Van Gölü İncileri

Van Gölü İncileri

-ÇOCUK OLMAK-

MÜŞTEHİR KARAKAYA

İnsan hayatının en güzel yılları çocukluk yıllarıdır. Saf, masum, temiz, ödünsüz ve dosdoğru. Büyüdükçe, çevre kirliyse kirlenir, çevre temizse temizlenir. Doğruyu en güzel çocuklar söyler. Yaşadığı coğrafyaya, yere, ülkeye göre şekillenmeye başlar çocuk. Bazı çocukların anıları çok karmaşık, bazılarının daha duru, bazılarının daha elit, bazılarının ise yoksul izler taşır. İnsanın, insan kalmanın temeli bu çocukluk döneminden itibaren şekillenir.

Zaman geçtikçe yaşamın döngüleri ve opsiyonları değiştikçe çocukluk da buna göre kalıp alır. Bizim zamanımızdaki çocuklukla bizim çocuklarımız arasında nasıl bir kuşak farkı varsa torunlarımız arasında da iki kuşak farkı, çocuklarımızla onların çocukları arasında da neredeyse günümüzde iki kuşak farkı oluşmuş.

Saf, temiz, masum… Dünyanın her yerinde böyledir çocuk…

Bizim çocukluğumuzda televizyon, telefon, bilgisayar, internet, yüksek teknoloji yoktu. Oyunlarımız vardı, her yörenin kendine özgü oyunları. Bizim misketlerimiz/bilyelerimiz vardı. Körebemiz, yakan topumuz, birdirbirimiz, aç kapıyı bezirganbaşımız vardı. Top sahamız, basketbol, voleybol sahamız, bisikletimiz, skutırımız yoktu. Ama gülen yüzümüz, adabımız, törelerimizin keskin kılıçları vardı. Evde dedemiz, ninemiz, kardeşlerimiz vardı, yengelerimiz, gelinlerimiz vardı. Şimdi yok mu diyeceksiniz, var. Hepsi dağınık, hepsi tek başına, hepsi özgür, hepsi uzak…

Çocuk olmak, bayram yaşamak demekti. Dini ve milli bayramları iple çekmek vardı. Çocukluk zamanlarını iyi geçiren sonradan büyüyenler başarının basamaklarını rahat, kolay ve titizlikle geçiyorlar. İnanıyorum ki şimdiki çocuklar da öyle… Tüm aile bir sofrada çorba tasını kaşıklama merasimini hatırlayanlar, çocukluk anılarına rahatça ulaşabiliyorlar ve hatırlıyorlar. Güzel insanlar, güzel yazarlar, şairler çocukluklarına kolay inebilenlerden çıkıyor, diye bir söz işitmiştim bir büyükten. Bugünlerde buna nostalji deniyor.

Çocuk olmak demek, biraz muzip, kahkaha, nazlanma, küsme demek. İsteği yerine getirilmediği zaman ağlama demek.

Çocuk olmak demek, uçurtma uçurmak demek, suya taş atmak demek, kovalamaca demek, ağaca tırmanmak demek, komşunun bahçesinden meyve aşırmak demek…

Çocuk olmak demek, masallar ve ninnilerle büyümek demek, ip atlamak demek, seksek oynamak demek…

Çocuk demek, damda yatmak, gecenin bir yarısında uyandığında pürüzsüz gökyüzündeki yıldızları saymak demek. Kar yağarken kar topu oynamak, kardan adam yapmak demek…

Çocuk demek, yalan bilmemek, içinden geldiği gibi dobra dobra konuşmak ve hareket etmek demek. Güzellik çirkinlik ayırımı yapmamak, din, dil, ırk, renk ayırımı gözetmemek demek. En hümanist insan evlatları çocuklardır çünkü…

Eğer kirlenmeseydi dünya, ben hep çocuk kalmak isterdim. Nice çocuk kalmak isteyen tüm dünya vatandaşları gibi. Biz çocuk kalmayı başaramadık ne yazık ki!

Kalbinin bir köşesinde çocuk kalmayı başarmış insanlara aşk olsun!

Van Gölü İncileri

ARI KUŞU

ZEYNEP SÜMER

Geleceğim dedin nerede kaldın

Vebalim günahım boynuna aldın

Bana zehir oldun ellere baldın

Beni yerden yere çalan dünyada

 

Ufuklarda bir ses sanki huşuydun

Sol yanımda olan arı kuşuydun

Sen vefasız çıktın gönül eşiydin

Boş yere hayale dalan dünyada

 

Enginlik güzeldir bilen olmadı

Payidar gönlüme dolan olmadı

Seslendim sesime gelen olmadı

Muradı gözünde kalan dünyada

 

Hep yakınımda ol ocağım tüter

Ceviz ağacının gölgesi yeter

Bu eziyet bana ölümden beter

Ömrüm süresini alan dünyada

 

Ördüğüm hanemi başıma yıktın

Kalbimin içine kurşunu sıktın

Mutluluk yerine hüznünü ektin

Zeynep’i dertlere salan dünyada.

Van Gölü İncileri

SONRA

MEHMET AKÇAY

Kederi unuttuk zevki unuttuk

Zalimler ortaya çıktıktan sonra 

Emsali unuttuk farkı unuttuk 

Orta sınıf diz çöktükten sonra 

 

Rengimiz sarardı benzimiz soldu 

Kardeş kardeşe kinle doldu 

Bayramda kapımız çalınmaz oldu

Yoksulluk alemi yaktıktan sonra 

 

Tükendi umudum aklım basmıyor

Kimseler kimseyi takıp asmıyor

Verilen ilaçlar sızı kesmiyor 

Doktorlar dakkada baktıktan sonra 

 

Orta yerde sırlar asla saklanmaz

Suçlular çok temiz suçsuz aklanmaz 

Elimiz kolumuz kırık diklenmez 

Mazlumların kanı aktıktan sonra

 

Tehlikeyi görsem siren çalarım 

Derya deniz olsa korkmaz dalarım

Çağlari’yem ölsem huzur bulurum 

Toprağı başıma döktükten sonra. 

Van Gölü İncileri

GİTMELİYİZ

AYŞE KARADAĞ

Anılar, toparlanın gidiyoruz başka bir kente

Sıkışıverin şöyle bavulların içine

Haydi, albümlerim sandığım sepetim

Kitaplarım defterlerim

Şiirlerimi aklayan silgim kara kalemim

Gitmeliyiz işte…

Sazım, nazlanma durma gönülsüz

Artık gitmeliyiz ırak bir ile

Sensiz sıla kahrı çekilmez 

Hiç değilse tellerinle şenlenir başım

Kalsın duvarlara sinen ağıtlarımız

Coşkulu türküler yollarız oralardan evlere

Yakışırdı kara yazgılı güzel İzmir’e

 

Kabım kacağım... Toplanın gidiyoruz

Nasıl bırakırım sizi ben

Kiminizin adı hülya kiminizin ayten

Ev görümünde gelen armağansınız

Bırakamam arkamda

Siz hâlâ bana ışıltıyla gülerken

 

Ya şu tablodaki su taşıyan kız

Tesellim olurdu kentin suyu kesikken

Üzerinde takılı kalmış sevdiğimin gözleri

Silinmemiştir izleri belki de çerçeveden 

Girin şu sandığa hadi

Acıları yüreğimde depreştirmeden.

 

Zordur yılların yuvasından uçup gitmek

Bilirim bu kaçıncı gidiş

Ege tuz basıyor şimdi yaraların üstüne

Hadi anılar toparlanın gidelim

Yeni bir kent yeni bir savaş         

Güzel günlerimiz olacak belki kocaman ilde

Tuzsuz denizi varmış güzel insanı dillerde.

 

Darılmayın tek siz değilsiniz kopamadığım

İzmir ya küserse bana

Olmazsa o da tasını tarağını toplasın 

Lokması kumrusu gevreğini de atalım çantaya.

Dostlarımda kalacak aklım bu kez

En iyisi kendini dağıtmış bu koca kenti 

Toparlayıp sırtımıza vuralım.

Van Gölü İncileri

HORTLAMIŞ DERLER EMMİ

ERTUĞRUL AKBAL

 (ÇİLEKEŞ OZAN)

Oğlum ışığı açar sobamı yakar derdin

İlk gelen dünürciye kızı sormadan verdin

Oğlana bel bağladın önüne servet serdin

Çık mezardan gel hele servet kaybolmuş emmi

 

Oturur kalır diye ev yaptın çocuğuna

Yokunu var eyledin direndin yokluğuna

Çalıştın gece gündüz karnının tokluğuna

Çık mezardan gel hele baca tütmüyor emmi

 

Araçlar aldın tarla bağ işi görsün diye

Tüm toprağı ekerdin soyum büyüsün diye

Arklardan su taşırdın kuru olmasın diye

Çık mezardan gel hele tarla kurumuş emmi

 

Baktım köyde etrafa yıkılmış tüm evleri

Yok içinde yaşayan ahirette tüm beyleri

Unutulmuş sözleri hatırlanmaz yerleri

Çık mezardan gel hele ışık yanmıyor emmi

 

Oğlan terk etmiş köyü gitmez senin haneye

Zaman bulunca koşar içkili meyhaneye

Yaptığın ev aldığın mal dönmüş şirhaneye

Çık mezardan gel hele hepsi yok olmuş emmi

 

Güvenme insanoğlu ne oğlana ne kıza

Fazla değer verirsen çeker kendini naza

Aşıklar olayları sözle dökerler saza

Çık mezardan gel hele hortlamış derler emmi.

Van Gölü İncileri

HUZURUN YERİ

AYŞE ÇETİNTAŞ

Bugün içimde depreşen anılar

Kör etti gönlümün gözünü 

Saçımın telinden kalbimin tenhasına

Azrail’den daha çok can alır oldu

Parça parça aldı beni benden 

 

Hiç bilmediğin bir yerdeyim

Bütün uzuvlarım gayya kuyusunda,

Ya sen neredesin

 

Çin sahilleri gibi yosun bağladı yüreğim

Bu yerdeki ölüyü dirilten bakışın

Geliyor aklıma aklım gidiyor öteye

Bir ben kalıyor etten kemikten bir ben

Huzurumsun dediğin yerdeyim

Huzurdan bihaber

 

Yamacımda kalmaya

Bin türlü bahane aradığın yerdeyim

Avutmuyor hiçbir dere suyu sol yanımı

Ve bu sokaklarda anılar 

Üstünde yürünen kanar kalbimdir

 

Yalnızlığıma susuyorum

Biraz da ölüme benzeyen yalnızlığıma 

Söyle yârim sen neredesin.

Van Gölü İncileri

ELİF’TEN YE’YE SIR

MEHMET ÇİFTLİKLİ

Sessiz sükût oldu ruhuma gıda,

Vav olup büküldüm, Mim gibi durdum.

Elif’ten Ye’ye dek her bir nidada,

Kendimi sorgulayıp, kendime sordum.

 

Ben sana akmaya Med-i Tabi’ydim,

Sen Sebep-i Meddin, engeller koydun.

Gurbet akşamında bir tek nebiydim,

Ruhumu en derin sükûtta duydun.

 

Munfasıl dertlerle yollar ayrıldı,

Lazım olan sabır çöktü bağrıma.

Gönül kapısına kilit vuruldu,

Kimse cevap vermez oldu çağrıma.

 

İzhar-ı lisanla döküldü sırlar,

Tenvinli hecede sızladı sızım.

Cim gibi gömüldü içe sabırlar,

Hüzünle yazıldı benim bu yazım.

 

Mehmet’im, şeddeyle bağlıdır iman,

Harfler şahit olsun her bir yarana.

Bu dünya bir hayal, bittiği zaman,

Mevla merhem olur gönül borana.

Van Gölü İncileri

HASAN…

MERVE HACOSMAN

Adın içimde yankılanan derin ses

Sessizlik bile seni anlatır artık

 

Aynı anda gülebildiğimiz günler vardı,

Kimsenin anlamadığı o küçük dünyamız…

 

Şimdi hatıralar kadar yakın

Ama ellerim kadar uzak,

Bir kalbi iyileştirmek için çıktığın yolda

Kalbimde eksilmeyen boşluk bıraktın

 

Zaman geçiyor diyorlar

Sensiz hiçbir an tamamlanmıyor,

Kardeşim…

 

Bu kelime bile dar geliyor sana

Çünkü sen sadece kardeşim değil,

Ruhumun en yakın sesi…

 

Gökyüzüne her baktığımda

Orada olduğunu biliyorum

Gördüğünü hissediyorum beni…

 

Bazen bir kuş konuyor pencereme

Ve içimden usulca diyorum ki:

“Hasan… yine geldin, biliyorum.”

 

Hatırlıyorum…

Yaptığım kekleri en çok sen severdin

Daha fırından çıkmadan mutfağa gelirdin,

“İlk dilim benim.” Der gibi bakardın

Gülerek sana verirdim en güzelini

 

Şimdi aynı koku yayılıyor eve

Ama o ilk dilim hep eksik kalıyor…

Hacı Mehmet Kalay KAİHL

Van Gölü İncileri

ÜÇ NOKTAYLA BİTMEYEN HAYATLAR

SİBEL BAHAR 

Bir hayatı değil binlerce hayatı okudum ve insanların bir yerlere gelmek için onca çaba ve emek verdiklerini gördüm. 

Karşımıza engel çıksa da zor zamanlar geçirsek bile hep kazanmayı hedefleriz, bu hedefler ya kendi ellerinle hayatını kurmak ya da kurulan hayata mahkûm olmak üzere birer yapı taşı olur. Bir kitabın en güzel dersinden biri kurulan hayatın bağımlısı olmamak adına bize yaptığı uyarılardır. 

Vatan uğruna sevdiklerini bırakarak canını ortaya koyan ÖMER HALISDEMIR vatan için gözünü kırpmadan şehit olmayı seçti. 30 kurşunla şehit olacağından habersiz, mirasa sahip çıkmak bir vazifedir diyerek. Korkusuzca 42 yaşında vatana adını yazdırdı. Kısa hayatın içinde bitmeyen sözler sığmayan satırlar. En beklemediğin anda gelir ecel ya yaşlanınca ya da gençliğinin baharında hiç beklemediğin anda bulur seni, her şeyin bittiği yalan hayatın tek noktayla sonlanır 

Tabii üç noktayla biten hayatlar vardır sen yoksundur ama sen varmışsın gibi konuşulursun. Her şeyi bu koca dünyada bırakıp gidersin ıssız bucaksız topraklarda.

YUNUS EMRE aşk adamı 40 yıl boyunca hiç sesini çıkarmadan aşkla odun taşımış şair ama sadece 1000 tane şiiri korunduğu şair emeklerini bir çırpıda yok olduğu aşk şairi, ama aşkla gayret edip sabırla bıkmadan yazmış bıkmadan odun taşımış. 

Hayatın en zor zamanında biz pes ederken AYŞE ŞASA yalnız ve mutsuz hayatında ailesinin şatafatlı şöhretlerinden kurtulup kendi dünyasını kurdu. Her şeye rağmen ne zorluklarla karşılaşsa bile ilk kadın senarist olmayı başardı.  En güzel dersten biri çaba ve gayret olmadan istemsizce yaşadığın bu hayattan gitmek gayretidir.

Bir hayatı değil binlerce hayatı okusan bile alman gereken en önemli dersi almazsın.  Vicdanin kalbin yüreğin sesi olan o kız RACHEL CORRIE herkesin göz yumduğu Filistin zulmüne ses çıkardı. Daha küçük yaşta dünya açlık konferansında ben buradayım diyen kadın. Canı pahasına her şeyi göze alan vicdanının sesini duyurdu.

 İşte üç noktayla bitirdiğimiz hayatlardan bazıları kendi elleriyle seçtikleri hayatın tadını çıkarmadan ya hastalıkla ya da şehit olarak ölen insanlar. Kendi çabaları sayesinde bir yerlere gelebilmiş ve hâlâ konuşulan insanlardan bazıları. Ben de bu sözlerin sonunu üç noktayla bitirmek isterim çünkü daha belki adını bile duymadığımız sanatçılar, şehitler ve şairler belki bunun gibi acımasız dünyanın şehvetine kapılmadan sabırla ve azimle kendi hayatların kuran örnek şahsiyetlerdir.

Hayatın acımasızlığı ile savaşmayı göze almazsak hayatın acımasız, vicdansız seline kapılıp gideriz...

 Hacı Mehmet Kalay Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi

11.SINIF ÖĞRENCİSİ

Van Gölü İncileri

BU DEMDE

EZGİ NİLAY BEYİŞ

Yine yorgun bu demde zihnim

Ve yıkık bir köşeye çekilmiş hayallerim

Her gece ortaya çıkıyor yenilgilerim

Her gece uykusuz karanlıklardan benliğim

 

Nereye sığınsam bilmem nereye sığınılır?

Yılgın hayallerden bir köşeye yığılır

Uykularımızı çalar düşünceler ağır ağır

Bitmeyen gece matemini uyumayanlar anlatır

 

Parça parça hüzün dökülüyor göklerden 

Bir parça huzur kalmamış gidenlerden 

Bitkin bir yalnızlık dökülüyor gözlerden 

Soğuk bir rüzgâr soğutuyor geceyi, düşüncelerden 

 

Bilinmez nereye kadar, nereden tutsak 

Ve yüreğimiz hangi duyguda tutsak 

Hayat kaygılar dolu bir ırmak 

Yaşamayı unuttuk, nefes almayı da unutsak!

 

Birkaç parça huzur satın alsak köşe umuttan

Bir kuş ödünç alsak beyaz buluttan

Yarınları bizden alan hayattan 

Toz pembelere boyayamadı günü hayallerimiz yoktan 

 

Soluyor her bir çiçeğimiz yüreğimizde 

Zambaklar ekmiştik biz hüznümüzle 

Umut beklemiştik her günümüzde 

Şehir bizi tutsak, kendini sefil etmekte 

 

Zihnim bana bir sürü yalan fısıldıyor 

Dertlerimi bir bir karanlık geceye döküyor

Izdırabım kat kat arşa yükseliyor

Bir de utanmadan bana ninniler söylüyor 

 

Aynı anda beynimde birçok olay 

Kimi yanda acı, gam kimi yanda hayat kolay 

Bir yalanın içinde huzur ararken 

Gerçekler yüzüme tokat gibi çarpmayı beklerken

 

Bir ıssız, yorgun ve sessiz gecede 

Bir huzur arıyorum yine her yerde 

Binlerce senaryo var ama zihnimde 

Bir yalnızlık, bir suskunluk esirliğinde 

 

Gözlerim acıyla yağmurlara meydan okuyor

Zihnimdeki yıldırımlardan sanki kaçıyor

Oysa gözlerim yıldırımların feryadını dinliyor 

Ve bir yağmur onu alıp götürüyor 

 

İçimden bir şeyler dökülüyor bu gecede 

Bende yoruldum artık nefes alamıyorum bu hecede 

Yorgun ruhumu kaybettim bu gecede 

Yıldırımlar ve kahkahalar başrol beynimde

 

Gözlerimde uyku yok yine bu karanlığın içinde

Dertler bir bir ortaya dökülüyor onlarca hecede

Gam, uykularımı çaldı yıldızsız gökyüzünde 

Parlayan hiçbir şey bulamıyorum artık içimde 

 

Anladım artık yorgun bir benlik giyindim üzerime 

Dertlerimin sesi çığlıklara dönüştü sessizlikte 

Hüznümden solan çiçeklerimi topluyorum bende 

Solgun umutların, son bir ümit beklediği bahçemde 

 

Anladım bu gece uyku bana haram 

Yok çare saydım tüm keçileri, olmayan yıldızları tamam

Bu gece dertlerle de hâlâ ayaktayım vesselam...

Bir umut ekeceğim yüreğime sanırım bahardan...

Bakmadan Geçme