Van Gölü İncileri

Van Gölü İncileri

NELER GÖRDÜM 

NAZMİ SARAÇOĞLU

Kimler geldi kimler geçti buradan

Yaşlısını gencini toyunu gördüm

Nasibi olanı yazdı yaradan 

Nasipsizi su üstüne yazarken gördüm

 

Kimi ağzı dolu beyni bomboştu 

Kimi yükseklere dört nala koştu 

Kimi sürünürken bir anda uçtu 

Uçanı kaçanı düşerken gördüm 

 

Kimi yeşil idi kimisi siyah 

Kimi arkasında koydu nice ah

Kiminin haberi geldi bir sabah 

Musallada dümdüz yatarken gördüm 

 

Bu bir şiir değil bir fıkra gibi

Neyleyim kazanın kararmış dibi 

Hepsi böyle değil amma takribi 

Yüzde seksenini ben böyle gördüm.

Van Gölü İncileri

BİR DELİDEN HALLİCE 

ARİFE ÖZDEN

Delirmiş sanabilirsiniz beni

Gözlerini yaza açmış bir gece yarısında 

Bağıra bağıra şiir okurken 

Hüznün çoğalan karanlığına

Hele bir de şirazesi kaymış zihnimden kağıda 

Bakirliğini henüz yitirmiş kelimeler iz bırakıyorsa

 

Ya da

Çiçekleri sularken görebilirsiniz beni 

Toprağın su kustuğu yağmurlu sabahlarda

 

Delirmiş sanabilirsiniz

Gülerken bir anda yüreğim titreyip 

Gözlerim sağanak yağış bıraktığında

 

Fark edebilirseniz eğer 

Şaşırabilirsiniz

Dilimdeki tenhalığın aksine 

Zihnimdeki kalabalığa.

Van Gölü İncileri

KUTSALLIĞIN GÖLGESİNDE ÜRETİLEN ALIŞKANLIK: MEVLİT ÜZERİNE BİR SORGULAMA

MAHMUT CELAL ÖZMEN

 İnsan, zamanla alıştığı şeyleri sorgulamaktan vazgeçer. Hele bu alışkanlıklar “din” kılıfına bürünmüşse, sorgulamak bir yana, dokunulmazlık zırhına büründürülür. Mevlid geleneği de tam olarak böyledir: Yüzyıllar içinde kültürün, duygunun, şiirin ve siyasetin harmanlanmasıyla oluşmuş; fakat bugün neredeyse Kur’an’ın yanına konulmuş bir uygulama. Oysa her kutsallaştırılan şey, gerçekten kutsal mıdır? Yoksa kutsallık, zamanla insan eliyle üretilen bir vehim midir?

Mevlid kelimesi, köken itibarıyla masumdur; “doğum” demektir. Ne var ki bu masum kelime, tarih sahnesinde masum kalamamış; şiirle, törenle, ritüelle büyütülmüş, nihayet ibadetleştirilmiştir. Hz. Muhammed’in doğumunu anlatmak amacıyla yazılmış bir metin, zamanla Allah’ın evlerine taşınmış; Kur’an’ın önüne, yanına, yerine okunur hâle gelmiştir. İşte asıl problem de tam burada başlar.

Kur’an, dinin yegâne kaynağıdır. Kendini “apaçık”, “eksiksiz” ve “rehber” olarak tanımlar. Buna rağmen, Kur’an’da ne Mevlid Kandili vardır ne de peygamber doğumunun törenle ihyası. Hz. Peygamber’in kendisi böyle bir uygulama yapmamış, sahabe yapmamış, onları takip eden kuşaklar da bilmemiştir. Buna rağmen, yüzyıllar sonra bir şiirin ibadet gibi algılanması nasıl açıklanabilir?

Cevap açıktır: Din, zamanla vahiyden koparılıp geleneğin kucağına bırakılmıştır. Süleyman Çelebi’nin kaleme aldığı Vesîletü’n-Necât, edebî açıdan güçlü, dil bakımından etkileyici bir metindir. Ancak edebî kıymet, dinî meşruiyet anlamına gelmez. Şiir, şiirdir; vahiy ise vahiy. Bu ayrım ortadan kalktığında, insan sözü ilahî sözle yarışır hâle gelir. Mevlid’in bazı beyitlerinde Hz. Peygamber’in yaratılışın merkezine yerleştirilmesi, Kur’an’ın tevhid öğretisiyle açık bir gerilim içindedir. Sevgi adına yapılan bu abartı, fark edilmeden şirkin sınırlarına dayanır.

Daha vahimi, bu şiirin ölüler için okunması ve sevabının “transfer” edileceğine inanılmasıdır. Kur’an, insanın yalnızca kendi kazandığından sorumlu olduğunu defalarca vurgular. Ölünün dünyayla bağı kesilmiştir; ona ulaşacak tek şey, hayattayken yaptığı ameller ve Allah’ın rahmetidir. Buna rağmen, yedinci gün, kırkıncı gün, elli ikinci gün gibi Kur’an’da yeri olmayan zaman dilimleri üretilmiş; bu günler ibadet gibi sunulmuştur. Böylece din, takvimlendirilmiş bir törenler bütünü hâline getirilmiştir.

Mevlid’in yaygınlaşması, sadece dinî bir mesele değildir; aynı zamanda sosyolojik ve ekonomik bir olgudur. Mevlithanlık, ücretli bir meslek; törenler ise sorgulanmayan bir piyasa hâline gelmiştir. Okuyan memnun, dinleyen memnun, ikramdan nasiplenen memnundur. Fakat bu memnuniyetin, hakikatle ne kadar ilgisi vardır?

Asıl soru şudur: Allah bu tablodan razı mıdır?

Peygamber sevgisi, şiirle ölçülmez. Salavatın sayısıyla, makamın ihtişamıyla, gözyaşının bolluğuyla da ölçülmez. Peygamber sevgisi; onun uğruna mücadele ettiği tevhidi anlamakla, Kur’an ahlâkını içselleştirmekle, adaleti ve merhameti hayata taşımakla ölçülür. Hz. Muhammed’i sevmek, onu insanüstü bir varlığa dönüştürmek değil; onun beşerî örnekliğini rehber edinmektir.

Bugün Müslümanların en büyük kaybı, Kur’an’ı merkezin dışına itmiş olmalarıdır. Onun yerine rivayetleri, alışkanlıkları, törenleri ve şiirleri koymuş olmalarıdır. Mevlid bu durumun en görünür örneklerinden yalnızca biridir.

Belki artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

Biz Allah’ın dinini mi yaşıyoruz, yoksa atalarımızdan devraldığımız alışkanlıkları mı kutsuyoruz?

Hakikat, alışkanlıkları rahatsız eder. Fakat hakikatle yüzleşmeden, ne din arınır ne de insan.

Allah’ın selamı, hakikati aramaktan vazgeçmeyenlerin üzerine olsun.

Van Gölü İncileri

BİR AYRILIK HİKAYESİ

AYSEGÜL AYAZ

Bir gün aynalara küs uyanacaksın 

Bakmak istemeyeceksin yüzüne

Onu göreceksin her yerde 

 

Bağıracaksın kendi içinde 

Dağlar duysa yerinden oynayacak 

O duymayacak sessiz çığlığını

 

Elleri gidecek önce senden 

Sonra gözleri uzaktan el sallayacak 

 

Görmek istemeyecek 

Bıraktığı kalp kırıklarını 

Kendin toparlayacaksın kanaya kanaya 

 

Unuttum deyip bir senaryo çevireceksin kafanda 

Zoraki tebessümler konduracaksın yüzüne

 

Ve hüzün çökecek geceye kaybolacaksın 

Keşkeler saracak dört bir yanını ve özlem dolu anılar 

Ağıt yakacaklar içinde 

 

Feryat figan kopacak içinde 

Ama nafile o duymayacak 

Ve çoktan boşluğunu dolduracak birileri 

 

Sen kıyamazken saçının teline başkası okşayacak 

Sen en çok ben hak ettim desen de 

Kader son darbesini en çok sevene indirecek.

Van Gölü İncileri

BİLMEYEN

MEHMET AKÇAY

Kim için yazmıştım kim için sildim

Bilen bilir ama bilmeyenler var

Kim için ağladım kim için güldüm 

Bilen bilir ama bilmeyenler var 

 

Dost yaranı onun için tekledim

Bir derdime iki daha ekledim

Gündüz takip ettim gece bekledim 

Bilen bilir ama bilmeyenler var 

 

Bazen toparladım bazen de saçtım

Bazen kilitledim bazen de açtım 

Bazen yakınlaştım bazen de kaçtım 

Bilen bilir ama bilmeyenler var 

 

Saçlarını tarak aldım taradım 

Ne dost ne düşman ne ona yaradım 

Tenhalarda gece gündüz aradım 

Bilen bilir ama bilmeyenler var 

 

Çaglariyem kızgın ateşte piştim 

Kendi mezarımı elimle eştim 

Var içinde iken yokluğa düştüm 

Bilen bilir ama bilmeyenler var. 

Van Gölü İncileri

EKSİ VE EKSİLİK

EBRU BEYİŞ

Nasıl bir evrede olduğumuza karar veremediğimiz anlardayız. Her şeyi başkasına göre yaşamamaya kararlı düşüncelerle adım atmak isterken, tokat gibi gerçekleri yüzümüze çarpması mıydı hayat yoksa herkesi istediğimiz yere bırakıp istediğimiz gibi yaşamak mıydı hayal…

Hadi o zaman, yeniden başlıyoruz, değil mi! Heybendeki tüm tecrübe yığınından kurtularak, elalem ne der düşüncelerinden arınarak. Bu kadar kolay olmadığını biliyorum tabii bendeki de hamlık işte dünyevi bir nefsin dünyevi eksiklikleriyle hep eksiktim. Farkında değildim ne kadar eksilerde olduğumu ve anlamak da zorlayıcıydı aslında çünkü “İnsan, insanın rengini alır.” dediler ya işte dediler aldığımız yada almak zorunda olduğumuz herkes kendini görme korkusuyla yaşadığı için bize hep onlara ayna olmak düştü. Ya da bize yükledikleri damgalı sıfatları yansıtmak. Dünyam bile sırtını dönmüşken bana eksilerdeyim düşüncesi ve eksik ilerleyişin sancısını anlatamam. 

Bilmezdim o heybemdeki en değerli parçamın olduğunu.

Yollara düşünce anladım cansız hissiz bir ruhumun varlığını.

Bilmezdim o heybemdeki en güçlü parçamın olduğunu. 

Kalın kafalardaki sırların bile dünyamı sarsmayacağını. 

Biter mi dünya hengamesi çiğ olup pişme payı 

Üşmüşse bize sessizce kusmayı öğretecek bu hayat. Ve kusarken aslında biraz olgunluk gelecek düşüncelerine ve dilinde o küfürbaz sözleri bile getirmeyecek şekilde kusacaksın. 

Ondandır bu kadar yanmanın boş olmayışı,

Ağırlığı hafifletiyor bedeninden zihninden.

Ondandır bu kadar acı çekmenin yoluna ışığı,

Bir daha seni karanlığa bile götürmeyen.

Yol yordu demi hamdım, piştim, gel şimdi biraz uzun uzun yanalım. Kulun nefsinden, aşkından, feragat edelim. Kendini bilmezlerin kalabalığından kaçalım. Usulca usulüne göre yaşamak varken ne diye dert ettik kendimize dünya fanilerini. Nereye kadar taşınabilir ki silinmeyen kalıcı düşünceler, hisler, sarsıntılar. Hadi unut desem de vardır illa bir çatlaklık görünce canlanan. Çok ileri gittim sanırım yazarken kalbim ağırlaştı kim bilir sen okurken neler yaşadın. Oysaki yumuşatarak anlatıyorum. Avrel de gelip okur diye bu satırları. Canı acısın istemem ama bilsin isterim O'nu hâlâ ısrarla aradığımı… 

İçimdeki tüm öfkeyi kusmasa da her satır,

Biliyorum ruhum İlahiye yaklaştı yazarken.

Yordu beni hep hatalarım ile hatalar,

Biliyorum artık sebepsiz olmaz her olup biten.

 Ah deli yüreğim, kelime terapilerin olmasa nasıl mutlu olurum ya da nasıl avuturum kendimi…                                                                                              

Van Gölü İncileri

YAZIK ETMEYİN!

İSMAİL GÜL

Ey bu cennet vatanın münevver insanları,

Bozalım ezberleri unutalım zanları,

Hoşgörü perdelesin varsa nahoş yanları,

...Yem olmadan hepimiz tek dişi kalmış kurda

...Gelin birlik olalım yazık olur bu yurda.

 

Öfke ile inatla zaman israf etmeyin,

Kılavuz karga ise arkasından gitmeyin,

Sevin birbirinizi, öteleyip itmeyin,

...Düşmanlar bayram eder, yarın kalırsak darda

...Gelin birlik olalım yazık olur bu yurda.

 

Omuz omuza verip tek yürek olmalıyız,

Acıyı paylaşmalı, beraber gülmeliyiz,

Kinden, nefretten uzak huzuru bulmalıyız,

...Açamasın bir gedik vatan haini surda,

...Gelin birlik olalım yazık olur bu yurda.

 

Üç kıtaya hükmetmiş ecdadımız, aslımız,

Bizler ki varisiyiz, sahip bizim neslimiz,

Derde çare bulalım tükenmeden faslımız,

...Halâ ibret almadık şanlı Osmanlı nerde

...Gelin birlik olalım yazık olur bu yurda.

 

Tefrika girer ise orada huzur olmaz,

Birliğe kastedenin ebedi yüzü gülmez,

Toz duman olur her şey, sığınacak yer kalmaz,

...Bak da gör Suriye’yi, al işte İran orda

..Gelin birlik olalım yazık olur bu yurda.

 

Atalardan armağan bize bu cennet vatan,

Kahrolsun bölünmeye bilerek çanak tutan,

Hakkını helâl etmez yerde kefensiz yatan,

...Söz konusu VATANsa ölünür bu uğurda,

...Gelin birlik olalım yazık olur bu yurda.

Van Gölü İncileri

RAMAZAN

ERTUĞRUL AKBAL

Recep'i Şaban'ı bir bir bekledik 

Saya saya her gün kalbe ekledik 

Seni öyle çoktan candan özledik

Hoş geldin evlere tatlı Ramazan 

 

Camiler süslendi ışıklar yandı 

İman dolu yürek Rabbe inandı 

Nefisler tutuldu ağız kapandı 

Hoş geldin evlere kutsal Ramazan 

 

Teravih kılacağız sahur olacak 

Sofralarda şenlik huzur bulacak 

İftarı bekleyip vakit dolacak 

Hoş geldin evlere güzel Ramazan 

 

Tutulacak oruç bir bir bitecek 

İlahiyle evde bülbül ötecek

Kuranlar okunup günah gidecek 

Hoş geldin evlere canım Ramazan 

 

Kadir gecesine kavuşuruz biz 

Dualar edenler mutlu olun siz 

Kalmasın yürekte kirli pas ve iz 

Hoş geldin evlere Sultan Ramazan 

 

Zekatlar fitre sende verilir 

Yoksulun fakirin gönlü sevilir 

Şeytan baş aşağı yere devrilir 

Hoş geldin evlere kalbim Ramazan 

 

Bağra bastık seni tuttuk orucu 

Olmadı bedende Vallahi yorucu 

Bayrama kavuştur gelsin sonucu 

Hoş geldin evlere aşkım Ramazan. 

Van Gölü İncileri

ALINAN

RAMAZAN ALKAN

Genç yaşta solan güneşimiz Seyithan ALKAN'a ithafen. Rahmetle anıyoruz...

Hanemi tek direk üstüne kurmuştum, 

Hiç düşünmeden direğimi söküp gittiler. 

Hayaller kurup kuşuma yuva yapmıştım. 

Kolumu, kanadımı kesip gittiler. 

 

Bağıma dağlar delip su yolu açtım. 

Bahçemi susuz bırakıp talan ettiler. 

Çiçekler içinde bir gül yetiştirdim. 

Gül kokulumu dererek, alıp gittiler.

 

Kara leke olmasın diye iyilik içinde sakladım, 

Kalbimi karalara bağlayıp, sarıp gittiler. 

Zarar gelmesin diye dikenden sakımdım, 

Sağ gözümü benden alıp gittiler. 

 

Hırsızlar almasın diye kapıları kilitledim, 

En değerli varlığımı çalıp gittiler. 

Zarar görmesin diye pamuklarla ilikledim. 

Ciğerimi göğsümden söküp gittiler.

 

Zayi olmasın diye çiçeklerden topladım,

Bal dolu kavanozumu kırıp gittiler. 

Bedenimde onu hep canım diye sakladım,

Canımı bedenimden ayırıp gittiler.

Bakmadan Geçme