İŞİNİN ERBABI: SALİH İNSEL (SAATÇİ)

İŞİNİN ERBABI: SALİH İNSEL (SAATÇİ) VANSESİ / İkram KALİ
Saat kıyafeti, kişiliği tamamlayan, zamanı gösteren, kişisel zenginliği yansıtan aksesuardır. Anadolu da eski siyah beyaz fotoğraflarda poz verenler varsa kol saatlerini öne çıkararak zenginliklerin sergilerlerdi. Saatler yorgun ve bozuk olsa dahi günde iki kez doğru gösterirmiş. Saatler kol, masa ve duvar saatleri olarak değişir. Eskiden saatler " kurma kollu" veya "otomatik kumalı" yani mekanik olurdu. Dedelerimizin, babalarımızın  "TCDDY" Türkiye Devlet Demir Yolları marka saati vardı eskilerde.  Günde bir kez saatlerini özenle kurar, kulaklarına dayar, saatin sesini duyduktan sonra tekrar yeleklerinin cebine koyarlardı.  Mekanik saatler iyi bakılıp korunduğunda deden toruna değerli miras olarak kalır. Saatçi Salih İnsel Van'da zamana yenik düşen sanatın izini ısrarla sürdüren isimdir.  Salih Usta, ellerli,  gözleri ve kulaklarıyla zamana saatlere yeniden hayat veriyor.
Sizi tanıyabilir miyiz?
1941 yılında Van'da doğdum.  8 çocuk 15 de torunum var.
Mesleğe ne zaman başladınız?
1952 yılında Mersin'de saat tamirciliğini öğrendim. Van'a gelerek Cumhuriyet Caddesi üzerinde Nuh Palas Oteli (Şimdiki Simit Sarayı'nın yeri)  yapılmadan önce burada iki katlı kerpiç dükkânlar vardı.  Dükkanların birinin merdiven çıkışında bulunan bir yer kiralayarak 1959 yılında ilk dükkanımı açtım.
İlk dükkânınızın ismi neydi?
Dükkânımın isimi Saatçi Salih İnsel'di. Bir süre orada mesleğimi sürdürdüm.
Daha sonra?
1970'lerde şimdiki Ömeroğulları Mağazası'nın bulunduğu yerde kerpiçten iki katlı Erciş Oteli'nin önünde barakaya benzer bir yere taşındım. Daha sonra rahmetli İbrahim Talay'ın fırınının yanında bulunan dükkanımıza taşındık. Şimdi de Japon Pasajı'nda bulunan dükkânımızda " İzmit Saatçisi"  ismiyle mesleğimize devam ediyoruz.
 
İlk tamir etiğiniz saati hatırlıyor musunuz?
Evet hatırlıyorum. Tel maşa taşsız bir saatti. O saatin sorunu ise bir mili kırılmıştı. Eskiden saatlerin parçalarını elde kendimiz yapıyorduk ama şimdi her saatin parçası rahatlıkla bulunabiliniyor.
O yıllar saat tamircisi olarak Van'da kimler vardı?
Çerkez Ali Usta, Acem İbrahim, Salih Saatçioğlu, Siirtli Edip Usta vardı.
Mesleğe başladığınız yıllarda Van'da saat kullanımı yaygın mıydı?
Van'da herkeste saat yoktu, bir mahallede, köyde bir saat ancak çıkardı. O zamanlar saat zaruri bir ihtiyaçtı ama ekonomik nedenlerden dolayı herkes saat alamazdı. Genelde maddi durumu iyi olanlar ve meraklı olanlar saat taşıdır.
Hangi saat markaları  revaçtaydı?
Mecar, Hislon, Arlon, Megap, Omega, Tisot, Cortabert, Zenit, Novada, Serkisof,  Seiko, Lonjin, Vinatge, Provita, Jurgensen en kıymetli saatler bunlardı. Sonradan Rado filan çıktı.
 
İzmit ismi nerden geliyor?
Kayınpederim Yalova'da kalıyordu. Bir gün Yalova'ya gezme gittim. Tütün çiftliğinde Trabzonlu Laz arkadaşlarla buluştum. Onlarla arkadaş, dost oldum. Onların arkadaşlığı hoşuma gitti. Van'a döndüğümde Saatçi Salih İnsel olan dükkânımın ismini İzmitli arkadaşlarıma duyduğum sevgiden dolayı "İzmit Saatçisi" yaptım. 35 yıldır da başarıyla, onurla bu ismi taşıyoruz.
İyi bir saat tamircisi olmanın kriterleri nelerdir?
Saatçilikte esas olan ustalıktır. Bunun yanında; dürüstlük, güven, ahlak, işine ve müşteriye saygı önemlidir.
Saatler neden bozulur?
Saat bakımsızlıktan ve özensiz kullanımdan bozulur. Bir saatin ömrünü uzatan tek şey bakımdır. Saati sudan uzak tutacaksın. Su çekmeyen saat olamaz. En azından nem alır. Saatin nem almaması gerekiyor. Nem saati çürütür. 
Saat tamirciliği teknolojiye yenik düştü mü?
Saat olduğu sürece bu meslek teknolojiye yenilmez. Ama saatçilik mesleğinde ne ilerleme nede gerileme olur. Öyle olsaydı bu dükkânı 54 yıl sürdüremezdik. Şimdi çoktan kapatmıştık.
İyi bir esnaf olmanın ölçüsü nedir?
Dürüstlük, adalet, doğru olmak, işini zamanında yapmak, müşteriye karşı her zaman efendi olmak, ama her şeyin başı dürüstlüktür. Keşke bugün yaptığım meslek eski Van'da kalsaydı. Meslek artık el ayağa düştü. Bilende bilmeyen de saat tamirciliği yapıyor.
 
Yanınızda yetişen ustalar oldu mu?
Yeğenim ve oğlum Mehmet İnsel yanımda saat tamirini öğrenerek ustalaştı.  Mesleğe kuşaktan kuşağa saygı sevgi çerçevesinde devam ediyoruz.
Saat alırken neye dikkat edilmeli?
Öncelikle markasına çok dikkat etmelidir. Bilmediğiniz bir saati, bilmediğiniz yerden almamanız gerekir. 
Saatçi olarak siz hangi marka saati kullanıyorsunuz?
Omega marka saat kullandım. Saatimi tamir, bakım görmeden 54 yıl aralıksız kullandım. 2011 yılında meydana gelen Van depremi sonrası Bursa'ya gittim. 8 ay orada kaldım. Bursa'ya gittiğimizin 2. günü 54 yıllık saatim zemberek kırdı. Orada saatsiz kaldım.  Bursa'da 2 bin 500 TL'ye bir Rado marka saat alarak koluma taktım.  Ağır,  üzücü deprem beni evsiz bırakmadı ama saatsiz bıraktı.
Saatiniz neden zemberek kırdı?
Zemberek kıran Omega saatimin değeri 8-10 bin TL arasında değişiyor. O saati silip, yağlayıp bakımını yapmadım. Sebebi de, acaba saat ne zaman kendiliğinden duracak diye merakla bekledim. Saatim 54 yıl hiç durmadan çalıştı ama zemberek kırarak durdu. Bir usta olarak bana sorarsanız bu sonucun tek nedeni saati yağsız bırakmamdır. Yağlasaydım belki bugün çalışmaya devam ederdi.
Dükkânınızda en eski saat kaç yıllıktır?
Yarım asrı aşkındır bu mesleğin içindeyim. Elimde 70-80-90 yıllık çeşitli marka saatler var. En eski saat 180 yıllık İsviçre malı Genava marka cep saattir.
 
Köstekli saat nedir?
Saatler içinde köstekli saatin ayrı bir değeri ve yeri vardır. Köstek zinciri ve kılıfı olan cep saatidir. Genelde yeleklerin cebine bırakılır. Köstekli saatin zinciri gümüş olur ve kıyafeti tamamlar.  Halk arasında 'Şimendiferli Saat' olarak da tanınan, arkasında kabartma bir lokomotif bulunan cep saatleridir. Köstekli saatler taşıyanlar için bu saatler kişisel hazine değeri taşır.
Muhabirlik geçmişinizde var galiba?
1970 yıllarında başladım. O dönemler kamu kurumlarında,  toplumda gazetecilere gerçek anlamda saygı vardı.  Yapılan haberlere değer verilerek haber kurumlarca araştırılır geri dönülürdü.  Makama davet edildiğimizde ilin valisi gazetecileri kapıda karşılardı. Hürriyet Haber Ajansı ve Türk Haberler Ajansı'nda Van muhabiri olarak çalıştım. Emniyet Haber Ajansı'nda da 15 yıl görev yaptım.  Basın özgürlüğü kalktığı için basından ayrıldım. Basın özgürlüğü bugün gerçek anlamda sağlanırsa gazetecilik mesleğine-muhabirliğe severek devam ederim.
Uçak yapmak fikri nereden aklınıza geldi?
Bir gün evde uzanmıştım.  Saat gece 8-9 arasıydı gökyüzünden uçak geçiyordu.. Uçak yapımı o an kalbime oturdu. Daha sonra kafama koyduğum uçağın projesini çizmeye başladım. Böyle yaparsak böyle olur. Şu motoru takarsak şöyle olur.  A'dan Z'ye detaylı bir proje çizdim. Uçak yapımına başladım. En son uçağa yıldız motor takmaya karar verdim. Bu motor susuz bir motordu. Ama motoru Van'da bulamadım.  İskenderun'a gittim, orada inşaatçılardan motoru alarak Van'a getirdim. Motorun 7 bin 500 devir gücü vardı. Uçağın boyu ise 6-7 metre arasındaydı. 2 kişilik bir uçaktı. Daha henüz pilot kabininin üzerini kapatmamıştım. Bütün uğraşıma rağmen uçuş için izin çıkmayınca kafam bozuldu emek verdiğim uçağı ve hayalimi parama parça ettim. Bunu yapmak bana birde maliyetli oldu. Bugün ki para ile 10-12 bin TL para harcadım. Uçağın ismini "T.C. İNSEL"  olarak bıraktım.
Uçak yapmışsınız, nasıl gelişti anlatabilir misiniz?
1960 yılında kendi imkanlarımla uçak yapmak için uğraştım. O dönem bu model ilk uçağı Türkiye'de, Van'da ben yaptım. Uçağı yaparken hiçbir yerden destek almadım ve yararlanmadım. Sadece kendi bilgi ve zekâmı kullandım. Ihlamur ağacı,  jeneratör gibi malzemeler kullanarak Şamranaltı Mahallesi'nde bulunan evimin bahçesinde 4 yılda uçak yapımını tamamladım. Neticede uçağı yaparak uçuşa hazır hale getirdim ancak devlet uçuş izini vermedi. Bana bir yazı yazarak böyle bir şeyin Türkiye'de yapılamayacağını belirttiler. O sıralar Türkiye'de biri keşif yaptığı zaman hemen Amerika'ya bildirmek zorunluluğu vardı! Bende uçağı yaptığım zaman hemen Amerika'ya bir şekilde bildirdim. Amerikan'dan bana 11 sayfa cevap geldi. Cevapta, "Sayın dostumuz, yaptığın keşiften dolayı sizi kutlar ve başarılar dileriz. Türkiye'de temin edemediğiniz herhangi bir malzeme tarafımızdan sağlanarak size ücretsiz olarak gönderilecektir…" diye yazdılar. Ama ben Amerikan'dan tek bir vida bile istemedim. İstemememin sebebi ise,  bir cıvata gönderseydi uçağı onların izini olmadan kaldıramazdım. Uçağın patenti de ABD'ye ait olurdu.
 
Unutamadığınız mesleki anınızı anlatır mısınız?
1955 yılında Vanlı tüccarlardan rahmetli Orhan Kaplanoğlu vardı. Bir gün Türkoğlu hamamına gidiyor. Kendisinin de Omega marka cep saati vardı. Hamamda saatini çaldırıyor. Çalan adam da bana gelip saatin değerini sordu. Bende o saatin Orhan Kaplanoğlu'nun olduğunu bilmiyorum. Orhan Bey hamamdan çıktıktan sonra elbiselerini giyiyor ve bakıyor saati yok. Hamamcıya soruyor, hamamcıda bilmiyorum diyor. Kim buraya geldi diye soruyor hamamcı da zayıf, esmer bir adam burada dolaşıyordu diyor.  Hamamdan çıkarak dükkana geldi ve bana Salih saatimi çaldırdım dedi. Omega saatinizi mi kaybettiniz dedim oda evet Omegayı kaybettim dedi. O gün çalınan saatin değeri de bugünkü para ile bin 750 TL çıvarında bir değerindedir. Buraya saatinin değerini soramaya gelen oldu mu dedi. Bende evet zayıf, bıyıklı biri geldi dedim. O zaman bir bisikletim vardı, bisiklete atladım Van'ın her tarafında o adamı aramaya başladım. Adamı gördüm ve tanıdım. Saati çalan adama hemşerim saat kaç dedim. Saatim yok dedi. Bende bu köstek nedir dedim ve saati çektim. Saati çekmemle birlikte zinciri kırıldı. Bağırdık çağırdık. Daha sonra polis geldi, bizi karakola götürdü. Karakola gittiğimizde bu adamın bıyıkları vardı dedim. Pala bıyıktı dedim. İyice kontrol ettikten sonra bıyıklarını yeni kesmiş ve halen suratında tüyler vardı. Yani o hırsız çaldığı  bir saat uğruna bıyıklarını kesmişti. Orhan Bey'de babasından kendisine kalan saate tekrar kavuştuğu için mutlu bir şekilde teşekkür etti.  

Diğer Röportajlar

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.