MEVLÂNÂ GİBİ
DR. RESUL COŞKUN
Aydınlat gönülleri, dille Mevlânâ gibi,
Kusurları setreyle görme Mevlânâ gibi.
Güneş gibi fayda ver, sev de Mevlânâ gibi.
İkram et susuzlara çölde Mevlânâ gibi
Yalnız Hakk'a bende ol bağlan Mevlânâ gibi,
Kötülüğe engel ol sen de, Mevlânâ gibi.
Umutsuza umut ver! Yok etme ümitleri,
Çağır sen de tövbeye, dilde Mevlânâ gibi.
Kusursuz dost arama hoş gör Mevlânâ gibi,
Kırılmasın gönüller, setret Mevlânâ gibi,
Kılavuzluk et sen de, sapıtanlar yol bulsun,
Gelenler huzur bulsun sen de Mevlânâ gibi.
Mesnevi'den ders al da dön dur Mevlânâ gibi,
"Ne olursan ol gel!" de, sen de Mevlânâ gibi,
Muhibbi Resul olsun Hakk'a tabi olanlar,
Hak Resul’e tabi ol, sen de Mevlâna gibi.
T.C. Kültür Bakanlığı Halk Şairi
ÜMİT
ESMA GÜLAÇAR
Kelimleler kifayetsiz kalır ya bazı sözcükleri tanımlamada, duygu dünyanda onlarca anlam yükler, onlarca resim çizerken; dilinden onu betimlemeye, onu tarif etmeye yetecek cümleler çıkmaz.
Sen her an onu yaşar ve yaşatırken tarifi imkansız bir surete dönüştürüvermişsindir.
Çünkü sen onu bir cümleye sığdıramayacak kadar yaşamının dört bir yanına dağıtmışsın.
Sen onunla acılarından sıyrılır, küllerinden doğarsın.
Onunla yaralarını sarar onunla ayağa kalkarsın.
Onunla sen bir bahara uyanırsın.
Çetin bir kışın ardına gizlenmiş ölü bir toprağın yeniden dirilişi gibi.
Onunla sen yeniden başlamanın, başını kaldırıp doğan güneşe bakmanın, üşüyen yürekleri ısıtmanın, yeniden tebessüm edebilmenin adısın.
Sen onsuz bir harabesin.
Her geçen zaman tuğlaları yerinden oynayarak zayıf düşen, yıkılmaya mahkum bir harabe...
Bir sonbaharsın sen onsuz
Dalından düşer, rüzgarda savrulursun.
Rotasız, çaresiz ve yapayalnız...
Onsuzluğun pençesinde içine çektiğin nefesin hüzün, eşiğinden girdiğin hanen yalnızlık kokar.
Ruh ölümün gerçekleşir biyolojik yaşamın sürerken
Yaşayan bir ölü oluşun timsalisin artık onsuz.
Onsuz ne sevgiyi ne vefayı, ne de sadakati yaşatamazsın çünkü.
O acılarla sevinçlerin bir döngü halinde sergileneceği bu imtihan aleminin bir denge unsuru, bir güç kaynağıdır çünkü.
Onu hep yaşat
Ama onu tüketmeden, değersizleştirmeden, manasına layık bir biçimde yaşa ve yaşat.
Onu asla kaybetme
Çünkü onsuzluk yani ümitsizlik, karamsarlık bize yasaklanmıştır.
Yaradanına yürekten bağlı olanlar ondan ümidini asla kesmezler.
Sen de onunla ayağa kalk ve seni zayıflatan tüm herşeyi yenebilmek için mücadele et
NEYDİ O YOKLUĞUN
BÜLENT BAYSAL
Gizli bahçelerin, hep kör kuytularında sustum bak
Sorma, yıllar sonra sen öyle bakınca dilim sürçtü
Sensizdim, iklimsiz mevsimlerin dar ağaçlarında
Yaz, bahar görmedim, olmaz olsun neydi o yokluğun
Ben ki yasaklı şehirlerin loş sokak lambası
Bir yanım güz, bir yanım kıştı, anlamsızdı, sanma hoştu
Hep resimlerde görmüştüm baharı, yüreğim coştu
Bir düştün, sensizdim, kimsesizdim, neydi o yokluğun
Geceler düşer aklıma, derdin çapraz sorgusuydun
Karlı bir akşamda, bitimsiz bir aşkın öyküsüydün
Ah cancağızım, sen gideli hasretin türküsüydün
Sürgün yemiş gibi masallarda, neydi o yokluğun
Ört pas etme, yok, yok gidemezsin, bak neler var kışta
Duvarlara sen yazdım, izlerin var bastığın taşta
Rüzgarlara sor bak, döktüm yaprağımı, dallarım yasta
İçim yanar, sen gittin gideli, neydi o yokluğun.
GEÇMİŞE ÖZLEMLE
ZEYNEP UMUR
Bir kitap sayfasında gördüm yaşamı
Yıllanmış, toz tutmuş yaşı
Yıpranmış üstü başı
Mum ışığında azığı, aşı
Çevrildikçe bir bir yaprakları
Döküldü gözümden mazinin yaşı
Film şeritleri aldı başı
Başladı ömrümün anısı
Sedirde otantik, al bir desen
Yerdeki kilimin ömrü seksen
Kopardın benden bir parça sen
Nasıl acıdı yüreğim bir bilsen.
GÜLARA
BEDİH YÜCE
Mahzenine kilitledi beni zifir gözlerin
Gün hüzünlü, mısralar sevdalı, ben gülistan
Arzuladığım bir Gülara...
Ve Gülara sende kaldı güllerim...
Sense bihaber, geçen günlerden
Semazen misali çevrelerdin bedenimi
Yıldızları içine işleyen gece gibi
Hayır.. Belki de kanıma işledin kendini
Bundan mıdır ki acep
Ne kendimi bilirim ne derdimi
Gülara…
Hangi gecenin ışığı süzülür gözlerinden?
Bakışların hangi vuslat gecesinden?
Bakışların diyorum, Gülara
Yaktı beni içte içe bu nara
Üşenmeden gönlümde tahayyül edeceğim
Sevdamı hangi kelimeyle telaffuz edeyim
Beni sevmedin, söylesene neyleyim
Bunu kalbime nasıl tercüme edeyim
Hangi âşık hangi maşuk ne der, ne diyeyim
Meçhul cevaplar yayılıyor
Arzuladığım gözlerden
Bu gece ruhum ağlıyor
Çömelmiş sana, yaralıdır derinden
Bana da bağışlamaz mısın
Bir tutam sevginden?
Halim nice oldu, ürküyorum
Sensiz geçen günlerden
Ve Gülara biliyorum,
Ay ışığı kadar uzaksın gündüzleri
Ve geceleri güneş ışığı kadar uzak
Sen hep sen yine de sen...
Sen Gülara, sen.
VEFASIZ
ŞÜKRAN ŞİMŞEK AKADUR
Hayali karşımda gözüm yolunda
Beklerim vefasız gelmez bir türlü
Suskun gönül sazı mızrap elinde
Çalmadı vefasız çalmaz bir türlü
Gurbet kuşu bildir yâre halimi
Düşüyorum kimse tutmaz elimi
Şu zalim ayrılık büktü belimi
Bilmedi vefasız bilmez bir türlü
Diyar diyar gezdim narına yandım
Aldığım nefeste adını andım
Merhamet dileyip dalına kondum
Görmedi vefasız görmez bir türlü
Sabrede sabrede kırıldı küpüm
Her gün idam yedim boynumda ipim
Tükendi umudum kapandı kapım
Duymadı vefasız duymaz bir türlü
Üşüyen gönlüme karlar yağdırdı
Kısacık ömrüme neler sığdırdı
Halden anlamaza boyun eğdirdi
Sarmadı vefasız sarmaz bir türlü.
NE OLURSUN
HASAN KAMBAY
Düşerim firak nârına
Gitme sakın ne olursun
Uçurumun kenarına,
İtme sakın ne olursun!
Ruhumda bestem, sesimsin
Canımda can kafesimsin
Yaşamaya nefesimsin,
Bitme sakın ne olursun!
Müptelâm; kana karışan
Sevdamsın içimden taşan
Beni derbeder perişan,
Etme sakın ne olursun!
BİN BAKIŞLI BİR YÜREKTİR ÖĞRETMEN
HALE ABDRABBO
Bir insanın hayatına dokunmak bazen bir kelimeyle, bazen de bir gülümsemeyle başlar. Bu dokunuşun en anlamlı hâlini yaşatanlardır öğretmenler. Onlar sadece bilgi veren kişiler değildir; bir ülkenin geleceğini şekillendiren, kalplere umut eken ve yollara ışık tutan gizli kahramanlardır.
Her sabah sınıfa girerken aslında o kapıdan geleceğe adım atarlar. O sınıf, bir ülkenin yarınlarını taşıyan çocukların yuvasıdır.Bir öğretmen, her öğrencide bir cevher görür; kimi zaman sessiz bir öğrencinin yeteneğini fark eder, kimi zaman umudunu yitirmiş bir kalbe yeniden inanç kazandırır. Her biri, öğrencisinin hikâyesinde sessiz bir kahraman olur.
Öğretmenlik sabır ister, yürek ister, inanç ister. Kimi zaman tebeşir tozlarının arasında, kimi zaman zor şartlar içinde ama her zaman büyük bir sevgiyle çalışırlar. Belki adları manşetlerde geçmez, alkışlar onlara yönelmez ama onların başarısı, yıllar sonra bir öğrencinin “Ben başardım!” dediği anda ortaya çıkar.
Bir öğretmen, bir öğrenciye sadece kalem tutmayı değil; o kalemle yüreğini ufka bağlayan sonsuzluk çizgisini çizmeyi öğretir. Yanlış yazıldığında sabırla düzeltir öğrencisini; düştüğünde gönlünden tutup kaldırır, sustuğunda gözlerine yol bulup gülüşüyle akar oraya ve sonsuz bir ışık huzmesi olur. İşte bu yüzden öğretmenlik, bir meslek değil; bir gönül yolculuğudur.
Bugün biz düşünebiliyorsak, okuyabiliyorsak, yazabiliyorsak; bunu bir öğretmenin emeğine borçluyuz şüphesiz. Çünkü onların her cümlesi, bir ülkenin temelini yükseltir. Bir toplumun gerçek gücü, sınıflarda yetişen bilinçli ve vicdanlı insanlardadır.
24 Kasım Öğretmenler Günü sadece bir kutlama değil; bir minnet günüdür, vefayı yüreklere nakşetme günüdür aynı zamanda. Çünkü öğretmen, her bir öğrencisinin kalbinde bir iz bırakmıştır zaten.Zaman geçse de o iz silinmez; bir sözüyle, bir gülüşüyle, bir anısıyla hep yaşar orada.
Bir öğretmen bilgiyle değil, sevgiyle öğretir aslında; öğretecek her bir harfi, her bir kelimeyi. Bir ülkenin geleceğini kalemle değil, yürekle çizen, göğe yakışan gökkuşağıdır.
Ve o yüreklerin adı, her zaman öğretmen olarak kalır. Her zaman yol üstünde, aydınlatmaya tutulmuş bir ışık vardır, adı öğretmen olan. Işığı hiç sönmeyen, her nesli aydınlatan o kutsal insanlar… Ben de onların ışığıyla büyüyen bir öğrenci olarak, tüm öğretmenlerime gönülden teşekkür ediyorum.
Hacı Mehmet Kalay Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi
VARLIĞIYLA YOKLUĞU ARASINDA
RUA İSA
Baba var evde, sesi duvarda yankı
Gölgesi geçer ama düşmez sıcaklık
Bir sandalye hep dolu sofrada
Eksik olan ise hep o bakış, o sarılma
Omzunda dünyayı taşısa da sessiz
Bir kelime etmez, yüreği hissiz
“Baba!” derim ama sanki uzakta
Uzaklarda izi, yabancıdır yanımda
Elini tutmuşum çocukken sıkıca
Şimdi elleri cebinde, yüreği taşça
Baba var, nefesi duyulur derinden
Neredesin baba, ruhun uzak yerlerden
Bir çocuğun kalbinde üç ayrı baba
Biri canlı, biri hayal, biri sessizce dua
Varsın ama yoksun gölgelerde yaşıyorum
Duamdır, yakınımda gerçeği olsun diye.
