Köşe Yazıları Haber Girişi: 02.04.2022 - 09:22, Güncelleme: 02.04.2022 - 09:22

Van Gölü İncileri

 

Van Gölü İncileri

Van Gölü İncileri
GÜZEL VAN ADNAN ÖZKAN Gelmediysen, görmediysen gel hele Neredeymiş, neresiymiş bil hele Kalesini, ovasını gör hele İlhamını o'ndan almış güzel Van   Hep güneşli yazı-kışı dinlemez Gelip o'nu görmeyenler bilemez Güzellikte başka il'e benzemez İlhamını o'ndan almış güzel Van   İlçeleri birbirinden güzeldir Hele Erciş güzellikte özeldir Gevaş desen güzelliği ezeldir İlhamını ondan almış güzel Van   Edremit'in çarşısına var hele Selam verip Van Gölü’nü sar hele Artos Dağı başlarında kar hele İlhamını o'ndan almış güzel Van   Akdamar'ın destanını gel oku Gürpınar'da desen desen çul doku Dağlarında kekik, sümbül, mis koku İlhamını o'ndan almış güzel Van   Erek Dağı kartalların otağı Özalp dersen koyun-kuzu yatağı Ne güzeldir Bahçesaray, Çatak’ı İlhamını o'ndan almış güzel Van   Bardakçıdan beri Zeve dur! hele Bura şehit yatağıdır bil hele Ruhlarına bir Fatiha ver hele İlhamını o'ndan almış güzel Van   Mollakasım meyve- üzüm bağları Kurubaş’ın cacık, tereyağları İhya eder hastaları, sağları İlhamını o'ndan almış güzel Van   Bahçıvan’ı, Ğarabas’ı, Erek’i Çavuşbaşı belkemiği, direği İskele ‘de atar Van'ın yüreği İlhamını o'ndan almış güzel Van...   DÜNYA BOŞ NURAN DEMİRHAN Dünya yalan her şey boş bulutlar avare, havai dolaşırlar yağmur yağmaz çünkü ağaçların içleri boş   Gelen giden hayal kurar, herkes kendine medet arar işi zordur, kör şeytana uyan önünde sonunda bu yalan dünya   Dünya boş, yalana riyaya uyma ne incin, ne incit canları yakma hiç kimse için kafanı yorma var gücünle çalışsan da dünya boş   Mal mülk para ile nispet edenler en sonunda toprak olup giderler inanmazsan dönde arkana bak var gücünle çalışsan da dünya yalan, dünya boş   Gördüm ki bu dünya boş imiş baharın sonu yaz imiş yaz gelmiş, güz bitmiş kışlar yine çetin geçmiş dünya yalan, dünya boş   Her şey fani her şey yalan menfaat uğruna sattı insanları, gitti yoluna,gelen giden hayal kırıklığı dost bildiklerin yavaş yavaş gitti gitti yoluna dünya yalan dünya boş.   GÖNLÜMÜN EFENDİSİ ÖZNUR BALABAN Umutsuz...hırpani...divane...meczup Mağrur yüreğim yalnız ona mağlup Zira mahfuz şafakta...gizli... şua... Dilimden düşmeyen en güzel dua O Gittiğim yolun tek menzilidir...   Yokluğun ufkunda beliren serap Mahşersiz cehennemin kendisidir Vahası olmayan kör duraklarda Yolluksuz katıksız divane seyyah... O Seyyah gönlümün tek sahibidir...   Nefesin içime kaçmış bir hayat Ben o olmadan yaşayamam heyhat Gel tut elimi olmayalım bedbaht Yüreğim saray hem kurulduğun taht O Sultan gönlümün efendisidir...   Ber’â bekliyorken berd’e tutuldum Murâd umuyorken derde tutuldum Turkuaz masaldım zerd’e tutuldum Menbaim fânidir...ahvalim berbat.. O Mecnun gönlümün efendisidir...   Bir yanım şahindir bir yanım ökse Yüksünmem yaş olup gözümden aksa Takdir kafesimden canımı çekse Dünya bir olsa da gözüme baksa O Şahin gönlümün efendisidir...   Bin kez can bulurum lûtfuyla gelse Hazelim Semadan zülfünü dökse Nasıl çok sevdim onu ah bir bilse Pençelerin sunup kalbimi sökse O Arslan gönlümün efendisidir...   Gönül...dert vermiyor bir fasıla da Merâmın gurbette... kendin sılada Hiç adın geçmez mi hoş bir dilâda İşte o gamzenin tek handesidir... O şarkı gönlümün son bestesidir... O Şair gönlümün efendisidir... ŞÜKÜRLER BİTMEDİ LAL DİLİMDEN VEDAT YARIŞAN Dur hiç zahmet etme gel demlen gönlümde dizlerine serilir ikramım, öylece kal heybemde   Daha şükürler bitmedi dilimden varlığınla bir elhamdulillah   Oysa günahkardım her sabah sırtımda yılların yükü lal dilimden hiç eksilmedi dua   ESKİ VAN’DA RAMAZANLAR ÜMİT KAYA ÇELEBİ  ‘Ramazan geldi dayandı Camiler nura boyandı Top atıldı, kandil yandı Kalbimiz ona inandı.’  Bilindiği üzere ramazan ayı, Müslümanlar için kutsal bir aydır, bu aydınlık, huzur dolu günlere On Bir Ayın Sultanı diyenler vardır. Bu mübarek ayda oruç tutmak, ibadet etmek, özellikle bu günlerde fakirlere, düşkünlere yardım etmek halkımızın arasında maddi ve manevi açıdan her zaman çok büyük önem arz etmiştir.  Ramazan günlerinde Van’da camiler dolup, taşar. Teravih namazlarıyla okunan ilâhiler, söylenen maniler, namazdan sonra evlerde geç vakitlere kadar yapılan eğlenceler, yapılan sohbetler birlik ve beraberliğimizin oluşmasında bir başka güzellik taşırdı. Ramazan ayı için her zaman bolluk ve bereket adı denilmiş ve halk arasında ‘Ramazan bereketiyle gelir’ denilmiştir. Ramazanın gelişi insanlara ayrı bir heyecan getirir ve insanlar izzet-i ikramdan asla korkmazlar yerler, yedirirler, fakirleri, muhtaçları, yetimleri, öksüzleri de unutmazlardı. Bunu düşünerek şöyle derlerdi: ‘Hamd eyle daim Yezdan’a Gark etti bizi ihsana On bir aydır hasret idik Şükür erdik ramazana.’ Yaşlılarımız ramazan ayı gelende: Ramazan fikir, zikir şükür ayıdır’ derlerdi. O eski 11 mahalleli tertemiz pırıl pırıl sokakların, toprak evlerin yer aldığı Van’da herkes ramazanı karşılamanın heyecanını taşırdı. Özellikle kadınlar Ramazan girmeden evdeki gerekli temizlikleri yapar ve tertemiz bir şekilde ramazanı karşılamak isterlerdi. Bu nedenle halılar silkelenerek şiritlere (iplere) asılır ve iyicen tozu alınırdı. Tek katlı veya iki katlı evler kireç alınarak bir güzelce badana yapılır ve evler mis gibi kokardı. Evlerin içi tabanı tahta olduğu için tahta fırçası ile silinir, tavanların örümcekleri alınır, camlar silinir ev dört dörtlük bir temizlikle ramazana hazır olurdu. Van’da yokluk ve sıkıntının had safhada olduğu o yıllarda şimdiki gibi her şey bulunmaz ve bulunsa bile alınamazdı. Onun için herkes imkânı nispetinde ramazanı idrak ederdi. Ramazanda sahurlar ayrı bir heyecandı biz çocuklar için. Ramazanın dini manada önemini bilemediğimizden bizde o manevi rüzgâra kapılıp giderdik. Yatağa girmeden annemize, babamıza yalvarırdık ne olur beni de sahura kaldır diye. Kaldırmadıkları zaman kızar küserdik niye sahura kaldırmadın diye. Sahura nasıl kalkardınız diyeceksiniz değil mi? Sahura bizi ilk çocukluk yıllarımızda Defçi Fethi kaldırırdı. Elinde defi ile sokak sokak gezer herkesi sahura kaldırırdı.  Burada şunu söyleyeyim. Defçi Fethi gezdiği zaman evdekilerin uyanıp uyanmadığına bakar eğer lambalar yanmamış ise cama yaklaşır ve ev sahibinin ismini söyleyerek onun kalktığından emin olmadan o evin önünden geçip gitmezdi.  Mesele laf olsun diye şimdikiler gibi bahşiş toplamak değildi. Bahşiş işin önemsiz bir tarafıydı çünkü dese demese bayram günü herkes kendine yakışır şekilde onunda hakkını öderdi. Ramazan davulcusu 80’li yıllardan sonra Van’da tebelleş oldu. O yıllara kadar hep def veya darbuka ile sahura kalktık. Defçilerde mani falan bilmezlerdi öbür taraflarda olduğu gibi. Yalnız kalkın sahura derlerdi hepsi o kadar. Sahura kalkmanın bir diğer yolu da saati kurup o saatte kalkmaktı. O yıllarda Serkisof, Zenit, Nacar gibi zemberekli saatler vardı. Saat kurularak o saatte kalkılırdı. Sahura kalkıldığı zaman uykulu mahmur gözlerle herkes bakır sininin etrafına kümelenir ancak nedense hep kaşıklar üzüm hoşafına dalardı. Biz çocuklar için en önemlisi sahurda hoşaftı. Ama büyükler oruç tutacakları için yapılan, gavut, murtuğa iyi tutar diye bunlar genelde en çok yenilenlerdi. O yıllarda şimdiki gibi tahin pekmez pek sahur sofrasında bulunmazdı. Sahurda bir yandan yemek yenirken beri tarafta çay hazırlanır ve çaylarda içildikten sonra biz çocuklar yatağa atlarken büyükler abdest alır ve sabah ezanını bekler ve sabah namazını eda ettikten sonra da onlarda yatarlardı. Van’da o yıllarda hemen hemen herkesin tandır evi olduğu için herkes kendi ekmeğini kendisi yapar taze taze mis gibi lavaş, taptapa, çörek ramazanda iftar sofrasına ayrı bir güzellik katardı. O zamanlar biz somun ekmeğe her tarafta olduğu gibi ‘Francala’ derdik ve ekmek bin gramdı. Fırından ekmek almağa gidenlerin büyükçe mendilleri vardı ve o mendilin içine aldıkları ekmekleri alıp bastonun ucuna takar eve gelirlerdi. O da ayrı bir güzel ve ilginç görüntüydü. Zaten o yıllarda bir şey alınırken ya sepete bırakılır veya daha sonraları fileye bırakılırdı. Fırınlarımız sayılıydı ve bu fırınların çoğu da Karadenizli hemşerilerimiz e aitti. Bu fırınların çoğu tarihe karıştı Tek kalan Numune Fırını. Diğer Fırınlar Erzurum Fırını, Cumhuriyet Fırını, Halk Fırını, Şişkonun fırınıydı. Vanlı hemşerimiz İbrahim Talay ise pide ekmek ve çörek çıkarıyordu. Ramazanda iftarda sıcak pide de çok güzel oluyordu. Gündüz evdeki hanımlar durumlarına göre akşam iftar için kurdukları ocak ve gaz ocağında iftar yemeklerini hazırlarlardı. Mesela bir iftar yemeğinde en başta şehriye çorbası en başta gelirdi. Bunun yanı sıra yanında kuru fasulye, sedri pirinciyle yapılan bir pirinç pilavı da iyi giderdi. Kaşık tatlısı da yemeğin sonunda makbule geçerdi. İftar sofrası hazırlanırken gözler caminin şerefesinde yanacak ışıklarda, kulaklar ilk önce okunacak ezanda veya ramazan topunda olurdu. Artık hangisi önce duyulsa hemen oruç açılırdı. Bizim evimiz Küçük Camiye çok yakın olduğu için hep gözümüz ve kulağımız orada olurdu. Van’da Ramazan topu her yıl atılırdı. Daha sonraları bu güzel gelenekte ortadan kalktı. Ezen okunur okunmaz oruç tutanlar ya su ile veya zeytin tanesi ile oruçlarını açarlardı. Zaten biz Vanlılar zeytini sadece ramazan aylarında soframıza getirirdik. O yıllarda hem yokluktan hem de otlu peynir alışkanlığında zeytini fazla önemsemezdik. Van cacığı, otlu peynir bu günkü gibi bizim vazgeçilmezlerdendi. İftarı besmeleyle açıp Elhamdülillah la kapattıktan sonra Büyükler kalkar akşam namazını kılarlardı. Ondan sonra dedemiz, babamız 8’lik tütünlerden bir sigara sarıp keyifle tüttürürlerdi. Onun arkasından sırada semaverden demli çaylar yudumlandıktan sonra yavaş yavaş küçük cami veya büyük camiye doğru yol alınırdı. Biz teravih namazlarını genelde küçük camide kılardık. Hafız Hamdi Atak’ta zaten bizim mahallede otururdu.  Teravih namazını kılarken ha bire yer değiştirir, bazen kıkır kıkır gülerken büyükler uyarır ama yinede büyükler bizi kırmazlardı. Maksat çocukların ayağı camiye alışsın. Böylece teravih namazı bittikten sonra büyükler kahvelere veya tanıdıklarına gider çay faslı, sohbetten sonra evlerine dönerlerdi. Tabi bu arada esnafta işine gider gece bir vakte kadar çalışırdı. Özellikle eskiden takım elbise diktirmek bir moda olduğu için terzilerin işi bayram sabahına kadar sürerdi. Konfeksiyonun daha tam Van’a hâkim olmadığı o yıllarda büyük, küçük herkes mutlaka birkaç senede bir takım elbise kestirirdi. Bu elbiseler genelde hep bayrama hazır olurdu. Ayrıca ramazan geceleri genelde geç saatlere kadar açık olurdu. Bu arada biz küçüklerde orucun dini manada ne olduğunu bilmezdik ama meraktan oruç tutmak isterdik. Bezende biz çocuklar oruca alışalım diye sabahları bir şey yememize müsaade etmez ha bire oyalarlardı. Nereye kadar dayanırsak ondan sonra bakarlardı ki çocukcağız artık açlığa dayanamıyor ondan sonra yemek verirlerdi. Bu arada maksat çocuğun açlığa tahammülü ölçülürdü. Bazen annemiz veya babamız sırtlarına alıp gezdirirlerdi orucu daha uzun süre sürdürebilmemiz adına. İşte bir vakte kadar niyetsiz tutulan bu çocuk orucuna da ‘Tabak Orucu’ denirdi. Ramazanın Kur’an ayı olması itibariyle erkekler gündüz camilerde cüz dinlerlerdi. Bu arada evdeki hanımlarda o zamanlar şimdiki böyle bol Kur’an bile yoktu. Kaset, CD vs. gibi şeylerde zaten yoktu. Kadınlarda hep evlerinde olmaları hasebiyle Ramazan Ayında Siirt’ten çoğu genç olmak üzere hafızlar gelirdi ve bu hafızlar bir miktar para veya hediye karşılığında istenilen evlerde her gün bir cüz okurlardı. Ve bu hatimde arife günü bağışlanırdı.  Evde hafız okutmaya herkesin gücü yetmezdi gücü yetmeyenlerinde hafız tutanlar evlerine çağırır gidenlerde o ev sahibinin hayrına 30 gün cüz dinler ve hatim bağışlarlardı. Onlarda imkânları nispetinde ufak hediyeler getirerek hafız efendiyle helalleşirlerdi. Kadın olsun erkek olsun mahallede, sokakta akrabadan öte bir dayanışma sergilenirdi. Van’da geçmişe dönüp baktığımızda geceleri Karagöz-Hacivat, orta oyunları, meddah gibi oyunlar yoktu. Tesadüfen bir müzik veya tiyatro kumpanyası şehrinize uğramışsa imkânınızda varsa gidip seyrederdiniz. Ramazana has olmasa bile eğer mevsim yaz ise şimdiki merkez bankasının bulunduğu yerde bulunan yerde sahne kurulur ve sizde imkânınız varsa gelen sanatçıları dinlerdiniz. Veyahut ailece şehir parkına giderek orada biraz zaman geçirebilirdiniz. Ramazan eğlenceleri yönünden maalesef geçmiş yıllarda Van çok fakirdi. Ramazan bize nur oldu Kalbimize sürûr oldu Aç gözün hab-ı gafletten Begim vakit seher oldu.   Şekerim var ezilecek Tülbentten süzülecek Ver bahşişimi gideyim Çok yerim var gezilecek    Besmeleyle çıktık yola Selam verdik sağa, sola Ey benim aziz efendim Ramazan- Şerif hayrola   Davulumun sesi kaba Emeklerim oldu heba Bahşişimi hazırlayın İşte geldi bekçi baba.   Dilden keser zail ola Zevk-ü sefa kâmil ola Efendim de devlet ile Maksuduna nail ola.   Küsler gelir barışır Sevgi olur sitemler Mümin nura karışır Kalkar bütün elemler.   Kalenin ardı pınar Elimi soksam donar Orucu tutamazsın Yüreğim ona yanar.   Okudum yazar oldum Avare gezer oldum Her gün börek istiyor Nefsime kızar oldum.   Rabbimin melekleri Geziyor felekleri Bu ay ikram edenin Zay olmaz emekleri   Sofrada fakir olsun Tabağı çukur olsun Karnı doyduktan sonra Duayı okur olsun   Asalet kanda olur Her şey imanda olur Kefenin kıymeti yok Fazilet tende olur   Bir elma beş olsaydı Armutla eş olsaydı İftarda hurma yemek Bize nasip olsaydı.   Tavşana kurdum pusu Gelir yahni kokusu İftarda az yemeli Sahurda çok doğrusu   İftar vakti oldu mu? Ayran tasa doldu mu? Yanındaki fakire Yemek veren oldu mu?   Melekler yere iner Arza bir huzur siner Kadir gecesi Allah Mü’mine rahmet diler   Bayram geldi neş’emize Düğün dernek köşemize Aman dostlar barışalım Şeytan gitsin peşimizden.   BİR ANI, BİN AH HAMİDE DONMUŞ Birlik İş Adamları Platformu’nun davetine icabet etmek gerekirdi. Gerekli yolculuk işlemlerini tamamlayarak ticari taksiyle Van havalimanına geçmeyi tercih ettim. Çünkü uçuş saatine yetişmeyebilirdim. 2 saat sonra İstanbul Sabiha Gökçen limanına ulaştım. Valizimin bir bölümünde Van ilimize ait lavaş ekmeği, otlu peyniri, ilimizin kahvaltı sofralarında eksik olmayan tahinli, peynirli, cevizli, çörekler bir kaç kilo da uçkun vardı.  Dostlarıma eli boş gidilmezdi ki, diyerek birkaç parça hediyelik aldım. Haliyle valiz ağırdı. Tekerleklide olsa taşımak benim gibi Halluks Valgus ameliyatı geçiren her iki ayak parmaklarında platin olan biri için taşımak güç ve eziyetti. Valizimi sürükleye sürükleye çıkış kapısına doğru ilerledim.  Hemen dışarıda sarı renkli sevimli ticari taksitlere doğru yöneldim. Valizimin ağır olduğunu anlayan taksi şoförü koşarak "Buyur annem." diye seslendi. Valizimi taksinin bagajına yerleştirdi verdiğim adrese beni selametle bıraktı. Tabii taksi şoförü şivemden doğulu olduğumu anlamış ki dayanamayarak "Ablam, annem Van’dan mı geliyorsun?” diyerek bana ilk sorusunu yöneltti. “Elhamdülillah Van’dan… Vanlıyım kardeşim." dedim. Seyahat boyunca Van'da 1999'da yaptığı askerlik anılarını Van halkının misafirperverliğini, tandır ekmeğini, hâlâ tadı damağında kalan mende, siyabu, dağ kekikli naneli kuzu etli zengin ve acayip lezzetli keledoş yemeğini helise ve ayran aşı çorbasını överek anlattı. O anlattıkça ben gurur duydum.  Van’a bir kez daha âşık oldum. "Ahhh canım Van, vatanım Van, cennetim Van diye yüreğimden mırıldandım." Van Gölünde gerçekten canavar olup olmadığını sordu. Cevap verecektim ki verilen adrese geldiğimi fark ettim. Kısa bir cevapla  " Taşını, toprağını yemeğini suyunu havasını misafirperver insanını onca övgü ile söz ettin.  Bu özel ve güzel olan Van’da sence canavar olur mu kardeşim." dedim. "Olmaz ablam, olmaz." demesinin ardından adrese yöneldim. Yerleştim… Neslihan arkadaşımla çay kahve derken uyumuşum. Yorgunluğun etkisiyle sabah geç uyandım. Hemen en yakın taksiciyi aradım. Toplantıya geç kalmıştım. İstanbul Tuzla’dan Kartal’a geçmem gerektiğini söyleyince taksi şoförü, merak etme abla, dedi. Taksiye bindim. Toplantıya yetiştim. Toplantı sonrası hızlı trenle Ankara’ya gitmem gerekiyordu. Arkadaşlardan biri atla taksiye 15-20 dakika sonra hızlı tren garına varırsın demesi üzerine tekrar taksiye bindim. Hızlı trene yetiştim. Bir kaç saat sonra vardım başkent Ankara’ya. Hızlı tren garından gözlerime sarı siyah renkli üzerinde ticari taksi yazılı araçlar ilişti. "Kızılay’a gideceğim." dedim. Taksici "Abla boşuna fazla ücret verme az ilerde servis geçiyor. Bekle gelir." dedi.  Evet, servise bindim.  Otele yerleştim. Yorgun bedenimle düşünmeye başladım. Toplantıya yetişmek için taksi, acil hasta için taksi, uçağa binmek için taksi, düğün ve nişan töreni için taksi, yolda kaza yapanlara yardımcı olabilmek için taksi, cenaze töreni için taksi, otogara gitmek için taksi, gecenin herhangi bir saatinde ihtiyaç halinde taksi, söz verip sözünde durmak için taksi, dakik bir insan olabilmek için taksi, kadın doğum için taksi... Taksiler hayatımızın merkezi olmuş. Her adımda taksi hızlı ve güvenilir seyahat için taksi. Oysa günlük hayatımızda hiç eksik olmayan taksicilerin pandemi sürecinde zor anlar yaşadığını kovid hastalarını bir ambulans gibi nasıl taşıdıklarını düşünmüyoruz. Bir de çoğu Covid-19 yasaklarından dolayı alışamamış çalışmadığı gibi birde esnaflara verilen hibelerden de faydalanmamıştır. Tüm zor anlatımızda Hızır misali bizlere yetişen taksici kardeşlerime selam olsun. Sizlerin hakkı ödenmez. Görevini kötüye kullananlara da Rabbim hidayet etsin.   TABİP MEHMET AKÇAY Elin vurma sen yarama Birak canım alsın tabip Üfürme hiç göz cirama Değme yanık kalsın tabip   Değişmez insanın huyu Gözler görmez duymaz duyu Canım istesede suyu Verme gülşen solsun tabip   Göz açamam başım döner Sızı bedenime iner Açık yaram durmaz kanar Sarma çilem dolsun tabip   Yaram derin emek verme Göz atıp sırrını görme Kendin yorup neşter vurma Kesme olan olsun tabip   Çalariyım yedim bakla Sağlık terse artı takla Yoğun bakıma al sakla Koyma yarım gelsin tabip.   AK GÜVERCİN AYŞE KARADAĞ Ak güvercinler salsam evrene kaç yazar Kanatlarında nasıl amaç saçılmadıkça Bilmem hangi ülke atmacalarının Boz çatılarda tünediğini göremedikçe Şehitler gaziler arkasız evlerin çocuğu Ak güvercinle boyasam haritaları Ne çıkar…   Testere dişli celladın ağzında yaşamlar İzleri görünür tabutların üstünde Ölüm marşları da yoktur üstelik Suçluları tutuklanmış yürekler Beyninden köreltilenler var arada…   Ak güvercine boğsam gökyüzünü Korkarım avlanırlar havada Düşünen beyinler mi dediniz Satılmış bir kısmı Kalanların sıfırlanmış değeri Ederi yokson kalanlarkabala.   Ben her gün inadına inançla Güvercinler besliyorum yarınlara Koca adamların yüzüstü bıraktığı Kararsız çatılara…   BENİM ADIM VAN FAYSAL DEMİR Şehr-i Van demişler adıma evvelden, sular akmış dört yanımdan benim bir yanım mavidenmiş, masmavi bir yanım yeşiller içinde   Sularda yükselen çığlığa Ahtamara yankılanan ezgiye Siyabend denilmiş aşklar ah ile sonlanırken bu diyarda göllerin sevdalıların gözyaşlarından geldiği inanılırmış ey Van   Ondandır sularının berrak oluşu kendine has maviye kardeş olması umuda hep gebe kalışı, ondandır   Kaleler burçlar dikilmiş gönlünde krallar taht kurmuş dört bir yanında "dünyada van ahirette iman" düsturuyla nefes alınmış hem bağında hem dağında   İpekler serilmiş yollarına, ey Van bağların, bahçelerin meyveye durmuş Hasan Sabbah’ın hayalini süsleyeninden   Evvelden alırmış peynirin kokusunu tandır sıcağı, balık bereketi, kedi gözü adına Mezopotamya demişler, Anadolu adına vatan demişler ey Şehr-i Van.
Van Gölü İncileri

GÜZEL VAN

ADNAN ÖZKAN

Gelmediysen, görmediysen gel hele

Neredeymiş, neresiymiş bil hele

Kalesini, ovasını gör hele

İlhamını o'ndan almış güzel Van

 

Hep güneşli yazı-kışı dinlemez

Gelip o'nu görmeyenler bilemez

Güzellikte başka il'e benzemez

İlhamını o'ndan almış güzel Van

 

İlçeleri birbirinden güzeldir

Hele Erciş güzellikte özeldir

Gevaş desen güzelliği ezeldir

İlhamını ondan almış güzel Van

 

Edremit'in çarşısına var hele

Selam verip Van Gölü’nü sar hele

Artos Dağı başlarında kar hele

İlhamını o'ndan almış güzel Van

 

Akdamar'ın destanını gel oku

Gürpınar'da desen desen çul doku

Dağlarında kekik, sümbül, mis koku

İlhamını o'ndan almış güzel Van

 

Erek Dağı kartalların otağı

Özalp dersen koyun-kuzu yatağı

Ne güzeldir Bahçesaray, Çatak’ı

İlhamını o'ndan almış güzel Van

 

Bardakçıdan beri Zeve dur! hele

Bura şehit yatağıdır bil hele

Ruhlarına bir Fatiha ver hele

İlhamını o'ndan almış güzel Van

 

Mollakasım meyve- üzüm bağları

Kurubaş’ın cacık, tereyağları

İhya eder hastaları, sağları

İlhamını o'ndan almış güzel Van

 

Bahçıvan’ı, Ğarabas’ı, Erek’i

Çavuşbaşı belkemiği, direği

İskele ‘de atar Van'ın yüreği

İlhamını o'ndan almış güzel Van...

 

DÜNYA BOŞ

NURAN DEMİRHAN

Dünya yalan her şey boş

bulutlar avare, havai dolaşırlar

yağmur yağmaz

çünkü ağaçların içleri boş

 

Gelen giden hayal kurar,

herkes kendine medet arar

işi zordur, kör şeytana uyan

önünde sonunda bu yalan dünya

 

Dünya boş, yalana riyaya uyma

ne incin, ne incit canları yakma

hiç kimse için kafanı yorma

var gücünle çalışsan da dünya boş

 

Mal mülk para ile nispet edenler

en sonunda toprak olup giderler

inanmazsan dönde arkana bak

var gücünle çalışsan da

dünya yalan, dünya boş

 

Gördüm ki bu dünya boş imiş

baharın sonu yaz imiş

yaz gelmiş, güz bitmiş

kışlar yine çetin geçmiş

dünya yalan, dünya boş

 

Her şey fani her şey yalan

menfaat uğruna sattı insanları,

gitti yoluna,gelen giden hayal kırıklığı

dost bildiklerin yavaş yavaş gitti gitti yoluna

dünya yalan dünya boş.

 

GÖNLÜMÜN EFENDİSİ

ÖZNUR BALABAN

Umutsuz...hırpani...divane...meczup

Mağrur yüreğim yalnız ona mağlup

Zira mahfuz şafakta...gizli... şua...

Dilimden düşmeyen en güzel dua

O Gittiğim yolun tek menzilidir...

 

Yokluğun ufkunda beliren serap

Mahşersiz cehennemin kendisidir

Vahası olmayan kör duraklarda

Yolluksuz katıksız divane seyyah...

O Seyyah gönlümün tek sahibidir...

 

Nefesin içime kaçmış bir hayat

Ben o olmadan yaşayamam heyhat

Gel tut elimi olmayalım bedbaht

Yüreğim saray hem kurulduğun taht

O Sultan gönlümün efendisidir...

 

Ber’â bekliyorken berd’e tutuldum

Murâd umuyorken derde tutuldum

Turkuaz masaldım zerd’e tutuldum

Menbaim fânidir...ahvalim berbat..

O Mecnun gönlümün efendisidir...

 

Bir yanım şahindir bir yanım ökse

Yüksünmem yaş olup gözümden aksa

Takdir kafesimden canımı çekse

Dünya bir olsa da gözüme baksa

O Şahin gönlümün efendisidir...

 

Bin kez can bulurum lûtfuyla gelse

Hazelim Semadan zülfünü dökse

Nasıl çok sevdim onu ah bir bilse

Pençelerin sunup kalbimi sökse

O Arslan gönlümün efendisidir...

 

Gönül...dert vermiyor bir fasıla da

Merâmın gurbette... kendin sılada

Hiç adın geçmez mi hoş bir dilâda

İşte o gamzenin tek handesidir...

O şarkı gönlümün son bestesidir...

O Şair gönlümün efendisidir...

ŞÜKÜRLER BİTMEDİ LAL DİLİMDEN

VEDAT YARIŞAN

Dur

hiç zahmet etme

gel demlen gönlümde

dizlerine serilir ikramım,

öylece kal heybemde

 

Daha

şükürler bitmedi dilimden

varlığınla

bir elhamdulillah

 

Oysa

günahkardım her sabah

sırtımda yılların yükü

lal dilimden

hiç eksilmedi dua

 

ESKİ VAN’DA RAMAZANLAR

ÜMİT KAYA ÇELEBİ

 ‘Ramazan geldi dayandı

Camiler nura boyandı

Top atıldı, kandil yandı

Kalbimiz ona inandı.’

 Bilindiği üzere ramazan ayı, Müslümanlar için kutsal bir aydır, bu aydınlık, huzur dolu günlere On Bir Ayın Sultanı diyenler vardır. Bu mübarek ayda oruç tutmak, ibadet etmek, özellikle bu günlerde fakirlere, düşkünlere yardım etmek halkımızın arasında maddi ve manevi açıdan her zaman çok büyük önem arz etmiştir.  Ramazan günlerinde Van’da camiler dolup, taşar. Teravih namazlarıyla okunan ilâhiler, söylenen maniler, namazdan sonra evlerde geç vakitlere kadar yapılan eğlenceler, yapılan sohbetler birlik ve beraberliğimizin oluşmasında bir başka güzellik taşırdı.

Ramazan ayı için her zaman bolluk ve bereket adı denilmiş ve halk arasında ‘Ramazan bereketiyle gelir’ denilmiştir. Ramazanın gelişi insanlara ayrı bir heyecan getirir ve insanlar izzet-i ikramdan asla korkmazlar yerler, yedirirler, fakirleri, muhtaçları, yetimleri, öksüzleri de unutmazlardı. Bunu düşünerek şöyle derlerdi:

‘Hamd eyle daim Yezdan’a

Gark etti bizi ihsana

On bir aydır hasret idik

Şükür erdik ramazana.’

Yaşlılarımız ramazan ayı gelende: Ramazan fikir, zikir şükür ayıdır’ derlerdi. O eski 11 mahalleli tertemiz pırıl pırıl sokakların, toprak evlerin yer aldığı Van’da herkes ramazanı karşılamanın heyecanını taşırdı. Özellikle kadınlar Ramazan girmeden evdeki gerekli temizlikleri yapar ve tertemiz bir şekilde ramazanı karşılamak isterlerdi.

Bu nedenle halılar silkelenerek şiritlere (iplere) asılır ve iyicen tozu alınırdı. Tek katlı veya iki katlı evler kireç alınarak bir güzelce badana yapılır ve evler mis gibi kokardı. Evlerin içi tabanı tahta olduğu için tahta fırçası ile silinir, tavanların örümcekleri alınır, camlar silinir ev dört dörtlük bir temizlikle ramazana hazır olurdu. Van’da yokluk ve sıkıntının had safhada olduğu o yıllarda şimdiki gibi her şey bulunmaz ve bulunsa bile alınamazdı.

Onun için herkes imkânı nispetinde ramazanı idrak ederdi. Ramazanda sahurlar ayrı bir heyecandı biz çocuklar için. Ramazanın dini manada önemini bilemediğimizden bizde o manevi rüzgâra kapılıp giderdik. Yatağa girmeden annemize, babamıza yalvarırdık ne olur beni de sahura kaldır diye. Kaldırmadıkları zaman kızar küserdik niye sahura kaldırmadın diye.

Sahura nasıl kalkardınız diyeceksiniz değil mi? Sahura bizi ilk çocukluk yıllarımızda Defçi Fethi kaldırırdı. Elinde defi ile sokak sokak gezer herkesi sahura kaldırırdı.  Burada şunu söyleyeyim. Defçi Fethi gezdiği zaman evdekilerin uyanıp uyanmadığına bakar eğer lambalar yanmamış ise cama yaklaşır ve ev sahibinin ismini söyleyerek onun kalktığından emin olmadan o evin önünden geçip gitmezdi.

 Mesele laf olsun diye şimdikiler gibi bahşiş toplamak değildi. Bahşiş işin önemsiz bir tarafıydı çünkü dese demese bayram günü herkes kendine yakışır şekilde onunda hakkını öderdi. Ramazan davulcusu 80’li yıllardan sonra Van’da tebelleş oldu. O yıllara kadar hep def veya darbuka ile sahura kalktık. Defçilerde mani falan bilmezlerdi öbür taraflarda olduğu gibi. Yalnız kalkın sahura derlerdi hepsi o kadar.

Sahura kalkmanın bir diğer yolu da saati kurup o saatte kalkmaktı. O yıllarda Serkisof, Zenit, Nacar gibi zemberekli saatler vardı. Saat kurularak o saatte kalkılırdı. Sahura kalkıldığı zaman uykulu mahmur gözlerle herkes bakır sininin etrafına kümelenir ancak nedense hep kaşıklar üzüm hoşafına dalardı. Biz çocuklar için en önemlisi sahurda hoşaftı. Ama büyükler oruç tutacakları için yapılan, gavut, murtuğa iyi tutar diye bunlar genelde en çok yenilenlerdi. O yıllarda şimdiki gibi tahin pekmez pek sahur sofrasında bulunmazdı.

Sahurda bir yandan yemek yenirken beri tarafta çay hazırlanır ve çaylarda içildikten sonra biz çocuklar yatağa atlarken büyükler abdest alır ve sabah ezanını bekler ve sabah namazını eda ettikten sonra da onlarda yatarlardı. Van’da o yıllarda hemen hemen herkesin tandır evi olduğu için herkes kendi ekmeğini kendisi yapar taze taze mis gibi lavaş, taptapa, çörek ramazanda iftar sofrasına ayrı bir güzellik katardı. O zamanlar biz somun ekmeğe her tarafta olduğu gibi ‘Francala’ derdik ve ekmek bin gramdı. Fırından ekmek almağa gidenlerin büyükçe mendilleri vardı ve o mendilin içine aldıkları ekmekleri alıp bastonun ucuna takar eve gelirlerdi. O da ayrı bir güzel ve ilginç görüntüydü.

Zaten o yıllarda bir şey alınırken ya sepete bırakılır veya daha sonraları fileye bırakılırdı. Fırınlarımız sayılıydı ve bu fırınların çoğu da Karadenizli hemşerilerimiz e aitti. Bu fırınların çoğu tarihe karıştı Tek kalan Numune Fırını. Diğer Fırınlar Erzurum Fırını, Cumhuriyet Fırını, Halk Fırını, Şişkonun fırınıydı. Vanlı hemşerimiz İbrahim Talay ise pide ekmek ve çörek çıkarıyordu. Ramazanda iftarda sıcak pide de çok güzel oluyordu. Gündüz evdeki hanımlar durumlarına göre akşam iftar için kurdukları ocak ve gaz ocağında iftar yemeklerini hazırlarlardı. Mesela bir iftar yemeğinde en başta şehriye çorbası en başta gelirdi. Bunun yanı sıra yanında kuru fasulye, sedri pirinciyle yapılan bir pirinç pilavı da iyi giderdi. Kaşık tatlısı da yemeğin sonunda makbule geçerdi.

İftar sofrası hazırlanırken gözler caminin şerefesinde yanacak ışıklarda, kulaklar ilk önce okunacak ezanda veya ramazan topunda olurdu. Artık hangisi önce duyulsa hemen oruç açılırdı. Bizim evimiz Küçük Camiye çok yakın olduğu için hep gözümüz ve kulağımız orada olurdu. Van’da Ramazan topu her yıl atılırdı. Daha sonraları bu güzel gelenekte ortadan kalktı. Ezen okunur okunmaz oruç tutanlar ya su ile veya zeytin tanesi ile oruçlarını açarlardı. Zaten biz Vanlılar zeytini sadece ramazan aylarında soframıza getirirdik. O yıllarda hem yokluktan hem de otlu peynir alışkanlığında zeytini fazla önemsemezdik. Van cacığı, otlu peynir bu günkü gibi bizim vazgeçilmezlerdendi.

İftarı besmeleyle açıp Elhamdülillah la kapattıktan sonra Büyükler kalkar akşam namazını kılarlardı. Ondan sonra dedemiz, babamız 8’lik tütünlerden bir sigara sarıp keyifle tüttürürlerdi. Onun arkasından sırada semaverden demli çaylar yudumlandıktan sonra yavaş yavaş küçük cami veya büyük camiye doğru yol alınırdı. Biz teravih namazlarını genelde küçük camide kılardık. Hafız Hamdi Atak’ta zaten bizim mahallede otururdu.

 Teravih namazını kılarken ha bire yer değiştirir, bazen kıkır kıkır gülerken büyükler uyarır ama yinede büyükler bizi kırmazlardı. Maksat çocukların ayağı camiye alışsın. Böylece teravih namazı bittikten sonra büyükler kahvelere veya tanıdıklarına gider çay faslı, sohbetten sonra evlerine dönerlerdi. Tabi bu arada esnafta işine gider gece bir vakte kadar çalışırdı. Özellikle eskiden takım elbise diktirmek bir moda olduğu için terzilerin işi bayram sabahına kadar sürerdi. Konfeksiyonun daha tam Van’a hâkim olmadığı o yıllarda büyük, küçük herkes mutlaka birkaç senede bir takım elbise kestirirdi. Bu elbiseler genelde hep bayrama hazır olurdu. Ayrıca ramazan geceleri genelde geç saatlere kadar açık olurdu.

Bu arada biz küçüklerde orucun dini manada ne olduğunu bilmezdik ama meraktan oruç tutmak isterdik. Bezende biz çocuklar oruca alışalım diye sabahları bir şey yememize müsaade etmez ha bire oyalarlardı. Nereye kadar dayanırsak ondan sonra bakarlardı ki çocukcağız artık açlığa dayanamıyor ondan sonra yemek verirlerdi. Bu arada maksat çocuğun açlığa tahammülü ölçülürdü. Bazen annemiz veya babamız sırtlarına alıp gezdirirlerdi orucu daha uzun süre sürdürebilmemiz adına. İşte bir vakte kadar niyetsiz tutulan bu çocuk orucuna da ‘Tabak Orucu’ denirdi.

Ramazanın Kur’an ayı olması itibariyle erkekler gündüz camilerde cüz dinlerlerdi. Bu arada evdeki hanımlarda o zamanlar şimdiki böyle bol Kur’an bile yoktu. Kaset, CD vs. gibi şeylerde zaten yoktu. Kadınlarda hep evlerinde olmaları hasebiyle Ramazan Ayında Siirt’ten çoğu genç olmak üzere hafızlar gelirdi ve bu hafızlar bir miktar para veya hediye karşılığında istenilen evlerde her gün bir cüz okurlardı. Ve bu hatimde arife günü bağışlanırdı.  Evde hafız okutmaya herkesin gücü yetmezdi gücü yetmeyenlerinde hafız tutanlar evlerine çağırır gidenlerde o ev sahibinin hayrına 30 gün cüz dinler ve hatim bağışlarlardı. Onlarda imkânları nispetinde ufak hediyeler getirerek hafız efendiyle helalleşirlerdi. Kadın olsun erkek olsun mahallede, sokakta akrabadan öte bir dayanışma sergilenirdi.

Van’da geçmişe dönüp baktığımızda geceleri Karagöz-Hacivat, orta oyunları, meddah gibi oyunlar yoktu. Tesadüfen bir müzik veya tiyatro kumpanyası şehrinize uğramışsa imkânınızda varsa gidip seyrederdiniz. Ramazana has olmasa bile eğer mevsim yaz ise şimdiki merkez bankasının bulunduğu yerde bulunan yerde sahne kurulur ve sizde imkânınız varsa gelen sanatçıları dinlerdiniz. Veyahut ailece şehir parkına giderek orada biraz zaman geçirebilirdiniz. Ramazan eğlenceleri yönünden maalesef geçmiş yıllarda Van çok fakirdi.

Ramazan bize nur oldu

Kalbimize sürûr oldu

Aç gözün hab-ı gafletten

Begim vakit seher oldu.

 

Şekerim var ezilecek

Tülbentten süzülecek

Ver bahşişimi gideyim

Çok yerim var gezilecek

 

 Besmeleyle çıktık yola

Selam verdik sağa, sola

Ey benim aziz efendim

Ramazan- Şerif hayrola

 

Davulumun sesi kaba

Emeklerim oldu heba

Bahşişimi hazırlayın

İşte geldi bekçi baba.

 

Dilden keser zail ola

Zevk-ü sefa kâmil ola

Efendim de devlet ile

Maksuduna nail ola.

 

Küsler gelir barışır

Sevgi olur sitemler

Mümin nura karışır

Kalkar bütün elemler.

 

Kalenin ardı pınar

Elimi soksam donar

Orucu tutamazsın

Yüreğim ona yanar.

 

Okudum yazar oldum

Avare gezer oldum

Her gün börek istiyor

Nefsime kızar oldum.

 

Rabbimin melekleri

Geziyor felekleri

Bu ay ikram edenin

Zay olmaz emekleri

 

Sofrada fakir olsun

Tabağı çukur olsun

Karnı doyduktan sonra

Duayı okur olsun

 

Asalet kanda olur

Her şey imanda olur

Kefenin kıymeti yok

Fazilet tende olur

 

Bir elma beş olsaydı

Armutla eş olsaydı

İftarda hurma yemek

Bize nasip olsaydı.

 

Tavşana kurdum pusu

Gelir yahni kokusu

İftarda az yemeli

Sahurda çok doğrusu

 

İftar vakti oldu mu?

Ayran tasa doldu mu?

Yanındaki fakire

Yemek veren oldu mu?

 

Melekler yere iner

Arza bir huzur siner

Kadir gecesi Allah

Mü’mine rahmet diler

 

Bayram geldi neş’emize

Düğün dernek köşemize

Aman dostlar barışalım

Şeytan gitsin peşimizden.

 

BİR ANI, BİN AH

HAMİDE DONMUŞ

Birlik İş Adamları Platformu’nun davetine icabet etmek gerekirdi. Gerekli yolculuk işlemlerini tamamlayarak ticari taksiyle Van havalimanına geçmeyi tercih ettim. Çünkü uçuş saatine yetişmeyebilirdim. 2 saat sonra İstanbul Sabiha Gökçen limanına ulaştım.

Valizimin bir bölümünde Van ilimize ait lavaş ekmeği, otlu peyniri, ilimizin kahvaltı sofralarında eksik olmayan tahinli, peynirli, cevizli, çörekler bir kaç kilo da uçkun vardı.  Dostlarıma eli boş gidilmezdi ki, diyerek birkaç parça hediyelik aldım. Haliyle valiz ağırdı. Tekerleklide olsa taşımak benim gibi Halluks Valgus ameliyatı geçiren her iki ayak parmaklarında platin olan biri için taşımak güç ve eziyetti.

Valizimi sürükleye sürükleye çıkış kapısına doğru ilerledim.  Hemen dışarıda sarı renkli sevimli ticari taksitlere doğru yöneldim. Valizimin ağır olduğunu anlayan taksi şoförü koşarak "Buyur annem." diye seslendi. Valizimi taksinin bagajına yerleştirdi verdiğim adrese beni selametle bıraktı. Tabii taksi şoförü şivemden doğulu olduğumu anlamış ki dayanamayarak "Ablam, annem Van’dan mı geliyorsun?” diyerek bana ilk sorusunu yöneltti. “Elhamdülillah Van’dan… Vanlıyım kardeşim." dedim. Seyahat boyunca Van'da 1999'da yaptığı askerlik anılarını Van halkının misafirperverliğini, tandır ekmeğini, hâlâ tadı damağında kalan mende, siyabu, dağ kekikli naneli kuzu etli zengin ve acayip lezzetli keledoş yemeğini helise ve ayran aşı çorbasını överek anlattı. O anlattıkça ben gurur duydum.  Van’a bir kez daha âşık oldum.

"Ahhh canım Van, vatanım Van, cennetim Van diye yüreğimden mırıldandım." Van Gölünde gerçekten canavar olup olmadığını sordu. Cevap verecektim ki verilen adrese geldiğimi fark ettim. Kısa bir cevapla  " Taşını, toprağını yemeğini suyunu havasını misafirperver insanını onca övgü ile söz ettin.  Bu özel ve güzel olan Van’da sence canavar olur mu kardeşim." dedim. "Olmaz ablam, olmaz." demesinin ardından adrese yöneldim. Yerleştim… Neslihan arkadaşımla çay kahve derken uyumuşum. Yorgunluğun etkisiyle sabah geç uyandım. Hemen en yakın taksiciyi aradım. Toplantıya geç kalmıştım. İstanbul Tuzla’dan Kartal’a geçmem gerektiğini söyleyince taksi şoförü, merak etme abla, dedi. Taksiye bindim. Toplantıya yetiştim. Toplantı sonrası hızlı trenle Ankara’ya gitmem gerekiyordu. Arkadaşlardan biri atla taksiye 15-20 dakika sonra hızlı tren garına varırsın demesi üzerine tekrar taksiye bindim. Hızlı trene yetiştim. Bir kaç saat sonra vardım başkent Ankara’ya. Hızlı tren garından gözlerime sarı siyah renkli üzerinde ticari taksi yazılı araçlar ilişti. "Kızılay’a gideceğim." dedim.

Taksici "Abla boşuna fazla ücret verme az ilerde servis geçiyor. Bekle gelir." dedi.  Evet, servise bindim.  Otele yerleştim. Yorgun bedenimle düşünmeye başladım. Toplantıya yetişmek için taksi, acil hasta için taksi, uçağa binmek için taksi, düğün ve nişan töreni için taksi, yolda kaza yapanlara yardımcı olabilmek için taksi, cenaze töreni için taksi, otogara gitmek için taksi, gecenin herhangi bir saatinde ihtiyaç halinde taksi, söz verip sözünde durmak için taksi, dakik bir insan olabilmek için taksi, kadın doğum için taksi...

Taksiler hayatımızın merkezi olmuş. Her adımda taksi hızlı ve güvenilir seyahat için taksi. Oysa günlük hayatımızda hiç eksik olmayan taksicilerin pandemi sürecinde zor anlar yaşadığını kovid hastalarını bir ambulans gibi nasıl taşıdıklarını düşünmüyoruz. Bir de çoğu Covid-19 yasaklarından dolayı alışamamış çalışmadığı gibi birde esnaflara verilen hibelerden de faydalanmamıştır.

Tüm zor anlatımızda Hızır misali bizlere yetişen taksici kardeşlerime selam olsun. Sizlerin hakkı ödenmez. Görevini kötüye kullananlara da Rabbim hidayet etsin.

 

TABİP

MEHMET AKÇAY

Elin vurma sen yarama

Birak canım alsın tabip

Üfürme hiç göz cirama

Değme yanık kalsın tabip

 

Değişmez insanın huyu

Gözler görmez duymaz duyu

Canım istesede suyu

Verme gülşen solsun tabip

 

Göz açamam başım döner

Sızı bedenime iner

Açık yaram durmaz kanar

Sarma çilem dolsun tabip

 

Yaram derin emek verme

Göz atıp sırrını görme

Kendin yorup neşter vurma

Kesme olan olsun tabip

 

Çalariyım yedim bakla

Sağlık terse artı takla

Yoğun bakıma al sakla

Koyma yarım gelsin tabip.

 

AK GÜVERCİN

AYŞE KARADAĞ

Ak güvercinler salsam evrene kaç yazar

Kanatlarında nasıl amaç saçılmadıkça

Bilmem hangi ülke atmacalarının

Boz çatılarda tünediğini göremedikçe

Şehitler gaziler arkasız evlerin çocuğu

Ak güvercinle boyasam haritaları

Ne çıkar…

 

Testere dişli celladın ağzında yaşamlar

İzleri görünür tabutların üstünde

Ölüm marşları da yoktur üstelik

Suçluları tutuklanmış yürekler

Beyninden köreltilenler var arada…

 

Ak güvercine boğsam gökyüzünü

Korkarım avlanırlar havada

Düşünen beyinler mi dediniz

Satılmış bir kısmı

Kalanların sıfırlanmış değeri

Ederi yokson kalanlarkabala.

 

Ben her gün inadına inançla

Güvercinler besliyorum yarınlara

Koca adamların yüzüstü bıraktığı

Kararsız çatılara…

 

BENİM ADIM VAN

FAYSAL DEMİR

Şehr-i Van demişler adıma evvelden,

sular akmış dört yanımdan benim

bir yanım mavidenmiş, masmavi

bir yanım yeşiller içinde

 

Sularda yükselen çığlığa Ahtamara

yankılanan ezgiye Siyabend denilmiş

aşklar ah ile sonlanırken bu diyarda

göllerin sevdalıların gözyaşlarından

geldiği inanılırmış ey Van

 

Ondandır sularının berrak oluşu

kendine has maviye kardeş olması

umuda hep gebe kalışı, ondandır

 

Kaleler burçlar dikilmiş gönlünde

krallar taht kurmuş dört bir yanında

"dünyada van ahirette iman" düsturuyla

nefes alınmış hem bağında hem dağında

 

İpekler serilmiş yollarına, ey Van

bağların, bahçelerin meyveye durmuş

Hasan Sabbah’ın hayalini süsleyeninden

 

Evvelden alırmış peynirin kokusunu

tandır sıcağı, balık bereketi, kedi gözü

adına Mezopotamya demişler, Anadolu

adına vatan demişler ey Şehr-i Van.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.