, sarılale, son yıllarda tanıtmaya çalıştığımız ters lale, Başkale Peri Bacaları, Çavuştepe, Erçiş'in kelemi, kartolu, Gevaş'ın fasulyesi, Çatak'ın cevizi ve organik balı, bir zamanlar Sihkekavunu, mis kokulu şamama, tanıtımını yapabilirsek murtuğa, kavut, kahvaltılık cacık, hedik ile çedene, yoğurtlu bulgur köftesi veya namı diğer Kürt köftesi bunu tüm dünyaya tanıtmamız gerek, geç bile kaldık, sengeser, keledoş, kayganak… Daha sayayım mı? Çatak ta yapılan rafting, Edremit'te su kayağı ile yelkencilik, Kurubaş 'da yapılan kayak, Erek Dağı'nda dağcılık, Müküs'de oynanan satranç. Daha sayayım mı? Neyse şimdilik yeter!

Bu kadar güzellikler içinden sizlere Erek Dağı'nı anlatmaya çalışacağım. Bizler gözümüzü açtık Erek Dağı doğumuzda, Vangölü batımızda çok güzel bir coğrafyada doğduğumuzu anladık. Sabah Erek Dağı ile uyanır gün boyu onunla olur sonra akşam yine onunla uyurduk. Ben on yaşında o ise beklide on milyon yaşından büyük iki arkadaş. Biri birinden hiç ayrılmayan iki dost, biri ben biride Erek Dağı. İlk tanıdığım dağ sensin, ilk dost olduğum sen, ilk keven çiçeğini kokladığım, ilk yamacında yürüdüğüm, ilk zirvesinde soluklandığım, ilk dağ havasını teneffüs ettiğim, eteklerinden akıttığın kerhiz ve zernebat suyunu kana kana içtiğimiz dağımızsın.

Çocukluk günlerimizde mahallede futbol, voleybol, birdirbir, mellikan, güvercin taklası, uzuneşek gibi oyunları oynarken ara verince, hemen yanı başımızdaki Recep-Şaban Özek'lerin babaanneleri Nesibe Eze'nin bahçedeki çeşmeden zernebat suyu içip  tekrardan oyunumuza geri döneceğiz. Ben dönmeden önce, kenarda terli olsam da, yorgun olsam da, aklım oyunda olsa da, bütün haşmetiyle, heybetiyle, asaletiyle karşımızda duran Erek Dağı'nı seyretmeden, onunla göz göze gelmeden, onun tebessümünü hmeden, onun enerjisini almadan tekrardan oyuna başlamazdım

Kışın karlı buzlu yolda hem yürür hem de kayarak giderdik ya, bu durumda bile başımı kaldırır Erek Dağı'nı izlemeden yoluma devam etmezdim. Yazın Fidanlıkta,İskelede suya atlar epeyce bir yüzer karadan açılırdık ya,dönüşte hem kulaç atar hemde Erek Dağı'nı seyretmeden karaya çıkmazdım.Sisli,puslu ve karlı havalarda onu bir iki gün göremezdik ya,yokluğu hemen belli olur gözümüz onu arardı..Yaz günlerinde akşama yakın güneş toprak damların üzerine gri gölgeleri bırakıp da şualarını Erek Dağı'nın sinesine çevirince,hani o saatlerde vakit sanki bir an için  durur gibi olur ya, işte vakit o vakittir;Erek Dağı,bazen altın sarısı,bazen koyu pembe,bazen erguvan,bazen kızıl,bazen okyanus mavisi bazen de mor renklere bürünür seyredenleri bir anda türlü türlü sevdalara salar sonra gün bitip hava kararınca usul usul gözden kaybolur karanlıklara gömülürdü.Sadece Şüşanıs Köyü'nün ışıkları karanlıklar içinde görünürdü.

Erek Dağı'nı severim, isminde Erek olduğu için Erek Mahallesi'ni de, Erek Lisesi'ni de, Erek Spor'u da her ne kadar renkleri sarı kırmızı olsa da. Sarı lacivert renkler benim için daha anlamlı!..Erek Spor deyip de Efsane futbolcusu Füze Uçun ağabeyi anmadan geçmek olmaz.Allah uzun ömürler versin.

Erek Dağı;

Ben seni Haçort düzünde doru atların dörtnala koşuşu gibi sevdim.

Ben seni Meşgeldek'in üstünde uçan martı gibi sevdim.  Ben seni Başkale'den dönüşümde Güzeldere'nin virajlarını inerken aldığım keyif gibi sevdim. Ben seni kışın karların altından toprağı kazıp da çıkardığımız Beşir Emi'nin bostanındaki püçülükler tadında sevdim.

Ben seni şamamanın kokusu tadında sevdim.

Ben seni inci kefal balığının akarsuya meydan okuyarak tersine yüzüşü gibi sevdim.

Ben seni milava attığım fındıkların tek gelişindeki gibi sevdim.

Ben seni Çakırbey'deki çamların üstündeki kumrular gibi sevdim.

Ben seni Van insanının tatlı dili,güler yüzü gibi sevdim..

Yanılmıyorsam Ortaokul ikinci sınıftayız, yani 1974'ler bizlerde on dört, onbeş yaşlarındayız. Engin Dede, Âdem Dikici, Fuat Günaslan, Çetin Ömeroğlu, Kenan Aydın, Faruk Günaslan ve ben bir müfreze takımı kurduk. Plan projemizi yaptıktan sonra hazırlıklara başladık. Cumartesi günü Erek Dağı'na uşkun toplamaya gidiyoruz.

Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra, çocukluk günlerimizin büyük bir bölümünün geçtiği, çoğu zaman biri birimizden ayrılırken buluşuruz dediğimiz zaman hiçbir koordinat vermeden buluştuğumuz mekân, yani buluşma noktamız, burası aslen Hakkari'li olan dost ve değerli insan Rahmetli İdris Duman ağabey'in bakkal dükkânının önü. Buradan biraz kırık leblebi, gofret, lokum ile bisküviyide nevalemizin arasına katıp yola devam edeceğiz. Elimizde uşkunları kesmek için küçük birer çakı, asa gibi kullanacağımız ne olur ne olmaz ayo filan çıkabilir karşımıza diyerek değenek, birde hepimizde uşkunları doldurmak için birer küçük torba. Yol boyunca bizlere daha çok Engin ve Âdem komuta edecekler. En yakın komşularımızdan olan Engin'in Rahmetli babası Hadi  Dede avcıydı. Kırmızı JAVA motosikleti ve farklı zamanlarda  iki av köpekleri vardı, bunlardan biri Mak diğeri ise Jak'dı. Hafta sonları babası motoru kullanır Engin motorun terkisinde aralarında köpek ava giderlerdi, dağlar konusunda tecrübeliydi. Âdem'de  ise liderlik vasfı vardı. Bende kendimi kameraman gibi htim sanki. İzlenimlerimi nasip olursa sizlere anlatacağım.

Mercimek Mahallesinden yürümeye başladık, ilk olarak Kışla Caddesi'ni geçtik, Hacı Mazhar Başak'ların ev sağımızda kaldı, solda Belediye Çavuşu Hamdi Özeler'in evi, yavaş yavaş Haçort Düzüne çıkıyoruz. Çok yakın olmasada solumuzda Garipler Mezarlığı, kanalı geçtik. Hafifçe meyil başladı. Her taraf göz alabildiğine yeşillik ve rengârenk çiçeklerle dolu. Hayvanlar otluyorlar birkaç nahırcıya selam verip geçiyoruz. Sağ tarafta uzaktan olsa da görüyoruz yamaçta vaha gibi yeşil bir alan var. Hatırlayanlar mutlaka olacaktır, burası Bahattin Amca'nın bağıydı. Mahallenin bayanları toplanır buraya piknik yapmaya giderlerdi. Haklı olarak şu soruyu sorabilirsiniz! O yıllarda zaten her yer bağ ve bahçe değil miydi?

Evet, öyleydi fakat çok önemli bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Düşünün bu güzel bahçede oturuyorsunuz, semaver tellenmiş dumanı ortalığı tutmuş, çoluk çocuk  koşup oynuyorlar, yiyecekler" Allah şen etsin" bol bol, en önemlisi Van ve Vangölü karşımızda, bu manzaraya doyulur mu? Annelerimiz daha çok buraya bu manzara için çıkarlardı.

Erek Dağı tam karşımızda ve biz yaklaştıkça daha da yüksek olduğunu müşahede ediyoruz. Yakın gibi gözükse de biz gittikçe sanki bizden uzaklaşıyor. Tırmandıkça dağ havasını almaya başlıyoruz ve güzellikler başlıyor. Arada bir dönüp manzarayı seyrediyorum, aman Allah'ım böyle bir güzellik olamaz! Hayran oluyorum... Çok seyretmek istemiyorum çünkü zirvede doyasıya seyrederim diye. Toprak zemin bitti, Erek Dağı'nın kayalıklarına dokunabiliyoruz  artık. Kayalıkların üzerinde kısa bir mola, bisküvilerin  arasına lokum bırakıp yedik, bir yudum su içip yola devam ediyoruz. Zirveye yakınız oldukça sarp kayalar var artık dikey gidemiyoruz. Sağ tarafa doğru yöneliyoruz oradan yavaş yavaş son noktaya doğru çıkıyoruz. Zirvedeki iki kayalıktan yüksek olanın üstünde oturup ayaklarımızı saldık aşağıya doğru, başladık seyretmeye.

Dağın yamaçlarından başlayıp denizin kıyısına kadar yeşillere bürünmüş VAN, Kavak, söğüt, dışbudak, karaağaç ve diğer meyve ağaçları arasında tek tük görülen evler Yeşille uyum içindeki göz alabildiğine  mavi, bu maviyi hiçbir maviye benzetemiyorum buna Vangölü mavisi demekle yetiniyorum. Van Kalesi, Suphan Dağı, İskele, tahta iskele vb. güzellikler say say bitmez. Öylesine dalmışım ki etrafı seyretmeye ne yiyip içtiğimin farkında değilim. Arkadaşlardan biri seslendi hadi uşkun toplayalım, sahi biz uşkuna gelmiştik! Bu güzellik her şeyi unutturdu. Beslenme molasından sonra  uşkun toplamaya koyulduk.

Arka tarafta çok güzel bir kanyon, şırıl şırıl akan bir dere ve çeşitli çiçekler hayranlık uyandırıyor. Dağlar yan yana vermiş İran'a doğru devam edip gidiyorlar. Epeyce aramamıza rağmen iri yapraklar arasından birkaç tane uşkun zar zor bulabildik. Olsun torbalar boş fakat içimiz mutluluk doluydu bu güzelliklere doyamamıştık. Erek Dağı'na şayet Dağcılık Kulübü, Spor Müdürlüğü veya Derneklerden birileri gezi düzenlerse lütfedip bana da haber verirlerse çok memnun olurum.

Doyumsuz güzellikleri seyrederek aşağıya doğru kendimizi bıraktık.

Hoşçakalın, sevgiyle kalın.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.