Köşe Yazıları Haber Girişi: 16.02.2022 - 09:09, Güncelleme: 16.02.2022 - 09:09

NERDESİN MAKİNİST VE RADYOCU KEMAL BİNGÖL

 

NERDESİN MAKİNİST VE RADYOCU KEMAL BİNGÖL

Ümit Kayaçelebi yazdı...
Onlar sinemanın fark edilmeyen gizli kahramanlarıydılar: Kimler derseniz hemen söyleyeyim. Yazlık ve veya kışlık sinemalarımızın film oynatan makinistleri. Sinemada film seyrederken hiç farkına varmadığınız zaman film koptuğunda hemen hatırladığınız ıslık çalarak yuhlar gibi Nerdesin Makinist? Diye feryat figan ettiklerinizdi o makinistler. Küçücük odalarda, makine gürültüsü altında, çoğu zaman tek başlarına çalışan sinema emekçileridir makinistler. Varlıklarını ancak izlediğimiz bir filmde aksaklık olduğunda hatırladığımız, o zaman da 'Hop makinist, uyudun mu?' sorusuyla yarı alaycı bir şekilde tepkimizi dile getirdiğimiz makinistler, sinema sanatının gizli kahramanları arasında yerlerini alır.. "Filmler yanıyordu ya da kopuyordu. Nedense bu olaylar filmin en heyecanlı yerinde olurdu. Haklıydık çünkü hiç ne film kopsun nede yansın istemiyorduk tabii. Seyirci olarak bir ücret veriyor, giriyor, her şeyiyle tam bir film seyretmek istiyorduk. Falsosuz olsun istiyorduk. Ama bu her zaman olmuyordu., 35 mm film projektörleri film şirketleri tarafından kopyalanan yaklaşık 3-4 km uzunluğunda sesi ve görüntüyü üzerinde taşıyan, 4 ve 9 kısım halinde gelen ve 2 farklı bobin sistemine sarılan son olarak da filmi 2 kısım halinde izleyicilere sunun temel malzemedir. Film makineleri görüntüyü oluşturmak için bantlar üzerindeki görüntüleri kademeli bir şekilde döndüren sistem yardımıyla tek tek ve hızlı bir şekilde ışıktan geçirip perdeye görüntü vermektedirler. Eski zamanlardaki makineler günümüzdeki gibi sorunsuz ve temiz bir çalışma şekline sahip değildi. 2000 watt gücündeki ampuller o zamanlarda yoktu ve bunun yerine özel projektör kömürleri (ark) kullanılırdı. Kömürler artı eksi olarak makineye takılır aparatlar sayesinde kömürler birbirlerine yaklaştırılınca ucu yanarak bir fan vasıtası ile sürekli parlaması ve ışık görevi görmesi sağlanırdı. Eski makineler gibi eski filmlerde çok dayanıksızdı ve sürekli koparak makinistlere zor anlar yaşatırdı. Kaset bandı gibi ince bir yapıya sahip eski filmler yanma eğilimi de gösterdiği için, kömürden sıçrayan korlar filmi tutuşturmakta ve film şeridinin kısmen yanmasına sebep olmaktaydı. Bu teknik bilgileri sunduktan sonra gelelim asıl mevzuumuza, Çocukken böyle özellikle kapalı sinemaya gittiğimizde ya film başlamadan önce veya film arasında ihtiyaç gidermeye veya gazoz içmeye çıktığımızda gerek Emek sinemasında gerekse Şehir sinemasında gözümüz makinist dairesine takılırdı. Film ara verdiğinde umumiyetle makinist dairesinin kapısı açık olurdu. O çocukluk aklıyla o makineyi sanki dev gibi görür abooo derdik bu nasıl bi şey ne güzel bir şey. Hele bir de makinisti de orada görünce hayranlıkla onu izler valla helal olsun bu adam bu koca makinayı nasıl da, idare ediyor diye hep birbirimizle konuşur veya aklımızdan geçirirdik. Bir de içeride zamanın yerli ve yabancı filmlerle süslenirdi makinist ve zamanla bu afişlerde kalkar yerine başkaları asılırdı. Ve bu afişler de makinist dairesine ayrı bir şaşalı görüntü verirdi. Ne de olsa makinistlik o zamanlar yukarıda da belirttiğimiz gibi önem arz eden bir işti. Bunun mektebi de yoktu ilgi ve alaka duyan girer çıkar bakar durur ve bir zaman sonra makinist olarak sinemada görev alırdı. Yazlık sinemalarımızda veya kışlık sinemalarımızda dünden bu güne çok makinstler gelip geçti ama tabi birçoğu akıllardan ve hafızalarda kalan çok az isim var. Kimi bu işi çok uzun süre yaptılar ve kısa süre yapanlarda çok çabuk unutuldular. Ama unutulmayanların başında da en başta Makinist Kemal amcamız gelir. O Makinist olarak en çok anılan ve en çok hatırlanan biridir. Ondan evvel makinist Hasan amca, Baki Okay, Ali Oktar, Zeki Yergi. Ben bunların içinde sadece Rahmetli Baki Okay’ı tanırdım. Baba annemin tanıdığı bir aile dostuydu. Baki Okay o zamanlar da en tanınan bilinen dikiş makineleri satıcısı ve tamircisiydi. Diğer ismi geçenleri sinemada mutlaka gördüm ama isimlerini sonradan öğrendim. Yani bu muhteremlerden sonra en çok göz göze geldiğimiz aşina olduğumuz kişi benimde ve Vanlının da en çok tanıyıp bildiği Kemal Bingöl olmuştur. Kemal Bingöl evvel emirde devrinin en kariyerli usta radyo tamircilerinden birisiydi. O zaman çok az radyo olduğu gibi çok azda radyo tamircisi vardı. Bunların en başında da rahmetli Kemal Bingöl geliyordu. En zor sorunlu tamir işleri hep ona gelirdi. İşleri çok tu ve bazı zamanda yoğunluk sebebiyle tamirat için gelenleri bile eli boş gönderdiği de olurdu işi çok severdi sıradan bir radyo tamircisi gibi davranmazdı. Tam bir Van beyefendisi idi. Her zaman takım elbise giyinir, kravatsız gezmezdi. Ayakkabıları boyalı elbisesi ütülü, ceketinin üst cebinden hiç mendil eksik olmazdı. Kısacası tiril tiril bir beyefendi insandı Kemal Bingöl. İşyeri makinistliğini yaptığı Yazlık Şehir Sinemasının altındaydı. Tertemizdi mekanı ve kendisi de tertemiz giyinirdi. Oraya gittiğiniz zaman sanırdınız bir devlet dairesi görüntüsü arz ederdi mekanı. Kemal Bingöl boylu poslu oldukça yakışıklı bir adamdı nedense hiç evlenmedi. Bizim Van’ın kadınları erkeklerini övdükleri zaman kocaları için: <kocam yakışıklıdır ki kapılardan zor içeri girer> işte Kemal abi de ele bi adamdı ama nedense darı dünyadan bekar olarak göçtü gitti. Ablasının evinde yanında kalırdı. Sıhke Sokağında tek katlı bir evde yaşardı. Komşuları da Rahmetli Kabzımal Bekir Saçıntı ve Kuralkanların eviydi. Sabahları işe giderken hep bizim Banka Sokağından gelir geçerdi. Hiç yolunu sabahları değiştirmezdi. Hep aynı güzergahı kullanırdı. Kemal Bingöl Belki de makinist olarak en uzun süre makinistlik yaptığı için bir dönemin <Makinistlerin piri> idi diyebiliriz. Yaz aylarında yazlık Şehir Sinemasına gittiğimizde o film hazırlıklarını bitirir ve balkonda gezinirdi. Bazen kollarını bitiştirir göğsünde öyle mağrur duruşu da vardı. Rahmetliye o zamanlar Garry Coopere de benzediği için Garry Kopur derdik. O da bir çokları gibi şu anda aramızda değil ve ahiret alemine 90’lı yıllarda vasıl oldu. Akköprü mezarlığına gittiğimde hep kabrini ziyaret eder Fatiha okur dua ederim kendisine. Kemal Bingöl’den sonra tabi bu işi çok yapanlar da oldu. Onlardan da aklımda kalanları sayarak yazımı noktalamak istiyorum inşallah. Necdet Bora çocukluk arkadaşımdı ve o da Emek Sinemasında az sayılmayacak kadar bir süre makinistlik yaptı. Diğer makinistler; Çetin Perihan, Bahri Koç Ergül Koç, Ahmet Çiğdem, Fikri abi, Diyarbakırlı Ramazan, Van Emek Sinemasının açıldığı ilk yıllardan itibaren çok uzun süre makinistlik yaptı. Aklımda olanları yazdım ama unuttuklarımda varsa hoş görüle. Kimler geldi kimler geçti derken bu günde Kemal Bingöl ve diğer makinist dostlarımızdan bahsettik. Ölenleri rahmetle ve hürmetle anarken yaşayanlara da selam olsun. Her zaman sinemada olduğu gibi Nerdesin maknisssttt..
Ümit Kayaçelebi yazdı...

Onlar sinemanın fark edilmeyen gizli kahramanlarıydılar: Kimler derseniz hemen söyleyeyim. Yazlık ve veya kışlık sinemalarımızın film oynatan makinistleri.

Sinemada film seyrederken hiç farkına varmadığınız zaman film koptuğunda hemen hatırladığınız ıslık çalarak yuhlar gibi Nerdesin Makinist?

Diye feryat figan ettiklerinizdi o makinistler.

Küçücük odalarda, makine gürültüsü altında, çoğu zaman tek başlarına çalışan sinema emekçileridir makinistler. Varlıklarını ancak izlediğimiz bir filmde aksaklık olduğunda hatırladığımız, o zaman da 'Hop makinist, uyudun mu?' sorusuyla yarı alaycı bir şekilde tepkimizi dile getirdiğimiz makinistler, sinema sanatının gizli kahramanları arasında yerlerini alır..

"Filmler yanıyordu ya da kopuyordu. Nedense bu olaylar filmin en heyecanlı yerinde olurdu.

Haklıydık çünkü hiç ne film kopsun nede yansın istemiyorduk tabii. Seyirci olarak bir ücret veriyor, giriyor, her şeyiyle tam bir film seyretmek istiyorduk. Falsosuz olsun istiyorduk. Ama bu her zaman olmuyordu.,

35 mm film projektörleri film şirketleri tarafından kopyalanan yaklaşık 3-4 km uzunluğunda sesi ve görüntüyü üzerinde taşıyan, 4 ve 9 kısım halinde gelen ve 2 farklı bobin sistemine sarılan son olarak da filmi 2 kısım halinde izleyicilere sunun temel malzemedir.

Film makineleri görüntüyü oluşturmak için bantlar üzerindeki görüntüleri kademeli bir şekilde döndüren sistem yardımıyla tek tek ve hızlı bir şekilde ışıktan geçirip perdeye görüntü vermektedirler.

Eski zamanlardaki makineler günümüzdeki gibi sorunsuz ve temiz bir çalışma şekline sahip değildi. 2000 watt gücündeki ampuller o zamanlarda yoktu ve bunun yerine özel projektör kömürleri (ark) kullanılırdı. Kömürler artı eksi olarak makineye takılır aparatlar sayesinde kömürler birbirlerine yaklaştırılınca ucu yanarak bir fan vasıtası ile sürekli parlaması ve ışık görevi görmesi sağlanırdı.

Eski makineler gibi eski filmlerde çok dayanıksızdı ve sürekli koparak makinistlere zor anlar yaşatırdı. Kaset bandı gibi ince bir yapıya sahip eski filmler yanma eğilimi de gösterdiği için, kömürden sıçrayan korlar filmi tutuşturmakta ve film şeridinin kısmen yanmasına sebep olmaktaydı.

Bu teknik bilgileri sunduktan sonra gelelim asıl mevzuumuza,

Çocukken böyle özellikle kapalı sinemaya gittiğimizde ya film başlamadan önce veya film arasında ihtiyaç gidermeye veya gazoz içmeye çıktığımızda gerek Emek sinemasında gerekse Şehir sinemasında gözümüz makinist dairesine takılırdı. Film ara verdiğinde umumiyetle makinist dairesinin kapısı açık olurdu.

O çocukluk aklıyla o makineyi sanki dev gibi görür abooo derdik bu nasıl bi şey ne güzel bir şey. Hele bir de makinisti de orada görünce hayranlıkla onu izler valla helal olsun bu adam bu koca makinayı nasıl da, idare ediyor diye hep birbirimizle konuşur veya aklımızdan geçirirdik.

Bir de içeride zamanın yerli ve yabancı filmlerle süslenirdi makinist ve zamanla bu afişlerde kalkar yerine başkaları asılırdı. Ve bu afişler de makinist dairesine ayrı bir şaşalı görüntü verirdi.

Ne de olsa makinistlik o zamanlar yukarıda da belirttiğimiz gibi önem arz eden bir işti. Bunun mektebi de yoktu ilgi ve alaka duyan girer çıkar bakar durur ve bir zaman sonra makinist olarak sinemada görev alırdı.

Yazlık sinemalarımızda veya kışlık sinemalarımızda dünden bu güne çok makinstler gelip geçti ama tabi birçoğu akıllardan ve hafızalarda kalan çok az isim var. Kimi bu işi çok uzun süre yaptılar ve kısa süre yapanlarda çok çabuk unutuldular.

Ama unutulmayanların başında da en başta Makinist Kemal amcamız gelir. O Makinist olarak en çok anılan ve en çok hatırlanan biridir. Ondan evvel makinist Hasan amca, Baki Okay, Ali Oktar, Zeki Yergi.

Ben bunların içinde sadece Rahmetli Baki Okay’ı tanırdım. Baba annemin tanıdığı bir aile dostuydu. Baki Okay o zamanlar da en tanınan bilinen dikiş makineleri satıcısı ve tamircisiydi. Diğer ismi geçenleri sinemada mutlaka gördüm ama isimlerini sonradan öğrendim.

Yani bu muhteremlerden sonra en çok göz göze geldiğimiz aşina olduğumuz kişi benimde ve Vanlının da en çok tanıyıp bildiği Kemal Bingöl olmuştur.

Kemal Bingöl evvel emirde devrinin en kariyerli usta radyo tamircilerinden birisiydi. O zaman çok az radyo olduğu gibi çok azda radyo tamircisi vardı. Bunların en başında da rahmetli Kemal Bingöl geliyordu. En zor sorunlu tamir işleri hep ona gelirdi. İşleri çok tu ve bazı zamanda yoğunluk sebebiyle tamirat için gelenleri bile eli boş gönderdiği de olurdu işi çok severdi sıradan bir radyo tamircisi gibi davranmazdı.

Tam bir Van beyefendisi idi. Her zaman takım elbise giyinir, kravatsız gezmezdi. Ayakkabıları boyalı elbisesi ütülü, ceketinin üst cebinden hiç mendil eksik olmazdı. Kısacası tiril tiril bir beyefendi insandı Kemal Bingöl.

İşyeri makinistliğini yaptığı Yazlık Şehir Sinemasının altındaydı. Tertemizdi mekanı ve kendisi de tertemiz giyinirdi. Oraya gittiğiniz zaman sanırdınız bir devlet dairesi görüntüsü arz ederdi mekanı.

Kemal Bingöl boylu poslu oldukça yakışıklı bir adamdı nedense hiç evlenmedi. Bizim Van’ın kadınları erkeklerini övdükleri zaman kocaları için: <kocam yakışıklıdır ki kapılardan zor içeri girer> işte Kemal abi de ele bi adamdı ama nedense darı dünyadan bekar olarak göçtü gitti.

Ablasının evinde yanında kalırdı. Sıhke Sokağında tek katlı bir evde yaşardı. Komşuları da Rahmetli Kabzımal Bekir Saçıntı ve Kuralkanların eviydi. Sabahları işe giderken hep bizim Banka Sokağından gelir geçerdi. Hiç yolunu sabahları değiştirmezdi. Hep aynı güzergahı kullanırdı.

Kemal Bingöl Belki de makinist olarak en uzun süre makinistlik yaptığı için bir dönemin <Makinistlerin piri> idi diyebiliriz.

Yaz aylarında yazlık Şehir Sinemasına gittiğimizde o film hazırlıklarını bitirir ve balkonda gezinirdi. Bazen kollarını bitiştirir göğsünde öyle mağrur duruşu da vardı. Rahmetliye o zamanlar Garry Coopere de benzediği için Garry Kopur derdik.

O da bir çokları gibi şu anda aramızda değil ve ahiret alemine 90’lı yıllarda vasıl oldu. Akköprü mezarlığına gittiğimde hep kabrini ziyaret eder Fatiha okur dua ederim kendisine.

Kemal Bingöl’den sonra tabi bu işi çok yapanlar da oldu. Onlardan da aklımda kalanları sayarak yazımı noktalamak istiyorum inşallah.

Necdet Bora çocukluk arkadaşımdı ve o da Emek Sinemasında az sayılmayacak kadar bir süre makinistlik yaptı.

Diğer makinistler; Çetin Perihan, Bahri Koç

Ergül Koç, Ahmet Çiğdem, Fikri abi, Diyarbakırlı Ramazan, Van Emek Sinemasının açıldığı ilk yıllardan itibaren çok uzun süre makinistlik yaptı.

Aklımda olanları yazdım ama unuttuklarımda varsa hoş görüle.

Kimler geldi kimler geçti derken bu günde Kemal Bingöl ve diğer makinist dostlarımızdan bahsettik.

Ölenleri rahmetle ve hürmetle anarken yaşayanlara da selam olsun.

Her zaman sinemada olduğu gibi

Nerdesin maknisssttt..

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.