Köşe Yazıları Haber Girişi: 28.08.2021 - 10:15, Güncelleme: 28.08.2021 - 10:15

Van Gölü İncileri

 

Van Gölü İncileri

Van Gölü İncileri
BİR ŞAİRİN RUHU GAZEL YİĞİT Yüreğinde şiir besleyen biri kaç asır sonra özgürlüğe kavuşur. Hüzün başucuna oturduğu halde nasıl kurtulur o İbrahim’i ateşten. Zamanın bir köşesine bağdaş kurup oturmuş bunca kelime varken, nasıl duymazdan gelir yardım çığlıklarına karışmış o derin iniltileri. Zor aslında yazmak. Yazmaya başladığı vakit kapısını tırmalayan o birikmiş duyguları hizaya getirmeye çalışmak. Güven ve gerçeği birbirine harman edip üstüne hüzün ve samimiyet serpiştirirken, dayanmak lazım gelir parmaklarından akan o turuncu acıya. Dayanmak lazım her biri bir yerden saldıran fesat duyguları bertaraf edip aşktan çember kurmaya. Gücümüz yetmezken bile biz olmaya. Ruhumuzun bulandığı bunca başka ruhun içinden kendimize yer ararken bedenimizde, sırtımızdan akan elemli yükü taşmak nasılda kolay gibi geliyor başkalarına. Biz hüzün hamallarıyız aslında. Çuvallarımız acıyla dolu. Ayaklarımız yara bere içinde. Anlımızda birikmiş tuzlu şiirlerin teri iz yapmış. Avuçlarımızda kor. Hayallerimiz günün son ışıkları gibi kızıl ve gri. Dizlerimiz nasırlı. Ruhumuzdaki fırtınalardan kalan bütün tozlar kirpiğimizin ucuna takılmış. Biz kaleme sarılırız yalnızlığımızda. Bir kaç kelime yazıp kendi içimize akarız sigara dumanını çeker gibi. Ruhumuz kalabalıktır aslında ama ruhumuzda bile bir köşede kıvrılıp otururuz soğuk bir taşa. Yüreğimiz ummana benzer, dibinde biriktirdiği onca yosuna rağmen masmavi görünür sularımız. Ve taştan değil şiirlerdendir bizim surlarımız.   BEYAZ LEÇEK NURAN AKÇAP DEMİRHAN Beyaz; saflığın, sadakatin, zarifliğin, inceliğin, temizliğin pak olmanın rengidir. İnsanlığa güven veren renk, bu dünyada kirlenmiş ne varsa hala temizliğin olduğunu gösterir. Beyaz renk tarafsızlığı objektifliği yansıtır. İstikrarı, barışı özgürlüğü simgeler. Anadolu kadınının hayâsı, hürmeti beyaz leçeğidir. LEÇEK: Kadınların başlarına örttükleri genellikle pul, boncuk, işlemeli süslü olanlarına denir. Leçeğin dili var mıdır ki vardır olmaz mı? Anadolu kadını her bir yazmasında neler, neleri ifade eder ki... Bir toplumun kültürü, gelenek ve göreneklerine bağımlığı ile sürer gider. Toplumun dili yörenin yaşantısına göre değişir. Kendi yöre insanına göre uyum sağlaması için kültürüne değer verir. Toplumumuzda gelişen Teknolojiyle birlikte her ne kadar kültürden uzaklaşıldığı görülse de kırsal alanda kültürüne değer veren insanlar görülüyor. Kadının başına taktığı leçeği, her yörenin farklı kültürünü anlatır. Kimi yörelerde barışı, güvenliği ifade eder. Bazı yörelerde kavganın engellenmesinin simgesidir. Kavgaya tutuşanların arasına giren kadın gücünü göstererek kavganın ortasına girer. Başındaki leçeğini ortaya atarak kavganın durmasını önler. Kavgaya devam etmek ayıptır o yörede çünkü kadının namusunu korumak demektir. Bazı yörelerde, genç kardeş ölümlerinde kaybettikleri genç kardeşleri için ablaları, bacıları yaslarını yıllarca beyaz oyasız leçek örterek dile getirirler. Yöre insanı acısını kederini başındaki yazmasıyla ifade eder. Bizim ellerde beyaz leçek saflığı, temizliği hoş görüyü ifade eder. Folklorumuzun beyaz leçeği yöremizin simgesidir. Genç kızların, gelinlerin çeyizlerini süsler nakış, nakış, iğne oyaları, mekik oyaları. Yazma sandıkları rengârenk oyalarla süsler kızların çeyizlerini. Toplumların baş tacıdır kadınlarımız, analarımız. Kadın doğurtkandır, üretken ve ailenin toparlayıcısı olarak görüldüğü kutsal varlıktır. Kadın anadır, vefakârdır. Toplumun ailenin var oluşudur.  Kadın savaşçıdır. Kadın sevecen çocuktur, genç kızdır, bacıdır, abladır, sevgilidir, yardır candır canandır. Kadın hatun kız, gelin, ana, yenge, ailenin temel direğidir. Ev toprağın üzerine kurulmaz kadının üzerine kurulur, evi ev yapan duvarı, tuğlası değildir. Evi yapan kadın elleridir.   HALKIMIN OZANIYIM ALPER ALPEREN Duruşumu bozmam ben, her kim gelirse gelsin Ben seyretmem alemi, alem beni seyretsin Gerçeği söylerim ben, isterse kellem gitsin Ben ozanım, şairim, susamam, herkes bilsin Çünkü ben kâinatın okuyup yazanıyım Yüce Hakk’ın gür sesi, halkımın ozanıyım   Ben halkın ozanıyım, kolay lokma değilim Daima haktan yana söyleyecek bu dilim Dalkavuk değilim ki her gelene eğilim Allah’tan başkasına, eğilmem, bunu bilin Mazlumların umudu, zalimin ezeniyim Yüce Hakk’ın gür sesi, halkımın ozanıyım   Selam verin ağalar, zirveye tırmanırken Omuzuma basarak yükselip ilerlerken Zevk ü safa, şan, şöhret, makam ve mevki derken Yine orda olurum, siz zirveden inerken Sizlerin efendisi, yurdumun hezenıyım Yüce Hakk’ın gür sesi, halkımın ozanıyım   Yükseklerde uçanın düşüşleri sert olur Düşmenin etkisiyle ezilerek pert olur Engin olan yürekler koç yiğit ve mert olur Mert olanların ancak yükselmesi şart olur Adaletin kılıcı, toplumun düzeniyim  Yüce Hakk’ın gür sesi, halkımın ozanıyım   ANA VƏTƏNIM AYGÜN C. AKİFQIZI (Azeri Şair) Ucalır Bayragım səslənir Himnim Zəfər nəgməsiylə döyünür qəlbim Əriyir nisgilim bitir hər qəmim Müqəddəs dinim tək İslamdır ilmim Silinməz Tarixdir yazılmış Himnim   Azad Azərbaycan yaranan gündən Müstəqil Xalqımın o qüdrətindən Odlar Yurdumuzun hər zirvəsindən Üçrəngli bayragım enməz bir daha Yüksələn Ay Ulduz sönməz bir daha   Hər gün ümid ilə gözlənən , o an Bir gün qapımızdan kecəcək bir an Ilk addım zəfərlə baslayan zaman Qarabag Lacınım Şuşam torpagım Bölünməz bir daha Ana torpagım   Bu mənim Vətənə olan sevgimdir Vicdandan gələn səs, o həsrətimdir Tarixə yazılmış min bir səhifədən Oxusun hər zaman gələcək nəsil Anlasın Anamız Vətəndir Vətən! Müqəddəs varlıqdır Anamız Vətən!   NE ADIM VAR NE DE MEMLEKETİM NAZAN YERLİ Mülteci Kaderim Umuda yolculuktu hikâyem Hüthüt’e kafa tutmak değil Kafdağı’nda  Simurg otuz kuş olmaktı emelim   Bir mülteci çocuğum yaban ellerde yeryüzü insanlığın yüzü olana kadar bir kıyıdan bir kıyıya varana suda yüzüp bedenimde birleşince  yurdumdan çıkarılıp mecbur bırakıldım   Ben de istemezdim sahipsiz hayatı arkamda bıraktığım kaçıncı memleket bu ayrılık teknesi gelecek kayboldum Van Gölü içimde Ah Tamara sevdasını savrulur en sesli dalgalar ah, bıraktığım ahı kimler ödeyecek    Tutunamıyorum    Bağıramıyorum, yutkunuyorum kaçtı ciğerime çalkalanan benekler ne içinde ne üstünde rüzgâra elek verir bakışlarım kalsın denizlere keder   Hangisidir cesedim bir kadın, bir erkek, bir çocuğum Van sularında tuzlu bir nefesim doldu yüreğime dalga / sessizlik soğuktu hırçınlaştı vurdu kıyıya özgürlük mavi mavi kanatlar belledim kaç çırpınışta kaldı ellerim yuttuğum damlalar uçurdu son gözlerimle daldım seyre bilmezdim yüzme balıklara sarıldım çaresizce bir kalbim vardı oysa benden geriye    Aylar sonra bulunacaktır cesedim ne adım var ne memleketim sahipsiz mezarlıklarda kalacak mülteci kaderim.   BİTMEYEN AŞK YUSUF AYTEKİN Kitabın sayfalarına yazayım bari küçük notları acımasın, acıtmasın bırak beni, yalnızım, onunlayım aman bilmesin   Müziği akışına bıraktım götürsün beni saklı cennetine görmesin, duymasın, bilmesin şiirlerde bulmak seni şarkılarda yaşamak sakın anlamasın anıları atık yalnız yaşamak bırak bilmesin yüreğimin güneşte üşümesini kışın donup kalmasını bilmesin   Bir salkım üzümde saklı aşkımızı,  bırak hatırlamasın insanlara karşı aşkı savunduğumu sadakatimi bırak bilmesin kaybolduğum şarkılarda şiirlerde seni bulmak ve dokunamamak sana bırak acısını bilmesin   Gözlerindeki sönük aşkı görüp deli gibi sevmek bırak nasıl olduğunu bilmesin olduğunu bile bilmesin… bilmesin ve çekip gitsin çünkü sen böyle de çok güzelsin.
Van Gölü İncileri

BİR ŞAİRİN RUHU

GAZEL YİĞİT

Yüreğinde şiir besleyen biri kaç asır sonra özgürlüğe kavuşur. Hüzün başucuna oturduğu halde nasıl kurtulur o İbrahim’i ateşten. Zamanın bir köşesine bağdaş kurup oturmuş bunca kelime varken, nasıl duymazdan gelir yardım çığlıklarına karışmış o derin iniltileri.

Zor aslında yazmak. Yazmaya başladığı vakit kapısını tırmalayan o birikmiş duyguları hizaya getirmeye çalışmak. Güven ve gerçeği birbirine harman edip üstüne hüzün ve samimiyet serpiştirirken, dayanmak lazım gelir parmaklarından akan o turuncu acıya. Dayanmak lazım her biri bir yerden saldıran fesat duyguları bertaraf edip aşktan çember kurmaya.

Gücümüz yetmezken bile biz olmaya. Ruhumuzun bulandığı bunca başka ruhun içinden kendimize yer ararken bedenimizde, sırtımızdan akan elemli yükü taşmak nasılda kolay gibi geliyor başkalarına.

Biz hüzün hamallarıyız aslında. Çuvallarımız acıyla dolu. Ayaklarımız yara bere içinde. Anlımızda birikmiş tuzlu şiirlerin teri iz yapmış. Avuçlarımızda kor. Hayallerimiz günün son ışıkları gibi kızıl ve gri. Dizlerimiz nasırlı. Ruhumuzdaki fırtınalardan kalan bütün tozlar kirpiğimizin ucuna takılmış. Biz kaleme sarılırız yalnızlığımızda. Bir kaç kelime yazıp kendi içimize akarız sigara dumanını çeker gibi. Ruhumuz kalabalıktır aslında ama ruhumuzda bile bir köşede kıvrılıp otururuz soğuk bir taşa. Yüreğimiz ummana benzer, dibinde biriktirdiği onca yosuna rağmen masmavi görünür sularımız. Ve taştan değil şiirlerdendir bizim surlarımız.

 

BEYAZ LEÇEK

NURAN AKÇAP DEMİRHAN

Beyaz; saflığın, sadakatin, zarifliğin, inceliğin, temizliğin pak olmanın rengidir. İnsanlığa güven veren renk, bu dünyada kirlenmiş ne varsa hala temizliğin olduğunu gösterir. Beyaz renk tarafsızlığı objektifliği yansıtır. İstikrarı, barışı özgürlüğü simgeler. Anadolu kadınının hayâsı, hürmeti beyaz leçeğidir.

LEÇEK: Kadınların başlarına örttükleri genellikle pul, boncuk, işlemeli süslü olanlarına denir. Leçeğin dili var mıdır ki vardır olmaz mı? Anadolu kadını her bir yazmasında neler, neleri ifade eder ki... Bir toplumun kültürü, gelenek ve göreneklerine bağımlığı ile sürer gider.

Toplumun dili yörenin yaşantısına göre değişir. Kendi yöre insanına göre uyum sağlaması için kültürüne değer verir. Toplumumuzda gelişen Teknolojiyle birlikte her ne kadar kültürden uzaklaşıldığı görülse de kırsal alanda kültürüne değer veren insanlar görülüyor. Kadının başına taktığı leçeği, her yörenin farklı kültürünü anlatır. Kimi yörelerde barışı, güvenliği ifade eder.

Bazı yörelerde kavganın engellenmesinin simgesidir. Kavgaya tutuşanların arasına giren kadın gücünü göstererek kavganın ortasına girer. Başındaki leçeğini ortaya atarak kavganın durmasını önler. Kavgaya devam etmek ayıptır o yörede çünkü kadının namusunu korumak demektir. Bazı yörelerde, genç kardeş ölümlerinde kaybettikleri genç kardeşleri için ablaları, bacıları yaslarını yıllarca beyaz oyasız leçek örterek dile getirirler. Yöre insanı acısını kederini başındaki yazmasıyla ifade eder. Bizim ellerde beyaz leçek saflığı, temizliği hoş görüyü ifade eder.

Folklorumuzun beyaz leçeği yöremizin simgesidir. Genç kızların, gelinlerin çeyizlerini süsler nakış, nakış, iğne oyaları, mekik oyaları. Yazma sandıkları rengârenk oyalarla süsler kızların çeyizlerini. Toplumların baş tacıdır kadınlarımız, analarımız. Kadın doğurtkandır, üretken ve ailenin toparlayıcısı olarak görüldüğü kutsal varlıktır. Kadın anadır, vefakârdır. Toplumun ailenin var oluşudur. 

Kadın savaşçıdır. Kadın sevecen çocuktur, genç kızdır, bacıdır, abladır, sevgilidir, yardır candır canandır. Kadın hatun kız, gelin, ana, yenge, ailenin temel direğidir. Ev toprağın üzerine kurulmaz kadının üzerine kurulur, evi ev yapan duvarı, tuğlası değildir. Evi yapan kadın elleridir.

 

HALKIMIN OZANIYIM

ALPER ALPEREN

Duruşumu bozmam ben, her kim gelirse gelsin

Ben seyretmem alemi, alem beni seyretsin

Gerçeği söylerim ben, isterse kellem gitsin

Ben ozanım, şairim, susamam, herkes bilsin

Çünkü ben kâinatın okuyup yazanıyım

Yüce Hakk’ın gür sesi, halkımın ozanıyım

 

Ben halkın ozanıyım, kolay lokma değilim

Daima haktan yana söyleyecek bu dilim

Dalkavuk değilim ki her gelene eğilim

Allah’tan başkasına, eğilmem, bunu bilin

Mazlumların umudu, zalimin ezeniyim

Yüce Hakk’ın gür sesi, halkımın ozanıyım

 

Selam verin ağalar, zirveye tırmanırken

Omuzuma basarak yükselip ilerlerken

Zevk ü safa, şan, şöhret, makam ve mevki derken

Yine orda olurum, siz zirveden inerken

Sizlerin efendisi, yurdumun hezenıyım

Yüce Hakk’ın gür sesi, halkımın ozanıyım

 

Yükseklerde uçanın düşüşleri sert olur

Düşmenin etkisiyle ezilerek pert olur

Engin olan yürekler koç yiğit ve mert olur

Mert olanların ancak yükselmesi şart olur

Adaletin kılıcı, toplumun düzeniyim 

Yüce Hakk’ın gür sesi, halkımın ozanıyım

 

ANA VƏTƏNIM

AYGÜN C. AKİFQIZI (Azeri Şair)

Ucalır Bayragım səslənir Himnim

Zəfər nəgməsiylə döyünür qəlbim

Əriyir nisgilim bitir hər qəmim

Müqəddəs dinim tək İslamdır ilmim

Silinməz Tarixdir yazılmış Himnim

 

Azad Azərbaycan yaranan gündən

Müstəqil Xalqımın o qüdrətindən

Odlar Yurdumuzun hər zirvəsindən

Üçrəngli bayragım enməz bir daha

Yüksələn Ay Ulduz sönməz bir daha

 

Hər gün ümid ilə gözlənən , o an

Bir gün qapımızdan kecəcək bir an

Ilk addım zəfərlə baslayan zaman

Qarabag Lacınım Şuşam torpagım

Bölünməz bir daha Ana torpagım

 

Bu mənim Vətənə olan sevgimdir

Vicdandan gələn səs, o həsrətimdir

Tarixə yazılmış min bir səhifədən

Oxusun hər zaman gələcək nəsil

Anlasın Anamız Vətəndir Vətən!

Müqəddəs varlıqdır Anamız Vətən!

 

NE ADIM VAR NE DE MEMLEKETİM

NAZAN YERLİ

Mülteci Kaderim

Umuda yolculuktu hikâyem

Hüthüt’e kafa tutmak değil

Kafdağı’nda  Simurg

otuz kuş olmaktı emelim

 

Bir mülteci çocuğum yaban ellerde

yeryüzü insanlığın yüzü olana kadar

bir kıyıdan bir kıyıya varana

suda yüzüp bedenimde birleşince 

yurdumdan çıkarılıp mecbur bırakıldım

 

Ben de istemezdim sahipsiz hayatı

arkamda bıraktığım kaçıncı memleket

bu ayrılık teknesi gelecek

kayboldum Van Gölü içimde

Ah Tamara sevdasını

savrulur en sesli dalgalar

ah, bıraktığım ahı kimler ödeyecek 

 

Tutunamıyorum 

 

Bağıramıyorum, yutkunuyorum

kaçtı ciğerime çalkalanan benekler

ne içinde ne üstünde rüzgâra elek verir

bakışlarım kalsın denizlere keder

 

Hangisidir cesedim

bir kadın, bir erkek, bir çocuğum

Van sularında tuzlu bir nefesim

doldu yüreğime dalga / sessizlik soğuktu

hırçınlaştı vurdu kıyıya özgürlük

mavi mavi kanatlar belledim

kaç çırpınışta kaldı ellerim

yuttuğum damlalar uçurdu

son gözlerimle daldım seyre

bilmezdim yüzme

balıklara sarıldım çaresizce

bir kalbim vardı oysa

benden geriye 

 

Aylar sonra bulunacaktır cesedim

ne adım var ne memleketim

sahipsiz mezarlıklarda kalacak

mülteci kaderim.

 

BİTMEYEN AŞK

YUSUF AYTEKİN

Kitabın sayfalarına yazayım bari

küçük notları

acımasın, acıtmasın

bırak beni, yalnızım, onunlayım

aman bilmesin

 

Müziği akışına bıraktım

götürsün beni saklı cennetine

görmesin, duymasın, bilmesin

şiirlerde bulmak seni

şarkılarda yaşamak sakın anlamasın

anıları atık yalnız yaşamak

bırak bilmesin

yüreğimin güneşte üşümesini

kışın donup kalmasını bilmesin

 

Bir salkım üzümde saklı aşkımızı,

 bırak hatırlamasın

insanlara karşı aşkı savunduğumu

sadakatimi bırak bilmesin

kaybolduğum şarkılarda

şiirlerde seni bulmak ve

dokunamamak sana

bırak acısını bilmesin

 

Gözlerindeki sönük aşkı görüp

deli gibi sevmek

bırak nasıl olduğunu bilmesin

olduğunu bile bilmesin…

bilmesin ve çekip gitsin

çünkü sen böyle de çok güzelsin.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.