Ebrar Osmanoğlu
Köşe Yazarı
Ebrar Osmanoğlu
 

UMUT YAŞATIR

Umut, kelime anlamlarından biri “Kişilerin karşılaştığı olaylar ve durumlar karşısında olumlu sonuçlar çıkabileceği ihtimaline dair duygusal inancı” olan ve anlamı üzerine belki de saatlerce konuşulabilecek, sayfalarca yazılar yazılabilecek olan inanılmaz bir kelimedir. Umudun insanlar için ne denli önemli olduğunu, “Artık hiç umudum kalmadı!” diyen kişiler bile bilir. Çünkü umudu daha önce tatmışlardır. Ve her ne kadar hiç umudum kalmadı kelimesi dökülse de dillerinden, içlerinde bir yerlerde bir fısıltı kalmıştır, “Belki olur ha?” diye. 1957’de ABD’li psikobiyoloji ve genetik uzmanı Dr. Curt Paul Richter bir araştırma yapar. Bu araştırmayı fareler üzerinde deneyen Richter’ın aslında bizlere ne kadar önemli bir şey gösterdiğine, gelin hep birlikte kısaca bir göz atalım. Bir grup deney faresini alıp, içinden tırmanarak kaçamayacakları ve su üstünde hareketsiz kalıp dinlenemeyecekleri özel bir mekanizmaya sahip cam tüplere yerleştirirler. Cam tüplerin içini ağzına kadar suyla doldururlar. Bu cam tüpler, aynı zamanda özel mekanizmalar sayesinde farelerin üzerine su sıkan ve yeniden yüzmelerini sağlayan bir yapıya sahiptir. Bu deneyin amacıysa, farelerin suyun üzerinde ne kadar süre canlı bir şekilde durabileceklerini ölçmektir. Fareler suyun içinde bir süre dayanırlar dayanmasına, fakat bir süreden sonra pes ederler. Ve işte tam da bu noktada, yorulan fareler sudan çıkartılır ve birkaç dakika dinlendirilir. Daha sonra tekrar suya bırakılan dinlenmiş farelerin suda kalma süresi ne kadar olur dersiniz? Üç dakika? On dakika? Otuz dakika? Hayır, hiçbiri değil. Sudan çıkarılıp birkaç dakika dinlendirilen bu fareler tam altmış saat boyunca tüm güçleriyle mücadele ederek suyun üzerinde hareketli bir şekilde dururlar. İlk bırakıldıklarında yalnızca on beş dakika suyun üzerinde durabilen fareler, birkaç dakika havayla temas edince bu süre altmış saate çıkar. Yani umutsuz bir şekilde sudan on beş dakika durabilen fareleri, üç bin altı yüz dakika suyun üzerinde tutan şey, aslında havayla olan o birkaç dakikacık temaslarıdır. Küçükte olsa havayla temas etmek, umutsuz farelerin üç bin beş yüz seksen beş dakika daha fazladan suda kalmalarını sağlar, onlara umut verir. Bir fareyi bile bu denli büyük bir mücadeleye motive eden şey umuttur. O fareleri saatlerce suyun üzerinde hareketli tutan küçücük bir umut, insanoğluna neler yapar kim bilir? Dünya hayatında herkes bir şekilde zor zamanlar geçirir ve Allah Teâlâ herkesi iki şeyle imtihan eder: Sabır ve şükür nimetleriyle. En mutlu insanın ya da en zengininin bile her zaman bir beklentisi vardır. Maddi ya da manevi bir şeyleri arzular ve onlara sahip olmak ister insanoğlu. İşte bu, imtihanın “sabır” bölümüdür. Sabredersin, dua edersin ve Allah’tan (c.c) umudunu kesmezsin. Sonunda istediğin şeye veya senin bilemeyeceğin şekilde, hakkında istediğinden çok daha hayırlı olanına kavuşursun. Ne zaman olacağını bilemezsin elbette. Belki bugün olur, belki yarın, belki yarından da yakın. Sadece sabret, Rabbin hakkındaki nimetini tamamlayana kadar bekle. Sabır imtihanını kaybetme, ümidini yitirme. Güzel şeyler zaman alır, sende bekle. İmtihanın ikinci kısmı ve belki de ilk kısmından daha zor olan kısmı ise “şükür”dür. Ne kadar şükürdarız? Akıllı olduğumuz için şükrediyor muyuz? Ya da insan olduğumuz için? Gördüğümüz, duyduğumuz, nefes aldığımız için şükrediyor muyuz? Elimizde olan nimetlere dönüp bakınca “Hamdolsun sana Allah’ım, teşekkür ederim” mi diyoruz, yoksa tüm bu nimetleri vermesine rağmen vermediği ve sabretmemizi istediği nimetlerinden dolayı isyan mı ediyoruz Yüce Yaratıcımız olan Allah Azze ve Celle’ye? Şükrediyor ve sabrediyorsak ne mutlu bizlere. Ama isyan ediyorsak eğer… Kendimize derhâl bir çeki düzen vermemizin vakti gelmişte geçiyor demektir. Belki şu an bu yazıyı okurken çok zor zamanlar geçiriyor olabilirsin güzel insan. Ama senden ricam şu ki, ümidini ve teslimiyetini kaybetme. Ne yaşadığını ben elbette bilemem, ancak yaşadığın şey her ne kadar zor olursa olsun, sen hâlâ nefes alabildiğin müddetçe muhakkak çözülecektir. Çünkü çıkmayan canda daima bir umut vardır. Yaşadığın müddetçe ümitsizliğe hayatında yer verme. Allah’tan ümit kesilmez; ölüden diriyi çıkartan Rabbim, elbette senin de hayatındaki umutları zayi etmeyecek. Sabırla beklediğin tüm umutların bir gün çiçek açacak Allah’ın izniyle, sadece biraz daha dayan. Ne zamanki ümitsizliğe kapılırsan denek farelerini hatırla. Onları suyun üzerinde canlı tutan ve onlara direnç veren şey ne kadar küçük olsa da onların pes etmesine engel oldu. Küçük umutlarıyla motive olup mücadeleye devam ettiler. Hem de küçücük birer fare olmalarına rağmen boyutlarının çok üstünde olan bu performansı gösterdiler. Sen ki güzel insan, her yönünle bir fareden katbekat daha mükemmelken bu ümitsizlik niye? Bizim her zor anımızda sığınabileceğimiz bir kapı varken kendimizi bunca üzmek, harap etmek niye? Sarılalım Rabbimiz’in ipine iki elle sımsıkı bir şekilde, inan hemen geçmese de hafifleyecek yüreğindeki ağırlık. Ve bir gün elbette son bulacak çektiğin ızdırap. Kendini yalnız hissettiğinde dua et, Allah’tan sabırla yardım dile ve eğer “Allah’tan başka kimsem yok.”, “Dertlerimi anlatacak birine ihtiyacım var.” diyorsan da, bir fani aciz kul olarak hatırlatıyorum sana, YALNIZ DEĞİLSİN. Yüce Yaratıcımız Allah Azze ve Celle, değer verip insan olarak yarattığı bizleri yalnız bırakır mı hiç? Kendine iyi bak güzel insan. Hayatta hiçbir şey ümidini yitirmene neden olmamalı. Allah’tan ümidini kesme, ümitvâr ol. Çünkü, umut yaşatır.      
Ekleme Tarihi: 21 Kasım 2021 - Pazar

UMUT YAŞATIR

Umut, kelime anlamlarından biri “Kişilerin karşılaştığı olaylar ve durumlar karşısında olumlu sonuçlar çıkabileceği ihtimaline dair duygusal inancı” olan ve anlamı üzerine belki de saatlerce konuşulabilecek, sayfalarca yazılar yazılabilecek olan inanılmaz bir kelimedir.

Umudun insanlar için ne denli önemli olduğunu, “Artık hiç umudum kalmadı!” diyen kişiler bile bilir. Çünkü umudu daha önce tatmışlardır. Ve her ne kadar hiç umudum kalmadı kelimesi dökülse de dillerinden, içlerinde bir yerlerde bir fısıltı kalmıştır, “Belki olur ha?” diye.

1957’de ABD’li psikobiyoloji ve genetik uzmanı Dr. Curt Paul Richter bir araştırma yapar. Bu araştırmayı fareler üzerinde deneyen Richter’ın aslında bizlere ne kadar önemli bir şey gösterdiğine, gelin hep birlikte kısaca bir göz atalım.

Bir grup deney faresini alıp, içinden tırmanarak kaçamayacakları ve su üstünde hareketsiz kalıp dinlenemeyecekleri özel bir mekanizmaya sahip cam tüplere yerleştirirler. Cam tüplerin içini ağzına kadar suyla doldururlar. Bu cam tüpler, aynı zamanda özel mekanizmalar sayesinde farelerin üzerine su sıkan ve yeniden yüzmelerini sağlayan bir yapıya sahiptir. Bu deneyin amacıysa, farelerin suyun üzerinde ne kadar süre canlı bir şekilde durabileceklerini ölçmektir.

Fareler suyun içinde bir süre dayanırlar dayanmasına, fakat bir süreden sonra pes ederler. Ve işte tam da bu noktada, yorulan fareler sudan çıkartılır ve birkaç dakika dinlendirilir.

Daha sonra tekrar suya bırakılan dinlenmiş farelerin suda kalma süresi ne kadar olur dersiniz?

Üç dakika?

On dakika?

Otuz dakika?

Hayır, hiçbiri değil.

Sudan çıkarılıp birkaç dakika dinlendirilen bu fareler tam altmış saat boyunca tüm güçleriyle mücadele ederek suyun üzerinde hareketli bir şekilde dururlar.

İlk bırakıldıklarında yalnızca on beş dakika suyun üzerinde durabilen fareler, birkaç dakika havayla temas edince bu süre altmış saate çıkar. Yani umutsuz bir şekilde sudan on beş dakika durabilen fareleri, üç bin altı yüz dakika suyun üzerinde tutan şey, aslında havayla olan o birkaç dakikacık temaslarıdır. Küçükte olsa havayla temas etmek, umutsuz farelerin üç bin beş yüz seksen beş dakika daha fazladan suda kalmalarını sağlar, onlara umut verir.

Bir fareyi bile bu denli büyük bir mücadeleye motive eden şey umuttur. O fareleri saatlerce suyun üzerinde hareketli tutan küçücük bir umut, insanoğluna neler yapar kim bilir?

Dünya hayatında herkes bir şekilde zor zamanlar geçirir ve Allah Teâlâ herkesi iki şeyle imtihan eder: Sabır ve şükür nimetleriyle.

En mutlu insanın ya da en zengininin bile her zaman bir beklentisi vardır. Maddi ya da manevi bir şeyleri arzular ve onlara sahip olmak ister insanoğlu. İşte bu, imtihanın “sabır” bölümüdür.

Sabredersin, dua edersin ve Allah’tan (c.c) umudunu kesmezsin. Sonunda istediğin şeye veya senin bilemeyeceğin şekilde, hakkında istediğinden çok daha hayırlı olanına kavuşursun. Ne zaman olacağını bilemezsin elbette. Belki bugün olur, belki yarın, belki yarından da yakın. Sadece sabret, Rabbin hakkındaki nimetini tamamlayana kadar bekle. Sabır imtihanını kaybetme, ümidini yitirme. Güzel şeyler zaman alır, sende bekle.

İmtihanın ikinci kısmı ve belki de ilk kısmından daha zor olan kısmı ise “şükür”dür. Ne kadar şükürdarız? Akıllı olduğumuz için şükrediyor muyuz? Ya da insan olduğumuz için? Gördüğümüz, duyduğumuz, nefes aldığımız için şükrediyor muyuz? Elimizde olan nimetlere dönüp bakınca “Hamdolsun sana Allah’ım, teşekkür ederim” mi diyoruz, yoksa tüm bu nimetleri vermesine rağmen vermediği ve sabretmemizi istediği nimetlerinden dolayı isyan mı ediyoruz Yüce Yaratıcımız olan Allah Azze ve Celle’ye?

Şükrediyor ve sabrediyorsak ne mutlu bizlere. Ama isyan ediyorsak eğer… Kendimize derhâl bir çeki düzen vermemizin vakti gelmişte geçiyor demektir.

Belki şu an bu yazıyı okurken çok zor zamanlar geçiriyor olabilirsin güzel insan. Ama senden ricam şu ki, ümidini ve teslimiyetini kaybetme. Ne yaşadığını ben elbette bilemem, ancak yaşadığın şey her ne kadar zor olursa olsun, sen hâlâ nefes alabildiğin müddetçe muhakkak çözülecektir. Çünkü çıkmayan canda daima bir umut vardır. Yaşadığın müddetçe ümitsizliğe hayatında yer verme. Allah’tan ümit kesilmez; ölüden diriyi çıkartan Rabbim, elbette senin de hayatındaki umutları zayi etmeyecek. Sabırla beklediğin tüm umutların bir gün çiçek açacak Allah’ın izniyle, sadece biraz daha dayan.

Ne zamanki ümitsizliğe kapılırsan denek farelerini hatırla. Onları suyun üzerinde canlı tutan ve onlara direnç veren şey ne kadar küçük olsa da onların pes etmesine engel oldu. Küçük umutlarıyla motive olup mücadeleye devam ettiler. Hem de küçücük birer fare olmalarına rağmen boyutlarının çok üstünde olan bu performansı gösterdiler.

Sen ki güzel insan, her yönünle bir fareden katbekat daha mükemmelken bu ümitsizlik niye? Bizim her zor anımızda sığınabileceğimiz bir kapı varken kendimizi bunca üzmek, harap etmek niye? Sarılalım Rabbimiz’in ipine iki elle sımsıkı bir şekilde, inan hemen geçmese de hafifleyecek yüreğindeki ağırlık. Ve bir gün elbette son bulacak çektiğin ızdırap.

Kendini yalnız hissettiğinde dua et, Allah’tan sabırla yardım dile ve eğer “Allah’tan başka kimsem yok.”, “Dertlerimi anlatacak birine ihtiyacım var.” diyorsan da, bir fani aciz kul olarak hatırlatıyorum sana, YALNIZ DEĞİLSİN. Yüce Yaratıcımız Allah Azze ve Celle, değer verip insan olarak yarattığı bizleri yalnız bırakır mı hiç?

Kendine iyi bak güzel insan. Hayatta hiçbir şey ümidini yitirmene neden olmamalı. Allah’tan ümidini kesme, ümitvâr ol. Çünkü, umut yaşatır.

 

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.