Köşe Yazıları (İHA) - İhlas Haber Ajansı | Haber Girişi: 13.07.2013 - 10:04, Güncelleme: 15.10.2020 - 08:19

Vurmak!

 

Vurmak!

                   Yıllar önce şair Hasan Hüseyin Korkmazgil, aş, ekmek, insanca yaşamak ve özgürlük için mücadele verenlere kıyan zalimlere Acıyı Bal Eyledik şiirinin finalinde şöyle seslenmiş"Ekilir ekin geliriz. Ezilir un geliriz.Bir gider bin geliriz. Beni vurmak kurtuluş mu?Kör olsanız demiyorum. Kör olmayın da görün bizi."Minik bir çocuk elindeki oyun aparatlarından birini öfkeyle anaokulu öğretmeninin suratına çarpmıştı. Neden yaptığını sorgularken öğretmen, çocuk bir kez daha ve bir kez daha öğretmeninin suratına çarpmış canı yanan öğretmen eliyle çocuğun yüzüne hafiften vurmuştu.Ertesi gün çocuğun anne ve babası okula gelerek çocuklarının dövüldüğünü ve bu yüzden okula gelmek istemediğini şikâyet olarak bildirmişti. Okul idareleri bu gibi durumlarda temeldeki yanlışları bulmak ve veli ile öğretmeni uzlaştırmayı denerler. Olay öyle gelişmedi anne ve baba bu kez okul idaresini de içine alan bir şikâyet dilekçesiyle yetkililere bildirdi.Sistem hemen devreye girdi. Öğretmen ve okul idaresi önce muhakkik yani eğitimin içinde olan bir bilirkişi tarafından sorgulandı. Öğretmen yalana sığınmadı tam tersine olayı tüm yönleriyle anlatıp elinin tersiyle çocuğa vurduğunu söyledi. Bu sorgulama raporu sonucunda bu kez okula teftiş kurullarında görev yapan müfettişlerden biri gelerek öğretmen ve idareyi detaylı biçimde sorguladı. Ortaya çıkan rapor C.Savcılığına yansıdı ve savcıya:"Şiddet eğilimli öğrencinin tavırlarından dolayı hafifçe vurdum savcı bey. Tamam, kabahatliyim, öfkemi kontrol etmeliydim. Lütfen bu yanlışımı o çocuğumu sevdiğim, koruduğum anları da düşünerek affediniz."Dedi.Savcı şiddet eğilimine karşılık şiddetle yanıt veren öğretmeni affetmedi. O öğretmen başka bir okula nakil edilirken okul idaresi de sözle uyarıldı.Kısacası şiddeti yasalar men ediyor ve suç olarak görüyorsa eğer haklı ve temelinde özgürlüklerin dillendirildiği kitlesel eylemlerde polis neden orantısız şiddete başvururken yasalar işlemiyor? Niçin 0nyedisinde,on sekizinde gençlerin ağzı burnu kırılıyor, üzerlerine gaz püskürtülüp ve kimyasallı sular sıkılıyor, plastik mermi yağmuruna tutulup, gaz tabancalarınca sıkılan fişekler yüzünden kafaları gözleri patlatılıyor? Niçin gençler eylemlerde yaralanıp yoğun bakımlarda hayatlarını kaybediyorlar? Polisin görevi yalnızca yakalamak, gözaltına alırken haklarını okuyup yargıya teslim etmek değil midir? Niçin dünyadaki her ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de suçlu veya suçlu olmasın yakalanan eylemciler sağlık muayenelerinden geçirilip yargıç karşısına çıkarılmıyor?Geçmişe dönersek…Sağ ve muhafazakâr muhalefetin çağdışı bir suçlaması rahmetli Ecevit'e ve hala günümüzde etkili bir politik kimlik olan Süleyman Demirel'e yapılırdı. Denilirdi ki:"Onlar zürriyetsiz. Çoluk çocukları olmadığı için yürekleri nasırlaşmış!"Ya bugünü yönetenler?Onların çoluk çocuğu gırla… Meydanlara, cadde ve sokaklara dökülen gençlerin:"Özelimize karışmayın. Hayatımız bize ait." Seslerine neden kulak vermiyorlar, onları anlamayıp şiddeti yeğliyorlar hiç aklınıza geldi mi? Gencecik delikanlılar, kızlar…Polis vuruyor… Polisin gözleri önünde eli sopalılar, palalılar, kamalılar tarafından Allah yarattı demeden vuruluyorlar!Vurmak!Vurmak öfkesinin kontrol edilememesidir.Vurmak acizliktir!Vurmak öfke kontrolü yapamayan zavallı insanların çağdışı tavrıdır.Ve vuranları harekete geçirenler… Destekleyenler… Göz yumanlar…Onlar, vuranlar kadar kabahatli, zavallı, çaresiz, mantığını kaybeden biçarelerdir.Sözün özü…Vurandan da, vurdurandan da hesap sormayan adalette suçludur.Bugün bu yazıyı yazdığımda henüz hayatının baharında iken dövülerek komaya sokulan ve geçtiğimiz gün hayata gözlerini yuman Ali İhsan Korkmaz toprağa verildi. Ama binlerce genç onu andı ve adalet istiyoruz çığlıkları attı.Ancak ben Ali'yi gördüm…Ali'ler her yerdeydi.Tramvaylarda, metrolarda, halk otobüslerinde, dolmuşlarda, caddelerde, parklarda, deniz kıyılarında, sinemalarda, iş yerlerinde…İnce narin, selvi boylu,  elmacık kemikleri bir bakışta fark edilen küçük suratlı ve hepsinin de gözleri yıldızlar gibi pırıl pırıl, yürekleri sevgi dolu ve kavi…Anladım ki Ali'ler gerçekten ölümsüzdür. vanhaber, van, haber, van haber şahin akçap, vurmak, tramvay, halk otobüsü, dolmuş
                  
Yıllar önce şair Hasan Hüseyin Korkmazgil, aş, ekmek, insanca yaşamak ve özgürlük için mücadele verenlere kıyan zalimlere Acıyı Bal Eyledik şiirinin finalinde şöyle seslenmiş
"Ekilir ekin geliriz.
Ezilir un geliriz.
Bir gider bin geliriz.
Beni vurmak kurtuluş mu?
Kör olsanız demiyorum.
Kör olmayın da görün bizi."
Minik bir çocuk elindeki oyun aparatlarından birini öfkeyle anaokulu öğretmeninin suratına çarpmıştı. Neden yaptığını sorgularken öğretmen, çocuk bir kez daha ve bir kez daha öğretmeninin suratına çarpmış canı yanan öğretmen eliyle çocuğun yüzüne hafiften vurmuştu.
Ertesi gün çocuğun anne ve babası okula gelerek çocuklarının dövüldüğünü ve bu yüzden okula gelmek istemediğini şikâyet olarak bildirmişti. Okul idareleri bu gibi durumlarda temeldeki yanlışları bulmak ve veli ile öğretmeni uzlaştırmayı denerler. Olay öyle gelişmedi anne ve baba bu kez okul idaresini de içine alan bir şikâyet dilekçesiyle yetkililere bildirdi.
Sistem hemen devreye girdi. Öğretmen ve okul idaresi önce muhakkik yani eğitimin içinde olan bir bilirkişi tarafından sorgulandı. Öğretmen yalana sığınmadı tam tersine olayı tüm yönleriyle anlatıp elinin tersiyle çocuğa vurduğunu söyledi. Bu sorgulama raporu sonucunda bu kez okula teftiş kurullarında görev yapan müfettişlerden biri gelerek öğretmen ve idareyi detaylı biçimde sorguladı. Ortaya çıkan rapor C.Savcılığına yansıdı ve savcıya:
"Şiddet eğilimli öğrencinin tavırlarından dolayı hafifçe vurdum savcı bey. Tamam, kabahatliyim, öfkemi kontrol etmeliydim. Lütfen bu yanlışımı o çocuğumu sevdiğim, koruduğum anları da düşünerek affediniz."Dedi.
Savcı şiddet eğilimine karşılık şiddetle yanıt veren öğretmeni affetmedi. O öğretmen başka bir okula nakil edilirken okul idaresi de sözle uyarıldı.
Kısacası şiddeti yasalar men ediyor ve suç olarak görüyorsa eğer haklı ve temelinde özgürlüklerin dillendirildiği kitlesel eylemlerde polis neden orantısız şiddete başvururken yasalar işlemiyor? Niçin 0nyedisinde,on sekizinde gençlerin ağzı burnu kırılıyor, üzerlerine gaz püskürtülüp ve kimyasallı sular sıkılıyor, plastik mermi yağmuruna tutulup, gaz tabancalarınca sıkılan fişekler yüzünden kafaları gözleri patlatılıyor? Niçin gençler eylemlerde yaralanıp yoğun bakımlarda hayatlarını kaybediyorlar? Polisin görevi yalnızca yakalamak, gözaltına alırken haklarını okuyup yargıya teslim etmek değil midir? Niçin dünyadaki her ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de suçlu veya suçlu olmasın yakalanan eylemciler sağlık muayenelerinden geçirilip yargıç karşısına çıkarılmıyor?
Geçmişe dönersek…
Sağ ve muhafazakâr muhalefetin çağdışı bir suçlaması rahmetli Ecevit'e ve hala günümüzde etkili bir politik kimlik olan Süleyman Demirel'e yapılırdı. Denilirdi ki:
"Onlar zürriyetsiz. Çoluk çocukları olmadığı için yürekleri nasırlaşmış!"
Ya bugünü yönetenler?
Onların çoluk çocuğu gırla… Meydanlara, cadde ve sokaklara dökülen gençlerin:
"Özelimize karışmayın. Hayatımız bize ait." Seslerine neden kulak vermiyorlar, onları anlamayıp şiddeti yeğliyorlar hiç aklınıza geldi mi?
Gencecik delikanlılar, kızlar…
Polis vuruyor… Polisin gözleri önünde eli sopalılar, palalılar, kamalılar tarafından Allah yarattı demeden vuruluyorlar!
Vurmak!
Vurmak öfkesinin kontrol edilememesidir.
Vurmak acizliktir!
Vurmak öfke kontrolü yapamayan zavallı insanların çağdışı tavrıdır.
Ve vuranları harekete geçirenler… Destekleyenler… Göz yumanlar…
Onlar, vuranlar kadar kabahatli, zavallı, çaresiz, mantığını kaybeden biçarelerdir.
Sözün özü…
Vurandan da, vurdurandan da hesap sormayan adalette suçludur.
Bugün bu yazıyı yazdığımda henüz hayatının baharında iken dövülerek komaya sokulan ve geçtiğimiz gün hayata gözlerini yuman Ali İhsan Korkmaz toprağa verildi. Ama binlerce genç onu andı ve adalet istiyoruz çığlıkları attı.
Ancak ben Ali'yi gördüm…
Ali'ler her yerdeydi.
Tramvaylarda, metrolarda, halk otobüslerinde, dolmuşlarda, caddelerde, parklarda, deniz kıyılarında, sinemalarda, iş yerlerinde…
İnce narin, selvi boylu,  elmacık kemikleri bir bakışta fark edilen küçük suratlı ve hepsinin de gözleri yıldızlar gibi pırıl pırıl, yürekleri sevgi dolu ve kavi…
Anladım ki Ali'ler gerçekten ölümsüzdür.
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.