Şahbettin Uluat
Köşe Yazarı
Şahbettin Uluat
 

Bir Yaz Günü Akadamar'da

Yaşama, insana, dünyaya dair fikirlerimizin, inançlarımızın, beklentilerimizin bir kısmı yetişkin zamanlarımızda kendi yargılarımızla oluşurken, diğer bir kısmı da çocukluk zamanlarımızda ebeveynlerimiz, öğretmenlerimiz ve başka kişiler tarafından bize kazandırılır.   Çevremiz, şehrimiz, bölgemiz ve diğer insanlar hakkındaki fikir ve inançlarımızın kaynakları da aynıdır.   Bu anlamda, çoğumuz için, nasıl bir çevrede, şehirde, bölgede olduğumuzla, nasıl biri olduğumuzla ilgili ilk fikirleri edinmemiz çocukluk zamanlarımıza rast gelir, çoğunun kaynağı yetişkin büyüklerimiz olur ve aldıklarımızı sorgusuz sualsiz onaylar, sahipleniriz. Yani, ilkokul öğretmenimiz, bir müzik dersi esnasında, sesimizin çirkin olduğunu söylemişse farkında olmadan onu alır kabulleniriz. O kabulle yetişkin zamanlarımızda bile sesli olarak şarkı türkü söylemekten kaçınırız. Ya da aynı öğretmen "ne güzel sesin varmış senin yahu!" diyerek bizi cesaretlendirmek istemişse ve biz de bu fikri alıp kabullenmişsek, olur olmaz yerde ve zamanda şarkı türkü söyler, bazen insanları rahatsız ederiz.   Çocuklukta edinmiş olduğumuz bu algıların yanlış olan bir kısmı yetişkinliğe erişip gerçekleri görüp farkına vardığımızda, o gerçeklere çarpar, tuzla buz olur; doğru olan diğer bir kısmı ise aynı gerçeklere çarpar ve daha da güçlenir.   Bütün bunları niye anlatıyorsun derseniz, açıklayayım. Gençlik günlerimde bir arkadaşımla birlikte her fırsatta Akdamar Adası'na gider, adanın sahillerinde yüzer, zaman zaman da dünyanın her yerinden gelmiş, her yaştan, her kültürden yabancı turistlerle takılır, vakit geçirirdik.   O günlerin birinde denizde yüzdükten sonra benim gibi kayaların üzerinde güneşlenen bir Fransız turistle karşılaştım. Kırk - elli yaşlarındaki bu adamla ikimizin de sonradan öğrendiğimiz İngilizcelerimizle çok rahat anlaşabiliyorduk. Her zamanki gibi konuşacak çok şey vardı.   Bir ara bana dünyanın neredeyse bütün bölgelerini gezdiğini söyledi. Doğal bir şekilde o sözü merakımı tetikledi ve kendisine gördüğü o yerlerin en güzelinin neresi olduğunu sordum.  Sarışın, uzun boylu, renkli gözlü Fransız o gün dalgasız olan çarşaf gibi Van Gölü'ne, bulutsuz masmavi gökyüzüne baktı, kirlenmemiş tertemiz havadan derin bir soluk aldı; tok, kendinden emin bir sesle tereddütsüz olarak "şu anda bulunduğumuz yer, bana göre dünyanın en güzel yeri" yanıtını verdi.   İşte o anı hiç unutmadım ve unutmam da mümkün değil. O anda sanki başımdan aşağı bir teneke kızgın su dökülmüş gibi oldu.   Bu benim gerçeklerle yüzleştiğim, memleketim Van ile ilgili, iradem dışında kafama sokulmuş olan "soğuk, zor, (işe yaramaz) kış memleketi" yargısının paramparça olduğu andı.   Bizler, kış mevsiminin yoğun yaşandığı ve uzun sürdüğü o günlerdeki Van'ın sakinleri; biz kerpiçten yapılmış toprak damlı evlerde yaşayan, ilkbahar ve sonbaharda zaman zaman evlerine damdaki çatlaklardan damcılar gelen (sular damlayan) memleketin insanları, yaşadığımız şehrin değerini ne yazık ki takdir edemezdik. Biz kış aylarında sınırlı olanaklarımızla ısıtmakta olduğumuz evlerimize soğuk hava girmesin diye pencerelerimizi çıta ve naylon örtülerle sıkıca kapatır, kapı altlarına süngerler döşer yine de soğuğun girmesine engel olamaz bunu Van'ın zor bir yer olmasına bağlardık.   Biz o zamanlar ortaokul öğrencisi olduğumuz Atatürk Lisesi'nden o zamanki Belediye Garajı'nın üst tarafındaki, şimdi Hayat Hastanesi civarında bulunan evimize dönerken kafamızı şapka ile atkılarla sarmış olduğumuz halde garajı döner dönmez Erek Dağı'ndan esen sert rüzgarla beş yüz metrelik bir yolda dudaklarımızı hmez olurduk.   Bu nedenle Van bizim için "kış memleketiydi," çok da makbul bir yer sayılmazdı. Buna inanırdık.   Bunun için Fransız'ın sözü bende o çarpıcı etkiyi yapmış, o önemli dönüşümü yaşamama neden olmuştu. Beni maddi eksikliklerden kaynaklanan yanlış bir yargıdan kurtarmış daha sağlıklı bir bilinç kazanmama katkı sağlamıştı. Bugün de yaşadığımız şehir Van ile ilgili her kafada farklı bir yargı vardır.   Belki bugün de Van hakkında yanlış fikirleri olanlar da vardır.   O yanlış fikir sahipleri de bir gün kendi Fransızları ile karşılaştıklarında benim yaşamış olduğumun benzerini yaşayacak, değişip dönüşeceklerdir.   Şehrimizle ilgili en güzel sözü, sesi ve müziği güzel olanlar söylemiş. Söylemekle de yetinmemiş bunu klip haline getirip internet üzerinden de paylaşmışlar. O klip tek başına bana Fransız'ın yaptığı etkiyi yapabilir. Van hakkındaki olumsuz görüşleri bir çırpıda değiştirebilir.   İnanmayan ya da bilmeyen varsa Google'a ya da başka bir internet arama motoruna sorsun, hiç durmasın. Hemen aşağıdaki iki sihirli sözcüğü yazsın.   "Van güzeldir."
Ekleme Tarihi: 27 Ağustos 2018 - Pazartesi

Bir Yaz Günü Akadamar'da

Yaşama, insana, dünyaya dair fikirlerimizin, inançlarımızın, beklentilerimizin bir kısmı yetişkin zamanlarımızda kendi yargılarımızla oluşurken, diğer bir kısmı da çocukluk zamanlarımızda ebeveynlerimiz, öğretmenlerimiz ve başka kişiler tarafından bize kazandırılır.

 

Çevremiz, şehrimiz, bölgemiz ve diğer insanlar hakkındaki fikir ve inançlarımızın kaynakları da aynıdır.

 

Bu anlamda, çoğumuz için, nasıl bir çevrede, şehirde, bölgede olduğumuzla, nasıl biri olduğumuzla ilgili ilk fikirleri edinmemiz çocukluk zamanlarımıza rast gelir, çoğunun kaynağı yetişkin büyüklerimiz olur ve aldıklarımızı sorgusuz sualsiz onaylar, sahipleniriz.

Yani, ilkokul öğretmenimiz, bir müzik dersi esnasında, sesimizin çirkin olduğunu söylemişse farkında olmadan onu alır kabulleniriz. O kabulle yetişkin zamanlarımızda bile sesli olarak şarkı türkü söylemekten kaçınırız. Ya da aynı öğretmen "ne güzel sesin varmış senin yahu!" diyerek bizi cesaretlendirmek istemişse ve biz de bu fikri alıp kabullenmişsek, olur olmaz yerde ve zamanda şarkı türkü söyler, bazen insanları rahatsız ederiz.

 

Çocuklukta edinmiş olduğumuz bu algıların yanlış olan bir kısmı yetişkinliğe erişip gerçekleri görüp farkına vardığımızda, o gerçeklere çarpar, tuzla buz olur; doğru olan diğer bir kısmı ise aynı gerçeklere çarpar ve daha da güçlenir.

 

Bütün bunları niye anlatıyorsun derseniz, açıklayayım.

Gençlik günlerimde bir arkadaşımla birlikte her fırsatta Akdamar Adası'na gider, adanın sahillerinde yüzer, zaman zaman da dünyanın her yerinden gelmiş, her yaştan, her kültürden yabancı turistlerle takılır, vakit geçirirdik.

 

O günlerin birinde denizde yüzdükten sonra benim gibi kayaların üzerinde güneşlenen bir Fransız turistle karşılaştım. Kırk - elli yaşlarındaki bu adamla ikimizin de sonradan öğrendiğimiz İngilizcelerimizle çok rahat anlaşabiliyorduk. Her zamanki gibi konuşacak çok şey vardı.

 

Bir ara bana dünyanın neredeyse bütün bölgelerini gezdiğini söyledi. Doğal bir şekilde o sözü merakımı tetikledi ve kendisine gördüğü o yerlerin en güzelinin neresi olduğunu sordum. 

Sarışın, uzun boylu, renkli gözlü Fransız o gün dalgasız olan çarşaf gibi Van Gölü'ne, bulutsuz masmavi gökyüzüne baktı, kirlenmemiş tertemiz havadan derin bir soluk aldı; tok, kendinden emin bir sesle tereddütsüz olarak "şu anda bulunduğumuz yer, bana göre dünyanın en güzel yeri" yanıtını verdi.

 

İşte o anı hiç unutmadım ve unutmam da mümkün değil. O anda sanki başımdan aşağı bir teneke kızgın su dökülmüş gibi oldu.

 

Bu benim gerçeklerle yüzleştiğim, memleketim Van ile ilgili, iradem dışında kafama sokulmuş olan "soğuk, zor, (işe yaramaz) kış memleketi" yargısının paramparça olduğu andı.

 

Bizler, kış mevsiminin yoğun yaşandığı ve uzun sürdüğü o günlerdeki Van'ın sakinleri; biz kerpiçten yapılmış toprak damlı evlerde yaşayan, ilkbahar ve sonbaharda zaman zaman evlerine damdaki çatlaklardan damcılar gelen (sular damlayan) memleketin insanları, yaşadığımız şehrin değerini ne yazık ki takdir edemezdik.

Biz kış aylarında sınırlı olanaklarımızla ısıtmakta olduğumuz evlerimize soğuk hava girmesin diye pencerelerimizi çıta ve naylon örtülerle sıkıca kapatır, kapı altlarına süngerler döşer yine de soğuğun girmesine engel olamaz bunu Van'ın zor bir yer olmasına bağlardık.

 

Biz o zamanlar ortaokul öğrencisi olduğumuz Atatürk Lisesi'nden o zamanki Belediye Garajı'nın üst tarafındaki, şimdi Hayat Hastanesi civarında bulunan evimize dönerken kafamızı şapka ile atkılarla sarmış olduğumuz halde garajı döner dönmez Erek Dağı'ndan esen sert rüzgarla beş yüz metrelik bir yolda dudaklarımızı hmez olurduk.

 

Bu nedenle Van bizim için "kış memleketiydi," çok da makbul bir yer sayılmazdı. Buna inanırdık.

 

Bunun için Fransız'ın sözü bende o çarpıcı etkiyi yapmış, o önemli dönüşümü yaşamama neden olmuştu. Beni maddi eksikliklerden kaynaklanan yanlış bir yargıdan kurtarmış daha sağlıklı bir bilinç kazanmama katkı sağlamıştı.

Bugün de yaşadığımız şehir Van ile ilgili her kafada farklı bir yargı vardır.

 

Belki bugün de Van hakkında yanlış fikirleri olanlar da vardır.

 

O yanlış fikir sahipleri de bir gün kendi Fransızları ile karşılaştıklarında benim yaşamış olduğumun benzerini yaşayacak, değişip dönüşeceklerdir.

 

Şehrimizle ilgili en güzel sözü, sesi ve müziği güzel olanlar söylemiş. Söylemekle de yetinmemiş bunu klip haline getirip internet üzerinden de paylaşmışlar. O klip tek başına bana Fransız'ın yaptığı etkiyi yapabilir. Van hakkındaki olumsuz görüşleri bir çırpıda değiştirebilir.

 

İnanmayan ya da bilmeyen varsa Google'a ya da başka bir internet arama motoruna sorsun, hiç durmasın. Hemen aşağıdaki iki sihirli sözcüğü yazsın.

 

"Van güzeldir."

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.