Şahbettin Uluat
Köşe Yazarı
Şahbettin Uluat
 

Ekmeğimi kovalarken…

1984 yılında Et ve Balık Kurumu Van Et Kombinası Muhasebe Servi'sinde tahsildar olarak çalışmakta iken gazetelerin birinde bir iş ilanı gördüm. Ülkemizin köklü özel bankalarından biri Türkiye genelinde kambiyo servisleri için yabancı dil bilen elemanlar arıyordu. O günlerde çalışmakta olduğum kurumdan da, servis arkadaşlarımdan da çok memnundum. Ticaret lisesinden sınıf arkadaşım Niyazi Berberoğlu’nun yönetimindeki Muhasebe ve Mali İşler Servisi’nde güzel bir ekibimiz vardı. Tahsildarlığın yanında kurumun malzeme ambarı stokları hesabını ben takip ediyordum. Tek sıkıntım uzun süre önce dilekçe vermiş olmama rağmen kombina müdürümüzün bana henüz lojman tahsis etmemiş olmasıydı. Bir iki kere sormuş, “bekle” yanıtı almıştım. Banka fikri bana heyecan verici geldi. Orada kambiyo elemanı olarak çalışırsam karşıma yeni ve farklı bir dünya açılacaktı. Başvurmakla kaybedeceğim bir şey yoktu. Ücretin, iş koşullarının uygun olmaması halinde gidip başlamayacak, mevcut işime devam edecektim. Başvurumu yaptım, yazılı ve sözlü sınavları kazandım. İstanbul Kazlıçeşme Şubesi'nde çalışmak için çağırıldığımda, diğer adaylar gibi ben de henüz ne kadar ücret alacağımı bilmiyordum. Kurumdan yıllık iznimi alıp İstanbul'a gitmiştim. Ücretlerin beklenenden düşük açıklanması ile sınav kazanmış adayların yarısına yakını memleketlerine geri döndüler. Yani beklenenden daha az kişi işe başladı. Onlardan biri de bendim.  Ben de kararsızlık içindeydim. Gidip araştırdım, önerilen ücret, deri fabrikalarının ve yoğun kokunun olduğu Kazlıçeşme civarında bir gecekondu kiralamaya bile yetmiyordu. * O hafta yapılan bir toplantıda bankanın genel müdür yardımcısı Muzaffer Bey tarafından "Hala ben gideceğim diyen var mı?" diye sorulduğunda söz alıp durumumu açıkladım. O parayla ancak memleketim Van'da çalışabileceğimi, çünkü orada geçinebileceğimi ekledim. Aldığım yanıt "hemen gitme, benden haber bekle" oldu. İşi kabul eden eleman sayısı sınırlı olunca program değişti, beni de Kazlıçeşme yerine Genel Müdürlük, ihracat servisinde başlattılar. Yaklaşık on beş gün çalıştıktan sonra tayinimin Van'a yapıldığı bildirildi. Sağ olsunlar, servis arkadaşlarımız benim için bir veda yemeği düzenlediler. O dönem birim sorumlumuz Zuhal Hanım, çalışma arkadaşlarım Şule Hanım ve Murat Beyi de, diğer arkadaşlarımı da o güzel jestlerini de hiç unutmadım.  Van'da istifa dilekçesi ile odasına girdiğimde Et Kombinası Müdürümüz Derviş Bey "yahu nereye gidiyorsun, kal sana lojman vereceğim" dedi ancak ben kombinayı kafamda çoktan bitirmiştim. Birlikte dört yıl çalıştığımız arkadaşlarımla vedalaşıp kurumdan ayrıldım. Bankanın Van şubesinde, o günkü adıyla senetler servisinde çalışmaya başladım. O gün için kambiyo adına yapılan çok fazla iş yoktu. Banka müdürümüz Ergün Bey ağır, efendi bir adamdı, Karadenizliydi. Öteki çalışanların biri, Necla Hanım hariç tamamı Vanlıydı. Hepsi çalışkan güzel insanlardı. Günümüz bankacılık teknolojisinin yarısı bile henüz yoktu. Hesap kartonlarıyla, elle hazırlanan şifre tablolarıyla, daktilolarla, mekanik ya da elektronik hesap makineleriyle işleri yürütüyorduk. Para sayma makineleri henüz piyasada yoktu. Şube bir aile ortamı gibiydi. Gün içinde karşımızda oluşan insan kuyruklarına yanıt verebilmek için genellikle çok çalışıyorduk. Gün sonunda da kendi tanımlı işlerimizi toparladıktan sonra da hep birlikte ana kasadaki paraları sayıyorduk. İşlerin yoğun, hesapların karışık olduğu günlerde tüm diğer banka çalışanları gibi biz de gecenin geç vakitlerine kadar ve mesai ücreti almadan çalışıyorduk. Bir banka kuralı olarak önümüze konmuştu: hesaplar tutmadan eve gitmek yoktu. Bu doğal olarak akşamları misafir kabul etmemek, misafirliğe söz vermemek anlamına da geliyordu. Et Kombinasında da muhasebe servisinde de yılsonlarında, üç aylık dönemlerde hesapları toparlamak için mesaiye kalırdık, buna alışıktım ama bankadaki gece mesaileri yılsonu ile sınırlı değildi. Yoğun çalışıyorduk, yoruluyorduk fakat çok da şikâyetçi değildik. Sonuçta bir işimiz vardı; tenceremiz kaynıyordu ve mutluyduk. Yeni bir iş bakmıyorduk ama geleceğin neler getireceğinden de habersizdik.
Ekleme Tarihi: 20 Eylül 2021 - Pazartesi

Ekmeğimi kovalarken…

1984 yılında Et ve Balık Kurumu Van Et Kombinası Muhasebe Servi'sinde tahsildar olarak çalışmakta iken gazetelerin birinde bir iş ilanı gördüm.

Ülkemizin köklü özel bankalarından biri Türkiye genelinde kambiyo servisleri için yabancı dil bilen elemanlar arıyordu.

O günlerde çalışmakta olduğum kurumdan da, servis arkadaşlarımdan da çok memnundum. Ticaret lisesinden sınıf arkadaşım Niyazi Berberoğlu’nun yönetimindeki Muhasebe ve Mali İşler Servisi’nde güzel bir ekibimiz vardı. Tahsildarlığın yanında kurumun malzeme ambarı stokları hesabını ben takip ediyordum.

Tek sıkıntım uzun süre önce dilekçe vermiş olmama rağmen kombina müdürümüzün bana henüz lojman tahsis etmemiş olmasıydı. Bir iki kere sormuş, “bekle” yanıtı almıştım.

Banka fikri bana heyecan verici geldi. Orada kambiyo elemanı olarak çalışırsam karşıma yeni ve farklı bir dünya açılacaktı. Başvurmakla kaybedeceğim bir şey yoktu. Ücretin, iş koşullarının uygun olmaması halinde gidip başlamayacak, mevcut işime devam edecektim.

Başvurumu yaptım, yazılı ve sözlü sınavları kazandım.

İstanbul Kazlıçeşme Şubesi'nde çalışmak için çağırıldığımda, diğer adaylar gibi ben de henüz ne kadar ücret alacağımı bilmiyordum. Kurumdan yıllık iznimi alıp İstanbul'a gitmiştim.

Ücretlerin beklenenden düşük açıklanması ile sınav kazanmış adayların yarısına yakını memleketlerine geri döndüler. Yani beklenenden daha az kişi işe başladı. Onlardan biri de bendim. 

Ben de kararsızlık içindeydim. Gidip araştırdım, önerilen ücret, deri fabrikalarının ve yoğun kokunun olduğu Kazlıçeşme civarında bir gecekondu kiralamaya bile yetmiyordu.

*

O hafta yapılan bir toplantıda bankanın genel müdür yardımcısı Muzaffer Bey tarafından "Hala ben gideceğim diyen var mı?" diye sorulduğunda söz alıp durumumu açıkladım. O parayla ancak memleketim Van'da çalışabileceğimi, çünkü orada geçinebileceğimi ekledim. Aldığım yanıt "hemen gitme, benden haber bekle" oldu.

İşi kabul eden eleman sayısı sınırlı olunca program değişti, beni de Kazlıçeşme yerine Genel Müdürlük, ihracat servisinde başlattılar.

Yaklaşık on beş gün çalıştıktan sonra tayinimin Van'a yapıldığı bildirildi. Sağ olsunlar, servis arkadaşlarımız benim için bir veda yemeği düzenlediler. O dönem birim sorumlumuz Zuhal Hanım, çalışma arkadaşlarım Şule Hanım ve Murat Beyi de, diğer arkadaşlarımı da o güzel jestlerini de hiç unutmadım. 

Van'da istifa dilekçesi ile odasına girdiğimde Et Kombinası Müdürümüz Derviş Bey "yahu nereye gidiyorsun, kal sana lojman vereceğim" dedi ancak ben kombinayı kafamda çoktan bitirmiştim. Birlikte dört yıl çalıştığımız arkadaşlarımla vedalaşıp kurumdan ayrıldım.

Bankanın Van şubesinde, o günkü adıyla senetler servisinde çalışmaya başladım. O gün için kambiyo adına yapılan çok fazla iş yoktu.

Banka müdürümüz Ergün Bey ağır, efendi bir adamdı, Karadenizliydi. Öteki çalışanların biri, Necla Hanım hariç tamamı Vanlıydı. Hepsi çalışkan güzel insanlardı.

Günümüz bankacılık teknolojisinin yarısı bile henüz yoktu. Hesap kartonlarıyla, elle hazırlanan şifre tablolarıyla, daktilolarla, mekanik ya da elektronik hesap makineleriyle işleri yürütüyorduk. Para sayma makineleri henüz piyasada yoktu.

Şube bir aile ortamı gibiydi. Gün içinde karşımızda oluşan insan kuyruklarına yanıt verebilmek için genellikle çok çalışıyorduk. Gün sonunda da kendi tanımlı işlerimizi toparladıktan sonra da hep birlikte ana kasadaki paraları sayıyorduk.

İşlerin yoğun, hesapların karışık olduğu günlerde tüm diğer banka çalışanları gibi biz de gecenin geç vakitlerine kadar ve mesai ücreti almadan çalışıyorduk. Bir banka kuralı olarak önümüze konmuştu: hesaplar tutmadan eve gitmek yoktu.

Bu doğal olarak akşamları misafir kabul etmemek, misafirliğe söz vermemek anlamına da geliyordu.

Et Kombinasında da muhasebe servisinde de yılsonlarında, üç aylık dönemlerde hesapları toparlamak için mesaiye kalırdık, buna alışıktım ama bankadaki gece mesaileri yılsonu ile sınırlı değildi.

Yoğun çalışıyorduk, yoruluyorduk fakat çok da şikâyetçi değildik.

Sonuçta bir işimiz vardı; tenceremiz kaynıyordu ve mutluyduk.

Yeni bir iş bakmıyorduk ama geleceğin neler getireceğinden de habersizdik.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.