() - | Haber Girişi: 22.04.2021 - 13:32, Güncelleme: 22.04.2021 - 13:32

Van Gölü İncileri

 

Van Gölü İncileri

Van Gölü İncileri
UÇURUMDAN ATTIM ŞÜKRULLAH YAVUZER Sıradanlaştı senli benli her şey günden güne azalıyorsun bende damla damla küçülüyor tükeniyorsun yavaş yavaş ölüyorsun içimde adım adım sona yaklaşıyorsun sanıyordum ki ben ölmeden ölmezdi içimdeki sevdan yüreğimde açtığın çatlaktan sızdı sevgim, güvenim, inancım günden güne azalıyorsun bende ve nihayetinde hiçbir zaman dolmayacak bir boşluk bıraktın içimde…   Yüreğime kurduğun dar ağacına astım seni avucuma tutuşturduğun ateşte yaktım seni seller misali akıttığın yaşta boğdum seni aramızda açtığın uçurumdan attım seni…   Şimdi söyle iki gözüm, haydi! söyle, bir zamanlar gülüşüne öldüğüm söyle, neden bende kendini bitirdin? ölümsüzlük varken neden bendeki seni öldürdün?   AVUÇ İÇİ GİTMELERİ   KÜBRANUR TAŞDEMİR Susmalarımı avuç içlerimde biriktirdim konuşsam olacak, olacak bu sefer kelimeler birbirine tutunup kavuşacak sana bu sefer kavuşmalarım sana olacak her yeni kelime onlarda birikiyor yer açıyor belki de bilmiyorum   Susarak anlaşılmayı bekliyorum sanki gök açmış sinesini bir kış günü bana güneş saçlarımda saklambaç oynuyor karlar döküyor üstüme konfetiden saçarmış gibi izler bırakarak yürüyorum mesela bir adım iki adım üç adım...   Gitmelerimi gördüler ardımda sesler bekliyor koşmak için bende seslerin kelimeleri yok avuç avuç susmalar var heybemde gözlerimde sevinç şarkıları var benim de payım gitmek bu sefer sadece gitmek.   DELİ KADIN YUSUF AYTEKİN Ne yazayım, ne anlatayım sana, yazacaklarım değil, sustuklarım yük bana kime gideyim bu saatte, sen söyle! boşluğa mı yoksa seni unutturana mı?   Ne diyeyim bilemedim 'deli kadın' zemheri aylarında kurudu hislerim hazır bulunmuşsun "kara delik", çek gitsin boşadır bu ıstırap ve her nefesim   Alışkınım bu gidişlerine 'deli kadın' gelirken Yusuf deme, Yusuf’um varken ömür biter de aşk kalırken... aç kapıyı aç, kime giderim bu saatte   deli gönül susma haykır dilime! ömür bitince bahar mı gelir? kurul yamacıma, serin gölgeme, güneş yakmaz, acı olmaz, düş bendime   Ne yazayım, ne anlatayım sana, nasıl sevdiğimi veyahut bende ki seni... bak! yaşıyormuşuz hâlâ biz'siz ah deli kadın ah, oldu mu şimdi sensiz?   Hangi bakışını kaçırdım, söyle acısın her zerrem! görmedin, duymadın, bilmiyorsun 'deli kadın'. sevilmek nasıl bir duygu veya çekip gitmek? çılgınca ve  insanı delirtecek cinsten olması gere.   GÖNDERME BENİ AYŞE GÜL AYAZ Bir gün düşersem gönül ağına kirpiğin okuyla öldürtme beni solunda sakla beni verme sağına aşkından el âleme güldürtme beni   Uzak diyarlarda tozsuz bir yelsem umutsuz sevdadan çıkıp da gelsem ilkbaharda dolup taşan o selsem yerden yere vurup sürdürme beni   Söküp inadını bir yana atsan sahte sevdalara kaşını çatsan o muhtaç gönlüne sevgimi katsam yaktığın ateşte söndürme beni   Yüreğim yaralı dermanım sen ol kırıldı kanadım fermanım sen ol geldim kapına harmanım sen ol kurduğum hayalden düşürme beni   Bıraksa acılar halime tütsem dönmez oldu çarkım isyan mı etsem kaderim kader mi nereye gitsem kapında sevgisiz gönderme beni   Susuyorsam bil ki sevdiğimdendir sana büyük değer verdiğimdendir sabrın derde göğüs gerdiğimdendir daha fazla dert ile doldurma beni.   ANNEM RUKİYE POLAT Sana canım diyerek kocaman sarılmayı kokunu içime çekmeyi nefesini göğsümde hissetmeyi dizlerinde uyumayı öyle özledim ki   Canım kızım deyip saçlarımı okşamanı her gün  gülüşünle uyanmayı kalbimin en derininde seni hissetmeyi kızarken de sımsıkı sarılmayı öyle özledim ki annem   Bayramda elini öpmeyi yaptığın baklavanın tadına gizliden ilk bakmayı bana canım kızım demeni…   Annem ben seni çok özledim gül kokulum, nur yüzlüm annem seni çok seviyorum.   BALIĞIN İNCİLİSİ METİN ÖZDOĞAN Delice eser rüzgârı doğudan batısından gülerek doğar güneşi dağlarından ovalarından Nisan’da kurtuldu düşmandan kışın vaz geçmez kardan   Çok güzeldir Van’ımın kedisi vardır balığın incilisi Alamut gibidir, aşılmaz kalesi Van’dır doğunun incisi   Ne de güzeldir gölü mis gibi kokar gülü uzayıp gider yolları bağlar doğu ile batıyı herkes tanır Vanlıyı Vanlı sever anayı babayı   Kovdu düşmanı iki nisanda kim vazgeçer ki sende Vanlı olsa da canından yine vaz geçmez vatanından   Ben Vanlıyım der övünür Van onun için bir ömürdür hatta Van onun iki gözüdür Van için Vanlı ölür.   KANİ ÇATAK! ERCAN ULUTAŞ Kendi halinde doğal yeşilliklerin arasında Van'ın oldukça şirin bir ilçesidir Çatak. Her yıl düzenlenen festivallerinde Çataklılar ve bölgedeki halk için coşkulu geçen bir gün yaşanır. Kimi dağlarına Zirve yapar, kimi bağlarında piknik yapar, adrenalin sevenler soğuk sularında vurur küreklere Rafting yapar, çocuklar parklarda oynaşır fırsat bulsalar uçurtma uçururlar. Doğal Şelale diyarıdır Çatak; Reza Dera şelalesi en bilinenlerden biridir ve dağcıların vazgeçilmez uğrak yeridir. Kanisipi Çağlayanı; yani beyaz akan su anlamında kullanılır. Çatak denince akla ilk beyaz akan su gelir, tabi halk arasında Qahni sipi olarak ta bilinir. Özellikle yaz aylarında kayaların ortasında fışkıran buz gibi soğuk su insanları serinletmesinin yanında manen de huzura kavuşturur. Ceviz mi dediniz, Arıcılık mı dediniz, hakiki ve bin bir derde deva bal mı yemek istersiniz, sizi Çatak'ın doğal Vadilerine bekleriz. Üstelik etinden, sütüne kadar, tereyağından peynirine yoğurduna kadar, en güzel sebze ve meyvelerine bile bu topraklarda bulmanız mümkün. Arıcılık dedik ya; Çatak vadisinde binlerce çiçek çeşidinde bal özünü toplar arılar.  Hem de kuşların melodik sesinde, rengârenk kelebeklerin ahenginde, şifası ise Allah' tan... Kültürünü yok sayamayız, insanını es geçemeyiz, hele bir akşam misafir olun da Çataklıların misafirperverliğini kendi gözünüz ile görün.   Güzel Çatak ilçemizin tarihine baktığımız zaman pek çok acılar yaşandığını görüyoruz. Osmanlılar sonrası ilk zamanlarda Aşağı Hakkâri ismi ile de anılan Çatak ilçesi tarihsel derinliği oldukça zengin bir geçmişe sahiptir.  Çatak ilçesini bir dörtlük ile anlatmak istersek; "Van 'a ne yakın, ne de uzaksın, Kanisipi ile durmadan çağlarsın Geleni göreni hayran bırakırsın Dağlarında bile var ayrı bir aşk İçlerin en güzeli sensin Çatak. Bize yazmak düştü size ise gidip gezmek düşer, Van' ın her köşesi ayrı cennet; Çatak ' a varın haksız isek kalemimizi kırın. KADIN SUSARSA GAZEL YİĞİT Ve kadın sustu.                 Ve sus, dediler kadına. Sus sen, konuşma. Oysa ne güzel cümleleri vardı yüreğinde beslediği. Yıllardır saklamıştı sözlerini pembe boncuklu entarisini çeyiz sandığında sakladığı gibi. Ne entarisini giydirdiler ne güzel sözlerini söylettiler. İkisi de eskidi. Yıprandı. Sonra bir gün çürüdü sandıkta. Güzel olamazsın sen dediler. Senin neyine demişti kaynanası. Neyine güzel elbise zaten bir şeye benzemiyorsun hem ellerin, yüzün hep yanmış tandır başında hiç yakışmaz sana. Entarisine koştu kadın. Bütün hayalleri gibi sandığa sakladığı için dost olmuştu ona, çok seviyordu onu. Baktı sonra, çürümüş. Ağladı kadın. Sonra hıçkırıklara boğuldu. Sonra ağlamaktan kan çanağına döndü gözleri. Sonra aynanın karşısına geçti yıpranmış, yanmış yüzüne baktı. Yine ağladı. Derken çocuğu ağladı. Yuttu bütün gözyaşlarını, ıstırabını. Çocuğunu öptü kokladı. Ağlamasın diye pışpışladı. Babası geldi çocuğun. Hakaret etti kadına. Neden ağlıyor bu çocuk. Diyemedi ki çocuktur ağlar. Ben de istemem çocuğum ağlasın. Diyemedi. Hele bir desin. Geçen gün ki gibi indiriverir kafasına sopayı. Hele bir konuşsun kadın kısmısı, yutturuverir tek tek kelimelerini ona. Sustu kadın. Ne gariptir ki kocasına hep aşkla baktı yine garibim. Başkasınınmış gibi. Oysa ona okumak istediği ne çok şiir vardı. Çeyizinde duruyordu pembe entarisi gibi. Neler söylemekti yârine. Ne sözler pişirecekti sıcak yuvasında. Onlarda çürüyüp gitmişti artık. Çocukları olmuştu sığındığı baraka. Belki çökecekti yakında o da. Eli yandı bir gün, canı çok acıdı. Ama sütü taşırdı diye korktu kadın. Yemeği de geç kalmıştı üstelik. Elinin yanığını unuttu bağrının yanığı yüzünden. Koktu sütü. Dilinde zehirli ok girdi kaynana içeri.  Oysa o da yaşamıştı aynı şeyleri.  Sen ne zaman akıllanacaksın dedi. Daha da ağır konuştu. Sustu kadın. Bir konuşsun bütün köy duyardı öbür gün. Gelin dediğin edepli olur diye. Onlarda kadındı niye bu eziyet, niye. Sus dediler kadına. Kadın da sustu işte. Sustuğu için duymadı onu kimse. Sustu diye her şey yolunda sandılar. Belki de herkes kendi ayıbını sakladı onun eziyetinin örtüsünün altına. Belki konuşsa bizden daha güzel konuşur diye susturdular. O sustukça suçlu suçsuz oldu. O sustukça hak batıl oldu. Ta ki birileri çıkıp konuşana kadar.
Van Gölü İncileri

UÇURUMDAN ATTIM

ŞÜKRULLAH YAVUZER

Sıradanlaştı senli benli her şey

günden güne azalıyorsun bende

damla damla küçülüyor

tükeniyorsun

yavaş yavaş ölüyorsun içimde

adım adım sona yaklaşıyorsun

sanıyordum ki ben ölmeden

ölmezdi içimdeki sevdan

yüreğimde açtığın çatlaktan sızdı

sevgim, güvenim, inancım

günden güne azalıyorsun bende

ve nihayetinde

hiçbir zaman dolmayacak

bir boşluk bıraktın içimde…

 

Yüreğime kurduğun

dar ağacına astım seni

avucuma tutuşturduğun

ateşte yaktım seni

seller misali akıttığın

yaşta boğdum seni

aramızda açtığın

uçurumdan attım seni…

 

Şimdi söyle iki gözüm, haydi!

söyle, bir zamanlar gülüşüne öldüğüm

söyle, neden bende kendini bitirdin?

ölümsüzlük varken

neden bendeki seni öldürdün?

 

AVUÇ İÇİ GİTMELERİ  

KÜBRANUR TAŞDEMİR

Susmalarımı avuç içlerimde biriktirdim

konuşsam olacak, olacak bu sefer

kelimeler birbirine tutunup kavuşacak sana

bu sefer kavuşmalarım sana olacak

her yeni kelime onlarda birikiyor

yer açıyor belki de bilmiyorum

 

Susarak anlaşılmayı bekliyorum sanki

gök açmış sinesini bir kış günü bana

güneş saçlarımda saklambaç oynuyor

karlar döküyor üstüme

konfetiden saçarmış gibi

izler bırakarak yürüyorum mesela

bir adım iki adım üç adım...

 

Gitmelerimi gördüler

ardımda sesler bekliyor koşmak için

bende seslerin kelimeleri yok

avuç avuç susmalar var heybemde

gözlerimde sevinç şarkıları var

benim de payım gitmek bu sefer

sadece gitmek.

 

DELİ KADIN

YUSUF AYTEKİN

Ne yazayım, ne anlatayım sana,

yazacaklarım değil, sustuklarım yük bana

kime gideyim bu saatte, sen söyle!

boşluğa mı yoksa seni unutturana mı?

 

Ne diyeyim bilemedim 'deli kadın'

zemheri aylarında kurudu hislerim

hazır bulunmuşsun "kara delik", çek gitsin

boşadır bu ıstırap ve her nefesim

 

Alışkınım bu gidişlerine 'deli kadın'

gelirken Yusuf deme, Yusuf’um varken

ömür biter de aşk kalırken...

aç kapıyı aç, kime giderim bu saatte

 

deli gönül susma haykır dilime!

ömür bitince bahar mı gelir?

kurul yamacıma, serin gölgeme,

güneş yakmaz, acı olmaz, düş bendime

 

Ne yazayım, ne anlatayım sana,

nasıl sevdiğimi veyahut bende ki seni...

bak! yaşıyormuşuz hâlâ biz'siz

ah deli kadın ah, oldu mu şimdi sensiz?

 

Hangi bakışını kaçırdım, söyle acısın her zerrem!

görmedin, duymadın, bilmiyorsun 'deli kadın'.

sevilmek nasıl bir duygu veya çekip gitmek?

çılgınca ve  insanı delirtecek cinsten olması gere.

 

GÖNDERME BENİ

AYŞE GÜL AYAZ

Bir gün düşersem gönül ağına

kirpiğin okuyla öldürtme beni

solunda sakla beni verme sağına

aşkından el âleme güldürtme beni

 

Uzak diyarlarda tozsuz bir yelsem

umutsuz sevdadan çıkıp da gelsem

ilkbaharda dolup taşan o selsem

yerden yere vurup sürdürme beni

 

Söküp inadını bir yana atsan

sahte sevdalara kaşını çatsan

o muhtaç gönlüne sevgimi katsam

yaktığın ateşte söndürme beni

 

Yüreğim yaralı dermanım sen ol

kırıldı kanadım fermanım sen ol

geldim kapına harmanım sen ol

kurduğum hayalden düşürme beni

 

Bıraksa acılar halime tütsem

dönmez oldu çarkım isyan mı etsem

kaderim kader mi nereye gitsem

kapında sevgisiz gönderme beni

 

Susuyorsam bil ki sevdiğimdendir

sana büyük değer verdiğimdendir

sabrın derde göğüs gerdiğimdendir

daha fazla dert ile doldurma beni.

 

ANNEM

RUKİYE POLAT

Sana canım diyerek

kocaman sarılmayı

kokunu içime çekmeyi

nefesini göğsümde hissetmeyi

dizlerinde uyumayı

öyle özledim ki

 

Canım kızım deyip

saçlarımı okşamanı

her gün  gülüşünle uyanmayı

kalbimin en derininde

seni hissetmeyi

kızarken de sımsıkı sarılmayı

öyle özledim ki annem

 

Bayramda elini öpmeyi

yaptığın baklavanın tadına

gizliden ilk bakmayı

bana canım kızım demeni…

 

Annem ben seni çok özledim

gül kokulum, nur yüzlüm

annem seni çok seviyorum.

 

BALIĞIN İNCİLİSİ

METİN ÖZDOĞAN

Delice eser rüzgârı

doğudan batısından

gülerek doğar güneşi

dağlarından ovalarından

Nisan’da kurtuldu düşmandan

kışın vaz geçmez kardan

 

Çok güzeldir Van’ımın kedisi

vardır balığın incilisi

Alamut gibidir, aşılmaz kalesi

Van’dır doğunun incisi

 

Ne de güzeldir gölü

mis gibi kokar gülü

uzayıp gider yolları

bağlar doğu ile batıyı

herkes tanır Vanlıyı

Vanlı sever anayı babayı

 

Kovdu düşmanı iki nisanda

kim vazgeçer ki sende

Vanlı olsa da canından

yine vaz geçmez vatanından

 

Ben Vanlıyım der övünür

Van onun için bir ömürdür

hatta Van onun iki gözüdür

Van için Vanlı ölür.

 

KANİ ÇATAK!

ERCAN ULUTAŞ

Kendi halinde doğal yeşilliklerin arasında Van'ın oldukça şirin bir ilçesidir Çatak.

Her yıl düzenlenen festivallerinde Çataklılar ve bölgedeki halk için coşkulu geçen bir gün yaşanır. Kimi dağlarına Zirve yapar, kimi bağlarında piknik yapar, adrenalin sevenler soğuk sularında vurur küreklere Rafting yapar, çocuklar parklarda oynaşır fırsat bulsalar uçurtma uçururlar.

Doğal Şelale diyarıdır Çatak; Reza Dera şelalesi en bilinenlerden biridir ve dağcıların vazgeçilmez uğrak yeridir. Kanisipi Çağlayanı; yani beyaz akan su anlamında kullanılır. Çatak denince akla ilk beyaz akan su gelir, tabi halk arasında Qahni sipi olarak ta bilinir. Özellikle yaz aylarında kayaların ortasında fışkıran buz gibi soğuk su insanları serinletmesinin yanında manen de huzura kavuşturur.

Ceviz mi dediniz, Arıcılık mı dediniz, hakiki ve bin bir derde deva bal mı yemek istersiniz, sizi Çatak'ın doğal Vadilerine bekleriz. Üstelik etinden, sütüne kadar, tereyağından peynirine yoğurduna kadar, en güzel sebze ve meyvelerine bile bu topraklarda bulmanız mümkün.

Arıcılık dedik ya; Çatak vadisinde binlerce çiçek çeşidinde bal özünü toplar arılar.

 Hem de kuşların melodik sesinde, rengârenk kelebeklerin ahenginde, şifası ise Allah' tan...

Kültürünü yok sayamayız, insanını es geçemeyiz, hele bir akşam misafir olun da Çataklıların misafirperverliğini kendi gözünüz ile görün.

  Güzel Çatak ilçemizin tarihine baktığımız zaman pek çok acılar yaşandığını görüyoruz. Osmanlılar sonrası ilk zamanlarda Aşağı Hakkâri ismi ile de anılan Çatak ilçesi tarihsel derinliği oldukça zengin bir geçmişe sahiptir.

 Çatak ilçesini bir dörtlük ile anlatmak istersek;

"Van 'a ne yakın, ne de uzaksın,

Kanisipi ile durmadan çağlarsın

Geleni göreni hayran bırakırsın

Dağlarında bile var ayrı bir aşk

İçlerin en güzeli sensin Çatak.

Bize yazmak düştü size ise gidip gezmek düşer, Van' ın her köşesi ayrı cennet; Çatak ' a varın haksız isek kalemimizi kırın.

KADIN SUSARSA

GAZEL YİĞİT

Ve kadın sustu.                

Ve sus, dediler kadına. Sus sen, konuşma.

Oysa ne güzel cümleleri vardı yüreğinde beslediği. Yıllardır saklamıştı sözlerini pembe boncuklu entarisini çeyiz sandığında sakladığı gibi. Ne entarisini giydirdiler ne güzel sözlerini söylettiler. İkisi de eskidi. Yıprandı. Sonra bir gün çürüdü sandıkta. Güzel olamazsın sen dediler.

Senin neyine demişti kaynanası. Neyine güzel elbise zaten bir şeye benzemiyorsun hem ellerin, yüzün hep yanmış tandır başında hiç yakışmaz sana. Entarisine koştu kadın. Bütün hayalleri gibi sandığa sakladığı için dost olmuştu ona, çok seviyordu onu. Baktı sonra, çürümüş. Ağladı kadın. Sonra hıçkırıklara boğuldu. Sonra ağlamaktan kan çanağına döndü gözleri. Sonra aynanın karşısına geçti yıpranmış, yanmış yüzüne baktı. Yine ağladı. Derken çocuğu ağladı. Yuttu bütün gözyaşlarını, ıstırabını. Çocuğunu öptü kokladı. Ağlamasın diye pışpışladı. Babası geldi çocuğun. Hakaret etti kadına. Neden ağlıyor bu çocuk. Diyemedi ki çocuktur ağlar. Ben de istemem çocuğum ağlasın. Diyemedi. Hele bir desin. Geçen gün ki gibi indiriverir kafasına sopayı. Hele bir konuşsun kadın kısmısı, yutturuverir tek tek kelimelerini ona.

Sustu kadın. Ne gariptir ki kocasına hep aşkla baktı yine garibim. Başkasınınmış gibi. Oysa ona okumak istediği ne çok şiir vardı. Çeyizinde duruyordu pembe entarisi gibi. Neler söylemekti yârine. Ne sözler pişirecekti sıcak yuvasında. Onlarda çürüyüp gitmişti artık. Çocukları olmuştu sığındığı baraka. Belki çökecekti yakında o da.

Eli yandı bir gün, canı çok acıdı. Ama sütü taşırdı diye korktu kadın. Yemeği de geç kalmıştı üstelik. Elinin yanığını unuttu bağrının yanığı yüzünden. Koktu sütü. Dilinde zehirli ok girdi kaynana içeri.  Oysa o da yaşamıştı aynı şeyleri.  Sen ne zaman akıllanacaksın dedi. Daha da ağır konuştu. Sustu kadın. Bir konuşsun bütün köy duyardı öbür gün. Gelin dediğin edepli olur diye. Onlarda kadındı niye bu eziyet, niye.

Sus dediler kadına. Kadın da sustu işte. Sustuğu için duymadı onu kimse. Sustu diye her şey yolunda sandılar. Belki de herkes kendi ayıbını sakladı onun eziyetinin örtüsünün altına. Belki konuşsa bizden daha güzel konuşur diye susturdular. O sustukça suçlu suçsuz oldu. O sustukça hak batıl oldu. Ta ki birileri çıkıp konuşana kadar.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.