Van Gölü İncileri

Van Gölü İncileri

ESKİ BİR AHŞAP EV

AHMET YILMAZ TUNCER

Ahşap bir ev eskimiş yıkıldı yıkılacak

Zor duruyor ayakta

Kendi gibi bahçesi 

Çevresi de eski

Üst katında mehtabın gözlendiği

Bir balkon sor şimdi

Hayatın neresinde içinde oturanlar

Hangi topraktan seyrediyorlar

Gökyüzünün o ince çizgisini

 

Ahşap bir ev eskimiş yıkıldı yıkılacak

Ardında duran mevsimler kalkacak

Gibi değil şimdi ayağa

Gözlüyorum sahnelenen bir ömrün fotoğrafını

Yüz tutmuş sararmaya

Biliyorum zamanın biriydi

Gözler buluşuyordu ince bir çizgiydi

Ömür gibi ne çabuk geçti

Nasıl eskidi 

Oysa gözlenen mehtap yine aynı yerinde

Sahne alıyor bir hayat içinde

Geride kalan bir meydan savaşı gibi

Ne çok ölüsünü bırakmış geriye

Van Gölü İncileri

AĞLA, AĞLAYABİLDİĞİN KADAR

GÜLTEKİN KARA ATEŞ

Bağır, bağırabildiğin kadar

Topraklar döşenmiş üstüne 

Sesin duyulmaz ne de olsa

 

Dünya çiçekler açsın yeniden 

Bağrında melesin kuzular

Baharı müjdelesin yağmurlar

Ağla, ağlayabildiğin kadar

 

Bir sarı,  bir yeşil bir de…

Ucu yanık bir türkü dilimde:

Kırmızı gül demet demet

Sevda değil bir alamet…

Çınar ağacı baş ucunda 

Selama dursun arşı alaya

 

Dallarında ötüşüp dursun kuşlar

Mor menekşeler açsın nazikçe

Sevdiğin ayak bastığın toprakta

Ağla, ağlayabildiğin kadar

 

Hava alabildiğine soğuk

Pardösün yok, üşüyeceksin

Beyaz gelinlikte üstünü örteyim

Dizerdin incik boncukları 

Ölümsüz aşklar gibi bulutlara

Ağla, ağlayabildiğin kadar 

 

Kuru dallar çarpışıyor rüzgardan

Uğulduyor melodisi kulağımda

Dalıyorum düşüncelere

Kış düşüyor yüreğime

Çare arıyorum çaresizce

Gökte yedi tane yıldız bakıyor

Uzun oval toprak yığınına

Karanlıkta yalnız açan çiçek gibisin

Yakındır bahar, sabret

Ağla ağlayabildiğin kadar.

Van Gölü İncileri

ÖLÜ GELİN

MUSTAFA AYYÜREK

Adı belirsiz vakitte

Karanlık, uçsuz bucaksız bir çöl gibi dimağımı çatlatırdı

Ayak uçlarımın derin izleriyle mesafeler uzaklaşırken 

Zihnimin gelgitleri arasına ansızın çakardı şimşekler 

Işık zerreleri iç içe geçerek ise bulanırdı

Endişeyle dolan gözlerim 

Bakışlarımın tedirgin boncukları arasında boşluğa dökülürdü

Kapı gıcırdamasını andıran aklım titrerken

Beynimde tuhaf sesler yalın ayak gezerdi

Ürkerdim

Ve sonra

Cesaretin pamuk ipliğine bağlı demir halkaları kopardı

Fırtına dinerken ecel bir adım daha yaklaşırdı

Sonsuz devrin boşluğunda bir o yana bir bu yana savrulurdum

Oysa demir halkaların birleşimi nefes aralığıydı

Var olmanın kıyıda kalmanın ince çizgisi

Ben ’...’ benzerdim

 

Siyah entarisiyle ölü bir gelin gibi

Akşam, yalnızlığa gömülü ruhumun en tenha sokağında yankılanır 

Her adımı bir çığlık gibi çökerdi üzerime 

Ürkerdim ve sarınıp battaniyeme sımsıkı bürünürdüm

Sabahı müjdelemeyen vakitsiz ötüş 

Yüreğimin kuytu köşelerine iz sürerken

Sararmış benziyle cin çehreleri yoklardı 

Sessiz kimliğimin ipince perdesini 

Onlar ki her akşam çarptıkça çarpardı zamanı

Ve ağır çok ağır eksilirdi 

Çağlar boyu süren gece

 

Cin, saat ve karanlık

Çarpışıp tekrar karşıma çıkınca 

İçim buz keserdi 

Tüm ağırlığıyla akrepler ezer geçerdi beni

Yelkovanlar kanla dolup kör testere gibi boyun keserken

Kaçıp giderdi aklımın kuşları 

Uçurum taşlarına

 

Güneş her battığında 

Gün döner yeniden karanlığın kollarına kalırdı 

Ve ben tekrar eden sonsuz döngünün içerisine 

Karanlıkta biraz daha kaybolurdum

 

Entarisiyle kara gelin gölgelerden sıyrılıp 

Derinliklerimin sahiline pusu kurar

Her pusu beni biraz daha ben olmaktan çıkarıp 

Zihnimin köşe taşlarını işgal ederdi

Ölür, gün doğunca dirilir tekrar ölürdüm

Haşyet duygusu yankılanırdı benliğimde

Siyah entarisi, adeta ölüm perdesi örterdi

Yaşamın kıyametine üflerdi 

 

Ve sonra sessizlik çökerdi

Kara deliklere doğru çekilirdim

Yalnızca ışık değil ben de sürüklenirdim

Dönüş yoktu artık sadece karanlık 

Köşe başlarına parçalarımı bırakırdı 

Şimdi yalnızca gece değil 

İçimdeki boşlukla ben gün ayınca da…

Akşam, yine gece ve karanlık

Tekrarını yaptığı devri yeniden başa sardı

Aklımın titrek kuşları her vuruşla ürperir

Kaçacak yer ararken

Tıkırtılar daha da büyür

Beni loş gölgelere boğardı

Derine, en derine doğru çekerdi beni

Esaretin dipsiz kuyularına zincirlenirdim

Yatağımda titreyerek yatarken

Ve duvardaki yelkovan akrep kovalarken

Vakit mezar taşına sefer eylerdi

Guguk kuşu on ikiyi bir kez daha vurduğunda

Akis, korkaklık olur aynalarda kaçardım.

 

Sabah aymazdan önce

Bir kez daha çatlardı ufuklar

Turuncu rengiyle portakal kara çarşafa bürünmüşken

Karabasanlar, hortlaklar yiğitlere meydan okurdu

Yağmur taneleri bir bir akarken çatı katından

Ölü gelinin Siyah entarisi

Soğuk bir el gibi beni dilsiz bırakıp kıyardı ruhuma

Belirsiz şekiller yoklardı beni

Güneş her battığında buz kesilir

O soğuk el battaniyemin altından gerisin geri dirilirdi

Kaçardım, ama hep yakalanırdım

Loş ışığın esmer dişlilerinde…

Kaçamaz, yakalanırdım

Gölgelere bulanmış bir kölenin bembeyaz dişlerinde

Gözbebeklerinde

 

Ürkerdim, Katran karası karaltılar kasvetle kalbimi kaplarken

Ürkerdin, Kasırgayla kanatlanıp kaygılar kavrayışlara kan katerken

Ürkerdik, Kabadayılar kapılarda kalıp kadim kabuslardan kaçarken 

 

Sonra

Siyah entarisini çıkarırdı ölü gelin

Apaydınlık çehresiyle bahar olup

‘...’ ışıtırdı her tarafı

Cesaret, incecik pamuk gibi gerilirdi

Demir halkalar bir araya geldiğinde

Bin yıldır uyuyan zaman uyanıp beni alnımdan öperdi

Karabasanlar, hortlaklar, en çok da cinler kaçar

Gün doğar, güneş açardı

Gölgeler çekip gitmeye yüz tutunca

Nurdan alev karanlığı yırtardı

İşte, ilk nefesin habercisi gibi

Her gün bitik hayatı 

Yüreğimde usulca büyütmeye başlardı 

Fakat asla kaçamazdım kendimden

Bir şeylerin değişeceği fikri kuşatırken etten bedenimi 

Katran karası karaltılar kasvetle kalpleri kaplayınca

Devrini tamamlayan son başa sarardı 

Zihnimin gelgitleri arasına bir daha

Bir daha çakardı şimşekler

Ve ben aynı karanlığın içerisinde 

Bir kez daha kaybolurdum 

Ürkerdim.

Van Gölü İncileri

BİR NEFES 

TÜLAY KİRAZ

Bir nefes verdin bana, benim dedim aldandım

Aynaya baktığımda, varlığımdan utandım

Ten dedim bir gölgeymiş, can dedim bir emanet

Zahirde ben bildiğim 'O'ndan bir sır, işaret

 

Kalbime bir nur indi, yazıldı hece hece

Seni andım secdede, hiç oldum zerre zerre

Sustum dilim çözüldü, konuştum sesim kayıp

Kelâm 'Sen'den akarmış, ben yalnızca bir kalıp

 

Bir hayalmiş gördüğüm, adım kaldı cihana 

Hakikat sandığım sığmaz imiş mekâna

Şimdi bildim ey Rabb’im, ne var ise sendenmiş

Ben sandığım ne varsa, hepsi birer gölgeymiş.

Van Gölü İncileri

LÂL DİLİM

FAYSAL DEMİR

"Oku, seni yaratan Yaradan’ın adıyla oku."

Yok üstat, dedim

Ben sadece yanmayı bilirim 

Yar/a/dan kalan acıyla

 

Bazı yaralar var

Çok hisli / çok izli /çok gizli

 

Bazı yaralar eskâre oysa çok sesli

Bir tenekeye demirle vurmak gibi

Dünya'ya bir yaradan bakmak gibi 

Yaradan’a bakmak gibi...

 

"Oku, seni yaratan Yaradan’ın adıyla oku."

Yok üstad, dedim.

Ben sadece kanamayı bilirim

Yar/a/dan kalan acıyla

 

Bazı acılar vardır

Çok anar / çok yanar / çok kanar 

 

Balkonda kafesi açık bir kanarya 

Hani kimilerimiz bazı sabahlarda 

Göğüs kafesinden kanar ya...

 

"oku, seni yaratan yaradanın adıyla..."

Yok üstad, dedim

Ben anmayı bilirim

Yar/a/dan kalan acıyla

 

Bazı anılar vardır 

Kor gibi / har gibi / yâr gibi

 

"oku, seni yaratan yaradanın adıyla oku"

Aç okuyayım üstad, dedim.

Okudum / okudum / okuyamadım...

Üstad çekti, gitti...

 

Kaldım/ lal gibi  / dal gibi /del(i) gibi

 

Yaradan bana seni sevecek kadını

Bir köşeye bıraktım, dedi.

Sonra yuvarlak yarattı dünyayı

Halime baktı / güldü, güldü, güldü...

Van Gölü İncileri

VAN GİBİ

FİGEN ÇAKAN ORAL

Van gibi sev beni ey yâr!

Bazen kalabalık bazen sessiz

Başkale gibi belâlı, Gevaş gibi güzel

Edremit gibi vazgeçilmez

Muradiye Şelâlesi gibi coşkulu

 

Yüreğin ve gözlerin kapalı olsun

Bahçesaray yolları gibi

Başka yürek ve gözlere

Erciş gibi yıkılsa da 

Gönlümüz depremlerle

Yeniden inşa edelim sevgimizle

 

İskele Caddesi gibi olsun ömrümüz

Hüznümüz yaz gibi kısa

Beşyol gibi hep bana çıksın yolların

Adıma yakışsın en çok senin adın

Erek Dağı gibi yüce olsun sevdamız

Kani Spi misali aksın delice

 

Çaldıran gibi soğuk ve uzak olma!

Sıcacık gülüşünle doğ sabahlarıma!

Otlu peynir gibi meselâ kahvaltında

Vazgeçilmezin olayım! 

Çayın olayım içmeye doyamadığın

 

Van Gölü gibi uçsuz bucaksız sev beni

Anlatması zor sevdası kor şehir gibi

Dalgalar gibi huzur versin sesin

Yanımda tükensin son nefesin

 

Gölün Akdamar'ı kuşattığı gibi

Sen de sar beni ve yüreğim sadece

Senin olsun ey sevgili...

Van Gölü İncileri

DESTİNA / UYURKEN SENİ İZLEMEK

MEHMET MUHLİS ŞEPİK

Seni en güzel ben sevmek isterdim, Destina

Uykuya yenik düşen gözlerini izlerken

Sevdayı yoldaş, seni azık diye yüreğimde taşırken,

Bakışın baharın cemrelerini müjdelerdi

Saçlarına dokunan esrik seher yeliydim 

Ayaklarında eskiyen demirden bir çarık

Topuklarında ansızın açıveren bir güldüm ben

 

Destina, gecemi aydınlatan uyku perisi

Yüreğime dağlardan inen yaralı ceylan 

Özlemi ürkütmeden öperdi kirpiğini her gece

Hasretimi taşıyan mimli dudaklarına

Vuslat tebessümü düşerdi gökte bulutlarla

İnanırdım yağmurda açacak gökkuşağına

Nasibime Hak’tan inen rahmet damlasıydın

Ömrüne yoldaş bildiğim garip yüreğim 

Dönmez artık kurak topraklara

 

Sana gelmek istediğimde zaman ayarsız hırsızdı 

Akşam sefaları gizliden çalıp yayardı kokunu,

Düşlerimde kaç cinayet işlerdim bilemezdin

Kaç kabusun koynundan çekip alırdım seni

Ve karabasan izleri kalırdı gönlümde sebepsiz

Göğe çekilen Belkız sana bakışımı kıskanırdı Destina 

Saçının kokusu kaç misk ederdi bilemezdin

Boynumda kutsal bir muska gibi taşırdım seni

 

Aşk en çok sende güzeldi halbuki 

Dokunmadan seni seyretmek ömre bedeldi

Melekler avucunda yağmuru indirirdi yanaklarına 

Suların tazesi öperdi tenini yazılmamış şiirlerim 

Düşümde kaç hırsız çalardı seni benden

Kıskandırır sensizliğin göğüs kafesimi

Kerem gibi kül olurum, Aslı olup yakma beni 

 

Vuslatını kaç sürgün erteleyebilir, Destina

Kaç ölüm düşer içimin içine düşlerken seni

Kaç yalnızlık çığlığı deşer yüreğimi uçurumlarda

Kaç ağıt toparlayabilir beni sensizlik mahzeninden

Yunus değilim Destina, sana her geldiğimde 

Kaybolurum karanlığın tarifsiz koynunda 

 

Kızıl akşamın papatyası, gece içinde ürperen peri

Kül rengi bulutlar çöker duygularıma adınla

Destina, sabah ezanları yedi minareli tepelerde

Arşa yükselen dualarım seni resmetsin 

 

Destina, sevda busesi, gönül nefesi

Bir derdini bin dermana değişmediğim

Ey aşkın yanmadan yakan ateşi.

Van Gölü İncileri

SON DURAĞINDA

TÜLAY TOK

Aydınlığa yol olsun gökte yıldızlar

Umut güneş olup doğsun sabahlarına,

Kucaklasın seni toprak duayla

Avuçların açılsın vaktinde Hakk’a

Aşk’a yolculuğunun son durağında

 

Sırrına erenleri kuşatmış hüzün

Yükselir dualar arşı alaya

Temizle ruhunu, donat Rahmanca,

Cennet hayaliyle ay gibi pakla

Aşkın yolculuğu doğsun şafakla...

 

Elinde biriken dualarınla

Âminler yükselsin nurun ufkuna

Saadet bulsun sinen sükûtla,

Uyan gaflet uykusundan istiğfarla...

Aşkın yolculuğunun son durağında.

Van Gölü İncileri

YAVAŞ YAVAŞ 

SERHAT YILDIZ

Azrail başına geldiği zaman

Çekilir el ayak yavaş yavaş     

Mevla’m nasip etsin; imanlı ölümü

O vakit akar gözden sel yavaş yavaş

Yüksek uçan kuş düşmez mi sandın

Yaptıklarının terazisi kurulur bir gün

İnsanlara yaptıkların sorulur bir gün

Son nefeste döner mi dil yavaş yavaş

Hep nefsimize uyduk, tövbe etmedik

Bulduğumuzu yedik, şükür etmedik

Nihayet vaat edilen o vakte yetiştik

Terk ettik her şeyi yavaş yavaş

Musalla taşına koyacaklar bizi

Ilık su ile yıkacaklar bedenimizi

Yıkanır kirli bedenin yavaş yavaş

Kabrimizin başına diktiler taşı

Toprakla örtülü yastığa koyduk başı

Ölüm gelip çattığında; ne baba ne oğul 

Görünmez onların gözlerindeki yaşı

O vakit tanımaz kardeş kardeşi

 

Gidenler geri gelmez ey fani insan

Sen de bir gün gideceksin yavaş yavaş

Salan verildiğinde öldüğün duyulur

Eğer varsa bir de malın mülkün

Vakit kaybedilmeden paylaşılır 

Toplanır sahte dostlar yavaş yavaş...

Van Gölü İncileri

ALINTIYA İTHAFEN

EMRAH BULDU

"... Vurulmuşum

Dağların kuytuluk bir boğazında 

Vakitlerden bir sabah namazı 

Yatarım, kanlı, upuzun"

 

Gözlerim göğe bakar

Alnımda derin çizgiler 

Sargı olsa saracağım yaralarıma 

En önemlisi sevgilinin

Gönülde açtığı derin yaralar 

 

Vakitlerden bir vakit, hâlâ yerdeyim 

Sanrılar içindedir bedenim

Son secde için ne takat ne derman

Bir el uzansa kalkacağım

 

Kemerimde kanlı buz sarkıtları düşünüyorum

Ne güzeldi kışın dağlarda kaymaca

Bıraksam kendimi, bulurlar mı acaba

Içim acıyor, unutmuşum üşümeyi, ölmeyi 

Aklımda sadece bir kaç birşey var

Sen onlardan birisin

En önemlisi vesselam.

Bakmadan Geçme