Ümit Kayaçelebi
Köşe Yazarı
Ümit Kayaçelebi
 

Ver Leftere Yaz Deftere

Ne deftere yazılanlar bitti ne de memleket: Lefter gibi... 13 Ocak 2012’de aramızdan ayrılan Lefter Küçükandonyadis, memleketin harikulade bir futbol hadisesi olarak varlığını sürdürüyor. 22 Aralık 1925... Sonrasında adı “Fenerbahçeli Lefter Sokağı” ismini alacak sokakta, yani Hamam Sokak, 13 numaralı evde, ikinci çocukları doğmuştu Hristo Bey ile Argiro Hanım'ın... Adını Lefter koydular. Ya da “özgür” anlamına gelen Rumca ismiyle Eleftherios... Kağıttan, çaputtan toplar yapmakta gecikmedi Lefter, Büyükada’da. 12 yaşına geldiğinde okulu bıraktı, hafta sonlarını adada, hafta içlerini ise eniştesinin Sirkeci Limanı’ndaki yazıhanesinde telefon cevaplayarak geçirdi. Ya futbol? Kendi diyordu Lefter’in “Oynadım. Hem de iyi oynadığımı söylemişlerdi. Galip geldik”... Baba Gündüz, Lefter ile... Lefter, 15 yaşına geldiğinde mahalle takımlarını bırakarak İstanbul’a açılmıştı artık. Elinden tutan biri vardı. Yine bir ada sakini olan Gündüz Kılıç, Lefter’i alır maça götürür, ona kimi zamanlar taktik bile verirdi. Galatasaray’ın efsanesi Gündüz Kılıç ile Fenerbahçe’nin ordinaryüsünün eşsiz zamanlarıydı. Aslında futbola da Taksimspor’da başladı Lefter. İki yıl yaşını büyüttüler sonra da askere gönderdiler onu, Diyarbakır’a... Öncesi de var, Lefter Taksimspor’a transferini anlatır ve “Beni güzel bir futbol ayakkabısı alacaklarını söyleyerek ikna ettiler” der. Zorunlu askerlik görevini yapan Lefter, İstanbul’a yeniden, futbol için döner. Varlık vergisi günleri: Saraçoğlu’ndan Lefter’e... Tarih 12 Kasım 1942’dir. 1934-1950 yılları arasında Fenerbahçe’de başkanlık yapacak Şükrü Saraçoğlu’nun başbakanlığında Varlık Vergisi dönemi başlamıştır. Lefter dönemi şöyle anlatacaktır: “Çok insafsız bir karardı. Azınlıklar denilenler için dayanılmaz bir şeydi. 1940’lı yıllarda bu yüzden birçok ailenin ocağı söndü”. Babası yoksul bir balıkçıydı Lefter’in, o yüzden kurtulduklarını söyleyecektir yıllar sonra... Olayın mimarı Saraçoğlu’dur. Babaları vergileri ödemeyenler Aşkale’ye gönderilir, çalışma kamplarına... Bu kez Baba Hakkı’nın eli Lefter’in omuzlarında... Lefter, Fenerbahçeli olmadan önce ona bu kez bir Beşiktaş efsanesi değmiştir. Efsanenin adı Hekkı Yeten’dir, Baba Hakkı’dır yani. Taksimspor’un antrenmanlarını genelde Beşiktaş ile yapması Lefter’i Beşiktaş’ın kadrajına alır. Ancak olmaz Beşiktaş. Kıramasa da Baba Hakkı’yı, hatta idmana da çıksa Beşiktaş’ta saygısı ve utangaçlığından müvelllit, Büyükada’ya kaçıp sığındığı söylenir. Lefter, naiftir, alicenaptır, kadirşinastır... Bir zaman sonra ağabeylerine gol attığı için de utanıp, korkan 1,68’lik bir devdir. 1,68 boyunda hem de 39 numara ayak... Askerden döndüğü zamanlarda ağabeyi Panini de daha önce Pera olan adı, 1923’te Beyoğluspor olarak değiştirilen takımda oynamaktadır. İyi de Fenerbahçe ile Lefter’in ilk buluşma adresi neresidir? Öyle anlatılır ki Lefter’in Fenerbahçe’ye transferi şimdikilere benzemez bir olaydır. Fenerbahçe yöneticisi Rüştü Dağlaroğlu’na kulak veriyoruz, sene 1946’dır:“Aralık ayının en soğuk günlerindeyiz. Kalecimiz Cihat Arman yedek subay okuluna gitmiş, kalecisiz kalmışız. Kimi alacağız, kiminle anlaşacağız? Düşüncemiz Beyoğluspor’un serbest bıraktığı Şalabi’yi almak. Ancak onu Beşiktaş da istiyor. Hatta Beşiktaş’ın Beyoğluspor’la her konuda anlaştığını da duyuyoruz. Her şeye rağmen ümitliydim. Fenerbahçe Kulübü’nün umumi katibi olarak o zamanki Beyoğluspor Başkanı Ohanidis’e gittim. Aramızda şöyle bir konuşma geçti: -Hoş geldin Rüştü Bey. Hayrola, siz bizi böyle her zaman aramazsınız? -Estağfurullah, biz Fenerbahçeliler sizleri daima sever ve tutarız. Sizden bir ricaya geldim. Bize Şalabi’yi veriniz. Beyoğluspor Başkanı şöyle bir duraksadı ve dedi ki: ‘Rüştü Bey sen Şalabi’yi bırak. Ben sana öyle bir futbolcu tavsiye edeceğim ki, anasından Fenerbahçe’nin futbol stili için doğmulş bir delikanlı. Adı Lefter. Taksim Kulübü’nde oynuyordu. Şimdi nerede bilmem. Galiba askerdeymiş. Şalabi’yi kafana takma Rüştü Bey. Sen asıl Lefter’i kaçırma!'" Lefter’in Fenerbahçe ile olan öyküsü burada başlamakta ancak bitmemektedir. 8 Haziran 1947 Fenerbahçe hikayesinin başlangıcı olur. Sonra A Milli Takım, atılan goller, anılar ya da görkemli bir kariyer Lefter’i hayat içerisinde savurur. Ama Lefter’den hiç bir şey eksilmez. Ordinaryüs Lefter... Bir futbol sezonu öncesinde, gazetedeki röportajında Fenerbahçe’nin 11’ini yazar ancak kendini saymaz. “Artık eski Lefter değilim” der, gençlerin önünü açmak için çaba harcar, gönlü razı olmaz başka şeye. 46 kez giydiği Milli Takım formasıyla 21 gol atar. Tekniği, yeşil sahadaki şıklığı, saha dışındaki mahcubiyeti, penaltı atmadaki ustalığı... Ordinaryüs unvanının kökeni buradadır. İtalya’da Fiorentina’da, Fransa’da Nice takımında oynar Lefter. 1953’te yine Fenerbahçe’ye dönecektir. 1964’e kadar Fenerbahçe’de kalır. 480 maçta 323 gol atarak efsaneleşir. Kariyerinin sonuna doğru ise İstanbul’da 1914’te kurulup sonrasında verilen kararla Yunanistan’a göç edenlerin kurduğu Peraspor kökenli AEK takımında oynayacaktır. Antrenörlük de yapar Lefter. Feriköy, Mersin İdmanyurdu, Boluspor, Sivasspor, Samsunspor ve Orduspor deneyimleri yaşar. Futbolculuğu için anlatacak bir şey yoktur. Cemal Süreya anlatır onu, kendine has üslubuyla ve Metin Oktay’ı da koyarak içine: “Metin Oktay jimnastikçi, Lefter sanatçı. Metin’den destan Lefter’den roman...” 6-7 Eylül 1955: 'Vurun şu gâvura...' Ancak Lefter’in hayatındaki en karanlık sayfada 6-7 Eylül olayları vardır. "On beş gün önce gol attığımda omuzlardaydım. O gün ise kayalar ve boya tenekeleri ile karşılaştım. En kötüsü harçlık verdiğim çocuklar da evime saldırdı. Kızlarım küçüktü, onları öldürmeye kalktılar. Çok sordular kim yaptı diye, ama o gün de söylemedim, bugün de söylemeyeceğim" der Lefter... Üzüntüsünü, öldüğü gün 13 Ocak 2012’ye kadar yüreğinde taşıyacaktır. Utanç Lefter’e ait değildir, o bunu diğerlerine, yapanlara ve savunanlara bırakmıştır. Küçükandonyadis ailesi ve diğer birçok aile için karanlık bir gündür. Nasıl ki 1942'de Saraçoğlu hükümetinin yürürlüğe koyduğu Varlık Vergisi, gayrimüslimlerin ekonomideki hakimiyetine son vermek açısından önemli bir adım olduysa, 6-7 Eylül'de yaşananlar da bir tasfiye operasyonu anlamına gelmiştir. Metin Oktay, Lefter’in futbolu için “Onunla bir takımda yan yana oynamam mümkün olsa bir sezonda 50 gol atmam işten bile değil” der. İslam Çupi, onun “ders kitabı olarak okutulması” gerektiğini söylerken samimi ve ciddidir. Lefter, ölüm yıldönümünde iki şeyi yapmaya devam ediyor. Önce memleketinin insanına değiyor, dokunuyor sonra da defterleri, zihinleri dolduruyor... Hem de her rengin ortak idolü olarak... İSMAİL SARP AYKURT
Ekleme Tarihi: 24 Ocak 2023 - Salı

Ver Leftere Yaz Deftere

Ne deftere yazılanlar bitti ne de memleket: Lefter gibi...

13 Ocak 2012’de aramızdan ayrılan Lefter Küçükandonyadis, memleketin harikulade bir futbol hadisesi olarak varlığını sürdürüyor.

22 Aralık 1925... Sonrasında adı “Fenerbahçeli Lefter Sokağı” ismini alacak sokakta, yani Hamam Sokak, 13 numaralı evde, ikinci çocukları doğmuştu Hristo Bey ile Argiro Hanım'ın...

Adını Lefter koydular. Ya da “özgür” anlamına gelen Rumca ismiyle Eleftherios...

Kağıttan, çaputtan toplar yapmakta gecikmedi Lefter, Büyükada’da.

12 yaşına geldiğinde okulu bıraktı, hafta sonlarını adada, hafta içlerini ise eniştesinin Sirkeci Limanı’ndaki yazıhanesinde telefon cevaplayarak geçirdi.

Ya futbol? Kendi diyordu Lefter’in “Oynadım. Hem de iyi oynadığımı söylemişlerdi. Galip geldik”...

Baba Gündüz, Lefter ile...

Lefter, 15 yaşına geldiğinde mahalle takımlarını bırakarak İstanbul’a açılmıştı artık. Elinden tutan biri vardı. Yine bir ada sakini olan Gündüz Kılıç, Lefter’i alır maça götürür, ona kimi zamanlar taktik bile verirdi.

Galatasaray’ın efsanesi Gündüz Kılıç ile Fenerbahçe’nin ordinaryüsünün eşsiz zamanlarıydı.

Aslında futbola da Taksimspor’da başladı Lefter. İki yıl yaşını büyüttüler sonra da askere gönderdiler onu, Diyarbakır’a...

Öncesi de var, Lefter Taksimspor’a transferini anlatır ve “Beni güzel bir futbol ayakkabısı alacaklarını söyleyerek ikna ettiler” der. Zorunlu askerlik görevini yapan Lefter, İstanbul’a yeniden, futbol için döner.

Varlık vergisi günleri: Saraçoğlu’ndan Lefter’e...

Tarih 12 Kasım 1942’dir. 1934-1950 yılları arasında Fenerbahçe’de başkanlık yapacak Şükrü Saraçoğlu’nun başbakanlığında Varlık Vergisi dönemi başlamıştır. Lefter dönemi şöyle anlatacaktır: “Çok insafsız bir karardı. Azınlıklar denilenler için dayanılmaz bir şeydi. 1940’lı yıllarda bu yüzden birçok ailenin ocağı söndü”.

Babası yoksul bir balıkçıydı Lefter’in, o yüzden kurtulduklarını söyleyecektir yıllar sonra...

Olayın mimarı Saraçoğlu’dur. Babaları vergileri ödemeyenler Aşkale’ye gönderilir, çalışma kamplarına...

Bu kez Baba Hakkı’nın eli Lefter’in omuzlarında...

Lefter, Fenerbahçeli olmadan önce ona bu kez bir Beşiktaş efsanesi değmiştir. Efsanenin adı Hekkı Yeten’dir, Baba Hakkı’dır yani. Taksimspor’un antrenmanlarını genelde Beşiktaş ile yapması Lefter’i Beşiktaş’ın kadrajına alır.

Ancak olmaz Beşiktaş. Kıramasa da Baba Hakkı’yı, hatta idmana da çıksa Beşiktaş’ta saygısı ve utangaçlığından müvelllit, Büyükada’ya kaçıp sığındığı söylenir.

Lefter, naiftir, alicenaptır, kadirşinastır... Bir zaman sonra ağabeylerine gol attığı için de utanıp, korkan 1,68’lik bir devdir.

1,68 boyunda hem de 39 numara ayak...

Askerden döndüğü zamanlarda ağabeyi Panini de daha önce Pera olan adı, 1923’te Beyoğluspor olarak değiştirilen takımda oynamaktadır.

İyi de Fenerbahçe ile Lefter’in ilk buluşma adresi neresidir? Öyle anlatılır ki Lefter’in Fenerbahçe’ye transferi şimdikilere benzemez bir olaydır. Fenerbahçe yöneticisi Rüştü Dağlaroğlu’na kulak veriyoruz, sene 1946’dır:“Aralık ayının en soğuk günlerindeyiz. Kalecimiz Cihat Arman yedek subay okuluna gitmiş, kalecisiz kalmışız. Kimi alacağız, kiminle anlaşacağız? Düşüncemiz Beyoğluspor’un serbest bıraktığı Şalabi’yi almak. Ancak onu Beşiktaş da istiyor. Hatta Beşiktaş’ın Beyoğluspor’la her konuda anlaştığını da duyuyoruz. Her şeye rağmen ümitliydim. Fenerbahçe Kulübü’nün umumi katibi olarak o zamanki Beyoğluspor Başkanı Ohanidis’e gittim. Aramızda şöyle bir konuşma geçti:

-Hoş geldin Rüştü Bey. Hayrola, siz bizi böyle her zaman aramazsınız?

-Estağfurullah, biz Fenerbahçeliler sizleri daima sever ve tutarız. Sizden bir ricaya geldim. Bize Şalabi’yi veriniz.

Beyoğluspor Başkanı şöyle bir duraksadı ve dedi ki: ‘Rüştü Bey sen Şalabi’yi bırak. Ben sana öyle bir futbolcu tavsiye edeceğim ki, anasından Fenerbahçe’nin futbol stili için doğmulş bir delikanlı. Adı Lefter. Taksim Kulübü’nde oynuyordu. Şimdi nerede bilmem. Galiba askerdeymiş. Şalabi’yi kafana takma Rüştü Bey. Sen asıl Lefter’i kaçırma!'"

Lefter’in Fenerbahçe ile olan öyküsü burada başlamakta ancak bitmemektedir.

8 Haziran 1947 Fenerbahçe hikayesinin başlangıcı olur. Sonra A Milli Takım, atılan goller, anılar ya da görkemli bir kariyer Lefter’i hayat içerisinde savurur. Ama Lefter’den hiç bir şey eksilmez.

Ordinaryüs Lefter...

Bir futbol sezonu öncesinde, gazetedeki röportajında Fenerbahçe’nin 11’ini yazar ancak kendini saymaz. “Artık eski Lefter değilim” der, gençlerin önünü açmak için çaba harcar, gönlü razı olmaz başka şeye.

46 kez giydiği Milli Takım formasıyla 21 gol atar. Tekniği, yeşil sahadaki şıklığı, saha dışındaki mahcubiyeti, penaltı atmadaki ustalığı... Ordinaryüs unvanının kökeni buradadır. İtalya’da Fiorentina’da, Fransa’da Nice takımında oynar Lefter. 1953’te yine Fenerbahçe’ye dönecektir. 1964’e kadar Fenerbahçe’de kalır. 480 maçta 323 gol atarak efsaneleşir.

Kariyerinin sonuna doğru ise İstanbul’da 1914’te kurulup sonrasında verilen kararla Yunanistan’a göç edenlerin kurduğu Peraspor kökenli AEK takımında oynayacaktır.

Antrenörlük de yapar Lefter. Feriköy, Mersin İdmanyurdu, Boluspor, Sivasspor, Samsunspor ve Orduspor deneyimleri yaşar.

Futbolculuğu için anlatacak bir şey yoktur. Cemal Süreya anlatır onu, kendine has üslubuyla ve Metin Oktay’ı da koyarak içine:

“Metin Oktay jimnastikçi, Lefter sanatçı. Metin’den destan Lefter’den roman...”

6-7 Eylül 1955: 'Vurun şu gâvura...'

Ancak Lefter’in hayatındaki en karanlık sayfada 6-7 Eylül olayları vardır. "On beş gün önce gol attığımda omuzlardaydım. O gün ise kayalar ve boya tenekeleri ile karşılaştım. En kötüsü harçlık verdiğim çocuklar da evime saldırdı. Kızlarım küçüktü, onları öldürmeye kalktılar. Çok sordular kim yaptı diye, ama o gün de söylemedim, bugün de söylemeyeceğim" der Lefter...

Üzüntüsünü, öldüğü gün 13 Ocak 2012’ye kadar yüreğinde taşıyacaktır. Utanç Lefter’e ait değildir, o bunu diğerlerine, yapanlara ve savunanlara bırakmıştır.

Küçükandonyadis ailesi ve diğer birçok aile için karanlık bir gündür.

Nasıl ki 1942'de Saraçoğlu hükümetinin yürürlüğe koyduğu Varlık Vergisi, gayrimüslimlerin ekonomideki hakimiyetine son vermek açısından önemli bir adım olduysa, 6-7 Eylül'de yaşananlar da bir tasfiye operasyonu anlamına gelmiştir.

Metin Oktay, Lefter’in futbolu için “Onunla bir takımda yan yana oynamam mümkün olsa bir sezonda 50 gol atmam işten bile değil” der. İslam Çupi, onun “ders kitabı olarak okutulması” gerektiğini söylerken samimi ve ciddidir.

Lefter, ölüm yıldönümünde iki şeyi yapmaya devam ediyor. Önce memleketinin insanına değiyor, dokunuyor sonra da defterleri, zihinleri dolduruyor...

Hem de her rengin ortak idolü olarak...

İSMAİL SARP AYKURT

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.