Bahri Yıldızbaş
Köşe Yazarı
Bahri Yıldızbaş
 

SELAHATTİN (Seleddin)...

Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen “HİÇ” ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir. Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer Tanrı dendi mi evvele aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir. Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. "Aman sakın kendini" diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: "bırak kendini, koy gitsin!" Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var! Tebriz-i Ne varsa; Seleddin'in şapkasının altında var. Sen ha topla ve bilgelik tasla. O elbiselerin hazinesini bulmak için neler vermezsin. Tekel binasını sahiplenmemişti sadece. Tüm çocukları ve gençleri koruyordu yoldan geçerken. Hiç olduğunu, her şeyin bir gün “HİÇ” olacağını biliyordu bakarken yüzümüze. Bakışlarımıza, duruşumuza, tedirginliğimize, cimriliğimize, nankörlüğümüze, bonkörlüğümüze gülücükleriyle cevap veriyordu, haykırırcasına. Kimin kim olduğunu, delileri, Veli'leri, acizleri, korkakları ve ondan korkarak kaçanları tanıyordu. Cimrilerden, korkaklardan ve sevimsizlerden, verselerde para almıyordu. Meydandaki dükkandan, her gün Cumhuriyet caddesine gidip gelirken, bakışlarla sohbet ederdi benimle. Saatini bilirdi herkesin, çok severdim rahmetliyi. O da her gelişimde gülerdi yüzüme. Bir gün avucuna para bırakırken, diğer avucumun içine bir şey bıraktı ve avucumu kapattı. O andaki heyecan ve mutluluğumu, hayatım boyunca unutmayacağım. Koşar gibi uzaklaşıp, avucumun içini açtığımda; gri bir taşa şekil vermeye çalışarak, parlatmış ve kolye gibi yapmıştı. Uzun süre sakladım ve maalesef kaybettim. Ben “HİÇ” olmayı tercih ettiğimden, kaybettim demeyi tercih ediyorum. Yer değiştirttiler o taşa demek isterken, iğrenç bir yüz görüyorum. Mekanın cennet olsun SELEDDİN...
Ekleme Tarihi: 12 Haziran 2020 - Cuma

SELAHATTİN (Seleddin)...

Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen “HİÇ” ol.

Menzilin yokluk olsun.

İnsanın çömlekten farkı olmamalı.

Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.

Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar.

Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla.

Yok eğer Tanrı dendi mi evvele aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. "Aman sakın kendini" diye tembihler.

Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: "bırak kendini, koy gitsin!"

Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur.

Ne varsa harap bir kalpte var!

Tebriz-i

Ne varsa; Seleddin'in şapkasının altında var. Sen ha topla ve bilgelik tasla. O elbiselerin hazinesini bulmak için neler vermezsin.

Tekel binasını sahiplenmemişti sadece. Tüm çocukları ve gençleri koruyordu yoldan geçerken.

Hiç olduğunu, her şeyin bir gün “HİÇ” olacağını biliyordu bakarken yüzümüze. Bakışlarımıza, duruşumuza, tedirginliğimize, cimriliğimize, nankörlüğümüze, bonkörlüğümüze gülücükleriyle cevap veriyordu, haykırırcasına.

Kimin kim olduğunu, delileri, Veli'leri, acizleri, korkakları ve ondan korkarak kaçanları tanıyordu.

Cimrilerden, korkaklardan ve sevimsizlerden, verselerde para almıyordu.

Meydandaki dükkandan, her gün Cumhuriyet caddesine gidip gelirken, bakışlarla sohbet ederdi benimle. Saatini bilirdi herkesin, çok severdim rahmetliyi. O da her gelişimde gülerdi yüzüme. Bir gün avucuna para bırakırken, diğer avucumun içine bir şey bıraktı ve avucumu kapattı. O andaki heyecan ve mutluluğumu, hayatım boyunca unutmayacağım.

Koşar gibi uzaklaşıp, avucumun içini açtığımda; gri bir taşa şekil vermeye çalışarak, parlatmış ve kolye gibi yapmıştı. Uzun süre sakladım ve maalesef kaybettim.

Ben “HİÇ” olmayı tercih ettiğimden, kaybettim demeyi tercih ediyorum.

Yer değiştirttiler o taşa demek isterken, iğrenç bir yüz görüyorum.

Mekanın cennet olsun SELEDDİN...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.