VÎRANE OLMUŞ
İBRAHİM BİLGİNER
Güneyin incisi Kahraman şehrim
Sokak caddelerin vîrane olmuş,
Okulum, camim, cümle hemşerim
Kendi vatanında gariban olmuş
Nereye baksan vîrâne yapı
Birçoğu bulamaz girecek kapı,
Hastanın yutacak kalmadı hapı
Bahçeli evlerin vîrane olmuş
Komşu komşuyu soramaz oldu
Yetimler, Öksüzler binlerce doldu,
Vatan bizim için bir karakoldu
Trabzon cadden vîrane olmuş.
Kıbrıs Meydanı kapalı çarşı
Depremler oldu titretti arşı,
Pazartesi cuma istiklal marşı
Öğrenci yok ki okunmaz olmuş
Ulu Camideki cuma namazı
Kalenin önündeki o güzel yazı,
Evladın anaya yaptığı nazı
Kimseler artık göremez olmuş
Kurtuluş Bayramı beklerken İl'im
Depremle sustu konuşan dilim,
Okulda çalmıyor teneffüs zilim
Okullar, camiler vîrane olmuş
Tarihini bilen unutmaz seni
Fransız’ı kovmuştun daha dün yeni
Bağrında olan Kahramanlık geni
Deprem tozlarıyla örtülür olmuş
Bilginer, sen de üzülme sakın
İmtihanın bitmesi belki de yakın,
Sabırla, sebatla tavrını takın
On tane ilin vîrane olmuş.
GÖNÜL SETRESİ
NİMET TEKEREK
Zordur bilirsin bir yerden kaçmak
Yeniden yurduna varmak çok zordur...
Söküldü dediğin gaip bahardan,
Yeniden çiçekler dermek çok zordur...
Yaşamak, ağır aksak...
Beni yeniden doğur anne!
Küçük insanların büyük oratoryosu!
Sükût örtüsüyle sırlanmak zordur
Dünyanın ortasından reddetmek dünyayı,
Gönül setresinde kalmak çok zordur...
Beni yeniden beleyip yeniden büyüt anne!
Kendi toprağında açar her çiçek...
Her baharın hazanını yaşadığı gök ayrı...
Kimi kuşlar yoldaşsız uçarsa ah ederler...
Kimi kuşlar, kader böyledir, ezelden yalnız...
İki kelime, abı hayat, Leyla ve Mecnun
İki ret, iki kabul ve bir keskin duvar
Bilmez nesne âleminin rüyasında olanlar...
Bir elin parmakları nasıl can olur...
Şimdi uzak ellere konar kuşlar,
Varacağı yeri bilmeyen ayaklarla...
Kuşlar...
İçimde yurt kurar sonra uçup giderler...
Kanatlarıyla ruhumun örtülerini indirirler...
Beni yeniden sakla, yeniden ört beni anne!
BİLESİN
ATİLLA GÜNEY
Zannedersin er meydanına indin, kazandın,
Oysa kurduğun düzen gölgedir, yalandır, aldanırsın.
Hileyle büyüyen zafer, içten içe çürür,
İtibarı yoktur onun, bir gün dağılır, bilesin.
Sanırsın ki alın teriyle yoğurdun kaderini,
Oysa kirlettin emeği, yordun insanlığın değerini.
Bir lokma hak için eğilmedin doğruluğa,
Bu yol adam işi değil, kendine dönüp sor, bilesin.
Gönülleri incitir, geçersin ardına bakmadan,
Bir sel gibi yıkarsın hatırları utanmadan.
İyilik kapısından geçerken bile hesap yaparsın,
Menfaatin pusula olmuş, yönünü şaşırmışsın, bilesin.
Emaneti omzunda yük değil, fırsat sanırsın,
İhaneti hüner bilip vicdanını susturursun.
Adalet terazisi sende eğrilmiş bir çizgi,
Ne tartsan eksik kalır, doğruyu bulamazsın, bilesin.
Bu dünya sessiz bir defter, yazarsın fark etmeden,
Sorgusu ertelenmiş, ama silinmez hiçbir kelam.
Ektiğin neyse yarın önüne serilecek,
Toprak unutmaz tohumu, günü gelince söyler, bilesin.
Bir köprü var incecik, geçeceksin elbet,
Yükün neyse onunla varacaksın hakikate.
Eğer boşsa ellerin, tutunacak dal ararsın,
Bulamazsın bir nefeslik umut bile, bilesin.
ANAM
ŞÜKRAN ŞİMŞEK AKADU
Analar hisseder düşünce dara
Hissettim sesini duymadım anam
Yokluğun içimde kapanmaz yara
Sensiz günlerimi saymadım anam
Apansız gidişin yaktı kavurdu
Canlarını her bir yana savurdu
Ecel tokadını çaktı devirdi
Her şey yarım kaldı doymadım anam
Mevsim kış olsa da sen hep bahardın
Şefkatinle sekiz yavrunu sardın
Nerede düştüysek orda sen vardın
Yerine kimseyi koymadım anam
Ömür bir çırpıda gelip de geçti
Ayrılık çok zormuş bizi de seçti
Bilmem ki kaç sabah güneşim açtı
Uyansam da hâlâ aymadım anam
Bende ana oldum sevgiyi tattım
Kaç defa geceyi gündüze kattım
Geceler boyunca başında yattım
Söz verdim sözümden caymadım anam
Andıkça adını dayanmaz özüm
Hâl bilmez gönlüme geçmiyor sözüm
Kokunu arıyor bak şimdi gözüm
Hapsettim ruhuma yaymadım anam.
11.05.2024
NİSAN KARI
ZİHNİ DERİN
Bahçede çiçekler tam açtı derken,
Gökten beyaz pamuk iniyor erken.
Kış bitti sanmıştık daha çok varken,
Nisanın karıyla her yer buz kesti.
Güneş küsüp gitti dağın ardına,
Ayaz konuk oldu kuşun yurduna.
Baharın ortası döndü kış ayına,
Sert bir poyraz yine ansızın esti.
Cemreler düşmüştü toprak ısındı,
Erik dallarına karlar yaslandı.
Doğa şaşkın bugün, hava puslandı,
Kış son bir gayretle yolumu kesti.
Eriyip gidecek bu beyaz rüya,
Gülümser yakında yeniden dünya.
Nisan şakasıdır bu gelen rüya,
Soğuk rüzgarını üstüme esti.
YENİDEN
GAZEL YİĞİT
Ve bir zaman geldi,
Çabanın tohumları ekiliydi
İliklerine kadar
Ve bir zaman
Yalnızlığa en sevdiği
İsmi takmıştı
Olması gereken neyse olmuştu
O güne dek
Ve olmamasını istediği
Bir sürü şey de olmuştu.
Bir zaman
Doğmaya bir sürü karanlık mevsimden
Geçmişti toprağın altında.
Bir sürü soğuk
Bir sürü sahte bahar .
Çamurlar yutmuştu
Ve susmuştu
Onlarca notanın çürüyüp
Gittiğine şahit olmuştu
Kendi sesini bulana kadar.
MUSALLA/T
SÜLEYMAN KABA
Deli poyraz eser uçar çatılar
Rüzgarı musallat yeli musallat
Başından eksilmez kara bulutlar
Yağmuru musallat seli musallat
Fay hattı derinde dünden yorulmuş
Zamanı gelince birden kırılmış
Çürük zeminlere evler kurulmuş
Toprağı musallat kili musallat
Ağaçlar dünyaya oksijen katar
Dalında rengarenk bülbüller öter
Ormanın katline kıvılcım yeter
Yangınlar musallat külü musallat
Ağacın dalını yaşken eğerler
Ayaklar altında dini değerler
Çocuklar vuruldu yandı ciğerler
El kadar caninin eli musallat
Maraş nedir senin bu kara yazın
Acıyla kederle çıkar avazın
Yanık türkülere gebedir sazın
Nağmesi musallat teli musallat.
BİR AYRILIK HİKÂYESİ
AYSEGÜL AYAZ
Bir gün aynalara küs uyanacaksın
Bakmak istemeyeceksin yüzüne
Onu göreceksin her yerde
Bağıracaksın kendi içinde
Dağlar duysa yerinden oynayacak
O duymayacak sessiz çığlığını
Elleri gidecek önce senden
Sonra gözleri uzaktan el sallayacak
Görmek istemeyecek
Bıraktığı kalp kırıklarını
Kendin toparlayacaksın kanaya kanaya
Unuttum deyip bir senaryo çevireceksin kafanda
Zoraki tebessümler konduracaksın yüzüne
Ve hüzün çökecek geceye kaybolacaksın
Keşkeler saracak dört bir yanını ve özlem dolu anılar
Ağıt yakacaklar içinde
Feryat figan kopacak içinde
Ama nafile o duymayacak
Ve çoktan boşluğunu dolduracak birileri
Sen kıyamazken saçının teline başkası okşayacak
Sen en çok ben hak ettim desen de
Kader son darbesini en çok sevene indirecek.
ESKİSİNDEN TEMİZ OLACAK
MUHAMMET ŞABAN ÇİFTÇİ
Akislerde arama beni
Soluksuz tatlar bırakacak
Sıralanmış camlarda,
Yıpranmış aynalarda
Mazide hele,
Yıpranmış fotoğraflarda,
İçi geçmiş, bahar kokan mektuplarda...
Pul sorma mesela postaneye
Ya da bir zarf getirecek diye bekleme postacı
Bir SMS gelecek sadece;
Ödemeler temassız ve emeksiz
Dağları ardı ardına aşacak gönlün
Ormanların eskizini görecek
Gözlerin sadece güzellik isteyecek
Kolların birbirini bulacak
Ellerin mürekkebe buluşacak.
Fark edeceksin o zaman
Gördüğün ormanların
Dibinde biten, yar yar açılmış
Can cana çiçekleri
İç geçir, iç geçir ve soluklan
Göreceksin, unutmuşsun
Mutlusun, ellerin temiz.
OKUL OLDU KAN GÖLÜ
ESRA BETÜL ALMA
Okul oldu kan gölü
Melek oldu küçücük çocuklar
Koridorda oyun oynayan küçücük çocuklar
Girdi okula eli kanlı katil
Titremedi elleri vururken küçücük çocukları
Vicdanı da sızlamadı
Beş silahla girdi okula
O çocukları öldürürken nasıl dayandı acaba
Sevmedi mi hiç okulu,
Olmadı mı hiç çocuk
Demedi mi babası ne yaptın sen
Korkmadı mı vereceği sualden
O çocuklar cennet oldu
Bizim için melek oldu
Arkadaşı ona siper oldu
Altı kurşunla, şehit oldu Ayla öğretmen
Bugün yirmi üç nisanı kutlayamadılar
Toprak oldu küçücük çocuklar
Anaların gözü yaşlı
Eve gidemedi küçücük çocuklar
Ellerinden tutan olmadı
Kan gölü oldu tüm koridorlar
Morg önünde yığılı insanlar
Son defa öpecekti çocuklarını analar
Toprak oldu küçücük çocuklar
Bakmadan Geçme
