Van Gölü İncileri

Van Gölü İncileri

DİLİMİZDEN VURDULAR BİZİ YÂR

YAŞAR AKGÜL

Öyle serbestim ki şiirim bile bilmez aslı Leyl olan kim Leyla nedir

Leyla da bir bahanedir aslında asıl Leyladan geçmeyen divanedir

 

Desem ki desem ki ey lisanım lisan-ı hâl ile neydi bu hâlim desem ki

Aşk dedikleri de bu muymuş şimdi sana ben ne desem ne söylesem ki

 

Sen bizi kiminle sanırdın ki ey nefsim ben kiminle sanırdım ki böyle seni

Göz açıp kapayıncaya kadar bile olsa bakmasaydım bakmasaydım yüzüne

Leyla tipim değildi zaten bunu sen de biliyorsun kim neylesin ki söyle seni

 

Allah’ım ben günah işledim de günah işledim inmez oldu melekler

Dilimizden vurdular bizi yâr dilimizden kafeleden geçmişiz k kafiyelerle

Ya ben bu kızları anlamıyorum ya kızlar benden bir şeyler bekler

 

Ölüm dediğin nedir ki oğlu yürüme mesafesinde ola ki lazım olur

Nedense hiç kimse alınmıyordu ne nefsinin ne de nefesinin üzerine

Düşünebiliriz şimdi mahşer gününün anlam ve öneminin üzerime

 

Yüzümden düşenleri topladım bütün riyalarım sanadır Allah’ım

Hayırlı bir iş için gelmiştik de evinize kendi evimizmiş gibi sanki

 

Gülün çektiği neydi bu şairlerin elinden ve hassaten dilinden

Gülü dikeninden ayıran ozanların kan damlar mendilinden

 

Bütün yanılmalarım için sehiv secdesi de benden olsun

İlkin göndermemiştin ya Tanrım bari son dize senden olsun

Yoğun istek üzerine mümkünse biraz epik biraz da lirik olsun

‘Olursa bir şikâyet’ noktalama işaretlerinden o da eksik olsun

 

Bundan böyle gaf bizedir zaaf bize sanadır af laf ü güzaf bize

Ben bir dize istemiştim senden sen göndermişsin bana iki dize

 

Allah diyor ki ey Müslümanlar yardım edin Gazze’ye

Biz de diyoruz ki Allah’ım sen Gazze’ye yardım eyle!

Van Gölü İncileri

HAZİRAN 'DAN BİR ANI

ZEYNEP UMUR 

Haziran geceleri ince yağmurlar yağar

Islatır yüzünü, hüznünü yağmurlar

Bedenindeki ve ruhundaki kirleri yıkar

Caddeler boyunca akar...

 

Kaldırımlar bütün birikmiş olanı atar

Sarpa sarmış, ayağa dolanı uzaklara kadar

Sonra bir gül arar

koklamak istersin azar azar

Toprak kokan uzun gecede için yanar

 

Demir ihtiyacından toprak aşeren gelin gibi

Uzaniverir elin her bir taş arasına

Emersin, demir tadını bulduğun ana

Bir dem gelir gülersin zamana...

Van Gölü İncileri

AŞK

SEYFETTİN AVCI

Aşk...

Kelimelerle bile tarif edilemeyen tek arayış

Her insana göre değişik değişik olan bekleyiş

Bebeklikte annenin o sımsıcak kucağı

Gençlikte iliklerine kadar titrettiren o ilk bakış,

Ve o ilk dokunuştur aşk

 

Aşk...

 

Aşk...

İbrahim'in atıldığı kor olan ateş

Yusuf'un kör kuyulardaki ettiği o sessiz yakarış

Yunusların "ver isteyene isteğini bana seni gerek seni" deyişi

Yakup'a göre ciğerparesinin kokusunu getiren rüzgârdır aşk

 

Aşk...

Heyecandan lal olan dil

Kelimelerin bile kifayetsiz kaldığı hece

Sevgilinin hasretinden uyulmayan gece

Her gün alınların koyulduğu o secde

Miraçta yükselip,

Ümmetim diye iki büklüm olan

 Peygamberdir aşk.

Van Gölü İncileri

SORMA BANA 

AYŞEGÜL CAN

Özlemin dili nasıl tarif edilir ki…

Sen bunca uzaklardayken

Ben her notada seni ararken

Bir şarkının en kederli ezgisinde

Adını duyar gibi olurum

Bir fincan kahvenin dumanında

Kokunu ararım usulca

Gülüşün gelir aklıma ansızın

Bir anı gibi, bir rüya gibi…

 

Kendimce sarılırım

Geçmişin sıcaklığına

Bir zamanlar ellerini 

Tuttuğum o anlara

 

Sorma bana özlemi

Özlemin kendisisin, sevgili!

 

Dil de kifayetsiz kalır seni anlatmaya

Hasretin suskunluğunda 

Gizli tüm cümlelerim.

Van Gölü İncileri

YAR BEKLER BENİ

ATİLLA GÜNEY

Bir tren garında düdük sesiyle başlar

Pencere kenarında kurduğum düşler

Ya ben gidiyorum ya da gölgem yürür

Rayların gıcırtısı yâre götürür beni

 

Bir yosunum akan nehir kenarında

Hızla çarpan suyun debisi uyandırır

Denizkızı olup çıksa yar karşıma

Bir yaprağım suda nehir götürür beni

 

Ay ışığı vurur bulut kapatır yüzümü

Şafaklardan sonra güneş kavurur beni

Gün ömürden haz alır gölge benden

Akşamı beklerim karanlık götürür beni

 

Umutla sevda bekler çarpan yüreğimi

Yar haber salmış bekler bugün yolumu

Hasret bitmez gurbet yine kırdı kolumu

Hayal da olsa yollar bugün götürür beni.

Van Gölü İncileri

ARAF’TAKİ SANDALYE

HALE ABDRABBO

Sandalyenin yeri hep aynıydı. Pencerenin yanı, sobaya ne çok yakın ne de çok uzak bir yer... Oturunca hafifçe sağa kayardı; babam ayağını altına sıkıştırır, gıcırdamasın diye ağırlığını dağıtırdı. Annem her sabah sandalyeyi düzeltirdi ama oturan olmazdı. Yine de orada dururdu. Evde olmayan birini bekler gibi...

Babam o sandalyede otururdu. Çayını içer, pencereden sokağın ucuna bakardı. Orada ne vardı bilmiyorum. Belki de bakmak için bir şey gerekmiyordu. Bazen bakmak, düşünmemek içindir.

Gittiği gün sandalyeyi kimse çekmedi. Annem mutfağa girdi, ben kapının yanında kaldım. Ev ilk kez bu kadar sessizdi; sobanın çıtırtısı bile yerini şaşırmış gibiydi.

Öğleden sonra annem çay demledi. Dolaptan iki bardak çıkardı. Sonra durdu. Birini geri koydu. “Akşam ekmek almayı unutma.” dedi. Sanki bu cümleyle evin dağılmasını engelleyebilirdi.

Akşam sandalyeye gözüm takıldı. Biraz daha pencereye yaklaşmış gibiydi. Elimle ittirdim, eski yerine gelsin diye. Tam olmadı. Bazı eşyalar, sahibini tanır.

Gece uyuyamadım. Kalkıp salona çıktım. Sandalyenin karşısında durdum. Oturmayı düşündüm. Dizlerim bükülmedi. Oturursam bir şey bozulacakmış gibi geldi. Sandalyeyi biraz ileri çektim, sonra geri ittirdim. Yerini yanlış öğrenmekten korktum.

Ertesi gün annem sandalyenin üstüne bir hırka bıraktı. Babamın hırkasıydı. Kimse giymiyordu ama kaldırılmıyordu da. Evde bazı şeyler kullanılmak için değil, hatırlamak için dururdu.

Günler geçti. Sandalye yerinden kıpırdamadı. Misafirler geldi, başsağlığı diledi. Kimse sandalyeye oturmadı. Farkında olmadan herkes aynı şeyi yapıyordu.

Bir sabah annem pencereyi açtı. Soğuk içeri doldu. Sandalyeyi çekti. “Güneş gelsin.” dedi. Ama sandalyeyi pencereye değil, kendine yaklaştırmıştı.

“Anne,” dedim, “Orası…”

Sözüm yarım kaldı. Bana baktı. Gözleri yorgundu. “Artık burada dursun!” dedi.   

Akşam annem sandalyeye oturdu. Hırka omzundan kaydı, düzeltmedi. Ellerini dizlerine koydu. Ne ağladı ne konuştu. Bir süre sonra kalktı; sandalyeyi geri itti. Eski yerine koymadı. Ne pencereye yakındı ne sobaya. Arada bir yerde kaldı.

Sandalyeye baktım bu kez, pencereye bakmadım.

Hacı Mehmet Kalay Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi

10.sınf öğrencisi

Van Gölü İncileri

MİHR-İ DİLÂRÂ

AYŞE KAYA

Ey mâh-ı cemâlinle tutuşmuş bu gönül

Bir lahza tebessüm eyle, dirilsin bu gönül

Zülfün gece, yüzün seher, bakışın bahâr

Her hâlinle bin derde bulunmuş bu gönül

 

Aşkınla yakılmışken bu virâne sinem

Bir damla visâlinle olur âb-ı Kerem

Sensiz geçen her dem bana zindân-ı elem

Bir nefes adınla solunmuş bu gönül

 

Gözlerin ok, kirpiğin zehirli hezâr

Bir bakışınla yıktın bütün sabr u karâr

Can verdim o meydanda, ey sultan nigâr

Sen diye sen diye tutuşmuş bu gönül

 

Adınla yazarım gece gündüz her nefes

Kalbim seninle dolu ne feryâd ne ses

Ne dünya ne ukbâ ister bu bîkes

Sana secdeyle yorulmuş bu gönül.

Hacı Mehmet Kalay Kız Anadolu İHL

12.SINIF ÖĞRENCİSİ

Van Gölü İncileri

BENİM DEĞİL

MEHDİ ERSOY

Âlem-i ervah'dan geldik dünyaya

Sana ulaşmayan yol benim değil

Görünce dünyayı daldık hülyaya

Yanmayan yürekte kül benim değil

 

Yaradan kuluna vermiş güzellik

Nimetle donatıp koymuş özellik

İsyanın, tuğyanın sonu rezillik

Çürüyüp gidecek el benim değil

 

Nutfeden insanı yoktan var eden

Ruhuna giydirdi etten bir beden

Bir gün ayrılıp gidecek benden

Üstümde bulunan kıl benim değil

 

Tefekkür edince yüreğim ağlar

İçimi kaplıyor dumanlı dağlar

Ruhuma güç verir yeşeren bağlar

Gözümden akmayan sel benim değil

 

Allah için sever, candan sevenler

Rabbimin yoluna gönül verenler

Cuşa gelin artık aşka erenler

Hakkı zikretmeyen dil benim değil

 

O'nu tesbih eder bütün kâinat

Tecelliye mazhar cümle şuunat

Arz ve sema eder O'na serenat

Semada dönerken hal benim değil

 

İnsan cahil idi nefsine uydu

İlahi ikazla pişmanlık duydu

İnsandan beklenen gerçekten buydu

Sana tutunmayan kol benim değil.

Bakmadan Geçme