Röportaj Haber Girişi: 24.08.2020 - 19:31, Güncelleme: 23.01.2021 - 18:20

Şeref Koç: Van'da yaşayanlar Van'ın kıymetini bilsinler

 

Şeref Koç: Van'da yaşayanlar Van'ın kıymetini bilsinler

Şüphesiz şehirleri şehir yapan esas unsur insanlardır. İnsanlar yaşadıkları şehirleri, şehirlerde insanları şekillendirir. Zamanlı zamansız vefat ederek şehirlerden çekip gidenlerin anıları, anlatımları zamanında yazıya, sese, görüntüye alınmamış ise kendileriyle birlikte toprağa gömülüyor. Yaşadığı şehirle ilgili sözü, izi bulunan ve halen hayatta olan insanlarımızla konuşarak birikimlerini ölümün elinden almaya çalışıyoruz. Vanlı esnaflardan Şeref Koç ile esnaflık, anıları ve özlemi duyulan Van üzerine konuştuk. (1)
Röportaj: İkram Kali  Röportaj: İkram Kali   Uzun yıllar esnaflık yaptınız kendinizi tanıtır mısınız?    1935 yılında Van’ın eski banka sokağında doğdum. Babamın adı Telli, annemin adı Aliye’dir. İlkokulu İnönü İlköğretim Okulunda okudum.  Öğretmenlerim rahmetli Dursun Uzel, Kerim Tuncer’di. Okulumuzda ismini hatırlayamadığım birçok öğretmenimiz vardı. 3 kardeşiz, abim Mevlüt Koç öğretmen, kardeşim Selahattin Koç gözlükçüdür. Babam 94 harbinde Rusya’da Bediüzzaman Said Nursi Hazretleriyle 7 yıl esir kalmış. Daha sonra gelip 7 yıl da askerlik yapmış. Babamın ömründen 14 yıl böyle geçmiş. Babam möhre (çamurdan duvar) işi yapardı. Van’da o zamanlar işler genelde el emeğine dayalıydı. 3 erkek, 3 kız çocuğum, 6 tane torunum var.      Van muhacirlik, yokluk, deprem gibi zor günler geçirdi.  Siz de bu zor günleri yaşadınız mı?  Yokluk, kıtlık, deprem dönemlerini yaşadım. Eskiden kimsede yoktu, fakirlik yaygındı. Varlıklı aile sayısı sayılıydı. Herkesin aşağı yukarı ekonomik durumu aynıydı. 1945 yılında kıtlık yaşandı. İnsanlar ekmek dahi bulamıyordu. Rahmetli babam işten gelirken askerlerden simit alır suya batırıp yerdik. O zamanlar çay yerine ayva yaprağı ile çay yapılır içilir, şeker yerine üzüm kullanırdık. Çerez olarak da kavurga, ceviz, kuru meyve yenilirdi. Yokluk had safhadaydı. Ben okula ablamın bezle diktiği pantolonu giyer giderdim. Van'da herkesin yamalı elbisesi vardı. Bu durum yaşandığı zamanlar kimse kimseyi hakir görmezdi. İnsanların kişiliğine, sözüne güvenine değer verilirdi.   İş hayatınıza ne zaman başladınız?    Gültepelerin babaları rahmetli Ömer Gültepe odun sobası, semaver,  şoratan (dam oluğu), ibrik, hamam sobası işi yapardı, bende onun yanında çocuk sayılacak yaşta çalışma hayatına atıldım. 1950 yılında terzilik öğrenmeye başladım. Ustalarım terzi Şamil Perihanoğlu, Cafer Usta, Baki Ukay’dı. O dönemler hatırladığım meşhur terzileri bunlardı. 1966 yılına kadar terzilik yaptım.    Van’ın ilk pasajı olan Alçekiç/Arslan Pasajı’nda ne zaman iş yeri sahibi oldunuz?     Alçekiç/Arslan Pasajı’nın yeri 1965 yılında Dava Vekili Köse Mehmet Efendi tarafından Akköprülü Mehmet Alçekiç’e satıldı. Mehmet Alçekiç ve Siirtli Halef Arslan pasajı birlikte yaptılar.  Büyük ortak ve pay sahibi Mehmet Alçekiç Cumhuriyet Caddesi’nde İzmir kundura mağazasının sahibiydi. El yapımı kundura yapar, ayakkabı tamir ederdi.  Ortaklık nedeniyle pasaj Alçekiç ve Arslan isimleriyle anılıyor. İlk yapıldığında pasaj tek katlıydı. Pasajda işyeri kiralamak isteyenler dükkân kiralayarak esnaflık yapmaya başladı.  Pasajın Cumhuriyet Caddesi girişinin üst katında sanatçıların sahne aldığı içkili restoran vardı. Pasajda hazır giyim dükkânım vardı. Müşterilerimiz Van’ın yerlileriydi. Gençler bize büyük ilgi gösterirdi. Kız Meslek Lisesi ve Kız Öğretmen Okulu öğrencileri sürekli bizi tercih ederlerdi. Düğme, dikiş nakış, kolye, yüzük, toka gibi alışverişlerini güvenle bizden yaparlardı. O zamanlar kredi kartı yoktu, ödemler peşin parayla yapılırdı. Mehmet Alçekiç kendisine ait olan dükkânları satıp İstanbul’da ayakkabı fabrikası kurdu. Halef Arslan da hissesini Doktor İzzettin Mungan’a sattı. Mungan da dükkânları oturan esnaflara sattı. Pasaj şimdi elektronikçiler pasajı olarak hizmet veriyor.   Pasajın geçmişte daha renkli ve hareketli olduğu biliniyor. Eski dükkân komşularınız kimlerdi?    Pasajda hazır giyim,  plakçı, radyocu, berber, kunduracı, mobilya mağazası, av malzemeleri mağazası, elektrikçi, terzi, lokanta gibi esnaflar vardı. Komşularımdan terzi Mehmet Ali Dalkıran,  Van’ın ilk plakçılarından ve radyo tamircilerinden Mehmet Bağdatlı, Cahit Kırcan, Kayserili Yılmaz vardı. Aşağıda terzi Burhan Binici, Edremitli Pertev Edremit, kunduracı Selahattin, mobilyacı Turgut Yergin ve Bayram Öner’in lokantası vardı. Çok güzel esnaf komşuluğumuz olurdu. Her zaman dükkânımızı Bismillah diyerek açarak işe başlardık. İşimiz hareketli, kazancımız bereketli olurdu. Esnaflar kanaatkâr, dürüsttü.     Mağazanızda sattığınız ürünleri hangi şehirden alıyordunuz?    1960-70’li yıllarda Van şehir merkezinin o günkü nüfusu 20-30 bin, İstanbul’un nüfusu ise 1,5-2 milyon kadardı. Bugünkü gibi ürünlerimizi genelde sanayi ve ticaret merkezi İstanbul’dan alıyorduk. Van’dan İstanbul’a karayoluyla gider eşyalarımızı alır Van’a dönerdik. Eşyalar daha sonra ambarlar tarafından kamyonlarla Van’a gönderilirdi. Esnaf olarak İstanbul Sirkeci’de Şehir Oteli’nde konaklıyorduk. Vanlı esnafların genelde kaldığı semt ve otel orasıydı. Vahdettin Dalgın, Şahin Türkmenoğlu, Alaattin Şen ile gider birlikte kalır ve beraber dönerdik.  Sabah kalkar Sirkeci’de kahvaltımızı yapar ardından esnaflardan alışverişimizi yapardık. Ayrım yapmadan Müslüman, Gayri Müslim esnaflardan alışveriş yapardık. Ermeni, Yahudi tüccarlarla ticaret yaparken kimse kimsenin inancıyla,  ırkıyla, diliyle, sosyal yaşantısıyla asla ilgilenmezdi. Farklılıklarımız insanlığa ve ticarete engel değil aksine zenginlikti. Esas olan güven, dürüstlük, samimiyet ve üründe kaliteydi. Vanlı esnaflara Yahudilerin ve Ermenilerin sonsuz güvenleri vardı. Çoğu kez senet, çek almadan ve istemeden mal gönderirlerdi. Biz de mal satılmazsa dahi ödemelerini zamanından önce yapardık. Çünkü Vanlı esnaflar kendinden utanan, Allah’tan korkan sözünün eri dürüst insanlardır.  Şehrin en önemli ticaret merkezi olan Cumhuriyet Caddesinde esnaf olarak kimler vardı?     Hatırladığım kadarıyla; Cumhuriyet Caddesinde 1940-1980 yılları arasında pek fazla yabancı esnaf yoktu. Hepsi Van’ın yerlileriydi. Enver Perihanoğlu, Şengüller, Günerler, Bekiroğlu, Cengiz Çaldağ, Kuralkanlar, Mumcuoğlu, Yüzbaşıoğlu, Davutoğlu, Fevzi Gürpınar,  Vahdettin Dalgın, Selçuk Soydan, Bilal Türkmenoğlu, Soydanlar, Saydanlar,  Hacıoğlu Fikret Akyol, Akaylar, Mithat Bekiroğlu, Nevzat Amiklioğlu, Şahap Ergin, Bitlisli Abdülbari Güngörer, İsmet Yörük, Yaşar Doğu, Selahattin Aslanoğlu, Şekerci Şükrü Coşkun, Kent Kırtasiye Faruk Bekiroğlu, Hüsamettin Altay, Ahmet Güleryüz, Cemil Şenaras, Hacı Dodo, Kahveci Salman Usta, Rüşen Altay Petol,  Güven Taksi Fikret Coşkun, İlyas Kitapçı Remzi Perihan Vansesi Gazetesi, Şahap Ergin, Cavit Türkoğlu, Turgut Güldal, Ahmet Çelik, Şavurlar, Faik Akay, Alirıza Suruç, Şakir Önay, Leblebici Ömer İl, Kuaför Cemil Müngen, Saatçi Salih Saatçioğlu,  Kunduracı Fevzi Gürpınar, Fetih Sağal, Kunduracı Niyazi Aydın, İlhami Şengül, Sütçü Ömer, Hakkı Türkmenoğlu, Niyazi Türkmenoğlu, Yayınevi Muzaffer Oğuz, Yörük Petrol, Cumhuriyet Fırını, Erciş Oteli, Erek Oteli, Nuhpalas Oteli, Ada Palas Oteli, Altay Oteli, Beşkardeşler Oteli, Bayram Oteli,  Konak Oteli, Sema Pastanesi, Doğan Pasta Salonu Nuri Sönmez, Davutoğlu,  Oto Şark, Memduh Tomar, Cevdet Büyükbay, Kaya ve Ayhan Kayaçelebi, Mehmet Alçekiç, Döğenliler, Gayri Müslimlerden Yahudi Moşe ve Yahudi Rahmi gibi esnaflar, banka şubeleri, lokanta ve kulüp vardı.     Gayri Müslim olmalarına karşın Van’ın sosyal tarihinde iz bırakan Yahudi Moşe ve Rahmi ile Van esnafı ve halkının ilişkisi nasıldı?    Moşe ve Rahmi’nin esnaf ve müşteri olarak Vanlılarla her zaman ilişkileri çok iyiydi. İçimizden biri ve iyi esnaflardı. Vanlılar da bu iki aileyi sever ve sayarlardı. Bugünkü gibi ayrımcılık, ötekileştirme, dayatma mahalle baskısı asla yoktu.  Çok iyi anlaşırdık. Birbirimize çok düşkündük.     Yahudi Moşe ile ilgili hatırladığınız bir anınız var mı?    Yahudi Moşe bugünkü Kahvaltıcılar Sokağı’na giderken mülkiyeti Bitlisli Abdülbari’ye ait köşede iş yeri vardı.  Mağazasında çividen toz boyaya, düğmeden gaz lambasına ne ararsanız satılırdı. Yahudi Rahmi’nin mağazası da vilayetin karşısındaydı. O da ev aletleri, dikiş makinası satardı. Bir gün radyomun pili bitmişti ama  o an üzerimde para yoktu. Yahudi Moşe’nin dükkânına girip pil istedim ama üzerimde para olmadığını söyledim.  Bana kaç tane pil ihtiyacım varsa alıp götürebileceğimi söyledi. Bende aldığım pillerin parasını aynı gün ödedim.  Terzi Abdullah ustanın dükkânında Moşe ile oturur sohbet ederdik.   Pasajda esnaflar arasında sorun yaşanır mıydı?    Benim karşımda plak ve bant stüdyosu olan, radyo ve pikap tamiri de yapan Mehmet Bağdatlı’nın dükkânı vardı. Ünlü sanatçıların yeni çıkan plakları geldiğinde plağı pikaba koyar sesini açar müzik sesi pasajdan duyulurdu. Esnaflardan kimse bu sesten rahatsız olmazdı. Çünkü komşumun mesleği oydu.  Mehmet Bağdatlı’nın babası sizin de dayınız olan Mecit Balak Hoca ile de çok iyi dostluğumuz vardı. Kendisi müezzinlik yapar, kuran dersleri verirdi.  Van’ın Cumhuriyet dönemi ilk ustalarından olan rahmetlinin elinden her türlü iş geliyordu. Kendisi çok iyi bir ustaydı. Mozaik, fayans döşemesi, mihrap, hamam, kara fırın yapardı. Eskiden mezar taşlarını el emeği ile o yapardı. Esnaflar arasında hiçbir sorun, tatsızlık yaşanmadı. Karşılıklı hoşgörü, sabır, güven, dayanışma ve dostluk her şeyin önündeydi.   Esnaflar arasında dostluk, güven, samimiyet dediniz. O dönemler bu değerler nasıldı?   Eskiden Van’da dostluk, kardeşlik havası vardı, ama şuan kimse kimseyi tanımıyor, kimse kimseye güvenmiyor.  Ticari ahlak da, güven de bozuldu. Esnaf müşteriye, müşteri esnafa güvenemiyor. Esnaf, esnafa yardımcı olmuyor maalesef. Bizim zamanımızda yardımlaşma dayanışma vardı. Esnaflar olarak birbirimize kardeş gibi yardımcı olurduk. Hiç unutmam bir gün esnaf arkadaşım Terzi Selahattin Aslanoğlu ödemesi olduğunu söyledi. Allah şahit ya o gün benim de ödemem olduğu halde kasadaki bütün parayı kendisine verdim. Sıkıntısını gidererek hemen paramı ödedi. Başka gün komşumun vergi ödemesi vardı. Borç istedi verdim. Ay sonu benim ihtiyacım oldu bende gidip başkasından borç aldım. Esnaflar arasında böyle bir dayanışma vardı. Herkes birbirine destek olur, güvenirdi. Müşterilerde esnaflara çok güvenirdi. Hiçbir zaman müşterilere kazık atmayı kimse aklından geçirmezdi. Gözü gönlü tok olan esnaflar fahiş fiyata mal satmayı ayıp, günah sayardı.  Allah haktır hiçbir gün müşterilerimizden şikâyet almadık. Bazen eski müşterilerimle karşılaşıyorum geçmişteki o günleri anarak teşekkür ediyorlar. Şimdi maalesef esnaflık da güven de kalmadı.    Esnaf dayanışmasıyla ilgili, sizi etkileyen, unutamadığınız olay yaşadınız mı?    Bakın bir gün Turgut Güleryüz, Ahmet Güldal ile beraber İstanbul’a mal almaya gittik. Ben oğlum Enes’e çek defterimi çantama bırakmasını söyledim. Çünkü İstanbul’dan mal alırken çek veriyordum. İstanbul’a gittim, malları aldım sıra çek vermeye gelince çantamda çek olmadığını gördüm. Oğlum çek defterini çantaya bırakmayı unutmuş, Telefon açtım oğluma çeki hemen göndermesini söyledim. Ama esnaflara çek vermem lazım. O zamanlar Fevzi Şengül beyle çok samimiydim. Kardeş gibiydik. İstanbul da dükkânına gidip oturdum. Bana neden dalgın olduğumu sordu. Mal aldım fakat çekimi Van’da unuttuğumu söyledim. Hiç tereddüt etmeden kasasından çek defterini çıkardı ve 3 çek kesip al bütün borçlarını öde geri kalan varsa onu da ben öderim, kendine sakın sıkıntı yapma dedi. Ben bunları anlatırken şimdi gözlerim doluyor. Allah Fevzi beyden razı olsun. Peki, şuan böyle bir esnaf var mı? O zamanki dostluklar şimdi yok. Şuan her şey maddiyata çıkara bağlanmış;  paran varsa adam yerine koyarlar yoksa adamdan saymazlar. Yine bir gün İstanbul’a mal almaya gittiğimde Fevzi beyin dükkânına uğradım. Sekreterine Fevzi Bey burada mı diye sordum. Burada fakat çok dalgındır dedi. Nedenini sordum. Arabası ve telefonunun çalındığını söyledi. Neyse içeri girdim keyfini sordum. Arabasının ve telefonunun çalınmasından dolayı moralinin bozuk olduğunu söyledi. Bende Sirkeci gibi bir yerde beyaz eşya üzerine büyük bir mağazasının olduğunu, Allah’ın kendisine yeni arabanın daha iyisini vereceğini söyleyerek moral verdim. Çalınan malını kim götürmüşse Allah’ın yanına bırakmayacağını anlattım. Fevzi Bey psikolojik olarak rahatlayıp moral bularak bana hak verdi ve teşekkür etti. Şimdi İstanbul’da maşallah çok güçlü ticaret erbabıdır.    Geçmişte resmi bayramlar , Van’ın 2 Nisan Kurtuluş Bayramı olduğunda Cumhuriyet Caddesi kadar Alçekiç Pasajı’da hareketlenirdi. O günleri anlatır mısınız?    Geçmişte Van’da resmi bayramların heyecanına, lezzetine,  coşkusuna doyamazdık. Vilayetin önünde askeri bando konser verir, gece fener alayı geçerdi.  O gün kadın erkek çocuk en şık elbisesini giyer sokakta caddede bayram havası olurdu. Kurtuluş Bayramı tabi bir başka olurdu. Tüm iş yerleri, kurumlar bayrak asardı. Caddede geçiş töreninde vali, belediye başkanı, garnizon komutanı araçla halkı selamlardılar. Esnafların, sanatkârların, otobüslerin geçişi halkın sevincine dönüşürdü. Vatandaşlarda ellerindeki bayraklarla resmi bayramları aileleri ve çocuklarıyla birlikte kutlardı. Çevre köylerden bayram için halk şehire gelirdi. Van’da o zamanlar bayramlar bambaşkaydı. Esnaflar bayramlarda dükkânlarını kapatır resmi bayramları izlerdi. Günümüzde o bayramlardan eser kalmadı.   Terzilik mesleği Van’da her zaman önemli bir yere sahip olmuş. Ünlü terziler kimlerdi?    Eskiden Van’da konfeksiyon yoktu. Herkes takım elbise diktirirdi. Terzilik mesleği geçmişte Van’da meşhurdu. O zamanlar çok insana elbise diktim. Hepsi de diktiğim elbiseleri çok beğenirdi. Bir elbiseyi dikerken, 4 sefer prova yapardık. Elbise dikmeyi Terzi Fehmi’den öğrendim. Kendisi terziliği çok iyi yapardı. Kumaşçılar çarşısında kazanılan para Cumhuriyet Caddesinde yoktu.  Osman Bey gibi bir yerdi. Esnaflar çok iyi  ticaret yapardı. Rahmetli Şamil Perihanoğlu çok iyi bir terzi ustasıydı. Ben bir müddet onun yanında çalıştım. Hakikaten insanlar sanatına hayrandı. Ben Avukat Eski Belediye Başkanı Şadan Dinçer’e elbise diktim. Şadan Bey elbiseyi çok beğendi. Van’da geçmişte terziler de çok şık giyinirdi. Şuan maalesef arkadaşlarımdan kimse kalmadı.  Eski insanlara, temizliğe,  geleneklere, dostluklara ve esnaflığa özlem duyuyor musunuz?    Eski Van şehri ve Vanlılar burnumda tütüyor. Çok muhterem güzel insanlar vardı. Van’ın eski kültürü, dostluğu, kardeşliği geleneklerini arıyoruz. Maalesef kültürümüz korunmuyor, yaşatılmıyor buna çok üzülüyorum.  Geçmişteki Van’ın insanlığını, dostluğunu, güzelliğini çok özlüyorum. Eskiden herkes evinin kapısını açık bırakırdı. Hırsızlık olayları pek yaşanmazdı. İnsanlar bir lokma ekmeğini komşusuyla paylaşırdı.  Geçmişte Müslümanlar ve Ermeniler komşu yaşarlardı. 1915 Ermeni isyanı Rus işgaliyle her şey yerle bir oldu Van büyük acılar, zor günler yaşadı. Müslümanların muhacirlik sonrası yaptıkları iki katlı, birçoğu cumbalı olan çok sayıda kerpiç evleri vardı. Bunların büyük çoğunluğunun 1945 zelzelesinde yıkılmasıyla tek katlı eve dönüştürüldüler. Edremit’te de Bulgar muhacirleri kalırdı ama şuan onlardan kimse kalmadı.  Müstakil evlerde odun, tezek, çam kepeği yakardık. Çam kepeğini Bayram ustadan alırdık.  Eskiden şimdiki gibi kalorifer, kömür gibi bir yakacak yoktu. Odun yakılır kömürü mangala çekilir ve kürsünün altına bırakılırdı. Herkes de o kürsünün etrafına toplanarak ısınırdı. O kadar sıcaklık verirdi ki hemen uykumuz gelirdi. Oturma gecelerinde hikayeler darbı meseller anlatılırdı. Pazar günleri ailemizle birlikte İskele ’ye, Edremit’e pikniğe giderdik. Bisiklet sürerdik.  Bisikletleri kim satardı?  Van’a ilk Rap marka bisikleti getgiren Yaşar Doğu’dur. Bir tane bisiklet ben aldım, bir tane Cemal Perihanoğlu, bir tane hafız Remzi aldı. O zamanlar Rap bisiklet bugünün Mercedes arabası gibiydi. 70 yaşına kadar kullandım, ondan sonra torunuma verdim. O zamanlar bisikleti olanlar bugünün Mercedes’i gibi heyecan yaşardı. Her zaman halimize şükrederdik. O zamanlar huzur vardı şuan her şey var ama huzur yok. Van’da eskiden terbiye töre vardı. Bir büyük geldiği zaman herkes önünü ilikler, ona saygı gösterirdi. Şuan otobüs de dahi yaşlılara yer verilmiyor. İnsanlar bozuldu. Üzüntü verici olaylarla karşılaşıyorum.    Halk kültürüyle ilgili geçmişte hangi etkinlikler yapılırdı?    Ben o zamanlar küçüktüm. Van’ın düğünlerinde rahmetli Faik Eren Bey dizinde keman çalardı. Sefer ile Yasin def çalar şarkı söylerdi. Oynarken “Memelerin egende/ Birbirine değende/ Keşke orada olaydım/ Annen seni dögende” Van türküsünü okurlardı.  Düğüne gittik, keman, def ve dümbelek çalarlardı. Eskiden evlerde oturma gecelerinde toplanıldığında evin büyüğü hikaye, darbı mesel anlatırdı. Herkes can kulağıyla dinlerdi. Fotoğrafçı Abdul Dayı vardı. Çok meşhurdu. Bayramlarda fındıkla milav oynardık. Abdul Dayı sokaktan geçtiğinde herkes önünü ilikler ve saygı gösterirdi. Çoğu zaman elini öperdik bize tırtırlı bir kuruş veya iki buçuk kuruş verirdi. Dünyalar bizim olurdu. O zamanlar tırtırlı iki buçuk kuruşla biz üç kardeş tıraş olabiliyorduk.    Bugünkü Van’ın değişimini, görünümünü nasıl değerlendiriyorsunuz?   Van son zamanlarda çok güzelleşti. Edremit Kız Kalesinden Van’ı izledim. Hakikaten Van bambaşka bir şehir olmuş, olumlu yönden çok gelişmiş, Edremit’te yapılan sahil bandı adeta insanı büyülüyor. Van hem havasıyla hem insanlarıyla yaşanacak bir şehirdir. Bütün vilayetleri aşağı yukarı gezdim. Van gibisi yok. İlla Van, illa Van. Van’da yaşayanlar Van’ın kıymetini bilsinler. Bakın İskele’ de arsam vardı. Yıllar önce satıp Bursa’da dükkân satın aldım. Beş yıl boyunca kiraya verdim ve tek kuruş alamadım. Sonunda zararına satarak memleketime geri döndüm. Burada 3 daire satın aldım.  Van’da yaşamaktan mutlu oluyorum, heyecanlanıyorum. Pasajda eski dükkânımızda ticarete oğlum Enes devam ediyor. Bende ara sıra yanına gidiyorum.   Vansesi aracılığıyla okurlarımıza neler söylemek istersiniz?    Şehrimizin tarihi, kültürü, gelenekleriyle ile ilgili bildiklerimi, duyduklarımı, anılarımı çocuklarıma torunlarıma sürekli anlatıyorum.  Bütün büyüklerin bildiklerini küçüklere, gençlere anlatması yararlı olur. Küçükler ve gençler de memleketlerinin tarihini, kültürünü merak ederek araştırmaları ve okumaları gerekir. Bunlar çok önemlidir. Doğduğumuz büyüdüğümüz ve yaşadığımız şehrimizi, mahallemizi iyi tanımamız ve tanıtmamız lazım, yoksa memleketinizde yabancı gibi yaşarsınız. Tanıyan tanımayan herkese sağlıklı, huzurlu günler diliyorum. Önemli bir görev ve iş yapıyorsunuz. Sohbet için teşekkür ederim.      
Şüphesiz şehirleri şehir yapan esas unsur insanlardır. İnsanlar yaşadıkları şehirleri, şehirlerde insanları şekillendirir. Zamanlı zamansız vefat ederek şehirlerden çekip gidenlerin anıları, anlatımları zamanında yazıya, sese, görüntüye alınmamış ise kendileriyle birlikte toprağa gömülüyor. Yaşadığı şehirle ilgili sözü, izi bulunan ve halen hayatta olan insanlarımızla konuşarak birikimlerini ölümün elinden almaya çalışıyoruz. Vanlı esnaflardan Şeref Koç ile esnaflık, anıları ve özlemi duyulan Van üzerine konuştuk. (1)

Röportaj: İkram Kali 

Röportaj: İkram Kali  

Uzun yıllar esnaflık yaptınız kendinizi tanıtır mısınız?   

1935 yılında Van’ın eski banka sokağında doğdum. Babamın adı Telli, annemin adı Aliye’dir. İlkokulu İnönü İlköğretim Okulunda okudum.  Öğretmenlerim rahmetli Dursun Uzel, Kerim Tuncer’di. Okulumuzda ismini hatırlayamadığım birçok öğretmenimiz vardı. 3 kardeşiz, abim Mevlüt Koç öğretmen, kardeşim Selahattin Koç gözlükçüdür. Babam 94 harbinde Rusya’da Bediüzzaman Said Nursi Hazretleriyle 7 yıl esir kalmış. Daha sonra gelip 7 yıl da askerlik yapmış. Babamın ömründen 14 yıl böyle geçmiş. Babam möhre (çamurdan duvar) işi yapardı. Van’da o zamanlar işler genelde el emeğine dayalıydı. 3 erkek, 3 kız çocuğum, 6 tane torunum var.     

Van muhacirlik, yokluk, deprem gibi zor günler geçirdi.  Siz de bu zor günleri yaşadınız mı? 

Yokluk, kıtlık, deprem dönemlerini yaşadım. Eskiden kimsede yoktu, fakirlik yaygındı. Varlıklı aile sayısı sayılıydı. Herkesin aşağı yukarı ekonomik durumu aynıydı. 1945 yılında kıtlık yaşandı. İnsanlar ekmek dahi bulamıyordu. Rahmetli babam işten gelirken askerlerden simit alır suya batırıp yerdik. O zamanlar çay yerine ayva yaprağı ile çay yapılır içilir, şeker yerine üzüm kullanırdık. Çerez olarak da kavurga, ceviz, kuru meyve yenilirdi. Yokluk had safhadaydı. Ben okula ablamın bezle diktiği pantolonu giyer giderdim. Van'da herkesin yamalı elbisesi vardı. Bu durum yaşandığı zamanlar kimse kimseyi hakir görmezdi. İnsanların kişiliğine, sözüne güvenine değer verilirdi.  

İş hayatınıza ne zaman başladınız?   

Gültepelerin babaları rahmetli Ömer Gültepe odun sobası, semaver,  şoratan (dam oluğu), ibrik, hamam sobası işi yapardı, bende onun yanında çocuk sayılacak yaşta çalışma hayatına atıldım. 1950 yılında terzilik öğrenmeye başladım. Ustalarım terzi Şamil Perihanoğlu, Cafer Usta, Baki Ukay’dı. O dönemler hatırladığım meşhur terzileri bunlardı. 1966 yılına kadar terzilik yaptım.   

Van’ın ilk pasajı olan Alçekiç/Arslan Pasajı’nda ne zaman iş yeri sahibi oldunuz?    

Alçekiç/Arslan Pasajı’nın yeri 1965 yılında Dava Vekili Köse Mehmet Efendi tarafından Akköprülü Mehmet Alçekiç’e satıldı. Mehmet Alçekiç ve Siirtli Halef Arslan pasajı birlikte yaptılar.  Büyük ortak ve pay sahibi Mehmet Alçekiç Cumhuriyet Caddesi’nde İzmir kundura mağazasının sahibiydi. El yapımı kundura yapar, ayakkabı tamir ederdi.  Ortaklık nedeniyle pasaj Alçekiç ve Arslan isimleriyle anılıyor. İlk yapıldığında pasaj tek katlıydı. Pasajda işyeri kiralamak isteyenler dükkân kiralayarak esnaflık yapmaya başladı.  Pasajın Cumhuriyet Caddesi girişinin üst katında sanatçıların sahne aldığı içkili restoran vardı. Pasajda hazır giyim dükkânım vardı. Müşterilerimiz Van’ın yerlileriydi. Gençler bize büyük ilgi gösterirdi. Kız Meslek Lisesi ve Kız Öğretmen Okulu öğrencileri sürekli bizi tercih ederlerdi. Düğme, dikiş nakış, kolye, yüzük, toka gibi alışverişlerini güvenle bizden yaparlardı. O zamanlar kredi kartı yoktu, ödemler peşin parayla yapılırdı. Mehmet Alçekiç kendisine ait olan dükkânları satıp İstanbul’da ayakkabı fabrikası kurdu. Halef Arslan da hissesini Doktor İzzettin Mungan’a sattı. Mungan da dükkânları oturan esnaflara sattı. Pasaj şimdi elektronikçiler pasajı olarak hizmet veriyor.  

Pasajın geçmişte daha renkli ve hareketli olduğu biliniyor. Eski dükkân komşularınız kimlerdi?   

Pasajda hazır giyim,  plakçı, radyocu, berber, kunduracı, mobilya mağazası, av malzemeleri mağazası, elektrikçi, terzi, lokanta gibi esnaflar vardı. Komşularımdan terzi Mehmet Ali Dalkıran,  Van’ın ilk plakçılarından ve radyo tamircilerinden Mehmet Bağdatlı, Cahit Kırcan, Kayserili Yılmaz vardı. Aşağıda terzi Burhan Binici, Edremitli Pertev Edremit, kunduracı Selahattin, mobilyacı Turgut Yergin ve Bayram Öner’in lokantası vardı. Çok güzel esnaf komşuluğumuz olurdu. Her zaman dükkânımızı Bismillah diyerek açarak işe başlardık. İşimiz hareketli, kazancımız bereketli olurdu. Esnaflar kanaatkâr, dürüsttü.    

Mağazanızda sattığınız ürünleri hangi şehirden alıyordunuz?   

1960-70’li yıllarda Van şehir merkezinin o günkü nüfusu 20-30 bin, İstanbul’un nüfusu ise 1,5-2 milyon kadardı. Bugünkü gibi ürünlerimizi genelde sanayi ve ticaret merkezi İstanbul’dan alıyorduk. Van’dan İstanbul’a karayoluyla gider eşyalarımızı alır Van’a dönerdik. Eşyalar daha sonra ambarlar tarafından kamyonlarla Van’a gönderilirdi. Esnaf olarak İstanbul Sirkeci’de Şehir Oteli’nde konaklıyorduk. Vanlı esnafların genelde kaldığı semt ve otel orasıydı. Vahdettin Dalgın, Şahin Türkmenoğlu, Alaattin Şen ile gider birlikte kalır ve beraber dönerdik.  Sabah kalkar Sirkeci’de kahvaltımızı yapar ardından esnaflardan alışverişimizi yapardık. Ayrım yapmadan Müslüman, Gayri Müslim esnaflardan alışveriş yapardık. Ermeni, Yahudi tüccarlarla ticaret yaparken kimse kimsenin inancıyla,  ırkıyla, diliyle, sosyal yaşantısıyla asla ilgilenmezdi. Farklılıklarımız insanlığa ve ticarete engel değil aksine zenginlikti. Esas olan güven, dürüstlük, samimiyet ve üründe kaliteydi. Vanlı esnaflara Yahudilerin ve Ermenilerin sonsuz güvenleri vardı. Çoğu kez senet, çek almadan ve istemeden mal gönderirlerdi. Biz de mal satılmazsa dahi ödemelerini zamanından önce yapardık. Çünkü Vanlı esnaflar kendinden utanan, Allah’tan korkan sözünün eri dürüst insanlardır. 

Şehrin en önemli ticaret merkezi olan Cumhuriyet Caddesinde esnaf olarak kimler vardı?    

Hatırladığım kadarıyla; Cumhuriyet Caddesinde 1940-1980 yılları arasında pek fazla yabancı esnaf yoktu. Hepsi Van’ın yerlileriydi. Enver Perihanoğlu, Şengüller, Günerler, Bekiroğlu, Cengiz Çaldağ, Kuralkanlar, Mumcuoğlu, Yüzbaşıoğlu, Davutoğlu, Fevzi Gürpınar,  Vahdettin Dalgın, Selçuk Soydan, Bilal Türkmenoğlu, Soydanlar, Saydanlar,  Hacıoğlu Fikret Akyol, Akaylar, Mithat Bekiroğlu, Nevzat Amiklioğlu, Şahap Ergin, Bitlisli Abdülbari Güngörer, İsmet Yörük, Yaşar Doğu, Selahattin Aslanoğlu, Şekerci Şükrü Coşkun, Kent Kırtasiye Faruk Bekiroğlu, Hüsamettin Altay, Ahmet Güleryüz, Cemil Şenaras, Hacı Dodo, Kahveci Salman Usta, Rüşen Altay Petol,  Güven Taksi Fikret Coşkun, İlyas Kitapçı Remzi Perihan Vansesi Gazetesi, Şahap Ergin, Cavit Türkoğlu, Turgut Güldal, Ahmet Çelik, Şavurlar, Faik Akay, Alirıza Suruç, Şakir Önay, Leblebici Ömer İl, Kuaför Cemil Müngen, Saatçi Salih Saatçioğlu,  Kunduracı Fevzi Gürpınar, Fetih Sağal, Kunduracı Niyazi Aydın, İlhami Şengül, Sütçü Ömer, Hakkı Türkmenoğlu, Niyazi Türkmenoğlu, Yayınevi Muzaffer Oğuz, Yörük Petrol, Cumhuriyet Fırını, Erciş Oteli, Erek Oteli, Nuhpalas Oteli, Ada Palas Oteli, Altay Oteli, Beşkardeşler Oteli, Bayram Oteli,  Konak Oteli, Sema Pastanesi, Doğan Pasta Salonu Nuri Sönmez, Davutoğlu,  Oto Şark, Memduh Tomar, Cevdet Büyükbay, Kaya ve Ayhan Kayaçelebi, Mehmet Alçekiç, Döğenliler, Gayri Müslimlerden Yahudi Moşe ve Yahudi Rahmi gibi esnaflar, banka şubeleri, lokanta ve kulüp vardı.    

Gayri Müslim olmalarına karşın Van’ın sosyal tarihinde iz bırakan Yahudi Moşe ve Rahmi ile Van esnafı ve halkının ilişkisi nasıldı?   

Moşe ve Rahmi’nin esnaf ve müşteri olarak Vanlılarla her zaman ilişkileri çok iyiydi. İçimizden biri ve iyi esnaflardı. Vanlılar da bu iki aileyi sever ve sayarlardı. Bugünkü gibi ayrımcılık, ötekileştirme, dayatma mahalle baskısı asla yoktu.  Çok iyi anlaşırdık. Birbirimize çok düşkündük.    

Yahudi Moşe ile ilgili hatırladığınız bir anınız var mı?   

Yahudi Moşe bugünkü Kahvaltıcılar Sokağı’na giderken mülkiyeti Bitlisli Abdülbari’ye ait köşede iş yeri vardı.  Mağazasında çividen toz boyaya, düğmeden gaz lambasına ne ararsanız satılırdı. Yahudi Rahmi’nin mağazası da vilayetin karşısındaydı. O da ev aletleri, dikiş makinası satardı. Bir gün radyomun pili bitmişti ama  o an üzerimde para yoktu. Yahudi Moşe’nin dükkânına girip pil istedim ama üzerimde para olmadığını söyledim.  Bana kaç tane pil ihtiyacım varsa alıp götürebileceğimi söyledi. Bende aldığım pillerin parasını aynı gün ödedim.  Terzi Abdullah ustanın dükkânında Moşe ile oturur sohbet ederdik.  

Pasajda esnaflar arasında sorun yaşanır mıydı?   

Benim karşımda plak ve bant stüdyosu olan, radyo ve pikap tamiri de yapan Mehmet Bağdatlı’nın dükkânı vardı. Ünlü sanatçıların yeni çıkan plakları geldiğinde plağı pikaba koyar sesini açar müzik sesi pasajdan duyulurdu. Esnaflardan kimse bu sesten rahatsız olmazdı. Çünkü komşumun mesleği oydu.  Mehmet Bağdatlı’nın babası sizin de dayınız olan Mecit Balak Hoca ile de çok iyi dostluğumuz vardı. Kendisi müezzinlik yapar, kuran dersleri verirdi.  Van’ın Cumhuriyet dönemi ilk ustalarından olan rahmetlinin elinden her türlü iş geliyordu. Kendisi çok iyi bir ustaydı. Mozaik, fayans döşemesi, mihrap, hamam, kara fırın yapardı. Eskiden mezar taşlarını el emeği ile o yapardı. Esnaflar arasında hiçbir sorun, tatsızlık yaşanmadı. Karşılıklı hoşgörü, sabır, güven, dayanışma ve dostluk her şeyin önündeydi.  

Esnaflar arasında dostluk, güven, samimiyet dediniz. O dönemler bu değerler nasıldı?  

Eskiden Van’da dostluk, kardeşlik havası vardı, ama şuan kimse kimseyi tanımıyor, kimse kimseye güvenmiyor.  Ticari ahlak da, güven de bozuldu. Esnaf müşteriye, müşteri esnafa güvenemiyor. Esnaf, esnafa yardımcı olmuyor maalesef. Bizim zamanımızda yardımlaşma dayanışma vardı. Esnaflar olarak birbirimize kardeş gibi yardımcı olurduk. Hiç unutmam bir gün esnaf arkadaşım Terzi Selahattin Aslanoğlu ödemesi olduğunu söyledi. Allah şahit ya o gün benim de ödemem olduğu halde kasadaki bütün parayı kendisine verdim. Sıkıntısını gidererek hemen paramı ödedi. Başka gün komşumun vergi ödemesi vardı. Borç istedi verdim. Ay sonu benim ihtiyacım oldu bende gidip başkasından borç aldım. Esnaflar arasında böyle bir dayanışma vardı. Herkes birbirine destek olur, güvenirdi. Müşterilerde esnaflara çok güvenirdi. Hiçbir zaman müşterilere kazık atmayı kimse aklından geçirmezdi. Gözü gönlü tok olan esnaflar fahiş fiyata mal satmayı ayıp, günah sayardı.  Allah haktır hiçbir gün müşterilerimizden şikâyet almadık. Bazen eski müşterilerimle karşılaşıyorum geçmişteki o günleri anarak teşekkür ediyorlar. Şimdi maalesef esnaflık da güven de kalmadı.   

Esnaf dayanışmasıyla ilgili, sizi etkileyen, unutamadığınız olay yaşadınız mı?   

Bakın bir gün Turgut Güleryüz, Ahmet Güldal ile beraber İstanbul’a mal almaya gittik. Ben oğlum Enes’e çek defterimi çantama bırakmasını söyledim. Çünkü İstanbul’dan mal alırken çek veriyordum. İstanbul’a gittim, malları aldım sıra çek vermeye gelince çantamda çek olmadığını gördüm. Oğlum çek defterini çantaya bırakmayı unutmuş, Telefon açtım oğluma çeki hemen göndermesini söyledim. Ama esnaflara çek vermem lazım. O zamanlar Fevzi Şengül beyle çok samimiydim. Kardeş gibiydik. İstanbul da dükkânına gidip oturdum. Bana neden dalgın olduğumu sordu. Mal aldım fakat çekimi Van’da unuttuğumu söyledim. Hiç tereddüt etmeden kasasından çek defterini çıkardı ve 3 çek kesip al bütün borçlarını öde geri kalan varsa onu da ben öderim, kendine sakın sıkıntı yapma dedi. Ben bunları anlatırken şimdi gözlerim doluyor. Allah Fevzi beyden razı olsun. Peki, şuan böyle bir esnaf var mı? O zamanki dostluklar şimdi yok. Şuan her şey maddiyata çıkara bağlanmış;  paran varsa adam yerine koyarlar yoksa adamdan saymazlar. Yine bir gün İstanbul’a mal almaya gittiğimde Fevzi beyin dükkânına uğradım. Sekreterine Fevzi Bey burada mı diye sordum. Burada fakat çok dalgındır dedi. Nedenini sordum. Arabası ve telefonunun çalındığını söyledi. Neyse içeri girdim keyfini sordum. Arabasının ve telefonunun çalınmasından dolayı moralinin bozuk olduğunu söyledi. Bende Sirkeci gibi bir yerde beyaz eşya üzerine büyük bir mağazasının olduğunu, Allah’ın kendisine yeni arabanın daha iyisini vereceğini söyleyerek moral verdim. Çalınan malını kim götürmüşse Allah’ın yanına bırakmayacağını anlattım. Fevzi Bey psikolojik olarak rahatlayıp moral bularak bana hak verdi ve teşekkür etti. Şimdi İstanbul’da maşallah çok güçlü ticaret erbabıdır.   

Geçmişte resmi bayramlar , Van’ın 2 Nisan Kurtuluş Bayramı olduğunda Cumhuriyet Caddesi kadar Alçekiç Pasajı’da hareketlenirdi. O günleri anlatır mısınız?   

Geçmişte Van’da resmi bayramların heyecanına, lezzetine,  coşkusuna doyamazdık. Vilayetin önünde askeri bando konser verir, gece fener alayı geçerdi.  O gün kadın erkek çocuk en şık elbisesini giyer sokakta caddede bayram havası olurdu. Kurtuluş Bayramı tabi bir başka olurdu. Tüm iş yerleri, kurumlar bayrak asardı. Caddede geçiş töreninde vali, belediye başkanı, garnizon komutanı araçla halkı selamlardılar. Esnafların, sanatkârların, otobüslerin geçişi halkın sevincine dönüşürdü. Vatandaşlarda ellerindeki bayraklarla resmi bayramları aileleri ve çocuklarıyla birlikte kutlardı. Çevre köylerden bayram için halk şehire gelirdi. Van’da o zamanlar bayramlar bambaşkaydı. Esnaflar bayramlarda dükkânlarını kapatır resmi bayramları izlerdi. Günümüzde o bayramlardan eser kalmadı.  

Terzilik mesleği Van’da her zaman önemli bir yere sahip olmuş. Ünlü terziler kimlerdi?   

Eskiden Van’da konfeksiyon yoktu. Herkes takım elbise diktirirdi. Terzilik mesleği geçmişte Van’da meşhurdu. O zamanlar çok insana elbise diktim. Hepsi de diktiğim elbiseleri çok beğenirdi. Bir elbiseyi dikerken, 4 sefer prova yapardık. Elbise dikmeyi Terzi Fehmi’den öğrendim. Kendisi terziliği çok iyi yapardı. Kumaşçılar çarşısında kazanılan para Cumhuriyet Caddesinde yoktu.  Osman Bey gibi bir yerdi. Esnaflar çok iyi  ticaret yapardı. Rahmetli Şamil Perihanoğlu çok iyi bir terzi ustasıydı. Ben bir müddet onun yanında çalıştım. Hakikaten insanlar sanatına hayrandı. Ben Avukat Eski Belediye Başkanı Şadan Dinçer’e elbise diktim. Şadan Bey elbiseyi çok beğendi. Van’da geçmişte terziler de çok şık giyinirdi. Şuan maalesef arkadaşlarımdan kimse kalmadı. 

Eski insanlara, temizliğe,  geleneklere, dostluklara ve esnaflığa özlem duyuyor musunuz?   

Eski Van şehri ve Vanlılar burnumda tütüyor. Çok muhterem güzel insanlar vardı. Van’ın eski kültürü, dostluğu, kardeşliği geleneklerini arıyoruz. Maalesef kültürümüz korunmuyor, yaşatılmıyor buna çok üzülüyorum.  Geçmişteki Van’ın insanlığını, dostluğunu, güzelliğini çok özlüyorum. Eskiden herkes evinin kapısını açık bırakırdı. Hırsızlık olayları pek yaşanmazdı. İnsanlar bir lokma ekmeğini komşusuyla paylaşırdı.  Geçmişte Müslümanlar ve Ermeniler komşu yaşarlardı. 1915 Ermeni isyanı Rus işgaliyle her şey yerle bir oldu Van büyük acılar, zor günler yaşadı. Müslümanların muhacirlik sonrası yaptıkları iki katlı, birçoğu cumbalı olan çok sayıda kerpiç evleri vardı. Bunların büyük çoğunluğunun 1945 zelzelesinde yıkılmasıyla tek katlı eve dönüştürüldüler. Edremit’te de Bulgar muhacirleri kalırdı ama şuan onlardan kimse kalmadı.  Müstakil evlerde odun, tezek, çam kepeği yakardık. Çam kepeğini Bayram ustadan alırdık.  Eskiden şimdiki gibi kalorifer, kömür gibi bir yakacak yoktu. Odun yakılır kömürü mangala çekilir ve kürsünün altına bırakılırdı. Herkes de o kürsünün etrafına toplanarak ısınırdı. O kadar sıcaklık verirdi ki hemen uykumuz gelirdi. Oturma gecelerinde hikayeler darbı meseller anlatılırdı. Pazar günleri ailemizle birlikte İskele ’ye, Edremit’e pikniğe giderdik. Bisiklet sürerdik. 

Bisikletleri kim satardı? 

Van’a ilk Rap marka bisikleti getgiren Yaşar Doğu’dur. Bir tane bisiklet ben aldım, bir tane Cemal Perihanoğlu, bir tane hafız Remzi aldı. O zamanlar Rap bisiklet bugünün Mercedes arabası gibiydi. 70 yaşına kadar kullandım, ondan sonra torunuma verdim. O zamanlar bisikleti olanlar bugünün Mercedes’i gibi heyecan yaşardı. Her zaman halimize şükrederdik. O zamanlar huzur vardı şuan her şey var ama huzur yok. Van’da eskiden terbiye töre vardı. Bir büyük geldiği zaman herkes önünü ilikler, ona saygı gösterirdi. Şuan otobüs de dahi yaşlılara yer verilmiyor. İnsanlar bozuldu. Üzüntü verici olaylarla karşılaşıyorum.   

Halk kültürüyle ilgili geçmişte hangi etkinlikler yapılırdı?   

Ben o zamanlar küçüktüm. Van’ın düğünlerinde rahmetli Faik Eren Bey dizinde keman çalardı. Sefer ile Yasin def çalar şarkı söylerdi. Oynarken “Memelerin egende/ Birbirine değende/ Keşke orada olaydım/ Annen seni dögende” Van türküsünü okurlardı.  Düğüne gittik, keman, def ve dümbelek çalarlardı. Eskiden evlerde oturma gecelerinde toplanıldığında evin büyüğü hikaye, darbı mesel anlatırdı. Herkes can kulağıyla dinlerdi. Fotoğrafçı Abdul Dayı vardı. Çok meşhurdu. Bayramlarda fındıkla milav oynardık. Abdul Dayı sokaktan geçtiğinde herkes önünü ilikler ve saygı gösterirdi. Çoğu zaman elini öperdik bize tırtırlı bir kuruş veya iki buçuk kuruş verirdi. Dünyalar bizim olurdu. O zamanlar tırtırlı iki buçuk kuruşla biz üç kardeş tıraş olabiliyorduk.   

Bugünkü Van’ın değişimini, görünümünü nasıl değerlendiriyorsunuz?  

Van son zamanlarda çok güzelleşti. Edremit Kız Kalesinden Van’ı izledim. Hakikaten Van bambaşka bir şehir olmuş, olumlu yönden çok gelişmiş, Edremit’te yapılan sahil bandı adeta insanı büyülüyor. Van hem havasıyla hem insanlarıyla yaşanacak bir şehirdir. Bütün vilayetleri aşağı yukarı gezdim. Van gibisi yok. İlla Van, illa Van. Van’da yaşayanlar Van’ın kıymetini bilsinler. Bakın İskele’ de arsam vardı. Yıllar önce satıp Bursa’da dükkân satın aldım. Beş yıl boyunca kiraya verdim ve tek kuruş alamadım. Sonunda zararına satarak memleketime geri döndüm. Burada 3 daire satın aldım.  Van’da yaşamaktan mutlu oluyorum, heyecanlanıyorum. Pasajda eski dükkânımızda ticarete oğlum Enes devam ediyor. Bende ara sıra yanına gidiyorum.  

Vansesi aracılığıyla okurlarımıza neler söylemek istersiniz?   

Şehrimizin tarihi, kültürü, gelenekleriyle ile ilgili bildiklerimi, duyduklarımı, anılarımı çocuklarıma torunlarıma sürekli anlatıyorum.  Bütün büyüklerin bildiklerini küçüklere, gençlere anlatması yararlı olur. Küçükler ve gençler de memleketlerinin tarihini, kültürünü merak ederek araştırmaları ve okumaları gerekir. Bunlar çok önemlidir. Doğduğumuz büyüdüğümüz ve yaşadığımız şehrimizi, mahallemizi iyi tanımamız ve tanıtmamız lazım, yoksa memleketinizde yabancı gibi yaşarsınız. Tanıyan tanımayan herkese sağlıklı, huzurlu günler diliyorum. Önemli bir görev ve iş yapıyorsunuz. Sohbet için teşekkür ederim.   

  

Habere ifade bırak !
Haberle İlişkili Haber
Haberle İlişkili Makale
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.