İTİRAF VE AHVÂL -II
MEHMET ALİ ABAKAY
Felsefî Yaklaşımlar
Bilmez sanma beni. Baharla açan gülün ihtişamına ağlayan bülbül, son bahardaki hâline ağlar, aslında. Gözyaşına bakıp beni meczup sanma.
Nice hâl ehli vardır, insanlığın ahvâlini hissedip çaresizliğini dile getirir.
Daneyi öğüten değirmen taşını az görme. Dünya insanı öğüten değirmen değil mi? Nihayetinde ölüm vardır, fazla yaşamayacaksın, süren sınırlı. Bunca etrafı velveleye vermenin, insanı insana kırdırmanın sana kazandıracağı ahlar, mükâfat mıdır?
Bilmez misin, toprak içindeki tohumu yağmurla çatlatır, güneşle tanıştırır. Kim arpa yetiştirip buğday biçmiştir?
Ey gönlün aynası dil, bilmez misin sen aynasısın, ruhun. Senden sadrolan zehirli kelimeler, gönlün ağacından birer meyvedir, aslında. İnsanlığa hediyen, ifsat ise var oluşunla nasıl övünürsün, bakmaz mısın acınacak haline?
Gök kubbe altında başın göğe mi erir, fıtratının dışına çıkmakla?
Nihayetinde bükülmüş belinle, aciz bedeninle nelere muktedirsin ki ahkâm keser, durursun?
SORGULAMA
MERAL YAĞMUR
Hesaba çektim beni uzundu gece
Kusurlu, ne günahkâr buldum kendimi
Bu sana, bu da sana deyip âdilce
Ömrümle ecelime böldüm kendimi
Gıpta ile eğildim sustuklarıma
Sarıp sarmalıyorum saklılarıma
Bir bir özetleyip kalp atışlarıma
Helâlleşip sırrımla kustum kendimi
Düşmemiş ehline ki ateşte bulmuş
Ruhumda bir damla deryada yunmuş
Olmuşsa kaderin elinden olmuş
Şefkat bilmez başıma vurdum kendimi
Ateşten bir nehir karartır bu şehri
Soyar yüzümde üşüyen kederleri
Dağıtıp can içinde tüm fikirleri
Sesimin yankısında duydum kendimi
Ey kalbimin ecri sen sus ol soluma
Yağmur sonrası inen pus ol yoluma
Alışmazsam zorlara nus ol sonuma
Sualsiz cezalara kurdum kendimi
Duvar diplerinde dilsiz sükûtu makbul
Emanet bir hoşluk geçti usul usul
Kaderin infazında garip bir maktul
Darağacına âşık sundum kendimi.
AHLÂKİ YOZLAŞMA
ABDULHAKİM ÇİFTÇİ
Elinde tuttuğu çöpünü bir çöp kutusu bulmadan atmayan birisi iyiliğin yeryüzündeki timsalidir. Tek başına kaldığında ne yapıyor ve ne düşünüyorsa bir insan o şeyin kendisidir. İnsan özünde iyidir ve asıl olan iyiliktir. Kötülük ise iyiliğin olmadığı yerde ilişen arazdır. İnsan yeryüzüne iyilik, kötülük ve aklî kuvveleriyle gelir. İrade insan için bir nefsi murakabe yani otokontroldür. İnsan kendi hür seçimiyle iyiyi veya kötüyü kesp eder ve kazanır. Öfke ve şehvet ile donanan insan iç güdüsü aynı zamanda akıl melekesiyle de donatılmıştır. Öfke ve şehveti aklın kontrolüne verebilen insan, iradesini terbiye etme hususunda yol katetmiş demektir. Bunu başarabilen kişiler ahlâklı olma serüveninde temel yapı taşlarını döşeyebilir. Tabi ahlaklı olmak demek pasif bir kişilik olmak demek değildir.
Ahlâki olma adına özgüvensiz davranmak insanı yapısı itibarıyla dar kalıplara sokar ve köreltir. Günümüz modern dünyasında ahlâkın yozlaşması sebebiyle günahkar bir özgüven toplumu sarıp sarmalamış durumda. Günahsız bir geçmiş toplumda pasif ve özgüvensiz bir kişilik olarak görülüyor. Ahlâk başarının ön koşulu olmaktan çıkmış, bilgi ve bilim ahlaksız olarak telakki edilmekte. Kadim öğretilerin tamamında kendini bilmek ve ahlaklı olmak fikir sahibi olmaktan önce edinilmesi gereken bir hasletti. Erdemli olmak ilim ve bilginin gerek koşulu olarak görülüyordu. Yasal ve hak olan her zaman doğru olandır diye bir kaide hiçbir zaman güdülmedi. Çünkü her yasal ve hak olan, helal ve ahlâkidir diye düşünülmedi. Artık ahlaklı olan harcanır hale geldi bu çağda. İyi olan her zaman en geride görülüyor. Ahlâki davranmak sadece insana özgü bir şey. İnsan, ahlâkli olmakla başka canlılara ve kendi türüne fark atar. Ancak erdemli ve ahlaklı olabilen insanlar soylu olabilir. Ahlâk ortadan kaldırıldığında artık insanı zapt edecek hiç bir güç kalmaz. Haya sahibi olmak her ne kadar bu son yüzyılda yadırganır hale geldiyse de eşref-i mahlukat olmak için bir yeter şarttır. Toplumu bir araya getiren değerlerdir ve bu değerler ancak ahlâk ile korunabilir. İnsan potansiyel olarak kainatın en üstünü ya da en aşağısı olabilir. Üstün olmak isteyenin yolu sadece iffet ve hayadan geçer. Kendisine çocukluktan itibaren ahlâki olanın aşılandığı insan hayata her zaman önde başlar.
Ahlâk sığ bir ifade değildir. Söz gelimi trafikte yol vermekte ahlakidir, muhtaç birisine yardım etmekte. Ahlâk ve niyet ilişkisine bakıldığında insanın niyeti ne ise karakteri de davranışları da ona göre şekillenir. Dolayısıyla iyi niyet her zaman salih amelin bir parçasıdır. Her insanın kıymeti ahlakının güzelliği ile doğru orantılıdır. Edep ve utanma duygusu insan için bir zayıflık değil bilâkis mertebe vesilesidir. Kişilik bozukluğu olan bireylerin utangaçlık halleri bunun dışındadır tabi. İnsan psikolojisiyle ve fizyolojisiyle çok karmaşık bir bütünlüğe sahiptir. Fıtri olarak beden ve ruh birbirinin doğrudan etkileyip bir orta yol dengesi oluşturur. İfrat ve tefride mahal veren her yaşayış tarzı insanı dibe çeker. Yapılması gereken her hal ve şartta erdemli olmanın çabasını ortaya koymaktır.
İnsana düşen yeniden umuda sarılmak, yeniden çabalamak ve bedeli ne olursa olsun ahlaklı yaşamanın haysiyetine talip olmaktır.
GÖNÜL
KAMURAN ADIYAMAN
Geçmedi bahara kışımız
Dönmedi hiç şansımız
Hep böyle karadır bahtımız
Yaralıyız ey gönül yaralı
Ufukta görünmüyor hiçbir ışık
Yitirdim umutları, gemiler batık
Mektuplar hiç dönmedi, kalem kırık
Yanıldık ey gönül, yanıldık
Kapandı ardı ardına bir bir kapılar,
Aşılmaz hevesle yürüdüğüm o yollar
Yaşanmadı ne dünler ne yarınlar
Kar yağdı dağlarıma gönül kar
Şu köhne dünyada kahır bitmez
Milyon kere dönse de bir defa dönmez
İnsanlara yüreğimizi böldük
Onlar bir kere gülmez
Halden bilmeze, beş para etmezse
Düştük gönül
Gün gider gece çöker,
Bir ben kalırım bir sigaram tüter,
İnsanlardaki vefa bir pul eder,
Sığınacak bir liman bulamadım
Gönül bulamadım.
İÇİMDE ACI
MERAL AVCI
İçimdeki yalnızlık derin
Fırtınaları kopartırcasına, sessizliğimin sezgileri
Bir şeylerin kaybetme korkusunun
Ezgilerini sezdiriyor bana
Bağrımdaki közün köleleri dağlar ciğerimi
Yarası dikiş tutmaz derin kanar sol yanımın
Bir bütün olabilmem için
Ömrümden ömür alıp götürdü yıllar
Ne çok uğraştılar benimle dost bildiklerim
Darmadağın perişan yolun kenarına attılar
Her biri hayal kırıklığım oldular
Giderken de götürdüler acımadan kalbimi
Tanrının verdiği bu canı sevdiklerim aldılar
İsyanım kul feryadı bu, bir gün ölüler dirilir
Aşklar mucizeye dönüşürse
Ancak işte o sol yanımda kazılmış toplu mezarda
Bendekiler ebedileşir yası bitmez yıkılmışlığımın
İşte o zaman hidayete erer gizemli kurtuluşlar
Konuşur lal diller, şahitlik yapar ıslaklık gözler
Burkulur enkaz yürekler
Kelepçeye vurulmuş imkânsız sevdalar
Huzura kavuşur dört duvar arasında
Çaresizliğe mahkûm bedenler
Uçuruma itilmiş idamdaki ruhlar
Çaresizliğime.
OLMUYOR
MEHMET ÇİFTLİKLİ
Bir kere düştün mü sevda seline
Batsan olmuyor batmasan olmuyor
Elimi uzattım ince beline
Sarsan olmuyor sarmasan olmuyor
Acılar yükledim kendime sonsuz
Bedenim geziyor ruh ise cansız
Gel dedim yanıma gelmedi dinsiz
Görsem olmuyor görmesem olmuyor
Kendi eksenimde devamlı döndüm
Bazen yalım oldum bazense söndüm
Yüreğim kor oldu yandıkça yandım
Sönsem olmuyor sönmesem olmuyor
Günlerim ziyan ömrüm ise kesat,
Sonbahar geldi elde yoktur hasat
Gönül sarayıma yüksekçe bir set
Örsem olmuyor örmesem olmuyor
Dört mevsimi yaşıyorum bir günde
Mutluluk firarda gönlüm sürgünde
Şifa diye yerdim onun elinde
Yesem olmuyor yemesem olmuyor
Gelmek isterim bırakmaz gururum
Her ikisi arasında dururum
Fizan olsa dahi gider bulurum
Sorsam olmuyor, sormasam olmuyor
Öyle bir sevda ki gönülden çıkmaz
Başımı çevirsem yüzüme bakmaz
Çile çektirmekten usanmaz bıkmaz
Ölsem olmuyor ölmesem olmuyor
Zikzaklı hayatta çektiğim cefa
Bir gün olsun dahi sürmedim sefa
Mehmet im der en az yılda bir defa
Varsam olmuyor varmasam olmuyor.
SON BAKIŞ
NUSEYBE ALHATMİ
Suçluların arasında bir masum olarak, eski ve yırtık çarşaflı hapishane yatağımdan kalktım. Yavaş adımlarla yarı kırık pencereye doğru yürüdüm. Etrafımdaki suçluların ezici bakışları üzerime ağır bir yük gibi çökmüştü.
Pencerenin çatlamış camını araladığımda, içeriye şiddetli bir rüzgâr doldu. Her şeyi yerle bir eden, sanki hepimizin izini silmeye kararlı bir rüzgâr… Arkama baktığımda, çoktan herkesin yok olduğunu gördüm. Önüme döndüğümde ise bana doğru uzanan bir el belirdi, tüm dünyayı içine sığdırabilecek kadar büyük bir el.
O ele adım attım. Beni yukarılara, gökyüzünün ötesine doğru taşımaya başladı. Hapishaneye son bir kez acı ve nefret dolu gözlerle baktım. O an içimde yıllardır bastırdığım öfke, haksızlığa uğramışlığın ağırlığıyla birlikte kül olup dağıldı.
Aşağıda kalan demir parmaklıklar küçüldükçe içimde bir şeyler hafifliyordu. Artık zincirler çözülüyor, sesler susuyor, suçsuzluğum gökyüzüne doğru yankılanıyordu.
Rüzgâr saçlarımı savururken, gözlerimi kapadım. Belki de ilk kez özgürdüm… Belki de sadece bir rüyaydı. Ama o anda, her şeyden emin olduğum tek bir gerçek vardı: Artık hiçbir yer bana hapishane olamayacaktı.
HACI MEHMET KALAY KIZ AİHL
ŞİİRLERİ BİRLEŞTİREN
METİN ÖZDOĞAN
Ehli kalemleri bir araya getiren
Şairlere el veren, şair şayan
Şairleri Van Gölü İncisi sayan
Unutulan şairlere el uzatan
Başta sayın hocam Mustafa ışık
Hepsini yapıyor şair âşık
Bir birimizi tanısak tanımasak
Oluyoruz şiir tanışık
Saygılar sunuyorum Van Gölü İncilerine
Van güllerini hazırlayan ellere
Mustafa ışık hocama da elbette
Şair diyorlar hepimize
Ben hayalci şair Metin'im
Sanki ben Van gülü gibiyim
Van'da açan bir çiçeğim
Şair olmasa, Şiir olmaz
Şiir olmasa, Şarkı olmaz .
IŞIĞIN YALNIZLIĞI
RUA İSA
Yalnız sokak lambası sessizlikte
Gece ağırlaşır taşar karanlıkta
Yağmur susar hatıralıkta
Ben gölgeme sarılıp yanarım
Islak kaldırımlar ayak sesinde
Zaman donar lambanın çevresinde
Bir umut titrer ışığın içinde
Bu uzun gecede ben yanarım
Kimse dönüp bana bakmadan
Adımlar geçer iz bırakmadan
Karanlık çöker beni sormadan
Sessizliğe karşı ben yanarım
Sabah olur ışığım silinince
Gölgem kaybolur gün gelince
Yalnızlığım susar güneş doğunca
Hatırlanmadan yine yanarım.
HACI MEHMET KALAY KAİHL
12.SINIF ÖĞRENCİSİ








