Şahbettin Uluat
Köşe Yazarı
Şahbettin Uluat
 

Van Et Kombinası Anıları - 2

Kombinacılık günlerimden aklımda kalan bir başka anım da iş yaşamında bazen beklenmedik durumlar olabileceğini göstermesi bakımından ilginç bulunabilir. Biz, kurumda memur kadrosunda bulunan erkek personel kimi rutin işleri yürütmek üzere mesai saatleri dışında nöbetçi memurluğu yapıyorduk. Bir cumartesi gününün nöbetçi memuru bendim. Sabah erkenden geldim ve Cuma günü akşamının nöbetçisinden görevi aldım. Benim nöbetim de 24 saat sonra, Pazar sabahı sona erecekti. Çok özel durumlar dışında nöbetçi memurların başlıca işleri, görevli bulundukları süre içinde kombina alanında güvenlik denetimi yapmak ve kurumdan görevli çıkması gereken araçların çıkış belgelerini imzalamaktan ibaretti. Gece yarısı nöbetçilerini götüren aracın fişini imzaladıktan sonra kombina binasının hemen girişindeki vezne bölümünde rahatsız bir yerde ve kış aylarında biraz da üşüyerek bu görevimizi yerine getirirdik. Üst katta bir odada da evleri Van merkezde ikametgâhı olmayan bekâr arkadaşlarımız kalırdı. Gündüz görevim her zamanki gibi sorunsuz geçti. Kış olduğu için akşam erken oluyordu. Saat akşamın sekizini gösterirken o bekâr arkadaşlardan biri olan Seyfettin Alkışlar bana dönerek "haydi, sen evine git," dedi. Kabul etmedim. "Nöbetçiyim, yarın sabah giderim," dedim. Israr etti. Aynı sözleri tekrar tekrar söyledi, yine kabul etmedim. "Yahu sen bela mısın? Evine, çoluk çocuğunun yanına git, iki çıkış fişi imzalanacak ben imzalarım, merak etme," dedikten sonra kollarıyla beni kucaklayıp odanın kapısının dışına kadar taşıyıp bıraktı. "Tamam, merak etme, söz, ben ne gerekiyorsa yapacağım," Oradaki diğer arkadaş ta başıyla onu destekler bir hareket yaptı. O an dediklerinin çok da yanlış olmadığını düşündüm. Vedalaşıp evime gittim. *** Pazartesi sabahı işbaşı yaptığımızda bütün bunları çoktan unutmuştum. Şefim telefonla beni kombina müdürünün çağırdığını söyledi. Müdür beyi bekletmek olmazdı. Hemen yukarı çıktım. Kapıyı çalıp içeri girdim. Müdürümüz Derviş Bey beni karşısındaki koltuğa oturttuktan sonra yüzündeki ciddi ifadeyle konuştu. "Şahbettin kardeşim, sen Cumartesi günü nöbet alanını terk etmişsin..." Hiç aklımda yoktu ama hemen anımsadım. "Geceye kadar kaldım müdürüm, gece de Seyfettin Bey sağ olsun gerekenleri ben yaparım deyince gittim." "Yani görevi bırakıp gittin!" "Doğrudur, geceye kadar kaldım, gece gittim." Bir süre sustu ve devam etti. "Bak kardeşim, bu hafta sonu idari binanın tuvaletinden iki adet musluk çalınmış. Birisi vanaları kapatıp muslukları söküp götürmüş. Bu muslukları sen cebinde alıp getireceksin!" Bir an duraksadım. Sonra tane tane "tamam müdürüm, siz öyle takdir ediyorsanız alırım ancak iki şeyi de söylemek isterim." "Söyle kardeşim, dinliyorum." "Efendim, birincisi ben cumartesi günü nöbetçiydim oysa hafta sonunda pazar günü de var. Yani vukuatın hangi gün olduğu anladığım kadarıyla net değil. İkincisi de, ben burada olsaydım bile koca kombina alanının (alan geniş, binalar birbirinden uzaktı) kim bilir hangi köşesinde olacaktım. Nöbetimi tuvaletin kapısında yapmadığıma göre hırsız her durumda vanayı kapatıp muslukları götürebilirdi." "Ben anlamam arkadaşım, bu muslukları sen alıp getireceksin çünkü nöbet yerini terk ettin." "Başüstüne müdürüm, kurumum için değil mi, iki musluktur hemen alır getiririm," deyip çıktım. O gün iki musluk alıp geldim, ilgili teknik arkadaşa teslim ettim. *** İş burada bitti mi derseniz bitmedi. Bu arada kurumun o günkü başlıca muhabbet konusu da demek ki bu musluk işi olmuş, haberim yok. Bir ara beni Personel ve İdari İşler Şefi rahmetli Elazığlı Yalçın Tanrıverdi'nin çağırdığını söylediler. Odasına çıktım. Karşısına oturttu, çay ısmarladı, halimi keyfimi sordu. Sonra da usulca yanıma gelip elini cebime soktu ve "müdür bey haksız yere sana musluk aldırtmış, biz servisteki arkadaşlarla onun parasını karşılamaya karar verdik." Neye uğradığımı şaşırdım. Güleyim mi, ağlayayım mı bilemedim. Hemen cebime koyduğu parayı çıkarıp kendisine verdim. Bütün ısrarlarına rağmen almadım. "Yav abi," dedim. "Müdürümüz onları özellikle benim almamı istedi. Ayrıca çalıştığımız kurumumuz için aldım. Sıkıntı yok.  Sizlere çok teşekkür ederim. Büyük incelik yapmış, düşünmüşsünüz. Ben bunu kesinlikle kabul etmem." *** Kombinadaki görevimden ayrılıp bankada çalışmaya başladıktan bir süre sonra Yalçın Bey'in vefat ettiği haberini aldım. Duyarlı bir insandı. Allah rahmet eylesin. Birlikte çalışmış olduğumuz arkadaşlardan yaşayanlara selam olsun; aramızdan ayrılmış olanların da hepsine Allah rahmet eylesin.
Ekleme Tarihi: 09 Eylül 2019 - Pazartesi

Van Et Kombinası Anıları - 2

Kombinacılık günlerimden aklımda kalan bir başka anım da iş yaşamında bazen beklenmedik durumlar olabileceğini göstermesi bakımından ilginç bulunabilir.

Biz, kurumda memur kadrosunda bulunan erkek personel kimi rutin işleri yürütmek üzere mesai saatleri dışında nöbetçi memurluğu yapıyorduk.

Bir cumartesi gününün nöbetçi memuru bendim. Sabah erkenden geldim ve Cuma günü akşamının nöbetçisinden görevi aldım. Benim nöbetim de 24 saat sonra, Pazar sabahı sona erecekti.

Çok özel durumlar dışında nöbetçi memurların başlıca işleri, görevli bulundukları süre içinde kombina alanında güvenlik denetimi yapmak ve kurumdan görevli çıkması gereken araçların çıkış belgelerini imzalamaktan ibaretti.

Gece yarısı nöbetçilerini götüren aracın fişini imzaladıktan sonra kombina binasının hemen girişindeki vezne bölümünde rahatsız bir yerde ve kış aylarında biraz da üşüyerek bu görevimizi yerine getirirdik.

Üst katta bir odada da evleri Van merkezde ikametgâhı olmayan bekâr arkadaşlarımız kalırdı.

Gündüz görevim her zamanki gibi sorunsuz geçti. Kış olduğu için akşam erken oluyordu.

Saat akşamın sekizini gösterirken o bekâr arkadaşlardan biri olan Seyfettin Alkışlar bana dönerek "haydi, sen evine git," dedi.

Kabul etmedim. "Nöbetçiyim, yarın sabah giderim," dedim.

Israr etti. Aynı sözleri tekrar tekrar söyledi, yine kabul etmedim.

"Yahu sen bela mısın? Evine, çoluk çocuğunun yanına git, iki çıkış fişi imzalanacak ben imzalarım, merak etme," dedikten sonra kollarıyla beni kucaklayıp odanın kapısının dışına kadar taşıyıp bıraktı.

"Tamam, merak etme, söz, ben ne gerekiyorsa yapacağım,"

Oradaki diğer arkadaş ta başıyla onu destekler bir hareket yaptı.

O an dediklerinin çok da yanlış olmadığını düşündüm. Vedalaşıp evime gittim.

***

Pazartesi sabahı işbaşı yaptığımızda bütün bunları çoktan unutmuştum. Şefim telefonla beni kombina müdürünün çağırdığını söyledi.

Müdür beyi bekletmek olmazdı. Hemen yukarı çıktım. Kapıyı çalıp içeri girdim.

Müdürümüz Derviş Bey beni karşısındaki koltuğa oturttuktan sonra yüzündeki ciddi ifadeyle konuştu.

"Şahbettin kardeşim, sen Cumartesi günü nöbet alanını terk etmişsin..."

Hiç aklımda yoktu ama hemen anımsadım.

"Geceye kadar kaldım müdürüm, gece de Seyfettin Bey sağ olsun gerekenleri ben yaparım deyince gittim."

"Yani görevi bırakıp gittin!"

"Doğrudur, geceye kadar kaldım, gece gittim."

Bir süre sustu ve devam etti.

"Bak kardeşim, bu hafta sonu idari binanın tuvaletinden iki adet musluk çalınmış. Birisi vanaları kapatıp muslukları söküp götürmüş. Bu muslukları sen cebinde alıp getireceksin!"

Bir an duraksadım. Sonra tane tane "tamam müdürüm, siz öyle takdir ediyorsanız alırım ancak iki şeyi de söylemek isterim."

"Söyle kardeşim, dinliyorum."

"Efendim, birincisi ben cumartesi günü nöbetçiydim oysa hafta sonunda pazar günü de var. Yani vukuatın hangi gün olduğu anladığım kadarıyla net değil. İkincisi de, ben burada olsaydım bile koca kombina alanının (alan geniş, binalar birbirinden uzaktı) kim bilir hangi köşesinde olacaktım. Nöbetimi tuvaletin kapısında yapmadığıma göre hırsız her durumda vanayı kapatıp muslukları götürebilirdi."

"Ben anlamam arkadaşım, bu muslukları sen alıp getireceksin çünkü nöbet yerini terk ettin."

"Başüstüne müdürüm, kurumum için değil mi, iki musluktur hemen alır getiririm," deyip çıktım.

O gün iki musluk alıp geldim, ilgili teknik arkadaşa teslim ettim.

***

İş burada bitti mi derseniz bitmedi.

Bu arada kurumun o günkü başlıca muhabbet konusu da demek ki bu musluk işi olmuş, haberim yok. Bir ara beni Personel ve İdari İşler Şefi rahmetli Elazığlı Yalçın Tanrıverdi'nin çağırdığını söylediler. Odasına çıktım. Karşısına oturttu, çay ısmarladı, halimi keyfimi sordu.

Sonra da usulca yanıma gelip elini cebime soktu ve "müdür bey haksız yere sana musluk aldırtmış, biz servisteki arkadaşlarla onun parasını karşılamaya karar verdik."

Neye uğradığımı şaşırdım. Güleyim mi, ağlayayım mı bilemedim.

Hemen cebime koyduğu parayı çıkarıp kendisine verdim. Bütün ısrarlarına rağmen almadım.

"Yav abi," dedim. "Müdürümüz onları özellikle benim almamı istedi. Ayrıca çalıştığımız kurumumuz için aldım. Sıkıntı yok.  Sizlere çok teşekkür ederim. Büyük incelik yapmış, düşünmüşsünüz. Ben bunu kesinlikle kabul etmem."

***

Kombinadaki görevimden ayrılıp bankada çalışmaya başladıktan bir süre sonra Yalçın Bey'in vefat ettiği haberini aldım. Duyarlı bir insandı. Allah rahmet eylesin.

Birlikte çalışmış olduğumuz arkadaşlardan yaşayanlara selam olsun; aramızdan ayrılmış olanların da hepsine Allah rahmet eylesin.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.