EKSİLDİKÇE
YÜKSEL GAZİOĞLU
Ben kelimeleri
İçimde çözülmek için sevdim.
Söz var,
Dudakta eksilir.
Söz var,
Kalpte
Hakikate dönüşür.
Sustum.
Sustum ki dağılmasın içimde
Adı konmamış o sonsuzluk.
Her susuşumda
Biraz daha eksildim dünyadan,
Biraz daha yaklaştım
Çağrıldığım yere.
Ruhum,
Kıyısı bana verilmeyen bir derya.
Ne gidebildim,
Ne kalabildim.
İçimde hep bir med cezir.
Bir yanım dünyaya vurdu,
Bir yanım Sana çekildi,
Yar.
Ben,
Acıyı kovmadım.
Kapımı çaldı, tanıdım.
Amin’le yer açtım içimde.
Sana giden yol
En derinimden geçer.
Eksilen ben değildim.
Benden alınan her şey
Sana yaklaştırdı.
Şimdi içimde
Dile gelmeyen bir hakikat var.
Ne söze sığar,
Ne susmakla eksilir.
Bu dünya
Ruhumun dilini bilmiyor.
İçimde Sana yürüyen
Sessiz adımlar var.
Yürüdüğüm yol değil,
Yolun kendisi Sendin.
Ben
Büyümedim.
Eksildikçe
Sen çoğaldın içimde.
İTİBAR DESTANI
ELMAS GÖKÇE
Her yerde her doğruyu konuşma
Hükmü yalancılar verir unutma
Keserler rızkını çökerler cana
Cismin cehennemde erir unutma
Boş ver haksıza haksız demeyi
Sende öğren haram lokma yemeyi
İtibar ver yücelt uyuz deveyi
Bu kervan hep böyle yürür unutma
Sağmal inek gibi sağdır kendini
Had bilmeze yıktır gönül bendini
Çürümüş nefsine bağla fent'ini
Fend boşa çıkarsa çürür unutma
Kalleşlikte payidar ol ey nesil
Şeytanlıkta aman ha usta kesil
Dürzü ile ahbap ol ki velhasıl
Saman altından su yürür unutma
Ihmal etme sakın çalıp çırpmayı
Din iman diyerek bağırın yırtmayı
Çelik kasalara para tıkmayı
Evlât babasından görür unutma
Halkı sever görün haktan uzak ol
İhanetten çıkma bilme başka yol
Patrona harçlık ver işçiye bir kol
Her vakit gözü hırs bürür unutma
Haksızlıkta sana üstat desinler
Döktüğünü yalakalar yesinler
Fakirler kenarda hep inleşsinler
İşte şanın böyle yürür unutma
GURBET ELLERİNDE KALDIM ÇARESİZ
ZAHİDE SEVİM BALKAYA
Hiç kimseden asla fayda görmedim
Gurbet ellerinde kaldım çaresiz
Yalancı dünyada sefa sürmedim
Gurbet ellerinde kaldım çaresiz
Sıladan ayrıldım bir gün gülemem
Aradım dünyayı dengim bulamam
Sıra sıra dağ var geçip gelemem
Gurbet ellerinde kaldım çaresiz
Hasretlik katladı belimi büktü
Yaprağım Sarardı gazeli döktü
Gônûl dağlarıma dumanlar çöktü
Gurbet ellerinde kaldım çaresiz
Hasreti içime attım gizledim
Köyümü yaylayı sizi özledim
Bir kôşede garip garip sızladım
Gurbet ellerinde kaldım çaresiz
Yaz bahar ayında gönlüm buz tutar
Yeter bu ayrılık hasretlik yeter
Sevim dertlerine dertleri katar
Gurbet ellerinde kaldım çaresiz
HOŞ GELDİN BAHAR
HALE AŞKIN
Bir tomurcuk,
Sabırla sakladığı sırrı
Açar göğe doğru bakarak.
Rüzgâr, dalların arasından
“yeniden” sen diye fısıldar.
Sen bahar değilsin yalnız,
Baharın içindeki uyanışsın.
Kuruyan dallara inat
Yeşilin ilk cesaretisin.
Toprak kokusuna karışan
Ilık bir sevinçsin sen.
Çiçeklerin açma sebebi,
Ve gökyüzünün maviye dönme hevesisin.
Ömrüme değen
En taze başlangıç,
En saf heyecan gibi…
Hoş geldin Bahar... .
İçime, günlerime,
Yeniden inanma sebebime
Rüzgâr, mavi saçlarını savurur göğün,
Bir kuş havalanır kalbimde
Her şey “hadi başla!” Diye bağırır,
Her dal “inan!” Diye uzanır göğe.
Geceyle gündüz arasındaki ince çizgide
Bahar sessizce uyanır.
Ay, toprağın kulağına
Unutulmuş sırları fısıldar.
Kökler karanlıkta
Işığı hatırlar.
Bir tomurcuk,
Sessiz bir dua gibi
Yavaşça açılır.
Rüzgâr görünmez bir eldir,
Dalların alnına şefkatle dokunur.
Ve her çiçek,
Varoluşun kadim bilgisini taşır içinde.
Bahar yalnız bir mevsim değil,
Ruhun eski bir hatırasıdır.
Her yıl yeniden geri dönen,
Ama her seferinde,
İlk kezmiş gibi gelen...
Merhaba sevdiğim mevsim
Gönlümde açan güzellikler
Rengarenk çiçeklerinle
Kelebeklerinle, kuşlarınla,
Böceklerinle,
Ve kalplerde yeşeren umutlarınla
Hoş geldin Bahar...
ZEYNEP
KENAN YAVUZARSLAN
Yapma bunu nolur, ayartma beni
Sonra çorap gibi sökülür Zeynep
Zaten niyetliyim, ağartma beni
Gün gibi ortaya dökülür Zeynep
Bir bilsen, kendimi zor tutuyorum
Her gün hatırlıyor, unutuyorum
Sırf bu yüzden sana somurtuyorum
Tek umudum, benden sıkılır Zeynep
Benden uzak olsun bu yalan yine
Sen çoluk çocuğa mayalan yine
Kafede mafede oyalan yine
En azından masum takılır Zeynep
Bir gün zincirime vurup baltamı
Yoluma düşerim alıp voltamı
Sonra ben sallarım gene oltamı
Bir başka dilbere takılır Zeynep
Ayran gönüllüyüm, deli çağlarım
Bu çağda duvağa bel mi bağlarım
Benden önce gider kalan sağlarım
Bu günah da eskir, bıkılır Zeynep
Memnu aşk, her öğün beynimi biçer
İçimde kor olur ruhumu içer
Ne yüzle babanın yanından geçer
Ne yüzle yüzüne bakılır Zeynep
Benim de hakkım yok buna senin de
Git başkası gezsin beyaz teninde
Ne ünvanım geçer aşk defterinde
Ne dünya başıma yıkılır Zeynep
BELKİ BU GECE İMDADIMA YETİŞİRSİN 1
ÖZNUR BALABAN
Belki bu gece… içimin enkazına inersin,
Çökmüş dualarımın altından ismimi çıkarırsın.
Tenimde donmuş zamana nefes üfler,
Çürüyen umudun küllerinden beni var edersin.
Belki bu gece… sessizliğin en koyusunda beliren ses olursun,
Kırık secdelerimin sızısına ilâhî bir merhem gibi düşersin.
Sürgün edilmiş bir ömrün nasibini yazarken
Yorgun alnıma sabırdan bir taç kondurursun.
Belki bu gece… felekle pazarlık eden yüreğime dokunursun,
Ve ben, yılların ağırlığını omuzumdan indirirken
Bir mucizenin kıyısında seni beklediğimi bilirsin…
Belki bu gece, sadece bu gece,
Yıkılışımdan bir diriliş çıkarırsın.
KARDELEN
BEYDAĞI’NIN KIZI
GÜNVAR KORKMAZ
Ben umut çiceğiyim kar buz demeden açan
Gösteririm Beydağı zirvesinde gücümü
Aydınlıktır ilk adım karanlıklardan kaçan
Aydınlığı görünce unuturum acımı
Doğru kararlarımdan asla hiç taviz vermem
İradeli düşlerle düşünceleri dermem
İnsan kendi mimarı umutsuzluğu sermem
Umutlar yeşerirken unuturum sancımı
Ülkemin soluğuyum gelecek benim adım
Görünecek dört yandan çabalarımla tadım
Kalmayacak ülkemde bitecek bütün acım
Düşünürüm her zaman acı çeken bacımı
Açacak kardelenler yeşerecek tüm hazım
Aydınlıklara inat geceye mezar kazım
Beydağı Kızı derki görünür güçlü yazım
Türk oğlu türk kızıyım indirmem sancağımı…
ÇENE…
YALÇIN YÜCESOY
Ölmüştüm anlaşılan!
Karanlık bir tabutta
Başta hoca ve ahali
Dualarla toprağa veriliyordum..
Herkes orada!
Hazır kıtaydı
Son görev ve son veda için..
Ön safta!
Annem
Babam..
Ardında!
Eşim
Çocuklarım..
Ayrıca!
Akrabalar
Komşular ve arkadaşlar..
Kimi gerçekten yıkılmış
Üzgün ve suskundu
Kimi ise!
Yalandan perişan
Ve yalandan, rol kesmekteydi..
Hele eşim!..
Hele o mendebur!..
Sağ elle tabutuma yapışmış
Sol elle de, tokmak gibi göğsüne vurup
Numaradan!
İsyan dolu feryat ediyordu
-Ali'm..
-Ali'm..
-Bizi bırakıpta, nereye gidiyorsun diye..
Oysa geçmişte!
O bitmeyen ve dinmeyen
Dırdır ve çenesinden
Ev dönerken esirhaneye
Şüphelerinden ise
Dünya'm dönmüştü çilehaneye
Ve de hırçınlığıyla ruhumu sindirip
Evliliği çevirmişti tımarhaneye..
Ulan karı.. ulan imansız!..
Hala mı oynayıp
Hala mı bağlarsın çeneye
Baksana!
Gitmiyoruz meyhaneye
Görmüyormusun!
Gidiyoruz işte, hesap vermeye…
Bakmadan Geçme
