Prof. Dr. Nurten Laleci Sarıca
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Nurten Laleci Sarıca
 

Sözlerin en güzeli anne…

Konuşmaya başlarken dudaklarımızdan çıkan ilk seslerin oluşturduğu, bir kez öğrendikten sonra bir daha hiç dilimizden düşüremeyeceğimiz kolay amaderin bir sözcüktür ANNE. Hem öylesine derin ki bütün yaşamımız boyunca yerini başka hiçbir şeyin dolduramayacağı bir derinlik. Kimliğini annelerimizde bulan bir sözcük. Canımız yanar: anne, seviniriz: anne, üzüntülüyüzdür: anne, heyecanlanırız: anne, korkularımızda yine anne. Ve nihayetinde dilimizden döküldüğü anda şekillenen bize ait, bizden olan, ayrılmaz parçamız ... Düşe kalka büyürken her düşmede anne diyerek koştuğumuz ilk sığınağımız, öpücüğü acıyan yerimizi çabucak iyileştiren mucizevi bir ilaç. Bu yüzden “analarımız; acıların işaret sıfatı, özverinin özel adıdır” der bir yazar. Gerçekten öyle. Gücünün yettiği kadarını yapar evladı için, yetmediği yerde dualarını salar evladının ardından. Kendi olmadığı yerde Yaratanın koruyuculuğuna emanet eder, bilir ki ona emanet edilen zarar görmez. Yavrum deyişinde sesinden akan şefkat bütün sıkıntılarımızı bir anda siler götürür. Beş yıldır dilim hasret bu sözcüğü söylemeye. Annem hep güler yüzle karşılardı bizi. Gözlerimizin içine öyle bir bakardı ki söyleyemediğimiz bütün dertlerimizi okurdu orada. Ona sarılınca dağılırdı kara bulutlar. Sesinin sıcaklığı sarardı dört bir yandan. Duaları koruyucu kalkanımızdı her daim. Bir işe başlarken arar dua isterdik. Hoş biz istemesek de dilinden düşmezdi duaları. Çocukken okula uğurlarken okur üflerdin ardımızdan. Çocukluyken de bu sefer sadece biz değildik dualarının tek muhatabı; can parelerim dediği torunları öncelikliydi. Sevgisi ve sabrı kep karşılıksız hep sonsuzdu, bize karşı değil tanıdığın herkese karşı. Ah anacım şimdi olsa ne çok üzülürdü, şu salgın hastalık yüzünden birbirimizden uzak oluşumuza. Telefonlarımızı çaldırır dururdu mutlaka. Biz ne kadar iyi olduğumuzu söylesek de o, sorularıyla her ayrıntısını araştırırdı sağlığımızın. Bizsebunalıp, tutulasıca dilimizle“ya anneee” deyiphadsizce üzerdik belki onu. Hele torunlarının sağlığıysa söz konusu o en iyi doktor olurdu. Ne yapar eder onların iyiliği için ne gerekiyorsa uzaktan da olsa talimatlarıyla yaptırırdı bize. Sözünün üstüne söz diyemezdik ki. Ama annelerin en güzeliydi, en anlayışlısı, en hassası. Zaten herkesin annesi de öyle değil midir? Çok zor zamanlardan geçiyoruz. Güvenebileceğimiz bir dünya yok artık. Annem de yok. Ondan mı acaba bunca sıkıntı üzerimize geliyor? Kimin üzerinde ana duası yoksa tez yıkılır yaslandığı duvarlar derler ya! O olsa olsa salardı dua kuşlarını,  gökkuşakları parıldardı,her yer günlük güneşlik olurdu. Gülen yüzü, yumuşacık sesi, bakışlarındaki huzur unutulmaz asla. Gidişinin acısı hâlâ taptaze. Üstelik özlemi hergün artıyor. Bazen içimi çok acıtıyor. Dünya gözüyle göremiyor olsak damanen her an varlığını hissediyoruz aslında. Bahar çiçeklerini çok severdi mesela. Leylaklar, güller açtımı nasıl da mutlu olurdu! Ben de onların açtığını görünce annem severdi, görse çok sevinirdi diye mutlu oluyorum. O küpeli çiçeğini,begonyayı, sardunyayıçok severdi. Ben de çok seviyorum. Her sene alıyorum bu çiçeklerden ama birkaç ay sonra solup kuruyorlar. Onun gibi bakamıyorum. Yoksa o olmadığı için mi soluyorlar bilemiyorum.  Ah anneciğim! Şimdi koşup gitsem, dizine koysam başımı, çocukken olduğu gibi başımı okşayarak giderse bütün kaygılarımı, korkularımı, üzüntülerimi…
Ekleme Tarihi: 09 Mayıs 2020 - Cumartesi

Sözlerin en güzeli anne…

Konuşmaya başlarken dudaklarımızdan çıkan ilk seslerin oluşturduğu, bir kez öğrendikten sonra bir daha hiç dilimizden düşüremeyeceğimiz kolay amaderin bir sözcüktür ANNE. Hem öylesine derin ki bütün yaşamımız boyunca yerini başka hiçbir şeyin dolduramayacağı bir derinlik. Kimliğini annelerimizde bulan bir sözcük. Canımız yanar: anne, seviniriz: anne, üzüntülüyüzdür: anne, heyecanlanırız: anne, korkularımızda yine anne. Ve nihayetinde dilimizden döküldüğü anda şekillenen bize ait, bizden olan, ayrılmaz parçamız ...

Düşe kalka büyürken her düşmede anne diyerek koştuğumuz ilk sığınağımız, öpücüğü acıyan yerimizi çabucak iyileştiren mucizevi bir ilaç. Bu yüzden “analarımız; acıların işaret sıfatı, özverinin özel adıdır” der bir yazar. Gerçekten öyle. Gücünün yettiği kadarını yapar evladı için, yetmediği yerde dualarını salar evladının ardından. Kendi olmadığı yerde Yaratanın koruyuculuğuna emanet eder, bilir ki ona emanet edilen zarar görmez. Yavrum deyişinde sesinden akan şefkat bütün sıkıntılarımızı bir anda siler götürür.

Beş yıldır dilim hasret bu sözcüğü söylemeye. Annem hep güler yüzle karşılardı bizi. Gözlerimizin içine öyle bir bakardı ki söyleyemediğimiz bütün dertlerimizi okurdu orada. Ona sarılınca dağılırdı kara bulutlar. Sesinin sıcaklığı sarardı dört bir yandan. Duaları koruyucu kalkanımızdı her daim. Bir işe başlarken arar dua isterdik. Hoş biz istemesek de dilinden düşmezdi duaları. Çocukken okula uğurlarken okur üflerdin ardımızdan. Çocukluyken de bu sefer sadece biz değildik dualarının tek muhatabı; can parelerim dediği torunları öncelikliydi. Sevgisi ve sabrı kep karşılıksız hep sonsuzdu, bize karşı değil tanıdığın herkese karşı.

Ah anacım şimdi olsa ne çok üzülürdü, şu salgın hastalık yüzünden birbirimizden uzak oluşumuza. Telefonlarımızı çaldırır dururdu mutlaka. Biz ne kadar iyi olduğumuzu söylesek de o, sorularıyla her ayrıntısını araştırırdı sağlığımızın. Bizsebunalıp, tutulasıca dilimizle“ya anneee” deyiphadsizce üzerdik belki onu. Hele torunlarının sağlığıysa söz konusu o en iyi doktor olurdu. Ne yapar eder onların iyiliği için ne gerekiyorsa uzaktan da olsa talimatlarıyla yaptırırdı bize. Sözünün üstüne söz diyemezdik ki. Ama annelerin en güzeliydi, en anlayışlısı, en hassası. Zaten herkesin annesi de öyle değil midir?

Çok zor zamanlardan geçiyoruz. Güvenebileceğimiz bir dünya yok artık. Annem de yok. Ondan mı acaba bunca sıkıntı üzerimize geliyor? Kimin üzerinde ana duası yoksa tez yıkılır yaslandığı duvarlar derler ya! O olsa olsa salardı dua kuşlarını,  gökkuşakları parıldardı,her yer günlük güneşlik olurdu. Gülen yüzü, yumuşacık sesi, bakışlarındaki huzur unutulmaz asla. Gidişinin acısı hâlâ taptaze. Üstelik özlemi hergün artıyor. Bazen içimi çok acıtıyor. Dünya gözüyle göremiyor olsak damanen her an varlığını hissediyoruz aslında. Bahar çiçeklerini çok severdi mesela. Leylaklar, güller açtımı nasıl da mutlu olurdu! Ben de onların açtığını görünce annem severdi, görse çok sevinirdi diye mutlu oluyorum. O küpeli çiçeğini,begonyayı, sardunyayıçok severdi. Ben de çok seviyorum. Her sene alıyorum bu çiçeklerden ama birkaç ay sonra solup kuruyorlar. Onun gibi bakamıyorum. Yoksa o olmadığı için mi soluyorlar bilemiyorum.

 Ah anneciğim! Şimdi koşup gitsem, dizine koysam başımı, çocukken olduğu gibi başımı okşayarak giderse bütün kaygılarımı, korkularımı, üzüntülerimi…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.