Köşe Yazıları (İHA) - İhlas Haber Ajansı | Haber Girişi: 03.10.2012 - 09:29, Güncelleme: 15.10.2020 - 08:18

Türkülere kelepçe mi?

 

Türkülere kelepçe mi?

            Muhafazakâr yazarlardan İskender Pala türkülerimize biçim vermekten, müstehcen ve aşağılayıcı olanları gözden geçirmekten söz ediyor. Uyduruk türküler için Sayın Pala'nın düşüncesi geçerli olabilir. Ancak anonim olanların tek sözcüğüne veya dizesine dokunmak tarihsel dokusuna zarar vermek olur ki varacağı nokta türkülere kelepçe vurmaktır!Bu ülkede; Pir Sultan'ı yasaklayan, Köroğlu'ndan, Dadaloğlu'ndan korkan ve onları halkın isyan duygularına davetiye çıkaranlar olarak gören düşünceler çok oldu. Ama onların türküleri derinden akan ulu nehirler gibi çağlayarak akmaya, kitlelerle buluşmaya devam etti. Çünkü onların türküleri halkın yüreğindeki sesti, kaçınılmaz bir olguya dönüşmüştü.İskender Pala'nın söz ettiği içinde müstehcenlik geçen türküler, yasaklanmış duygulardan, günah sayılmış ezgilerden taşan türkülerdir."Memeler baş kaldırmış, kavuşmuyor düğmeler." Gibi dizelerin yer aldığı türküleri Ahmet, Mehmet yazmamış... Ahmetler, Mehmetlerin topu birden yazmış. Yani halk yazmış. Ve içe vurmuş düşünce ile duyguların dışa vuruşunu sağlamış.İskender Pala gibi, Nü resimde ayıp olgusunu kurgulayan, heykelde günah değerlerini ön plana çıkarmaya çalışan yasakçı düşüncelere davetiye çıkaracak girişimler türkülerimizin müstehcen yanını budamakla yola koyulduğunda kaçınılmaz olarak eleştirisel yanına da bahane bulmakta gecikmeyecektir. Dün:"Ben böyle sanatın içine tüküreyim." Diyenler, bugün de türkülere tavır alacak.İskender Pala:"Bir arabada gidiyorsunuz, yanınızda çoluk çocuk var, birden o ilişmiyor düğmeli türküler çalınmaya başladı. Yani kadının aşağılanmasını engelleyici türkülerden söz ediyorum."Diyor.İskender Pala cam bir fanus içinde mi yaşıyor?Hiç mi kahvehanelerde oturmuyor? Sokaklardan geçmiyor? Pazardan alışveriş yapmıyor? Evinin balkonunda oturmuyor?Halkın içinde olsa her dakikada ne bariz küfürler edildiğini duyabilir. Küfür, müstehcenlik hayatın içinde olan, ancak benimsemediğimiz alışkanlıklarımız. Türkülerimize yapışan cinsellik öğeli sözcükler de bunun küçük bir örneği.Bugün kadının türkülerde küçümsenmesine karşı olanlar, onun özgür düşüncesinden yana oldular mı acaba?Elbette ki bu satırların yazarı özgür düşünceye ve inanca, yaşam biçimine her zaman saygı duymuş, savunmuştur. Ancak kadını kendi iradesi dışında örtü altına alanlara da, karşı gelenlere de, onların eğitimlerini engelleyenlere de hep karşı çıkmıştır. Karşı çıkılması da insan özgürlüğü ve onurundan yana olan herkesin görevidir.İskender Pala'nın türkülerimiz üzerinde rötuş yapılmasına yönelik sözde iyi görünen niyeti zaman içinde acımasız bir asimilasyona, yasakçılığa kapı aralayacaktır.Sayı Pala çok iyi bilirler ki zaten mistizmde türkü mürkü yoktur. Var olan ilahilerdir. Yasakçılığın giderek tırpana dönüştüğü bir sırada Sayın Pala ve onun gibi düşünenlerin türkülere kelepçe vuracak girişimlerine halkımız izin vermez. Bilir ki türkü ile ilahinin yeri apayrıdır.İskender Pala doğduğu Uşak kentinin türkülerini irdelediğinde içinde hayatın tüm renklerinin bir dantele gibi işlendiğini fark edecektir."On Yedi Benli Şadiye'm."Adlı Banaz türküsünün hikâyesi de ilginçtir. Zaten türkülerin ana kaynağı da halkın yaşantısı değil midir? Şimdi siz kalkıp On Yedi Benli Şadiye türküsüne sansür koyduğunuzda o yaşanmışlıklar hiç sayılmaz mı?Bir Uşak türküsü örneği daha vermek istiyorum.EKİNLER EKİLİRKEN Ekinler ekilirkenÇiziye dökülürkenSenide benden ayırdılarSunada boylu NerimanŞafaklar sökülürken Vardım pınar akmıyorYar yüzüme bakmıyorDokuz da daldan gül kopardımSuna da boylu NerimanSenin gibi kokmuyor Uşak duman sis olduAçan güller hep solduAç gözünü göreyimSuna da boylu Neriman Kalbim hasretle doldu.  Sayın İskender Pala, Ekinler Ekilirken türküsünün ikinci beşliğinde yer alan:"Dokuz da daldan gül kopardımSuna da boylu NerimanSenin gibi kokmuyor" Dizelerinde de müstehcenlik aranmalı mı?Bence türkülerdeki yalın çıplaklığı; "Kıl oldum abi", "Tık... Tık"Gibi uyduruk parçalarla aynı kefeye koymak büyük yanılgı olur.İçimden bir ses bütün bu ucube yaklaşımların, kanlı bir dar geçitten geçmek zorunda bırakılan Türkiye'nin gündemiyle ilgili olduğunu söylüyor.Türkiye'nin hayati kayıplarının önüne; farklı alanlardan, farklı perdeler çekmek ve nabız atışının sesini duyurmamak için her alanda çaba gösteriliyor.Şükür ki bizim halkımız; türkülerle yaşar, türkülerle ölür... Türkülere çomak sokanları da türkü yapar ve bir güzel söyler.Söz türkülerden açılmışken, Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun türküleri anlatan o güzel şiirini paylaşmak isterim. vanhaber, van, haber, van haber türkü, şahin akçap, dize, kelepçe
           
Muhafazakâr yazarlardan İskender Pala türkülerimize biçim vermekten, müstehcen ve aşağılayıcı olanları gözden geçirmekten söz ediyor.
Uyduruk türküler için Sayın Pala'nın düşüncesi geçerli olabilir. Ancak anonim olanların tek sözcüğüne veya dizesine dokunmak tarihsel dokusuna zarar vermek olur ki varacağı nokta türkülere kelepçe vurmaktır!
Bu ülkede; Pir Sultan'ı yasaklayan, Köroğlu'ndan, Dadaloğlu'ndan korkan ve onları halkın isyan duygularına davetiye çıkaranlar olarak gören düşünceler çok oldu. Ama onların türküleri derinden akan ulu nehirler gibi çağlayarak akmaya, kitlelerle buluşmaya devam etti. Çünkü onların türküleri halkın yüreğindeki sesti, kaçınılmaz bir olguya dönüşmüştü.
İskender Pala'nın söz ettiği içinde müstehcenlik geçen türküler, yasaklanmış duygulardan, günah sayılmış ezgilerden taşan türkülerdir.
"Memeler baş kaldırmış, kavuşmuyor düğmeler." Gibi dizelerin yer aldığı türküleri Ahmet, Mehmet yazmamış... Ahmetler, Mehmetlerin topu birden yazmış. Yani halk yazmış. Ve içe vurmuş düşünce ile duyguların dışa vuruşunu sağlamış.
İskender Pala gibi, Nü resimde ayıp olgusunu kurgulayan, heykelde günah değerlerini ön plana çıkarmaya çalışan yasakçı düşüncelere davetiye çıkaracak girişimler türkülerimizin müstehcen yanını budamakla yola koyulduğunda kaçınılmaz olarak eleştirisel yanına da bahane bulmakta gecikmeyecektir. Dün:
"Ben böyle sanatın içine tüküreyim." Diyenler, bugün de türkülere tavır alacak.
İskender Pala:
"Bir arabada gidiyorsunuz, yanınızda çoluk çocuk var, birden o ilişmiyor düğmeli türküler çalınmaya başladı. Yani kadının aşağılanmasını engelleyici türkülerden söz ediyorum."Diyor.
İskender Pala cam bir fanus içinde mi yaşıyor?
Hiç mi kahvehanelerde oturmuyor? Sokaklardan geçmiyor? Pazardan alışveriş yapmıyor? Evinin balkonunda oturmuyor?
Halkın içinde olsa her dakikada ne bariz küfürler edildiğini duyabilir.
Küfür, müstehcenlik hayatın içinde olan, ancak benimsemediğimiz alışkanlıklarımız. Türkülerimize yapışan cinsellik öğeli sözcükler de bunun küçük bir örneği.
Bugün kadının türkülerde küçümsenmesine karşı olanlar, onun özgür düşüncesinden yana oldular mı acaba?
Elbette ki bu satırların yazarı özgür düşünceye ve inanca, yaşam biçimine her zaman saygı duymuş, savunmuştur. Ancak kadını kendi iradesi dışında örtü altına alanlara da, karşı gelenlere de, onların eğitimlerini engelleyenlere de hep karşı çıkmıştır. Karşı çıkılması da insan özgürlüğü ve onurundan yana olan herkesin görevidir.
İskender Pala'nın türkülerimiz üzerinde rötuş yapılmasına yönelik sözde iyi görünen niyeti zaman içinde acımasız bir asimilasyona, yasakçılığa kapı aralayacaktır.
Sayı Pala çok iyi bilirler ki zaten mistizmde türkü mürkü yoktur. Var olan ilahilerdir. Yasakçılığın giderek tırpana dönüştüğü bir sırada Sayın Pala ve onun gibi düşünenlerin türkülere kelepçe vuracak girişimlerine halkımız izin vermez. Bilir ki türkü ile ilahinin yeri apayrıdır.
İskender Pala doğduğu Uşak kentinin türkülerini irdelediğinde içinde hayatın tüm renklerinin bir dantele gibi işlendiğini fark edecektir.
"On Yedi Benli Şadiye'm."Adlı Banaz türküsünün hikâyesi de ilginçtir. Zaten türkülerin ana kaynağı da halkın yaşantısı değil midir? Şimdi siz kalkıp On Yedi Benli Şadiye türküsüne sansür koyduğunuzda o yaşanmışlıklar hiç sayılmaz mı?
Bir Uşak türküsü örneği daha vermek istiyorum.
EKİNLER EKİLİRKEN
Ekinler ekilirken
Çiziye dökülürken
Senide benden ayırdılar
Sunada boylu Neriman
Şafaklar sökülürken
Vardım pınar akmıyor
Yar yüzüme bakmıyor
Dokuz da daldan gül kopardım
Suna da boylu Neriman
Senin gibi kokmuyor
Uşak duman sis oldu
Açan güller hep soldu
Aç gözünü göreyim
Suna da boylu Neriman
Kalbim hasretle doldu.
 Sayın İskender Pala, Ekinler Ekilirken türküsünün ikinci beşliğinde yer alan:
"Dokuz da daldan gül kopardım
Suna da boylu Neriman
Senin gibi kokmuyor" Dizelerinde de müstehcenlik aranmalı mı?
Bence türkülerdeki yalın çıplaklığı; "Kıl oldum abi", "Tık... Tık"Gibi uyduruk parçalarla aynı kefeye koymak büyük yanılgı olur.
İçimden bir ses bütün bu ucube yaklaşımların, kanlı bir dar geçitten geçmek zorunda bırakılan Türkiye'nin gündemiyle ilgili olduğunu söylüyor.
Türkiye'nin hayati kayıplarının önüne; farklı alanlardan, farklı perdeler çekmek ve nabız atışının sesini duyurmamak için her alanda çaba gösteriliyor.
Şükür ki bizim halkımız; türkülerle yaşar, türkülerle ölür... Türkülere çomak sokanları da türkü yapar ve bir güzel söyler.
Söz türkülerden açılmışken, Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun türküleri anlatan o güzel şiirini paylaşmak isterim.
vanhaber, van, haber, van haber
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.