SAHUR
SAİT EBİNÇ
Şimdi bir mutluluk ürpertisiyle hatırlıyorum. Sahur vakitlerinde gözlerine uyku kâfi gelmemiş ne hülyâlarını ne de rüyâlarını bitirememiş körpe gözlerin “Kalkmazsan yarın oruç tutamazsın!” tehdidiyle orucun güzelliklerini kaybetmemek için ruhumun bütün kuvvetini toplayarak son gayretiyle kalktığımı nasıl unutabilirim. Gece yarısında davullar kerpiç evlerin camlarını zangırdata zangırdata, sokağa bakan odalarda yataktaki çocuklar ağızlar eğri, gözler şaşı yarı uykulu yarı uyanık yataklardan kalkardık. Uykusu ağır olan komşuların penceresine bakılır ışıklar yanmıyorsa sahura kaldırmak için çocuklardan biri gönderilerek kapı pencere çaldırılırdı. Hoşaf, pekmez, peynir bazen kalbur hurması, börek çörek, yumurta, tuzlular susatacak şeyler pek sofralara bırakılmazdı . Ondan sonra doğru musluk başına besmelerle niyet edilir, Döşeklerde uykuya varılır horul horul uyku.
Pek yakınımızda bulunan Camii minarelerinden bahçedeki kuş seslerine karışmış müezzinlerin huşu veren ezanlarını dinleyerek uykuya daldığım sahurları nasıl unutabilirim? Hafiziye camiinin tenhâ ikindi saatlerinde dinlediğim mukabeleleri çocukluğumun en aziz hatıralarını nasıl unutabilirim?
VENÜS
MÜŞTEHİR KARAKAYA
Ey yüce efendim!
Her seneye bir itirazım yok
Venüs’ü döndüren güç de senin
Güneşi gündüze yaptığın keyf de
Senelerden üç günü de eksiltsem
Venüs hep ikincidir
Sonra buluşmanın yıldızı mı olur
Güneş’in Ay’ın ya da Dünya’nın
Geride bırakalı bu bilmeceyi
Çoktan uğramıştım kırklı yılıma
Ha üç gün eksik ha üç gün fazla
Yüce efendim!
Bırakma yeni kırk yıla
Bir de eksi üç güne
Venüs’ü inkar etmem gerek
Burçlar kuşağını inkar ettiğim gibi
Ondörtbin beşyüzdoksanyedi günde ancak
Venüs’ün güneşi öpmesidir bir kere
En yüce efendim!
İkinin çarpması uzun muamma
Ömrüm yetmeyebilir ikinci evreye
Sen bilirsin ya
Ne kadar yaşasam
Eksilerini sayamam haftanın ayın
Her parlayan şey ölüm emridir
Altın ve gümüş ve saçlardaki taç
Parlayan yıldızın beş köşesinde
Gizemdir bilginin kırık neşesi
Yüce efendim!
Bir yarış ancak buraya kadar
Venüs sekiz yılda değişiyorsa
Saydım yaşımı on altı eder
Yıldızlar çok gece parlasalar da
Bilmesem bu Venüs gezegendir de
Işık içimizde zümrüt yeşili
Aralık-Ocak 2016
HİÇLİĞİN POETİKASI
YAŞAR ADIYAMAN
Anlamlı bir gece yok benim için
Bütün geceler aynı denize akar
Dar patikalara saklıyor kendini ay
İçimde bir hüzün mevsimi
Dağılmışım yele vurdum kendimi
Hiçliğin içindeyim beni yok say
Anlamlı günler benim için hayal
Bütün günlerin hatırına sustum
Güneş kendini denize vurmuş
İçimde kocaman karalar var
Hiçliğin sesiyim beni benden al
Anlamlı sözler benim için yitik bir liman
Gemiler kardan adam, içimde eriyor
Güneş görmesin yüzümü
Ay hüzünlü bir yakamoz ve yalnız
Karadan sürmesin izimi
Hiçliğin ortasında yalnızlık beni vuruyor...
Benim için kader ağlarını örmüş
Saçlarımı okşuyor rüzgar
İçimde yırtılmış onca ağlar
Ağlarsa benim için kim ağlar
Kendimi bıraksam avuçlarına
Sana dua niyetine sözün olsun
Bir gün ölümü susturacağım şafağına
Kar beyaz Zambaklar Ülkesiyim
Bir dilim ekmek birkaç ırmak
Denizleri taşıyacağım dar patikalara
Güneşi satın alacağım halkıma
Ellerine teslim edeceğim kendimi
Hiçliğimi ilan edeceğim gurbetine
O zaman gör beni dün bana bak
Hiçliğin içinde zamanı durdurmak
Mülteci olmak neymiş o zaman anlarsın...
MÜHÜR VURDUM GECEYE
MEHMET BAŞ
Eşiğinde titreyen bir nefescik can idim,
Siyah türküler yaktım gecenin kulağına.
Göklerin beşiğinde dökülmüş bir kan idim,
Buz tutmuş şehirlerde için için kavruldum.
Sessiz harfler dizildi sükûtun sadağına,
Ummanların koynunda rüzgâr gibi savruldum.
Bir ricattı yaşamak, turnalar küsmüş göğe,
Hangi sela fısıldar kaybolmuş rüzgârları?
Bir çığlıktı şafaklar ay vururken güllere,
Bir nihavend hüzünle kanadımdan vuruldum.
Gece boyu dolaştım yattığım mezarları,
Bulanık ırmaklarda sular gibi duruldum.
Göksel şarkılar gibi giyindim asumanı,
Zümrüt bir suskunluktu yalçın dağların dili.
İplik iplik eğirdim kirmenimde zamanı,
Yusuf’un düştüğü kuyulardan soruldum.
Bir balçıktan sürgündü zindanların kilidi,
Bir düşün eşiğinde yaşamaktan yoruldum.
Bir efsundu şiirim sükûtun girdabında,
Vurgun yemiş cümleler söküldü kitabımdan.
Mühür vurdum geceye rüyaların babında,
Uykular sağnağında bir düş gibi görüldüm.
Unutulmuş nağmeler döküldü mızrabımdan,
Sükûtun tezgâhında iplik iplik örüldüm.
Mor dağların ardında yankılanan ses idim,
Kıyamet çiçekleri solup gitti gölgemde.
Bir veda busesiyle sönen bir nefes idim,
Bir tükenmez melalin burgusuyla buruldum.
Kırık bir saat gibi durdu zaman elimde,
Bir mahşerin kalbine mizan gibi kuruldum.
Bilinmeyen şarkılar yankılandı gecede,
Bir sır gibi sakladım yüreğimde adını.
Sorulmuşum, neyleyim cevapsız bilmecede?
Kapanmaz yaralara merhem gibi sürüldüm.
Kırılmış aynalarda dağladılar zamanı,
Bir rüyanın içinde rüya gibi görüldüm.
FELEĞE SİTEM
İBRAHİM SAĞIR
Felek bana kastın husumetin ne?
Geçmiş baharlardan el ediyorsun.
Etme! ...
Gam okundan delik deşiktir sine,
Gözümün yaşını sel ediyorsun.
Etme! ...
Vefasız yâr gibi cefadır işin,
Bana mı geçiyor sadece dişin,
Hesabını soruyorsun geçmişin,
Ömrümü bir kuru çöl ediyorsun.
Etme! ...
Bükerken belimi derdin bârından,
Umut bekletirsin her dem yarından,
Kurtulmak zor senin tuzaklarından,
Âşıkı maşuka el ediyorsun.
Etme! ...
Düşlerde hileye baş vuruyorsun,
Altından nakışlı dam kuruyorsun,
Peri kızı gibi hoş duruyorsun,
Zülüfü yanağa gül ediyorsun.
Etme! ...
Huzurdan mahrumum,belalara yâr,
Başımdan gitmiyor bu deli rüzgâr,
Elimde hep zarar kaldı yadigâr,
Namerde,nadana kul ediyorsun.
Etme! ...
Mezara kaç adım kaldı şurada,
Rahat yüzü göstermedin burada,
Hangi bela bekler acep sırada,
Sağır'ı kahrından del ediyorsun.
Etme! ...
BİR MUCİZE OLSA
VECDİ MURAT SOYDAN
Ah benim gözümün nuru, bir muradım var benim,
Nerden başlasam, nasıl anlatsam ki sana,
Belki de hiçbir tesiri olmayacak senden yana,
Kalmasın yine de içimde, söylemeliyim,
Gönlünü gönlüme, adını adıma eklemeliyim,
Hiç değişmedim ki ben, yine aynıyım,
Bıraktığın gibi, bir sana tutkun, bir sana kara sevdalı...
Hayal ettim de, gözün gözümde, elin elimde,
Söylemeye gerek var mı?
Kıyamet de kopsa, yüce sevgim yaşamaya devam edecek kalbimde,
Adın zaten her an dilimde,
Benim için o kadar değerli ki,
İçinde senin olduğun her şiir, her mısra, her kelime...
Ah benim karanfil kokulum,
Günlerim seni özlemekle geçiyor,
Vakit geçmiyor sen olmayınca,
Yine hatıralar canlandı gözümde,
Beraberken birdik, güzeldik,
Kumdan saatlere bir ömrü sığdırdık,
Sonrası tam bir felaketti,
Ne sen sor, ne ben anlatayım,
Göz göre göre ayrıldık...
Bir mucize olsa meselâ,
Bir sabah ansızın çat kapı bana gelsen,
O an çatlasam sevincimden ve ayaklarının dibine düşsem,
En büyük kıyametim sensin desem
ve bir güzel ölsem...
Çok hayal kurdum, biliyorum,
Olsun, içinde senin olduğun her şey güzeldir,
Yanında ölmek bile...
03 Mart 2026, Isparta
GÜCENDİM SANA
ÂDEM EFİLOĞLU
Kahırla büyüttüm isyanlarımı
Bezdim söylüyorum gücendim sana
Kimlere anlatsam hüsranlarımı
Yazdım söylüyorum gücendim sana
Yılları tükettim serkeş sevdana
Hatıranı koydum en küçük ana
Şimdi firakımı iç kana kana
Kazdım söylüyorum gücendim sana
Sorma gidişimi sebepsiz değil
Sen yürü ellerin önünde eğil
Derdimi yazarım bak çağıl çağıl
Dizdim söylüyorum gücendim sana
Bırak taşlar dolsun kesme yolumu
İsyana bıraktım artık solumu
Resimlerde bile bir tek ölümü
Çizdim söylüyorum gücendim sana
Uykusuz geçirdim nice geceyi
Unuttum neşeyle ben gülmeceyi
Aklımda dolaşan her bilmeceyi
Çözdüm söylüyorum gücendim sana
Yine de aradım bir yerde yoktun
Evvelden Âdem’de ne kadar çoktun
Dağıttın perdeyi sahneyi yıktın
Kızdım söylüyorum gücendim sana
NE MEVSİMLERDE BAHAR KALDI
HATİCE TERLİKÇİ GENÇ
Nasıl yazılır sevda, nasıl anlatır kalem
Varsın dalında kalsın, beyaz gül'den sırrımız.
Dünya ölümlü dünya, an gelir durur zaman
Yolun sonu görüldü, bak başrolde biz varız...
İkiye bölünmüşüm, her tarafta bir yanım
Anılarda boğuldum, ağladım çok ağladım.
Ne geceler de mehtap, ne gül sevmeler kaldı
Mevsimler değişse de ne bende bahar kaldı...
Çok mutluydu dersiniz ,kara kız son zamanda
Sükut başka küskündü, feryat başka aşk siyah.
Herkesin ismi var bu , hazır
göç kervanında
Resmi çerçevesine, bu gün koymam ondandı....
Ne bir Nihavend bir Rast, bir Küdiri Hicazkâr
Ne gecede mehtap ne, nağmeler de aşk kaldı.
Acı bir sızı kaldı, yüreğimde anlardan.
Umutlanmak bir kara, alın yazısı gibi
Ne mevsimlerde bahar, ne gönlümde aşk kaldı...







