Şahbettin Uluat
Köşe Yazarı
Şahbettin Uluat
 

İnsanlar ve mevsimler

Her mevsim bir başlangıçtır ama bahar en güzel başlangıçtır. Her mevsimin güzellikleri, getirdikleri var ama baharın güzellikleri ve getirdikleri başkadır. Bahar dediysem elbette doğanın uyandığı, canlandığı, çiçeklerin kat kat, renk renk, biçim biçim açıldığı o güzel zaman diliminden bahsediyorum.  Kuzuların yavruladığı, envai çeşit bitkinin topraktan fışkırıp farklı şekilleriyle büyüyüp olgunlaştığı, gönül yaylarının gevşediği o güzel mevsimden. Diğer mevsimlerin özelliklerini sayıp dökmeme gerek yok; hepimiz biliriz. Onlar da pek çok bakımdan bahardan geri kalmazlar. Her biri kendi özellikleriyle gelir. Bilmeyenimiz yok. Gelin şimdi bütün bunları göz önünde tutarak ve özellikleriyle her birini metafor olarak kullanıp başka mevsimlerden söz edelim. İnsan yaşamındaki mevsimlerden mesela. İnsan yaşamındaki baharlardan, yazlardan, güzlerden, kışlardan. Çocukluktaki ilk zamanların baharlarıyla, yaşlılıktaki son zamanların baharlarından. Çocukluktaki kışlardan, yazlardan, güzlerden; yaşlılıktaki farklı mevsimlerden. Ve orta yaşlarda yaşananlardan. Ayrıntıları her birimiz kendimize göre düşünelim isterseniz. Düşünmek güzeldir buna zaman ayıralım. Her insanın çocukluğu da, gençliği de, yetişkinliği de, yaşlılığı da farklıdır. Farklı şeyler çağrıştırır, farklı şeyler düşündürür. Genlerimiz farklıdır, içine doğup büyüdüğümüz ortamlarla o ortamların sesleri, tatları, renkleri ve bunlardan kaynaklanan etkileri farklıdır. O farklar da her dönemimizde yaşadığımız mevsimleri şekillendirir. Baharı yağmurlu geçenimiz olur, kışın tadını çıkartanımız olur. Her şey, her zaman çok çok iyi ya da çok çok kötü olmaz yani. Herkes kendine göre biraz iyi, biraz kötü yaşar dünyada. Kimisinin iyisi fazla olur, kimisinin kötüsü. İyisi kötüsü eşit ya da eşite yakın olanlar da çoktur. Öte yandan kimisi küçücük paralar kazandığında kendini zengin sayar; kimisi dünyanın tapusunu alsa açlığı bitmez. Kimisi başını okşayan sevgi dolu bir el bulduğunda yüreği coşku ile dolar; kimisi gece gündüz sevilse, sevgisizlikten yakınır. Her zaman ve her toplumda en ufak bir ışıltıda, kımıltıda, cıvıltıda ayakları yerden kesilip göklere uçanlarımız olur. Her zaman ve zeminde bir uçurtmayla, bir külah dondurmayla mutluluğu zirve yapan çocuklar bulunur. Farklılıklarıyla yaşanır dem be dem ömürlerimiz. * Yaşamlarımızın mevsimlerinden söz ederken diğer insanları görmezden gelmek olmaz. Birlikte yaşadığımız ebeveynlerimiz ya da evlatlarımız ya da büyükanne ve büyükbabalarımız varsa eğer eşlerimiz… Onlar da dokunurlar yaşamlarımıza, ömrümüzün her dönemine, yazlarımıza, güzlerimize, kışlarımıza, baharlarımıza. Varsa eğer, patronlarımız ya da çalışanlarımız dokunurlar. Birlikte çalıştığımız, birlikte bir şeyleri paylaştığımız diğer kimseler dokunur. Dokunur iyileştirirler, dokunur yürümemizi kolaylaştırırlar. Dokunur kötüleştirirler, dokunur elimize ayağımıza dolaşırlar. Çocukluğumuzu etkilerler, gençliğimizi etkilerler, yetişkinliğimizi, yaşlılığımızı etkilerler. İyi bir politikacı da partisi için, sorumluluk aldığı politik görevi için aynı şeyleri yapar. Ne çok yaşama dokunur, seçilmiş, yetki sahibi olmuş bir politikacı! Peki, doktorundan, hemşiresinden, memurundan, temizlikçisinden bir sağlık kuruluşunda çalışanlar, toplu taşımada görev alanlar etkilemezler mi diğer insanları; etkilenmezler mi diğer insanlardan? Eğitimciler, güvenlik işinde olanlar; onların dokundukları… Komşular, fırıncılar, bakkallar, berberler, terziler, internet kafe işletmecileri… Aklınıza gelen bütün diğerleri... Onlar baharı, yazı, güzü, kışı yaşamazlar mı, yaşatmazlar mı? Elbette öteki insanlar kadar etkili başka şeyler de var. Ruh hallerimiz; olan ya da olmayan, kullanabildiğimiz ya da kullanamadığımız servetlerimiz, görülen - görülmeyen varlıklarımız. Bunlardan hangisini tutsak çekip uzatabiliriz. Farklı ruh halleri, farklı sağlık düzeyleri çok şeyi farklılaştırır, yeni senaryolara kapı açar.  * Kurum ve kuruluşların da yaş dönemleri, mevsimleri, etkileyenleri vardır;yapanları, yıkanları, koruyanları, hırpalayanları. Baharlarında yapar, çeşitlendirir, zenginleştirir; dokundukları her şeyi yeşillenen doğa gibi canlandırırlar. Diğer mevsimlerinde neler olur dememe gerek yok. Onu rahatlıkla tahmin edebilirsiniz. İyi bir yönetici bir kurumu, kuruluşu bir yıkıntı olmaktan alır, üreten, kazanan, kazandıran yapıya dönüştürür ya da tersini yapar. Yerel yönetimlerin birinde görevliyse yönettiği ili, ilçeyi, beldeyi ihya eder ya da yüzüne gözüne bulaştırıp mağdur eder. Ya da ne kâr ne zarar,  süresini doldurur, tarihe karışır. * Her şey tadında güzel. Sözü daha fazla uzatmayayım. Mevsim bahar işte. Bu günlerde camışkıran yüzünden havalar bazen karlı, yağmurlu, yağışlı ve kapalı olsa da bahar. Bir şeyler değişiyor, dönüşüyor, büyüyor, küçülüyor. Çok önemli bir kurumumuz, üniversitemiz, Vanlı, iddialı genç bir yöneticiye teslim ediliyor mesela. Bahar sadece gençleri ve ırmakları coşturmuyor,  kırlardaki, bahçelerdeki çiçekleri uyandırmıyor. Takılıp kaldıkları gündemlerden yakayı kurtarıp olup biteni izleme şansı bulan her can, görebildiği kadar görüyor; işitebildiği kadar işitiyor, hissedebildiği kadar hissediyor.
Ekleme Tarihi: 06 Mayıs 2019 - Pazartesi

İnsanlar ve mevsimler

Her mevsim bir başlangıçtır ama bahar en güzel başlangıçtır.

Her mevsimin güzellikleri, getirdikleri var ama baharın güzellikleri ve getirdikleri başkadır.

Bahar dediysem elbette doğanın uyandığı, canlandığı, çiçeklerin kat kat, renk renk, biçim biçim açıldığı o güzel zaman diliminden bahsediyorum.  Kuzuların yavruladığı, envai çeşit bitkinin topraktan fışkırıp farklı şekilleriyle büyüyüp olgunlaştığı, gönül yaylarının gevşediği o güzel mevsimden.

Diğer mevsimlerin özelliklerini sayıp dökmeme gerek yok; hepimiz biliriz. Onlar da pek çok bakımdan bahardan geri kalmazlar. Her biri kendi özellikleriyle gelir. Bilmeyenimiz yok.

Gelin şimdi bütün bunları göz önünde tutarak ve özellikleriyle her birini metafor olarak kullanıp başka mevsimlerden söz edelim.

İnsan yaşamındaki mevsimlerden mesela.

İnsan yaşamındaki baharlardan, yazlardan, güzlerden, kışlardan.

Çocukluktaki ilk zamanların baharlarıyla, yaşlılıktaki son zamanların baharlarından.

Çocukluktaki kışlardan, yazlardan, güzlerden; yaşlılıktaki farklı mevsimlerden.

Ve orta yaşlarda yaşananlardan.

Ayrıntıları her birimiz kendimize göre düşünelim isterseniz. Düşünmek güzeldir buna zaman ayıralım.

Her insanın çocukluğu da, gençliği de, yetişkinliği de, yaşlılığı da farklıdır. Farklı şeyler çağrıştırır, farklı şeyler düşündürür.

Genlerimiz farklıdır, içine doğup büyüdüğümüz ortamlarla o ortamların sesleri, tatları, renkleri ve bunlardan kaynaklanan etkileri farklıdır. O farklar da her dönemimizde yaşadığımız mevsimleri şekillendirir.

Baharı yağmurlu geçenimiz olur, kışın tadını çıkartanımız olur.

Her şey, her zaman çok çok iyi ya da çok çok kötü olmaz yani. Herkes kendine göre biraz iyi, biraz kötü yaşar dünyada. Kimisinin iyisi fazla olur, kimisinin kötüsü. İyisi kötüsü eşit ya da eşite yakın olanlar da çoktur.

Öte yandan kimisi küçücük paralar kazandığında kendini zengin sayar; kimisi dünyanın tapusunu alsa açlığı bitmez. Kimisi başını okşayan sevgi dolu bir el bulduğunda yüreği coşku ile dolar; kimisi gece gündüz sevilse, sevgisizlikten yakınır.

Her zaman ve her toplumda en ufak bir ışıltıda, kımıltıda, cıvıltıda ayakları yerden kesilip göklere uçanlarımız olur. Her zaman ve zeminde bir uçurtmayla, bir külah dondurmayla mutluluğu zirve yapan çocuklar bulunur.

Farklılıklarıyla yaşanır dem be dem ömürlerimiz.

*

Yaşamlarımızın mevsimlerinden söz ederken diğer insanları görmezden gelmek olmaz.

Birlikte yaşadığımız ebeveynlerimiz ya da evlatlarımız ya da büyükanne ve büyükbabalarımız varsa eğer eşlerimiz… Onlar da dokunurlar yaşamlarımıza, ömrümüzün her dönemine, yazlarımıza, güzlerimize, kışlarımıza, baharlarımıza.

Varsa eğer, patronlarımız ya da çalışanlarımız dokunurlar. Birlikte çalıştığımız, birlikte bir şeyleri paylaştığımız diğer kimseler dokunur.

Dokunur iyileştirirler, dokunur yürümemizi kolaylaştırırlar.

Dokunur kötüleştirirler, dokunur elimize ayağımıza dolaşırlar.

Çocukluğumuzu etkilerler, gençliğimizi etkilerler, yetişkinliğimizi, yaşlılığımızı etkilerler.

İyi bir politikacı da partisi için, sorumluluk aldığı politik görevi için aynı şeyleri yapar. Ne çok yaşama dokunur, seçilmiş, yetki sahibi olmuş bir politikacı!

Peki, doktorundan, hemşiresinden, memurundan, temizlikçisinden bir sağlık kuruluşunda çalışanlar, toplu taşımada görev alanlar etkilemezler mi diğer insanları; etkilenmezler mi diğer insanlardan?

Eğitimciler, güvenlik işinde olanlar; onların dokundukları…

Komşular, fırıncılar, bakkallar, berberler, terziler, internet kafe işletmecileri…

Aklınıza gelen bütün diğerleri...

Onlar baharı, yazı, güzü, kışı yaşamazlar mı, yaşatmazlar mı?

Elbette öteki insanlar kadar etkili başka şeyler de var. Ruh hallerimiz; olan ya da olmayan, kullanabildiğimiz ya da kullanamadığımız servetlerimiz, görülen - görülmeyen varlıklarımız.

Bunlardan hangisini tutsak çekip uzatabiliriz. Farklı ruh halleri, farklı sağlık düzeyleri çok şeyi farklılaştırır, yeni senaryolara kapı açar. 

*

Kurum ve kuruluşların da yaş dönemleri, mevsimleri, etkileyenleri vardır;yapanları, yıkanları, koruyanları, hırpalayanları.

Baharlarında yapar, çeşitlendirir, zenginleştirir; dokundukları her şeyi yeşillenen doğa gibi canlandırırlar.

Diğer mevsimlerinde neler olur dememe gerek yok. Onu rahatlıkla tahmin edebilirsiniz.

İyi bir yönetici bir kurumu, kuruluşu bir yıkıntı olmaktan alır, üreten, kazanan, kazandıran yapıya dönüştürür ya da tersini yapar.

Yerel yönetimlerin birinde görevliyse yönettiği ili, ilçeyi, beldeyi ihya eder ya da yüzüne gözüne bulaştırıp mağdur eder.

Ya da ne kâr ne zarar,  süresini doldurur, tarihe karışır.

*

Her şey tadında güzel. Sözü daha fazla uzatmayayım.

Mevsim bahar işte. Bu günlerde camışkıran yüzünden havalar bazen karlı, yağmurlu, yağışlı ve kapalı olsa da bahar.

Bir şeyler değişiyor, dönüşüyor, büyüyor, küçülüyor.

Çok önemli bir kurumumuz, üniversitemiz, Vanlı, iddialı genç bir yöneticiye teslim ediliyor mesela.

Bahar sadece gençleri ve ırmakları coşturmuyor,  kırlardaki, bahçelerdeki çiçekleri uyandırmıyor.

Takılıp kaldıkları gündemlerden yakayı kurtarıp olup biteni izleme şansı bulan her can, görebildiği kadar görüyor; işitebildiği kadar işitiyor, hissedebildiği kadar hissediyor.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.