Uz. Dr.Sevilay ZORLU
Köşe Yazarı
Uz. Dr.Sevilay ZORLU
 

Elalem, birileri, herkes ne der? Farkındasızlığı

Farkındasızlık şimdiki anı fark etmeden yaşamak. Eski yaşanmışlıkları otomatik yaşamak, yemek yerken az sonra içeceğiniz çayı düşünmek, çay içerken ertesi günü düşünmek. Düşüncelerle gerçekleri birbirine kaynaştırmış yaşarız. Kendimizin kim olduğunu tanımlamakta zorlanabiliriz. Kendimizi sakinleştirebilme dinginleştirebilme kapasitemiz düşer. Sürekli eleştiri ve yargılama kişinin duygularını tanımlamasını zorlaştırır. Önyargılar, alışkanlıklar, erken yaşam olayları, kurallar, değerler, prensipler… İnsan anlamsızca anlam verme ihtiyacı duyar. Olayları algılama biçimimizin bizim duygusal tepkilerimizi etkilediği gerçeği kognitif terapinin ana çıkış noktasıdır. Yani “OLAYLARI OLDUĞU GİBİ DEĞİL, OLDUĞUMUZ GİBİ GÖRÜRÜZ”. Örneğin bu yazıyı okurken okuduklarımızı bir değerlendirmeye ve yoruma tabii tutarız. Bu satırları okuyan bir kişinin “çok güzel, tam benim aradığım tedavi türü" diye düşündüğünü varsayalım, bu kişi kendisini mutlu, hevesli hissedecektir. Bir diğer kişinin ise buraya kadar yazılanları okurken aklından “iyi gibi görünüyor, ama ben yapamam, ben de işe yaramaz” şeklinde düşünceler geçmişse bu kişi de kendisini karamsar ve isteksiz hissedecektir. Bu satırları okuyan her insan kendine göre bir değerlendirme ve yorumlama yapar, sonuçta ortaya çıkan duygu ve davranış bundan etkilenir. Yani kişinin duygusal tepkisi doğrudan durumdan (örneğin burada yazıyı okuma) değil, durumla ilgili düşüncelerinden etkilenir. Hepimiz boş bir levha gibi doğarız, çevremizden bize üç tür mesaj gelir; -Kendimizin ne olup olmadığıyla ilgili bilgi -Diğer insanların ne olup olmadığıyla ilgili bilgi -Yaşadığımız dünyanın ne olup olmadığıyla ilgili bilgi Biz bunlara TEMEL İNANÇLAR diyoruz. Hiç birimiz normalde bunların farkında değiliz. Sadece bunların etkileri olayları değerlendirmemizde ve olaylara verdiğimiz tepkilerde ortaya çıkar. Bir bebeğe “ sen bir tanesin, özelsin, akıllısın, beceriklisin, değerlisin…” iletileri gelse bebek kendisine giydirilen giysiyi yaşamı boyunca taşıyacaktır. Çocuk ilk 1,5 yaşa kadar sürekli çevreden söz dışı mesajlarla kendisinin ve çevresinin nasıl olduğunu anlar. ”BEN BANA VERİLENİM”. Ağladığında yumuşak ses tonuyla kucakta tutulup göz teması kurulan davranışla bunların yapılmadığı bir tutumda çocuk kendini nasıl hisseder? Diğerlerini nasıl hisseder? Besleyen, tehlikeli, değer vermeyen, acılarla dolu yaşam…. Çok küçük yaşlardan itibaren olumlu olumsuz inançların her birinin bir çekirdeği olur içimizde. Yaşımızın ilerlemesiyle kurduğumuz ilişkilerle, çekirdeklerin kimisi çok küçük kalırken kimisi büyümeye başlar. Sunum yapacağında özgüveni olan, sevilen, önemsenen kişi bile yetersiz kalabilir. Başaramayacağım çekirdeği büyük olan kişi her işte kendisini başarısız hisseder. Zihnimiz sadece mantıktan oluşmaz, PFC, refleksler, duygular etkileşim halindedir. İşler karmaşıklaştığında yolumuzu kaybettiğimizde yaşamın kontrolünü ve sorumluluğunu alma ihtiyacımız ortaya çıkar farkındalıklı yaşam sanatına ihtiyaç duyarız. Fabrika ayarları dünyayı tanıma sürecimizdir. Her şeyin bir kuralı vardır. Elalem, birileri, herkes ne der? Negatif şemalar oluşur. Bilince ulaşan veriler, yargılanır, etiketlenir paketlenir ve depoya kaldırılır. Kognitif çarpıtmalar oluşur. İyi-kötü, güzel-çirkin yargılamaya başlarız. Çocukken düşüncelerimizi saklayamayız, büyüdükçe saklamaya başlarız. Yargısız olabilen insanlar yargılamaz, dinler anlar sonra eyleme geçer. Bilgi işleme süreçlerinizi bilirseniz duygu düşünce, algılarınızın davranışlarınızın farkında olup onlarla kalabilirsiniz. Kötü duygu istenmez, çözüm kaçmak ve kaçınmaktır. Metakognisyon neyi bilip bilmediğini bilmek. Dikkatimi hep korktuğum neyse ona odaklarsam kendimi korurum. Endişelenirsem hazırlıklı olurum, tehlikeden beni korur. Tedavide danışan kişi ile psikoterapist çeşitli sorunları belirlemek ve anlamak için, iyileşmeyi hedef alan bir işbirliği içinde düşünce, duygu ve davranışlar arasındaki ilişkiler konusunda çalışırlar. Bu yaklaşım genellikle "ŞIMDI VE BURADA" üzerine, yani o anda güncel olarak kişide sıkıntı yaratan sorunlar üzerine odaklanır. Terapist ve danışan birlikte danışanın sorunu hakkında ortak bir fikir edinerek sorunu birlikte anlamaya, mevcut sorunun danışanın DÜŞÜNCE, DUYGU VE DAVRANIŞLARINI ve gün içindeki işlevlerini nasıl etkilediğini belirlemeye çalışırlar. Danışanın kişisel sorunlarının anlaşılmasını izleyerek terapist ve danışan bir sonraki aşamada tedavi hedefleri belirleyip bir TEDAVI PLANI oluştururlar. Terapinin amacı danışanın sorunlarını çözmekte halen kullandığı baş etme yöntemlerinden daha yararlı olabilecek YENI ÇÖZÜMLER ÜRETEBILMESINI sağlamaktır. Bunu izleyerek, danışanın terapi seansları içinde öğrendiklerini terapi seansları arasındaki süreç içinde de uygulaması istenir.
Ekleme Tarihi: 24 Mart 2021 - Çarşamba

Elalem, birileri, herkes ne der? Farkındasızlığı

Farkındasızlık şimdiki anı fark etmeden yaşamak. Eski yaşanmışlıkları otomatik yaşamak, yemek yerken az sonra içeceğiniz çayı düşünmek, çay içerken ertesi günü düşünmek. Düşüncelerle gerçekleri birbirine kaynaştırmış yaşarız. Kendimizin kim olduğunu tanımlamakta zorlanabiliriz. Kendimizi sakinleştirebilme dinginleştirebilme kapasitemiz düşer.

Sürekli eleştiri ve yargılama kişinin duygularını tanımlamasını zorlaştırır. Önyargılar, alışkanlıklar, erken yaşam olayları, kurallar, değerler, prensipler… İnsan anlamsızca anlam verme ihtiyacı duyar. Olayları algılama biçimimizin bizim duygusal tepkilerimizi etkilediği gerçeği kognitif terapinin ana çıkış noktasıdır. Yani “OLAYLARI OLDUĞU GİBİ DEĞİL, OLDUĞUMUZ GİBİ GÖRÜRÜZ”.

Örneğin bu yazıyı okurken okuduklarımızı bir değerlendirmeye ve yoruma tabii tutarız. Bu satırları okuyan bir kişinin “çok güzel, tam benim aradığım tedavi türü" diye düşündüğünü varsayalım, bu kişi kendisini mutlu, hevesli hissedecektir.

Bir diğer kişinin ise buraya kadar yazılanları okurken aklından “iyi gibi görünüyor, ama ben yapamam, ben de işe yaramaz” şeklinde düşünceler geçmişse bu kişi de kendisini karamsar ve isteksiz hissedecektir.

Bu satırları okuyan her insan kendine göre bir değerlendirme ve yorumlama yapar, sonuçta ortaya çıkan duygu ve davranış bundan etkilenir.

Yani kişinin duygusal tepkisi doğrudan durumdan (örneğin burada yazıyı okuma) değil, durumla ilgili düşüncelerinden etkilenir.

Hepimiz boş bir levha gibi doğarız, çevremizden bize üç tür mesaj gelir;

-Kendimizin ne olup olmadığıyla ilgili bilgi

-Diğer insanların ne olup olmadığıyla ilgili bilgi

-Yaşadığımız dünyanın ne olup olmadığıyla ilgili bilgi

Biz bunlara TEMEL İNANÇLAR diyoruz. Hiç birimiz normalde bunların farkında değiliz. Sadece bunların etkileri olayları değerlendirmemizde ve olaylara verdiğimiz tepkilerde ortaya çıkar. Bir bebeğe “ sen bir tanesin, özelsin, akıllısın, beceriklisin, değerlisin…” iletileri gelse bebek kendisine giydirilen giysiyi yaşamı boyunca taşıyacaktır.

Çocuk ilk 1,5 yaşa kadar sürekli çevreden söz dışı mesajlarla kendisinin ve çevresinin nasıl olduğunu anlar. ”BEN BANA VERİLENİM”. Ağladığında yumuşak ses tonuyla kucakta tutulup göz teması kurulan davranışla bunların yapılmadığı bir tutumda çocuk kendini nasıl hisseder? Diğerlerini nasıl hisseder? Besleyen, tehlikeli, değer vermeyen, acılarla dolu yaşam….

Çok küçük yaşlardan itibaren olumlu olumsuz inançların her birinin bir çekirdeği olur içimizde. Yaşımızın ilerlemesiyle kurduğumuz ilişkilerle, çekirdeklerin kimisi çok küçük kalırken kimisi büyümeye başlar. Sunum yapacağında özgüveni olan, sevilen, önemsenen kişi bile yetersiz kalabilir. Başaramayacağım çekirdeği büyük olan kişi her işte kendisini başarısız hisseder.

Zihnimiz sadece mantıktan oluşmaz, PFC, refleksler, duygular etkileşim halindedir. İşler karmaşıklaştığında yolumuzu kaybettiğimizde yaşamın kontrolünü ve sorumluluğunu alma ihtiyacımız ortaya çıkar farkındalıklı yaşam sanatına ihtiyaç duyarız. Fabrika ayarları dünyayı tanıma sürecimizdir.

Her şeyin bir kuralı vardır. Elalem, birileri, herkes ne der? Negatif şemalar oluşur. Bilince ulaşan veriler, yargılanır, etiketlenir paketlenir ve depoya kaldırılır. Kognitif çarpıtmalar oluşur. İyi-kötü, güzel-çirkin yargılamaya başlarız.

Çocukken düşüncelerimizi saklayamayız, büyüdükçe saklamaya başlarız. Yargısız olabilen insanlar yargılamaz, dinler anlar sonra eyleme geçer. Bilgi işleme süreçlerinizi bilirseniz duygu düşünce, algılarınızın davranışlarınızın farkında olup onlarla kalabilirsiniz. Kötü duygu istenmez, çözüm kaçmak ve kaçınmaktır.

Metakognisyon neyi bilip bilmediğini bilmek. Dikkatimi hep korktuğum neyse ona odaklarsam kendimi korurum. Endişelenirsem hazırlıklı olurum, tehlikeden beni korur.

Tedavide danışan kişi ile psikoterapist çeşitli sorunları belirlemek ve anlamak için, iyileşmeyi hedef alan bir işbirliği içinde düşünce, duygu ve davranışlar arasındaki ilişkiler konusunda çalışırlar. Bu yaklaşım genellikle "ŞIMDI VE BURADA" üzerine, yani o anda güncel olarak kişide sıkıntı yaratan sorunlar üzerine odaklanır.

Terapist ve danışan birlikte danışanın sorunu hakkında ortak bir fikir edinerek sorunu birlikte anlamaya, mevcut sorunun danışanın DÜŞÜNCE, DUYGU VE DAVRANIŞLARINI ve gün içindeki işlevlerini nasıl etkilediğini belirlemeye çalışırlar.

Danışanın kişisel sorunlarının anlaşılmasını izleyerek terapist ve danışan bir sonraki aşamada tedavi hedefleri belirleyip bir TEDAVI PLANI oluştururlar.

Terapinin amacı danışanın sorunlarını çözmekte halen kullandığı baş etme yöntemlerinden daha yararlı olabilecek YENI ÇÖZÜMLER ÜRETEBILMESINI sağlamaktır.

Bunu izleyerek, danışanın terapi seansları içinde öğrendiklerini terapi seansları arasındaki süreç içinde de uygulaması istenir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.