ŞÜKÜR VE İMTİHAN
SAVAŞ ASLANDEREN
Geceyle Gündüz Arasında
Gece yarısıdır vakit, dünya sustu.
Yıldızlar bile usulca eğilmiş gibi rahmet bekler
Bir ezan doğar sessizliğin içinden,
“Hayya ale’s-salah…” sözleri çınlar minareden, Yürek kalkar manevi duyguyla yerinden.
Uykunun en tatlı yerinde kesilir nefes
Gözler aralanır, yanaklarda serin bir ürperti
Bir gün daha verdin ya Rabbi
Şükür sana , hamd sana.
Bir gün daha affedilmek için fırsat verdin yarabbi
Şükür sana , Hamd sana.
Sofraya dizilir sadelikle mucize:
Bir avuç zeytin, birkaç hurma, ılık bir tas su
Anne eli değmiş pide, hâlâ sıcacık
Baba duasının kokusu sinmiş çorba tenceresine
Her lokma bir itiraftır .
Acıktım derken bile utanır insan.
Biliyordur açlık da bir nimettir
Açlığı unutanların unuttuğu kadar tatlıdır
Sahur lambası titrek bir gözyaşı gibi yanar.
Masada sessiz bir yarış başlar.
Kim daha çok şükredecek,
Kim daha içten yalvaracak
Bugün de günahlarımı örtsün ellerin diye.
Sonra ezan biter, gece geri çekilir usulca
Gök ağarırken kalır geriye bir buruk huzur
Yastığa baş koyulur .
Gözler kapanmaz hemen
Keşke bu Ramazan bitmese diye iç geçirir yürek.
Gün uzun, Güneş yakar, saatler ağırlaşır.
Terle karışık sabır birikir damla damla.
Susuz dudaklar Rabbi anar her nefeste.
Senin rızan için der, susuzluk bile hafifler.
Ve tam akşam ezanı okunurken
Göklerin kapıları bir an aralanır sanki.
İftar topu patlar uzaklarda, İstanbul’un kalbiyle
O an bütün dünya bir tek yürek olur
İlk hurma dudaklara değer, tatlı bir şifa
Gözler dolar birden, yılların özlemi akar
“Elhamdülillah” kelimesi boğazda düğümlenir.
Ağlamakla gülmek arasında ince bir çizgi
Sofrada herkes birdir o an:
Zengin, fakir, genç yaşlı, uzak, yakın
Bir lokma ekmek paylaşılırken
Bin yıllık kardeşlik yeniden doğar
Çocuklar güler, anneler ağlar sessizce
Babalar başını eğer, elleri titrer
“Ya Rabbi, bizi bu sofralardan mahrum bırakma”
İftar sonrası çaylar demlenir, sohbetler başlar
Eller havada, gözler kapalı
Affet bizi, bizleri de affedilenlerden eyle yarabbi.
Ramazan bir nehir gibi akar böyle
Sahur onun kaynağı, iftar denize kavuşması
Arada geçen her saat, her açlık, her susuzluk
Kalpte bir bahçe yeşertir, rahmetle sulanmış.
Ey Rabbim,
Bu duyguyu, bu gözyaşını, bu kardeşliği
Yılın diğer günlerine de taşıyabilmeyi nasip et.
Sahuru da, iftarı da, sabrı da, şükrü de
Kalbimizde daim eyle
Âmin.
10 Mart 2026
İSTERİM
MEDİNE GÜLCAN
Gülüşün kalbimde bir hayal gibi.
Acıyan kalbime sarmak isterim.
Dünyayı verseler almam üstüme.
Gülen gözlerine doymak isterim.
Yalvarırım sana gel gör kalbimi.
Düşünmez bir hal sarmak isterim.
Üşüyor bedenim sensiz bir duygu.
Sarılıp boynuna kalmak isterim.
Açılmış yüzünde gülen gözlerin.
Sevdası bitmeden köz olmuş derin.
Acıyor bedenim tutmuyor ellerim.
Seni yüreğime sarmak isterim.
Yollarım kapansa durmaz gelirim.
Ciğer parem der ki sana eririm.
Aldığım nefesi sende bulurum.
Kollarıma seni seni sarmak isterim
KİRPİĞİNDE VADE
ŞERİFE ŞAHAN
Arzuhâl eyledim mâhı güzele
Ömrümün vadesi kirpiğindedir
Aşkın ateşi düşmüş gönlüme
Vallahi tek şifam gözlerindedir
Yâr beni yakan da nazlarındadır
Ömrümün vadesi kirpiğindedir
Bir bakışın düşse bahtım dirilir
Benim bütün cennet gözlerindedir
Bir selâmın düşse kalbim dirilir
Bahtımın baharı sözlerindedir
Bir gülüşün yeter karanlığıma
Gecemin sabahı yüzlerindedir
Yâr beni yakan da nazlarındadır
Ömrümün vadesi kirpiğindedir
Bir bakışın düşse bahtım dirilir
Benim bütün cennet gözlerindedir
Adını andıkça titrer bu yürek
Sevdanın en derin izlerindedir
Bir nefes kokunla dirilir ruhum
Gönlümün bütün yaz yazlarındadır
Yâr beni yakan da nazlarındadır
Ömrümün vadesi kirpiğindedir
Bir bakışın düşse bahtım dirilir
Benim bütün cennet gözlerindedir
Hasretin ateşi bağrımı yakar
Sabırla yoğrulan özlerimdedir
Bir gün gelir diye beklerim seni
Umudum en derin düşlerimdedir
Yâr beni yakan da nazlarındadır
Ömrümün vadesi kirpiğindedir
Bir bakışın düşse bahtım dirilir
Benim bütün cennet gözlerindedir
Şerife der düştüm sevda yoluna
Sevdanın ateşi közlerindedir
Âşık ölmez derler eski ozanlar
Benim de vadem yar kirpiğindedir
Şerife der aşkın dumanı tüter
Bu garip gönlümün közlerindedir
Bir gün sorarlarsa beni nerede
Mezarım bile yar gözlerindedir
Şerife der yazdım sevda defterin
Satır satır yârin izlerindedir
Dünya bir han ise konak sensin yar
Son nefesim senin gözlerindedir.
GÜL KADIN
DERYA GÜLTEKİN
Varlığın her daim
Kutlu olsun gül kadın!
Sen ki
Henüz çocukken
Cehaletin cani ellerinde
Diri diri gömüldüğün topraktan
Peygamber omuzlarında yücelen
Ümüme’sin.
Sen ki
Ayağında cennet
Mevla'dan emanet
Bir ana'sın gül kadın.
Sen bir yüreksin
Yanık bağrında
Nice ocakların tüttüğü
Yüce bir dağsın.
Sen...
Cephede Nene Hatun
Tahtında Mama Sultan
Tarlada ırgat
Bir yanı anne
Bir yanı çocuk
Bir cansın gül kadın.
Sen...
Kara bulut gibi çekilmiş duvakla
Körpe başından bahtı
Mayasına haram…
Elinden kalem çalınmış
Kanatsız kuş...
Sen..
Susuz bahçenin sahipsiz goncası
Sevdasını kilimlere ilmek ilmek işleyen
Vuslata hasret
Sol yanı gurbet
Eli kınalı bir yârsin gül kadın.
Sen gül!
Gül ki çiçek açsın bahçeler...
Gül ki çocukların...evlerin...
Solmasın çehresi şehirlerin...
Sen gül!
Ağlama gül kadın!
Gül ki ağladığın demlere
Merhem olsun gözlerin...
Gül ki
Ağlatan sebeplere
Diken olsun ah'ların...
Varlığın her daim
Kutlu olsun gül kadın!
Sen gül!
Gül ol da
Sana yâr olmayan bülbül utansın.
İÇİMDEKİ SOKAK
ÜMRAN ÖZTÜRK
Avucumda kalan
Sadece hafif bir serinlikti;
Sanki az önce biri
Gülüşünü bırakıp gitmiş gibi.
Parmaklarımın arasında
Çocukluktan kalma
Solgun bir ışık titreşiyordu.
Bir sokak vardı hatırlıyorum,
Akşamları ışıkla yıkanan,
Annemin sesinin
Dünyanın en güvenli kapısı olduğu bir sokak.
Adımı söylediğinde
Karanlık geri çekilir,
Gece bile biraz daha yavaş inerdi sokağa.
Gökyüzü daha alçaktı o yıllar,
Yıldızlar çocuk kalbimizin üstüne eğilmiş
Küçük sırdaşlardı.
Işığa bulanmış akşamlar,
Annemin sesi,
Koşarak eve dönen bir kalbin telaşı...
Çocukluk gidince
Akşamlar biraz daha serin,
Geceler biraz daha uzun oluyor.
Meğer içini üşüten
Mevsimler değilmiş;
İnsanın içinden geçen
Zamanmış.
Ve kırılgan bir rüzgâr
Her estiğinde
İçimdeki eski bir sokağın
Kapısını usulca aralıyor...
BEN ACEMİ BİR ŞAİRİM
HASAN KADAKOĞLU
Şiir yazdım gece gündüz
Ara sıra çıktı pürüz
Usta olamadım henüz
Ben acemi bir şairim
Hep açık, durudur sözüm
Yükseklerde yoktur gözüm
Koruktan olurmuş üzüm
Ben acemi bir şairim
Şiirlerim topal, aksak
Ne bilirim ayak, uyak
Ancak benden olur çırak
Ben acemi bir şairim
Siyasetle olmaz işim
Bu alemde derdim geçim
Alay etme be kardeşim
Ben acemi bir şairim
Kafi değil tahsil, okul
Kabiliyet asıl formül
Zor sanata verdim gönül
Ben acemi bir şairim
Can Hasan’ım haddim aşmam
Kimsenin hakkını çalmam
Hazıra, beleşe konmam
Ben acemi bir şairim
YIKACAĞIM
SERAP OKCU
Bu gecede efkar sardı gönlümü
Şişede hüzünü boşaltacağım
Hasrete yüzümü hep asacağım
Başka gönüllerde kurduğun tahtı
Sevdamla gönlünde yıkacağım
Verdiğin çiçekler hala duruyor
Her gece özlemin kalbe vuruyor
Gülsem de yüzüm her gün soluyor
Başka gönüllerde kurduğun tahtı
Aşkımla gönlünde yıkacağım
Karanlık çöktü yine hücreme
Hayalin gitmiyor girer geceme
Kavuşmak uzadı oldu bilmece
Başka gönüllerde kurduğun tahtı
Sevdamla gönlünde yıkacağım
YAŞ OLDU ELLİ
SATI KORKMAZ YILMAZ
Geçiyor yıllar yerinde durmuyor
Eskisi gibi gözlerim görmüyor
Kimse halin nedir diye sormuyor
Yaş oldu elli bu yolun sonu belli.
Gençtim toydum yaşımın kıymetini bilemedim
Hayal mi gerçek mi göremedim
Geçti ömür bir sefa süremedim
Yaş oldu elli bu yolun sonu belli.
Bende giyerdim çiçekli fistanı
Yaralı kalbim acep hastamı
Şiir gibi yazdım ömür destanı
Yaş oldu elli bu yolun sonu belli.
Doğuştan yazılmış anlıma
Yol gibi derin derin çizgi
Gücüm yetmez kara bir yazgı
Silmez kaderi bozuktur silği
Yaş oldu elli bu yolun sonu belli.
Yaşının kıymetini iyi bil
Susar kalp konuşmaz dil
Anlıma yazılan kaderimi sil
Yaş oldu elli bu yolun sonu belli.
Saçlarıma bir bir düştü aklar
Yorgun ayağım arada tekler
Bir köşede AZRAİL canı bekler
Yaş oldu elli bu yolun sonu belli.
Bakmadan Geçme

