Şahbettin Uluat
Köşe Yazarı
Şahbettin Uluat
 

Beyni küçük cürmü büyük insanlar

Dünyada onlardan çok var. Aslında dünya çok büyük, değer yargıları çok çeşitli, insanların diğer insanlar üzerindeki etkileri çok farklı iken arada onların olmaması mümkün değil. Onlar, beyni küçük, cürmü büyük insanlar. Onlar, insanlığın tarih boyunca elde ettiği teknolojiyi kendi insanlık dışı amaçları için kullanırken, gerçek dünyada hiç yüz yüze gelmedikleri, tanımadıkları, bilmedikleri silahsız masum kimseleri katletmeyi planlarken, ne yazık ki kendi küflenmiş, kokuşmuş, dar beyinlerinin dışına çıkamazlar. Bir adada tatil yapmakta olan farklı ailelerden, kültürlerden gençleri, bir ibadethanede dua eden insanları gözlerini kırpmadan öldürürler. Onların hangi dinden oldukları, hangi sapık fikirlerle zehirlenmiş oldukları ya da saldırılarını hangi ibadethanelerde gerçekleştirdikleri de önemli değildir. Şu ya da bu dinin, mezhebin ibadethanesine saldıranların tamamı insanlık vasfını yitirmiş kimselerdir. Elbette konumlarına, durumlarına göre farklılıkları vardır. Kimileri, toplumdan izole ederek karanlık bir dünyaya kapatarak koşullandırır kendisini. O dünyada büyükleri küçük, küçükleri büyük, önemlileri önemsiz, önemsizleri önemli kabul edip yeniden kurar temelsiz, çarpık plan ve fikirlerini; ya da kurulur birileri tarafından. Kimileri de, Yeni Zelenda katliamında olduğu gibi sosyal medyada uzun süre kinini, nefretini kusup kendini koşullandırdıktan, silahlara, şarjörlere yazılar yazıp teşhircilik ettikten sonra ve sosyal medya hesabından canlı yayın yaparak ve birden fazla silahla gider silahsız insanların ibadet için toplanmış oldukları yere. Onlar, bunu tıpkı bizdeki Hrant Dink cinayetinde olduğu gibi bir marifet sayarlar. Onların arkalarında da gaz verenleri, şakşakçıları vardır ve gözlerinin kör olma nedeni biraz da bu gazcılar, şakşakçılardır. Sosyal medya hesaplarının aboneleri şakşakçılıklarını yaparken adı, sanı ortalıkta olmayan güç odakları da sponsorluk, yapımcılık görevlerini üstlenirler. Yani yalnız değillerdir aslında, hem kökleri, hem de dalları vardır. Meyveleri de hazırlanmakta oldukları suçlar olur. Kök ve dal durumundaki o güç odaklarının içinde sömürgeci patronlar, sapık politikacılar, karanlık başka örgütler olur bazen. Finansmanı da, gerekli formasyon eğitimini de onlar sağlarlar. Onlar dünyanın neresinde ortaya çıkarlarsa çıksınlar, hangi dinin, mezhebin ya da ideolojinin savunucusu olurlarsa olsunlar, kimin mabedini, okulunu, tatil adasını, hangi pazar yerini, çarşıyı basıyor olurlarsa olsunlar insanlık vasfını kaybetmiş, mankurtlaşmış, sapıtmış, sersemletilmiş ve kullanılmış kimselerdir. Orta sınıftan, emeği ile yaşayan aileden gelen 28 yaşındaki kendi iri, aklı küçük bir insan, dünyanın pek çok yerini gezmiş, görmüş olmasına rağmen yüzlerce yıl öncenin hesabını yapıyorsa; kendi zavallılığını görmeden İstanbul ve Ayasofya hayalleri kuruyorsa; yani bir tıkla uçup havalanıyorsa arkasında tamponla kapatılmış ciddi bir gaz takviyesi mevcuttur. Elbette bu ağır katliamda her fırsatta Müslümanlığı bir suç dini, Müslümanları da potansiyel suçlu gösteren kötü niyetli ve güdümlü politikacıların, medya mensuplarının ve diğerlerinin de ağır vebali vardır. Hiç kimsenin kalkıp da, pek çoğu emperyalistlerin saldırısı ya da sömürüsü altındaki ülkelerinden kopup rahat bir soluk almak için Yeni Zelenda gibi ülkelere gitmiş; oralarda kendince huzur aramış insanları İslamafobi bahanesiyle suçlamaya da hakkı yoktur; onlara en masum ve korumasız oldukları bir ortamda saldırmaya da. Tarihsel süreç göstermiştir ki, mabetlere yapılan saldırıların tamamına yakını provokatif amaçlıdır. Aklı başında hiçbir insan, durup dururken insanların kutsal saydıkları ve çatısı ya da kubbesi altında ibadet için toplanmış oldukları mekânlara hem de iki otomatik silahla, hem de eş zamanlı olarak iki koldan saldırmaz. Hele ki, o silah ve şarjörlerin üzerine birtakım kin dolu ifadeler yazıp hem o suç aletlerini hem de işlemekte olduğu suçu canlı yayınla dünyaya dağıtmaz. Yaşadığımız yüzyılda bütün dünyanın gözü önünde demokrasi ile insan haklarına saygılı olduklarını iddia eden ülkelerin kimi politikacıları ve medya mensupları tarafından bir İslamafobi yangını körüklenip durmaktadır. O toplumların sıradan insanları da maalesef bu ağır propagandalardan tıpkı reklamlardan etkilenir gibi etkilenmektedir. Alınlarında sömürgeciliğin, köleciliğin en ağır kara lekeleri olan o ülkelerin sözde sözcülerinin bir kısmı barış, hoşgörü, birlikte yaşama kültürü kavramlarına tamamen yabancı olduklarını her durumda dışa vurup durmaktadırlar. Yeni Zelenda katliamı sıradan ve bireysel bir eylem değil; aksine yeryüzüne yayılan ötekileştirici, yıkıcı, karıştırıcı bilinçli çabaların sonuçlarından sadece bir tanesidir. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra halifeliği ortadan kaldırtarak, Müslümanların birlik ve beraberliğine ağır bir darbe vurmuş olanlar; şimdi kendi çok sayıda benzemezleri ve hatta inançsızları ile Vatikan'ın çevresinde toplanıp yeni hesaplar yapmakta, dolaylı da olsa Yeni Zelanda'dakilere benzer sapık saldırılara zemin hazırlamaktadırlar. Yeni Zelenda katliamını yabancı yayın organlarına değerlendiren kimi yabancı yorumcular fikirlerini Deaş gibi, El Kaide gibi bu konuda tamamen ilgisiz, çoğunun kaynağı şüpheli örgütler üzerinden savunmaya çalışırken komik duruma düşmektedirler. Dünyada yaşayan her dinden, her kültürden, her renkten insanın, başta çocuklar olmak üzere yaşlıların, gençlerin, yetişkinlerin huzura ihtiyacı vardır. Silahsız ve sıradan insanların tek derdi savaşsız, sömürüsüz bir dünyada barış içinde ve kardeşçe yaşamaktır. Ne var ki, insanlık vasfını yitirmiş kimi insan kılıklı başkaları da her zaman ve her yerde tuzaklar kurarak, hileler yaparak barışı, hoşgörüyü, huzuru ve birlikte yaşama kültürünü dinamitleyerek küçük hesaplarını gerçekleştirmekten vazgeçmemektedirler. İnsanlığın geleceğinin olduğu ufuklarda beyaz bölgeler de, siyah bölgeler de vardır. Ne yazık ki, şimdi dünyanın gidişatına etki eden direksiyona yapışmış olan güçlü eller yönümüzü siyahtan yana çevirme peşindedirler. Yeni Zelanda katillerinin cahil cesaretlerinin dolaylı bir kaynağı da onlardır. Görünen odur.
Ekleme Tarihi: 18 Mart 2019 - Pazartesi

Beyni küçük cürmü büyük insanlar

Dünyada onlardan çok var.

Aslında dünya çok büyük, değer yargıları çok çeşitli, insanların diğer insanlar üzerindeki etkileri çok farklı iken arada onların olmaması mümkün değil.

Onlar, beyni küçük, cürmü büyük insanlar.

Onlar, insanlığın tarih boyunca elde ettiği teknolojiyi kendi insanlık dışı amaçları için kullanırken, gerçek dünyada hiç yüz yüze gelmedikleri, tanımadıkları, bilmedikleri silahsız masum kimseleri katletmeyi planlarken, ne yazık ki kendi küflenmiş, kokuşmuş, dar beyinlerinin dışına çıkamazlar.

Bir adada tatil yapmakta olan farklı ailelerden, kültürlerden gençleri, bir ibadethanede dua eden insanları gözlerini kırpmadan öldürürler.

Onların hangi dinden oldukları, hangi sapık fikirlerle zehirlenmiş oldukları ya da saldırılarını hangi ibadethanelerde gerçekleştirdikleri de önemli değildir. Şu ya da bu dinin, mezhebin ibadethanesine saldıranların tamamı insanlık vasfını yitirmiş kimselerdir.

Elbette konumlarına, durumlarına göre farklılıkları vardır.

Kimileri, toplumdan izole ederek karanlık bir dünyaya kapatarak koşullandırır kendisini. O dünyada büyükleri küçük, küçükleri büyük, önemlileri önemsiz, önemsizleri önemli kabul edip yeniden kurar temelsiz, çarpık plan ve fikirlerini; ya da kurulur birileri tarafından.

Kimileri de, Yeni Zelenda katliamında olduğu gibi sosyal medyada uzun süre kinini, nefretini kusup kendini koşullandırdıktan, silahlara, şarjörlere yazılar yazıp teşhircilik ettikten sonra ve sosyal medya hesabından canlı yayın yaparak ve birden fazla silahla gider silahsız insanların ibadet için toplanmış oldukları yere.

Onlar, bunu tıpkı bizdeki Hrant Dink cinayetinde olduğu gibi bir marifet sayarlar.

Onların arkalarında da gaz verenleri, şakşakçıları vardır ve gözlerinin kör olma nedeni biraz da bu gazcılar, şakşakçılardır.

Sosyal medya hesaplarının aboneleri şakşakçılıklarını yaparken adı, sanı ortalıkta olmayan güç odakları da sponsorluk, yapımcılık görevlerini üstlenirler. Yani yalnız değillerdir aslında, hem kökleri, hem de dalları vardır. Meyveleri de hazırlanmakta oldukları suçlar olur. Kök ve dal durumundaki o güç odaklarının içinde sömürgeci patronlar, sapık politikacılar, karanlık başka örgütler olur bazen. Finansmanı da, gerekli formasyon eğitimini de onlar sağlarlar.

Onlar dünyanın neresinde ortaya çıkarlarsa çıksınlar, hangi dinin, mezhebin ya da ideolojinin savunucusu olurlarsa olsunlar, kimin mabedini, okulunu, tatil adasını, hangi pazar yerini, çarşıyı basıyor olurlarsa olsunlar insanlık vasfını kaybetmiş, mankurtlaşmış, sapıtmış, sersemletilmiş ve kullanılmış kimselerdir.

Orta sınıftan, emeği ile yaşayan aileden gelen 28 yaşındaki kendi iri, aklı küçük bir insan, dünyanın pek çok yerini gezmiş, görmüş olmasına rağmen yüzlerce yıl öncenin hesabını yapıyorsa; kendi zavallılığını görmeden İstanbul ve Ayasofya hayalleri kuruyorsa; yani bir tıkla uçup havalanıyorsa arkasında tamponla kapatılmış ciddi bir gaz takviyesi mevcuttur.

Elbette bu ağır katliamda her fırsatta Müslümanlığı bir suç dini, Müslümanları da potansiyel suçlu gösteren kötü niyetli ve güdümlü politikacıların, medya mensuplarının ve diğerlerinin de ağır vebali vardır. Hiç kimsenin kalkıp da, pek çoğu emperyalistlerin saldırısı ya da sömürüsü altındaki ülkelerinden kopup rahat bir soluk almak için Yeni Zelenda gibi ülkelere gitmiş; oralarda kendince huzur aramış insanları İslamafobi bahanesiyle suçlamaya da hakkı yoktur; onlara en masum ve korumasız oldukları bir ortamda saldırmaya da.

Tarihsel süreç göstermiştir ki, mabetlere yapılan saldırıların tamamına yakını provokatif amaçlıdır. Aklı başında hiçbir insan, durup dururken insanların kutsal saydıkları ve çatısı ya da kubbesi altında ibadet için toplanmış oldukları mekânlara hem de iki otomatik silahla, hem de eş zamanlı olarak iki koldan saldırmaz. Hele ki, o silah ve şarjörlerin üzerine birtakım kin dolu ifadeler yazıp hem o suç aletlerini hem de işlemekte olduğu suçu canlı yayınla dünyaya dağıtmaz.

Yaşadığımız yüzyılda bütün dünyanın gözü önünde demokrasi ile insan haklarına saygılı olduklarını iddia eden ülkelerin kimi politikacıları ve medya mensupları tarafından bir İslamafobi yangını körüklenip durmaktadır. O toplumların sıradan insanları da maalesef bu ağır propagandalardan tıpkı reklamlardan etkilenir gibi etkilenmektedir.

Alınlarında sömürgeciliğin, köleciliğin en ağır kara lekeleri olan o ülkelerin sözde sözcülerinin bir kısmı barış, hoşgörü, birlikte yaşama kültürü kavramlarına tamamen yabancı olduklarını her durumda dışa vurup durmaktadırlar.

Yeni Zelenda katliamı sıradan ve bireysel bir eylem değil; aksine yeryüzüne yayılan ötekileştirici, yıkıcı, karıştırıcı bilinçli çabaların sonuçlarından sadece bir tanesidir.

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra halifeliği ortadan kaldırtarak, Müslümanların birlik ve beraberliğine ağır bir darbe vurmuş olanlar; şimdi kendi çok sayıda benzemezleri ve hatta inançsızları ile Vatikan'ın çevresinde toplanıp yeni hesaplar yapmakta, dolaylı da olsa Yeni Zelanda'dakilere benzer sapık saldırılara zemin hazırlamaktadırlar.

Yeni Zelenda katliamını yabancı yayın organlarına değerlendiren kimi yabancı yorumcular fikirlerini Deaş gibi, El Kaide gibi bu konuda tamamen ilgisiz, çoğunun kaynağı şüpheli örgütler üzerinden savunmaya çalışırken komik duruma düşmektedirler.

Dünyada yaşayan her dinden, her kültürden, her renkten insanın, başta çocuklar olmak üzere yaşlıların, gençlerin, yetişkinlerin huzura ihtiyacı vardır. Silahsız ve sıradan insanların tek derdi savaşsız, sömürüsüz bir dünyada barış içinde ve kardeşçe yaşamaktır.

Ne var ki, insanlık vasfını yitirmiş kimi insan kılıklı başkaları da her zaman ve her yerde tuzaklar kurarak, hileler yaparak barışı, hoşgörüyü, huzuru ve birlikte yaşama kültürünü dinamitleyerek küçük hesaplarını gerçekleştirmekten vazgeçmemektedirler.

İnsanlığın geleceğinin olduğu ufuklarda beyaz bölgeler de, siyah bölgeler de vardır.

Ne yazık ki, şimdi dünyanın gidişatına etki eden direksiyona yapışmış olan güçlü eller yönümüzü siyahtan yana çevirme peşindedirler. Yeni Zelanda katillerinin cahil cesaretlerinin dolaylı bir kaynağı da onlardır.

Görünen odur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.