Köşe Yazıları Haber Girişi: 20.06.2022 - 14:47, Güncelleme: 20.06.2022 - 14:47

Vangölü ve Gece

 

Vangölü ve Gece

Yunus Türkoğlu yazdı...
“Acı ve tatlı su bulunan iki denizi salıverdi biri birine kavuşuyorlar.”  “Fakat aralarında bir engel vardır, biri birlerine geçip karışmıyorlar.”(Rahman Süresi,19-20) “Geceyi bir örtü yaptık.”(Nebe Süresi,10) Aydan süzülen ışık, bin bir nazla suların üzerinde parlıyordu. Seyrettim bir lahza, sendin karşımda duran ey lacivert deniz. Sükûnete ermiştin akşam olunca. Benimse sessizlik kaplamıştı içimi, sükûtun nabzını dinliyordum huzur ve hazla. Nerede gündüz kükreyen hırçın dalgalar, nerede denizin üzerinde gâh alçalıp, gâh yükselen o sevimli martılar. Şimdi Van Kalesi’nin zirvesinde bir kayanın üzerindeyim. Kafamı dinliyorum, uzaktan seni seyrederken. Otursam sabaha kadar, sakin sakin kıyına vuran dalgalarınla söyleşsem diyorum. Ah! İçimde neler var neler sana anlatacak! Ey deniz, Ey Vangölü!… Gönül notalarıma dokunan bir rüzgâr esti, öyle hafif, öyle sessiz ki, tarif edilmez hüzünlü duygular doldurdu içime derinden derine. Duyguları paylaşsak seninle dostça ikimiz. Sır tutabilir misin ey mavi deniz?… Geçmişteki günlerden kalan karanfil kokulu hatıralarım var. Onları durgun sularına döksem ve paylaşsam da kaybolsa ruhumdaki derin sızılar. Bazen seyrederken ufkunda batan güneşi, kızarırdı senin o mavi yüzün. Sanki içinde alevlenirdi bir ateş! Arada bir seninde ufkunu kuşatır mıydı kordan bir hüzün. Nedir bu hayatın göremediğimiz gerçek yanı, söyler misin? Korku mu, sevinç mi? Kolay mı, zor mu? Sevgi mi, nefret mi? Sağlık mı, hastalık mı? Bulamadık bu dünyada rahatı!   “Demek ki; zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”  “Evet, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”(İnşirah Süresi, 5-6) Gece-gündüz hiç durmadan zikir ediyorsun. Ya gaflette olan bizler ne yapalım! Malayani işlerle uğraşır, yalan konuşur, dedikodu eder ve hesap yokmuş gibi yaşar dururuz. Seninle seherlerde zikir eden olsaydım, seninle Yunus -aleyhi selama- yoldaş olsaydım… Ve seninle mehtabın rengine bürünmüş içli bir beste olsaydım…   Seninle ömrümüzün üzerinden kayıp gitti nice geceler. Gece oldu artık uyumaz mısın ey deniz? Yoksa her zaman dostlarla mı olmak istersin, nedir senin bu halin? Mehtabın bir oyunu mu sendeki bu med-cezirler? Yedi yıl coşar taşarsın, yedi yıl sakin olup çekilir durursun. Gözlerin nemli, kirpiklerin hep ıslak, sana yaklaşmasın kir ve pasak! Hep temiz ve berrak kal ki temiz sularına hiç korkmadan çivileme atlasak… Gün batımı başlar yine afakta duygu yüklü seferler. İki yanımda iki tahtadan iskele; birinde dalgaların sesi, diğeri 2 Nisan Gemisi’ne liman. Geceye yayılırken misk-i amber kokuları, yakamozların kanatlarında rüya denizinde gibiyim el aman… Yatsı vaktiydi; Birden “Allahü Ekber” sesleri yükseldi. Birçok yerden ezan okunuyordu, adeta deniz üzerinden ufka ve semaya yükseliyordu. Müezzinler okudukları hicaz makamındaki ezanlarla gecenin nabzını tutuyorlardı. Suspus olmuştu tabiat, dalgalar süruru bulmuş gibiydi sükûtta… Ay ışığında gece sessiz, deniz sessiz, meltemler sessiz ve içimde yanan ateş sessiz… Gecenin içinde tek bir ses vardı;” Allahü Ekber Allahü Ekber” Gün batımıyla başladı içimde his çağlayanları. Uçsuz bucaksız boşluktan esip gelen soda kokusu, çimenlerin kokusuyla karışıp geceye yayılıyordu. Yeleleri uçuşan bir atın sırtındayım sanki sağımdan solumdan ıslık çalarak Van’a doğru giden rüzgâr yıllarım… Ayet-i Kerime ile başladık ve onunla bitirelim… “Fecre andolsun.”    “On geceye.” “Gitmekte olan geceye.”(Fecr Süresi,1-2-4) Sabahınız hayrolsun…  
Yunus Türkoğlu yazdı...

“Acı ve tatlı su bulunan iki denizi salıverdi biri birine kavuşuyorlar.”

 “Fakat aralarında bir engel vardır, biri birlerine geçip karışmıyorlar.”(Rahman Süresi,19-20)

“Geceyi bir örtü yaptık.”(Nebe Süresi,10)

Aydan süzülen ışık, bin bir nazla suların üzerinde parlıyordu. Seyrettim bir lahza, sendin karşımda duran ey lacivert deniz. Sükûnete ermiştin akşam olunca. Benimse sessizlik kaplamıştı içimi, sükûtun nabzını dinliyordum huzur ve hazla.

Nerede gündüz kükreyen hırçın dalgalar, nerede denizin üzerinde gâh alçalıp, gâh yükselen o sevimli martılar. Şimdi Van Kalesi’nin zirvesinde bir kayanın üzerindeyim. Kafamı dinliyorum, uzaktan seni seyrederken. Otursam sabaha kadar, sakin sakin kıyına vuran dalgalarınla söyleşsem diyorum. Ah! İçimde neler var neler sana anlatacak! Ey deniz, Ey Vangölü!…

Gönül notalarıma dokunan bir rüzgâr esti, öyle hafif, öyle sessiz ki, tarif edilmez hüzünlü duygular doldurdu içime derinden derine. Duyguları paylaşsak seninle dostça ikimiz. Sır tutabilir misin ey mavi deniz?…

Geçmişteki günlerden kalan karanfil kokulu hatıralarım var. Onları durgun sularına döksem ve paylaşsam da kaybolsa ruhumdaki derin sızılar. Bazen seyrederken ufkunda batan güneşi, kızarırdı senin o mavi yüzün. Sanki içinde alevlenirdi bir ateş! Arada bir seninde ufkunu kuşatır mıydı kordan bir hüzün. Nedir bu hayatın göremediğimiz gerçek yanı, söyler misin?

Korku mu, sevinç mi?

Kolay mı, zor mu?

Sevgi mi, nefret mi?

Sağlık mı, hastalık mı?

Bulamadık bu dünyada rahatı!

 

“Demek ki; zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”

 “Evet, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”(İnşirah Süresi, 5-6)

Gece-gündüz hiç durmadan zikir ediyorsun. Ya gaflette olan bizler ne yapalım! Malayani işlerle uğraşır, yalan konuşur, dedikodu eder ve hesap yokmuş gibi yaşar dururuz. Seninle seherlerde zikir eden olsaydım, seninle Yunus -aleyhi selama- yoldaş olsaydım… Ve seninle mehtabın rengine bürünmüş içli bir beste olsaydım…  

Seninle ömrümüzün üzerinden kayıp gitti nice geceler. Gece oldu artık uyumaz mısın ey deniz? Yoksa her zaman dostlarla mı olmak istersin, nedir senin bu halin? Mehtabın bir oyunu mu sendeki bu med-cezirler? Yedi yıl coşar taşarsın, yedi yıl sakin olup çekilir durursun. Gözlerin nemli, kirpiklerin hep ıslak, sana yaklaşmasın kir ve pasak! Hep temiz ve berrak kal ki temiz sularına hiç korkmadan çivileme atlasak…

Gün batımı başlar yine afakta duygu yüklü seferler. İki yanımda iki tahtadan iskele; birinde dalgaların sesi, diğeri 2 Nisan Gemisi’ne liman. Geceye yayılırken misk-i amber kokuları, yakamozların kanatlarında rüya denizinde gibiyim el aman…

Yatsı vaktiydi; Birden “Allahü Ekber” sesleri yükseldi. Birçok yerden ezan okunuyordu, adeta deniz üzerinden ufka ve semaya yükseliyordu. Müezzinler okudukları hicaz makamındaki ezanlarla gecenin nabzını tutuyorlardı. Suspus olmuştu tabiat, dalgalar süruru bulmuş gibiydi sükûtta… Ay ışığında gece sessiz, deniz sessiz, meltemler sessiz ve içimde yanan ateş sessiz… Gecenin içinde tek bir ses vardı;” Allahü Ekber Allahü Ekber”

Gün batımıyla başladı içimde his çağlayanları. Uçsuz bucaksız boşluktan esip gelen soda kokusu, çimenlerin kokusuyla karışıp geceye yayılıyordu. Yeleleri uçuşan bir atın sırtındayım sanki sağımdan solumdan ıslık çalarak Van’a doğru giden rüzgâr yıllarım…

Ayet-i Kerime ile başladık ve onunla bitirelim…

“Fecre andolsun.”   

“On geceye.”

“Gitmekte olan geceye.”(Fecr Süresi,1-2-4)

Sabahınız hayrolsun…

 
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (1 )

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sedat Torun
(20.06.2022 19:33 - #73012)
Van güzel, tatlı, şefkatli Van İnan sebnde geçirdiğimiz o 2 yıl, Seni, benim ikinci varanım oldu Sıcak, samimi insanları ve sıcak bir il olması gibi Hala özlemini duyar, özlerix
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.