Uzm.Ecz.Afşar ÇELİK
Köşe Yazarı
Uzm.Ecz.Afşar ÇELİK
 

Deprem Sarstı Kökümü

Deprem Van’a fazla bir zarar vermedi. Erciş, magazinin kum fırtınasında, unutuldu gitti. Ercişli Emrah’ın öz yurdu, bu hengâmede öz diliyle beraber sustu, pustu. Ama ben Erciş’ten bahsetmeyeceğim bu yazıda. Ben, dayımın “Efsunlu şehir “ dediği Van’dan bahsedeceğim, her zamanki gibi. İnsanlar ağaçlar gibi köklenir yaşadıkları şehre. Her şehirde yapamazlar kalıp da yerleşmeyi, çay içip yerlileşmeyi. Ama Van böyle şehirlerdendir. Van,   kuzeyinde ve güneyinde birer kilit taşı gibi çakılı Selçuklu mezar taşlarıyla ruhumuzun adını bu topraklara çakmış bir büyük medeniyet merkezidir. İşte deprem bu büyük medeniyet merkezini vurdu, en olmadık zamanda. En olmadık zaman mıydı,  bu da ayrı mevzudur, aslında. Deprem, insanlara ölümü hatırlattı; hırslarını, kalleşliklerini, ihanetlerini, kadir bilmezliklerini, ilkelliklerini hatırlattı. Her bir sokağında bir tanıdık yüz, her dükkânında bir ballı sohbet bulduğumuz şehrin hayatındaki aç gözlülükleri, yabancılığı, ayrışmayı gün yüzüne çıkardı. Kara fikirli adamların ellerinden çıkmış paraların harcıyla dikilmiş,  insanlık artığı beton heyulaların, bu toprakta tutunamayacağını hatırlattı. Herkesi yurdun dört bir yanına dağıttı. Peki, insanlar bundan ders aldılar mı? Maalesef hayır… Van, şehrin “efsunlu diline”, onu “şehir” yapan yerleşikliğine, medeniyetine yabancı bir ilkelliğin işgaline uğradı. Nereden mi biliyoruz? Çünkü şehir,  küçük dükkânlarında, hatırla gönülle ve tatlı dille geçinen esnafımızın artık elinden çıktı. Van gelişmeyi dışarı doğru taşıyarak merkezî dokusunu korumak yerine, para aklamanın en basit yöntemiyle çılgın gibi yapılaşarak kendi kendini kemirdi, tüketti. Bu, bir yabancılaşmanın ifadesiydi aslında. Şehirleşmenin, kuralları ve dili paylaşmak olduğunu sanırdık… Vahşi betonlaşma, yabancılaşmanın “anıt mezarları” olarak dikildi karşımıza. Onların beton temelleri bağrımıza sağlanırken dilimizin dokusuyla, türkülerimizle ve gülüşlerimizle yerleşmiş köklerimiz alabildiğine hoyratça sarsıldı. Şimdi… Gün batısında, Süphan’a kanat geren mezarlarımız bir yanda…  Erekli gündoğusunda, bizim şehrimizin efsunuyla emzirilip de bizi dirsekleyen bir yabancılık diğer yanda…
Ekleme Tarihi: 28 Ocak 2014 - Salı

Deprem Sarstı Kökümü

Deprem Van’a fazla bir zarar vermedi. Erciş, magazinin kum fırtınasında, unutuldu gitti. Ercişli Emrah’ın öz yurdu, bu hengâmede öz diliyle beraber sustu, pustu. Ama ben Erciş’ten bahsetmeyeceğim bu yazıda.

Ben, dayımın “Efsunlu şehir “ dediği Van’dan bahsedeceğim, her zamanki gibi.

İnsanlar ağaçlar gibi köklenir yaşadıkları şehre. Her şehirde yapamazlar kalıp da yerleşmeyi, çay içip yerlileşmeyi. Ama Van böyle şehirlerdendir.

Van,   kuzeyinde ve güneyinde birer kilit taşı gibi çakılı Selçuklu mezar taşlarıyla ruhumuzun adını bu topraklara çakmış bir büyük medeniyet merkezidir.

İşte deprem bu büyük medeniyet merkezini vurdu, en olmadık zamanda.

En olmadık zaman mıydı,  bu da ayrı mevzudur, aslında.

Deprem, insanlara ölümü hatırlattı; hırslarını, kalleşliklerini, ihanetlerini, kadir bilmezliklerini, ilkelliklerini hatırlattı.

Her bir sokağında bir tanıdık yüz, her dükkânında bir ballı sohbet bulduğumuz şehrin hayatındaki aç gözlülükleri, yabancılığı, ayrışmayı gün yüzüne çıkardı.

Kara fikirli adamların ellerinden çıkmış paraların harcıyla dikilmiş,  insanlık artığı beton heyulaların, bu toprakta tutunamayacağını hatırlattı.

Herkesi yurdun dört bir yanına dağıttı.

Peki, insanlar bundan ders aldılar mı?

Maalesef hayır…

Van, şehrin “efsunlu diline”, onu “şehir” yapan yerleşikliğine, medeniyetine yabancı bir ilkelliğin işgaline uğradı.

Nereden mi biliyoruz?

Çünkü şehir,  küçük dükkânlarında, hatırla gönülle ve tatlı dille geçinen esnafımızın artık elinden çıktı.

Van gelişmeyi dışarı doğru taşıyarak merkezî dokusunu korumak yerine, para aklamanın en basit yöntemiyle çılgın gibi yapılaşarak kendi kendini kemirdi, tüketti.

Bu, bir yabancılaşmanın ifadesiydi aslında.

Şehirleşmenin, kuralları ve dili paylaşmak olduğunu sanırdık… Vahşi betonlaşma, yabancılaşmanın “anıt mezarları” olarak dikildi karşımıza.

Onların beton temelleri bağrımıza sağlanırken dilimizin dokusuyla, türkülerimizle ve gülüşlerimizle yerleşmiş köklerimiz alabildiğine hoyratça sarsıldı.

Şimdi…

Gün batısında, Süphan’a kanat geren mezarlarımız bir yanda…

 Erekli gündoğusunda, bizim şehrimizin efsunuyla emzirilip de bizi dirsekleyen bir yabancılık diğer yanda…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.