Köşe Yazıları Haber Girişi: 21.04.2022 - 09:12, Güncelleme: 21.04.2022 - 09:15

Mavi Şehrin Kalemleri

 

Mavi Şehrin Kalemleri

Mavi Şehrin Kalemleri
ATTIĞIN TAŞ OLAYIM SEYFETTİN AVCI Yüzündeki o tebessüm olayım. Yanaklarından süzülen yaş, Sapanınla attığın taş olayım çocuk.   Feryadın, figanın olayım. Yarandan damlayan kan, Sapanınla attığın taş olayım çocuk.   Uğruna canını feda ettiğin vatanın olayım. O zirvelerde dalgalandırdığın bayrağın, Sapanınla attığın taş olayım çocuk.   Siyonistlere ettiğin bedduan olayım. Başını eğip, ettiğin duan, Sapanınla attığın taş olayım çocuk.   Kör olan gözlerin, kopan elin-ayağın olayım. İçtiğin şehadet şerbetin, Sapanınla attığın taş olayım çocuk.   Ben, sen olayım! Sen de Filistin ol çocuk.   GİDERİM ZEKERİYA EFİLOĞLU Kapının önünde beyaz bir eşik Hasretin yürekte sallanan beşik Aşk mıdır sevda mı aklım karışık Sensiz saatleri kurdum giderim   Giyindim hırkamı büründüm gama Hüzün yağıyorken nasipsiz cama Usulca ağladım baktım odama İsmini duvara sordum giderim   Titreyen ceylanım şimdi dağlarda Ötüşsün serçeler ıssız bağlarda Takıldı ayağım kaldım ağlarda Yalnız kıyılara vurdum giderim   Öldüm ölümüne günler ekledim Zamanı hapsettim seni bekledim Süründüm direndim her an tekledim Yaramı aşkınla sardım giderim   Zindana eşdeğer gözlerin yoksa Özlemek dağların sırtına çıksa Yanımda olmaman sevdama çoksa Gölgemi karakışa serdim giderim   Her yanımda gezer harami yollar Kahrımla büyüdü uzadı yıllar Sarmadan tükendi dermansız kollar Çıkmaz sokaklara vardım giderim   Sözüm geçmiyorki ne desem fazla Yaşanmaz ki gayri bu kadar nazla Halimi anlatsam şiirle sazla Efkar notasında durdum giderim   Zekeriya dönmek sevene zordur Kalbim yanardağ gözlerim kordur Sevdaya düşmeyen yürekler kördür Kendi ecelimi gördüm giderim   NASIL BİR ORUÇ? İHSAN ÜNLÜ Oruç, dilimize Farsçadan geçmiş olup Kur’an’ın tabiriyle savm/sıyam yani tutmak, korunmak anlamlarına gelir. Bu kavram bize orucun günahlara karşı bir kalkan olduğunu anlatır. Sonuçta her birimiz günah işlemeye müsait bir nefis taşıyoruz. Bu nefsi frenlemezsek, sonrasında çok ağır faturalarını ödeyeceğimiz sonuçlar doğurabilir. İşte oruç, bu ağır faturalarla karşılaşmayacağımız, koruyucu önlem amaçlı dinamiklerden en önemlisidir. Bedenin hastalanması gibi ruhlar da hastalanabilir. Nasıl ki beden büsbütün yatağa düşmeden gerekli önlem ve takviyeleri alıyorsak; ruhun nefise yenik düşerek silik bir şahsiyet olmasını önlemek için de tedbirlere ve gayretlere ihtiyaç vardır. Kur’an’da,” Ey iman edenler! Sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız.” buyrulmaktadır. (Bakara-183) Bu demektir ki oruç semavi dinlerde öteden beri var olan kadim bir ibadettir. Sufilerin ifadesiyle oruç velilerin makamı, nebilerin taamıdır. Oruç doymak içindir. Yani beden aç kalırken ruhun kemâlâtı/doygunluğu için bir perhizdir. Oruç tutmak bu aya özgü farzdır, ancak diğer aylarda tutulmayacak diye bir kaide yoktur. Orucu kimi şahıslarla bazı günlere hasreden (Ramazan-Muharrem) kategorik ayrışmalardan uzak, sağlık elverdiği ölçüde tutmak gerekir. Neticede oruçtan hasıl olacak sağlık, mutluluk, dayanışma ve ödül biz aciz kullar içindir. Bunu emreden Allah’ın bizim açlığımıza ve susuzluğumuza ihtiyacı yoktur. Bu fazilet –tamamen- özenle en şerefli mahluk olarak yarattığı biz insanlar içindir. Bu manada Rabbimizin biz kullarına bu sorumluluğu yükleyerek aslında bizi muhatap alması çok büyük bir lütuftur. Bu sorumluluğun idrakinde olan asil kullar, sadece midelerine oruç tutturmaz; eli, dili, beli vb. bütün azalarıyla oruç tutarlar. Onlar oruçlarını tutarken, oruç da onları tutar aslında. Her türlü kirden, sefillikten, boş şeylerden uzak tutar insanı. Eğer tutmuyorsa, kişinin niyetinde ve davranışlarında sıkıntı var demektir. Rahmeti sınırsız olan Allah Teala elbette kulunun sıkıntıya düşmesini istemez. O, Rab ismi celiliyle zaman zaman kullarını terbiye etmek ister. Küçük egzersiz ve alıştırmalarla kullarının sabır ve metanetini artırır; ilerde karşılaşacakları daha büyük güçlüklere karşı direnme gücü kapasitesini yükseltir. İftar sevinci gibi küçük ödüllerle onları ödüllendirir; büyük ödül olan cennete iştiyaklarını artırır. O yüzden, büyükler “ömrü Ramazan olanların ahireti bayram olur” demiştir. Yine irfan sahibi kullar, orucu bir zorunluluktan öte “O’na yaklaşmaya vesile” olan bir sadık dost olarak görmüşlerdir. (Maide-35) Oruç dışındaki ibadetlerin sevabı az-çok bellidir. Ancak oruç ibadetine karşılık gelen sevabın limitinde sınır yoktur. Rivayetlere göre, onun takdirini ancak Gani olan Cenab-ı Hak yapacaktır. Tabi bu takdir elbette şeksiz, şüphesiz, riyasız, şekilsiz, gösterişten uzak özümseyerek tutulan bir oruç için olsa gerektir. Oruçlu, kimseyi incitmeyen, kalbini kırmayan pasif bir duruşun yanında, herkese faydası dokunan, kendisiyle ve toplumla barışık proaktif bir yaşamı tercih eden kişi demektir. Yine oruçlu, kimsenin kınamasından korkmadan Allah rızası için kendi hür vicdanıyla ibadetini yerine getirendir. Şayet kendisine takılanlar olursa da onlara, “ben oruçluyum” diyerek yoluna devam edendir. Fırsat elde iken yaşayanlara ve taşıyanlara ne mutlu! Tüm okurlarıma hayırlı ramazanlar diliyorum.   HAYAT GÜL KAÇAR Her zaman fakirin boğazından Bir lokmasını çaldı.. Zenginler Lüks hayatlar  içinde, Putlar gibi; Merhamet duygularının olmadığı Makamlarda her zaman zirve yaptı .!   Ömrüm.. Bu aradaki uçurumlara Hep cevap aramakla geçti.!   neden böyleyiz.? neydi bizi bu soytarı düzene mahkum eden.? neden bu bitmek bilmeyen açgözlülük.?   sorun neredeydi.? Sorun kimdeidi.? Diyerek içten içten hep sorguladım Onu bunu Seni Ve kendi kendimi.!   Ve ben.. iç dünyamda her zaman Yoksulun  savcısı oldum Zenginin sandalyesinde ise bir sanık.!   bir türlü hakim olup ta ne bir berat kararı alabildim ne de bir af çıkartabildim ne de zalim birinin kalemini kırabildim.!   Ve Ben her seferinde Yoksulluğa mahkum edilen Bu soytarı zaman da sonu belirsiz yargısız hükümler giydim.! Ya siz... Rahatmısınız acaba kendi vicdanınız da...!   HAYATA YÜREĞİNDEN BAK SERKAN AKKUŞ HAYATA gözlerinle değil yüreğinle bak. Göz yüreğin vitrinidir bunu bil… Şimdinin gücüne inan. Geçmişin keşkelerini, yarının kaygılarını kenara bırak. Aldığın ve verdiğin her nefesin tadını çıkar şimdi. Yaşamın farkına var, kıyısında yaşamak yerine içine gir. Daha da derinlerine in. Üzülme senin olmayana. Tutmaya çalış, sımsıkı sarıl senin olana. Üşenme yapmak istediklerin için. Ayağa kalk silkele kendini. Şöyle bir yokla ne var ne yok dök üzerinden. Seni hayata küstürenleri, aşağıya doğru çekenleri, enerjini çalan enerji vampirlerini silkele. Kaldır başını göğe doğru, ellerini aç Rabbine: " Allah'ım sana aitim, yolumu da yönümü de sen göster" diye dua et. Kimseden bir şey bekleme. Hiç kimseyi de küçük görme. Kendini kibir ateşinde yakma aman ha! Sevmekten de vazgeçme asla. Bir ot bile sevsen kârdır bu dünyada hiç unutma... Bir de hep gülümse olur olmaz her şeye. Gülümse üzerine gelen hayata, kimseye aldırış etmeden, kimseden çekinmeden. Özgürce, içinden, yüreğinden gülümse… Korkma hep kaybetmekten, ama kesinlikle kork bir daha denememekten. Pes edip çekilmekten… Hayatın bir filmse, bu filmin başrolünde sen oyna daima. Başkalarının hayatında figüran olmaktan daha iyidir kendi hayatının direksiyonuna geçmen, bunu da unutma... Ve ruhunu taşıyan bedenini, üzerindeki elbiseni, yediğin yemeği, içtiğin suyu, yanındaki dostunu, oturduğun semtini, ruh eşini sahiplen, kabullen. Daha çok sev, daha çok koru, daha çok kolla… Yapabilirsin. Dalgasız denizde herkes kaptandır. Ne zaman ki dalgalarla boğuşmak zorunda kalırsınız asıl kaptanlık orada belli olur. Sevmekte böyle, mevsim yazken havalar güneşliyken herkes sever, zaten insanın içi kıpır kıpırdır, kanı kaynar hormonlar ister sevmeyi, kolaydır sevmek bu zamanlarda. Ah bir de kış geldim mi dünyaya, havalar kapatmış karanlık günler düşünün, yağmur çamur kar her gün, işte o zaman insan bencilleşmeye başlar. İçinden sevmeyi ertelemek gelir, kendini kapatmak ister dışarı. Kabuğuna çekilip soyutlamak ister kendini sevmekten bu zamanlarda. Oysa asıl sevmek her mevsim sevebilmekle olur. Hakiki sevgi de yaz kış ayrımı yoktur. Hayatın yazında da sevilir kışında da. Sevmek mevsimlere bağlı değildir. En ufak bir fırtına da dağılan, aydınlık ve kolay günlerde sevgi pıtırcığı gibi yaklaşıp, karanlık ve zor günlerde sevdiğinden uzaklaşan bir sevgi hakiki bir sevgi değildir. Hakiki Sevgi, Sevinci de hüznü de acıyı da tatlıyı da gülmeyi de ağlamayı da başarıyı da başarısızlığı da parayı da parasızlığı da sağlığı da hastalığı da almayı da vermeyi de ayrılığı da kavuşmayı da kabul etmektir. Sevgi birlikte bir olmak, Sevgi canda kan olmak, Sevgi paylaşmak, Sevgi kucaklaşmak, Sevgi ne olursa olsun bir arada olmak için çaba göstermektir. Sevgi değer vermek, değer almak, Sevgi el üstünde tutmak, tutulmak, Sevgi bahaneler yerine çözümler üretmek, Sevgi yüreğinle canınla kanınla sevdiğinin yanında olmak, Ona kapılarını her daim açık bırakmaktır. II Mevsim yaz olunca herkes sever ve sevilir, Mühim olan kışta da seven ve sevilen olmak! Velhasıl sevmek bir sanat, Hakiki manada seven bir sanatçıdır. İnsan bu, hata yapar. Hata yapmak dünyanın sonu değildir. Ölüm dışında her yerden dönülür. Ancak vakit kaybetmemek gerek. İnsan ömrünün ne kadar olduğunu bilemez malum. Geç kalmamak gerek, insan hatasının farkına varınca hemen harekete geçmeli. Özür dileme, hatasını affettirme çabasına girişmelidir. Ne yazık ki birçok insan gururuna yenilir, egosu ağır basar, özür dilemek nefsine ağır gelir. Ancak şu bilinmelidir ki gurur insanı pişmanlığa götürür. Gururu büyük olan insanın kendisi küçülür. Kendisini ele geçirmiş gurur onun sonunu hazırlar. Belirttiğim gibi insan hata yaparsa elinde özür dilemek gibi çok güzel açık ve net bir anahtar var. Bu anahtarı kullanmaktan korkmamalıdır. Hata yapıldığında bir başkası zarar görmüşse, gönlü kırılmış, hayal kırıklığı yaşamışsa biz de hatamızın farkındaysak hemen anahtarımızı alıp gönül kırılan gönül kapısını açmaya çalışacağız. Merak etmeyin, kırılan gönüller yeniden onarılır yeter ki insan affedilmeyi gönülden arzu etsin. Yeter ki insan gururuna mağlup olmasın, özür dilemekten korkmasın. III Siz samimi içten yürekten bir özür anahtarıyla giderseniz muhatabınıza, muhatabınız da hakikaten insan gibi insansa özrünüzü kabul eder, affetmeyi seçer. Şunu unutmayalım, özür dilemek erdemse, affetmekte daha büyük erdemdir. İnanın, özür dilemek ve affetmek hafifletir insanı, insanın üzerindeki büyük yük ve ağırlık kalkar. Madem ki hatanızın farkına vardınız, affedilirsiniz merak etmeyin. Yeter ki insanca yaklaşın. Yeter ki elinizdeki anahtarı kullanın. Yeter ki yüreğe gelmesini bilin. Her şey aşılır, sevmekten korkmayın. Unutmayın ki, hata yapmayan insan hiçbir şey yapmayan insandır. Biz hatalarımızla insanız, özürlerimizle daha da insanız. Sevgi ve muhabbetle,   SENSİZLİK Mİ ZOR, SENİNLE OLMAK MI YAR ERDAL SONUÇ Dua mı etmeliyim, sitem mi bilemedim Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar Çırpındıkça, çırpındım, yine akledemedim Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar   Sen ömrümü çalanım, beni benden alanım Sen kendime yalanım, beni derde salanım Sen ki tamamlayanım, ben ki eksik kalanım Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar   Düşüncenle kaybolup, dilimle avuttuğum Ellerimle elini, rüyalarda tuttuğum Seninle çarpan kalbi resminle uyuttuğum Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar   Muhabbeti seninle, feryatlaşan çağrımın Çaresizlik deryası, sana yanan bağrımın Dermanı gözlerinde sinemdeki ağrımın Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar   Kapkaranlık dünyamı, ışığın aydınlatsın Kalemimden dökülen cümlem seni anlatsın Kalbimin zikir çeken ritmi sen diye atsın Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar   Senden önce tasasız, avarenin biriydim Aşkına kapılmadan, alemlerin piriydim Kendi kendine yeten, günahımın kiriydim Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar   Sen gireli kalbime, bana bir haller oldu Cismen benim olmana, bir tek, hayaller yoldu Kayboldu tüm dostlarım, her yanım eller doldu Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar   Ağarttığın saçlarım, neden dökülüverdi Kararttığın yüreğim, senden sökülüverdi Dağ delen bileklerim, birden bükülüverdi Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar   Bakışım kabadayı, suskunluğum efendi Firarına yeltensem, isyanım beni yendi Bilirsin, seni sevmem, sarıldığım kefendi Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar   Bu aşktan yana zaman tedirgin, an susuyor Söylediğin kelimeler, ruhuma kan kusuyor Girdabında çığlıklar; korkuyor, can pusuyor Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar   Umman diye daldığım, gözlerin oldu yalan Eşsiz diye aldığım, sözlerin etti talan Gurur duy eserinle budur geriye kalan Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar
Mavi Şehrin Kalemleri

ATTIĞIN TAŞ OLAYIM

SEYFETTİN AVCI

Yüzündeki o tebessüm olayım.

Yanaklarından süzülen yaş,

Sapanınla attığın taş olayım çocuk.

 

Feryadın, figanın olayım.

Yarandan damlayan kan,

Sapanınla attığın taş olayım çocuk.

 

Uğruna canını feda ettiğin vatanın olayım.

O zirvelerde dalgalandırdığın bayrağın,

Sapanınla attığın taş olayım çocuk.

 

Siyonistlere ettiğin bedduan olayım.

Başını eğip, ettiğin duan,

Sapanınla attığın taş olayım çocuk.

 

Kör olan gözlerin, kopan elin-ayağın olayım.

İçtiğin şehadet şerbetin,

Sapanınla attığın taş olayım çocuk.

 

Ben, sen olayım!

Sen de Filistin ol çocuk.

 

GİDERİM

ZEKERİYA EFİLOĞLU

Kapının önünde beyaz bir eşik

Hasretin yürekte sallanan beşik

Aşk mıdır sevda mı aklım karışık

Sensiz saatleri kurdum giderim

 

Giyindim hırkamı büründüm gama

Hüzün yağıyorken nasipsiz cama

Usulca ağladım baktım odama

İsmini duvara sordum giderim

 

Titreyen ceylanım şimdi dağlarda

Ötüşsün serçeler ıssız bağlarda

Takıldı ayağım kaldım ağlarda

Yalnız kıyılara vurdum giderim

 

Öldüm ölümüne günler ekledim

Zamanı hapsettim seni bekledim

Süründüm direndim her an tekledim

Yaramı aşkınla sardım giderim

 

Zindana eşdeğer gözlerin yoksa

Özlemek dağların sırtına çıksa

Yanımda olmaman sevdama çoksa

Gölgemi karakışa serdim giderim

 

Her yanımda gezer harami yollar

Kahrımla büyüdü uzadı yıllar

Sarmadan tükendi dermansız kollar

Çıkmaz sokaklara vardım giderim

 

Sözüm geçmiyorki ne desem fazla

Yaşanmaz ki gayri bu kadar nazla

Halimi anlatsam şiirle sazla

Efkar notasında durdum giderim

 

Zekeriya dönmek sevene zordur

Kalbim yanardağ gözlerim kordur

Sevdaya düşmeyen yürekler kördür

Kendi ecelimi gördüm giderim

 

NASIL BİR ORUÇ?

İHSAN ÜNLÜ

Oruç, dilimize Farsçadan geçmiş olup Kur’an’ın tabiriyle savm/sıyam yani tutmak, korunmak anlamlarına gelir.

Bu kavram bize orucun günahlara karşı bir kalkan olduğunu anlatır. Sonuçta her birimiz günah işlemeye müsait bir nefis taşıyoruz. Bu nefsi frenlemezsek, sonrasında çok ağır faturalarını ödeyeceğimiz sonuçlar doğurabilir.

İşte oruç, bu ağır faturalarla karşılaşmayacağımız, koruyucu önlem amaçlı dinamiklerden en önemlisidir.

Bedenin hastalanması gibi ruhlar da hastalanabilir. Nasıl ki beden büsbütün yatağa düşmeden gerekli önlem ve takviyeleri alıyorsak; ruhun nefise yenik düşerek silik bir şahsiyet olmasını önlemek için de tedbirlere ve gayretlere ihtiyaç vardır.

Kur’an’da,” Ey iman edenler! Sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız.” buyrulmaktadır. (Bakara-183) Bu demektir ki oruç semavi dinlerde öteden beri var olan kadim bir ibadettir.

Sufilerin ifadesiyle oruç velilerin makamı, nebilerin taamıdır.

Oruç doymak içindir. Yani beden aç kalırken ruhun kemâlâtı/doygunluğu için bir perhizdir.

Oruç tutmak bu aya özgü farzdır, ancak diğer aylarda tutulmayacak diye bir kaide yoktur.

Orucu kimi şahıslarla bazı günlere hasreden (Ramazan-Muharrem) kategorik ayrışmalardan uzak, sağlık elverdiği ölçüde tutmak gerekir.

Neticede oruçtan hasıl olacak sağlık, mutluluk, dayanışma ve ödül biz aciz kullar içindir. Bunu emreden Allah’ın bizim açlığımıza ve susuzluğumuza ihtiyacı yoktur.

Bu fazilet –tamamen- özenle en şerefli mahluk olarak yarattığı biz insanlar içindir. Bu manada Rabbimizin biz kullarına bu sorumluluğu yükleyerek aslında bizi muhatap alması çok büyük bir lütuftur.

Bu sorumluluğun idrakinde olan asil kullar, sadece midelerine oruç tutturmaz; eli, dili, beli vb. bütün azalarıyla oruç tutarlar.

Onlar oruçlarını tutarken, oruç da onları tutar aslında. Her türlü kirden, sefillikten, boş şeylerden uzak tutar insanı. Eğer tutmuyorsa, kişinin niyetinde ve davranışlarında sıkıntı var demektir.

Rahmeti sınırsız olan Allah Teala elbette kulunun sıkıntıya düşmesini istemez. O, Rab ismi celiliyle zaman zaman kullarını terbiye etmek ister.

Küçük egzersiz ve alıştırmalarla kullarının sabır ve metanetini artırır; ilerde karşılaşacakları daha büyük güçlüklere karşı direnme gücü kapasitesini yükseltir.

İftar sevinci gibi küçük ödüllerle onları ödüllendirir; büyük ödül olan cennete iştiyaklarını artırır.

O yüzden, büyükler “ömrü Ramazan olanların ahireti bayram olur” demiştir.

Yine irfan sahibi kullar, orucu bir zorunluluktan öte “O’na yaklaşmaya vesile” olan bir sadık dost olarak görmüşlerdir. (Maide-35)

Oruç dışındaki ibadetlerin sevabı az-çok bellidir. Ancak oruç ibadetine karşılık gelen sevabın limitinde sınır yoktur. Rivayetlere göre, onun takdirini ancak Gani olan Cenab-ı Hak yapacaktır.

Tabi bu takdir elbette şeksiz, şüphesiz, riyasız, şekilsiz, gösterişten uzak özümseyerek tutulan bir oruç için olsa gerektir.

Oruçlu, kimseyi incitmeyen, kalbini kırmayan pasif bir duruşun yanında, herkese faydası dokunan, kendisiyle ve toplumla barışık proaktif bir yaşamı tercih eden kişi demektir.

Yine oruçlu, kimsenin kınamasından korkmadan Allah rızası için kendi hür vicdanıyla ibadetini yerine getirendir. Şayet kendisine takılanlar olursa da onlara, “ben oruçluyum” diyerek yoluna devam edendir.

Fırsat elde iken yaşayanlara ve taşıyanlara ne mutlu!

Tüm okurlarıma hayırlı ramazanlar diliyorum.

 

HAYAT

GÜL KAÇAR

Her zaman fakirin boğazından

Bir lokmasını çaldı..

Zenginler

Lüks hayatlar  içinde,

Putlar gibi;

Merhamet duygularının olmadığı

Makamlarda her zaman zirve yaptı .!

 

Ömrüm..

Bu aradaki uçurumlara

Hep cevap aramakla geçti.!

 

neden böyleyiz.?

neydi bizi bu soytarı düzene mahkum eden.?

neden bu bitmek bilmeyen açgözlülük.?

 

sorun neredeydi.?

Sorun kimdeidi.?

Diyerek

içten içten hep sorguladım

Onu bunu

Seni

Ve kendi kendimi.!

 

Ve ben..

iç dünyamda her zaman

Yoksulun  savcısı oldum

Zenginin sandalyesinde ise bir sanık.!

 

bir türlü

hakim olup ta

ne bir berat kararı alabildim

ne de bir af çıkartabildim

ne de zalim birinin kalemini kırabildim.!

 

Ve

Ben her seferinde

Yoksulluğa mahkum edilen

Bu soytarı zaman da

sonu belirsiz yargısız hükümler giydim.!

Ya siz...

Rahatmısınız acaba kendi vicdanınız da...!

 

HAYATA YÜREĞİNDEN BAK

SERKAN AKKUŞ

HAYATA gözlerinle değil yüreğinle bak. Göz yüreğin vitrinidir bunu bil…

Şimdinin gücüne inan. Geçmişin keşkelerini, yarının kaygılarını kenara bırak.

Aldığın ve verdiğin her nefesin tadını çıkar şimdi.

Yaşamın farkına var, kıyısında yaşamak yerine içine gir.

Daha da derinlerine in.

Üzülme senin olmayana. Tutmaya çalış, sımsıkı sarıl senin olana.

Üşenme yapmak istediklerin için. Ayağa kalk silkele kendini.

Şöyle bir yokla ne var ne yok dök üzerinden. Seni hayata küstürenleri, aşağıya doğru çekenleri, enerjini çalan enerji vampirlerini silkele.

Kaldır başını göğe doğru, ellerini aç Rabbine:

" Allah'ım sana aitim, yolumu da yönümü de sen göster" diye dua et.

Kimseden bir şey bekleme. Hiç kimseyi de küçük görme.

Kendini kibir ateşinde yakma aman ha!

Sevmekten de vazgeçme asla. Bir ot bile sevsen kârdır bu dünyada hiç unutma...

Bir de hep gülümse olur olmaz her şeye. Gülümse üzerine gelen hayata, kimseye aldırış etmeden, kimseden çekinmeden. Özgürce, içinden, yüreğinden gülümse…

Korkma hep kaybetmekten, ama kesinlikle kork bir daha denememekten. Pes edip çekilmekten…

Hayatın bir filmse, bu filmin başrolünde sen oyna daima. Başkalarının hayatında figüran olmaktan daha iyidir kendi hayatının direksiyonuna geçmen, bunu da unutma...

Ve ruhunu taşıyan bedenini, üzerindeki elbiseni, yediğin yemeği, içtiğin suyu, yanındaki dostunu, oturduğun semtini, ruh eşini sahiplen, kabullen.

Daha çok sev, daha çok koru, daha çok kolla…

Yapabilirsin.

Dalgasız denizde herkes kaptandır.

Ne zaman ki dalgalarla boğuşmak zorunda kalırsınız asıl kaptanlık orada belli olur.

Sevmekte böyle, mevsim yazken havalar güneşliyken herkes sever, zaten insanın içi kıpır kıpırdır, kanı kaynar hormonlar ister sevmeyi, kolaydır sevmek bu zamanlarda.

Ah bir de kış geldim mi dünyaya, havalar kapatmış karanlık günler düşünün, yağmur çamur kar her gün, işte o zaman insan bencilleşmeye başlar. İçinden sevmeyi ertelemek gelir, kendini kapatmak ister dışarı. Kabuğuna çekilip soyutlamak ister kendini sevmekten bu zamanlarda.

Oysa asıl sevmek her mevsim sevebilmekle olur. Hakiki sevgi de yaz kış ayrımı yoktur. Hayatın yazında da sevilir kışında da. Sevmek mevsimlere bağlı değildir.

En ufak bir fırtına da dağılan, aydınlık ve kolay günlerde sevgi pıtırcığı gibi yaklaşıp, karanlık ve zor günlerde sevdiğinden uzaklaşan bir sevgi hakiki bir sevgi değildir.

Hakiki Sevgi,

Sevinci de hüznü de acıyı da tatlıyı da gülmeyi de ağlamayı da başarıyı da başarısızlığı da parayı da parasızlığı da sağlığı da hastalığı da almayı da vermeyi de ayrılığı da kavuşmayı da kabul etmektir.

Sevgi birlikte bir olmak,

Sevgi canda kan olmak,

Sevgi paylaşmak,

Sevgi kucaklaşmak,

Sevgi ne olursa olsun bir arada olmak için çaba göstermektir.

Sevgi değer vermek, değer almak,

Sevgi el üstünde tutmak, tutulmak,

Sevgi bahaneler yerine çözümler üretmek,

Sevgi yüreğinle canınla kanınla sevdiğinin yanında olmak,

Ona kapılarını her daim açık bırakmaktır.

II

Mevsim yaz olunca herkes sever ve sevilir,

Mühim olan kışta da seven ve sevilen olmak!

Velhasıl sevmek bir sanat,

Hakiki manada seven bir sanatçıdır.

İnsan bu, hata yapar. Hata yapmak dünyanın sonu değildir. Ölüm dışında her yerden dönülür. Ancak vakit kaybetmemek gerek. İnsan ömrünün ne kadar olduğunu bilemez malum. Geç kalmamak gerek, insan hatasının farkına varınca hemen harekete geçmeli. Özür dileme, hatasını affettirme çabasına girişmelidir.

Ne yazık ki birçok insan gururuna yenilir, egosu ağır basar, özür dilemek nefsine ağır gelir.

Ancak şu bilinmelidir ki gurur insanı pişmanlığa götürür. Gururu büyük olan insanın kendisi küçülür. Kendisini ele geçirmiş gurur onun sonunu hazırlar.

Belirttiğim gibi insan hata yaparsa elinde özür dilemek gibi çok güzel açık ve net bir anahtar var. Bu anahtarı kullanmaktan korkmamalıdır.

Hata yapıldığında bir başkası zarar görmüşse, gönlü kırılmış, hayal kırıklığı yaşamışsa biz de hatamızın farkındaysak hemen anahtarımızı alıp gönül kırılan gönül kapısını açmaya çalışacağız.

Merak etmeyin, kırılan gönüller yeniden onarılır yeter ki insan affedilmeyi gönülden arzu etsin. Yeter ki insan gururuna mağlup olmasın, özür dilemekten korkmasın.

III

Siz samimi içten yürekten bir özür anahtarıyla giderseniz muhatabınıza, muhatabınız da hakikaten insan gibi insansa özrünüzü kabul eder, affetmeyi seçer.

Şunu unutmayalım, özür dilemek erdemse, affetmekte daha büyük erdemdir.

İnanın, özür dilemek ve affetmek hafifletir insanı, insanın üzerindeki büyük yük ve ağırlık kalkar.

Madem ki hatanızın farkına vardınız, affedilirsiniz merak etmeyin.

Yeter ki insanca yaklaşın.

Yeter ki elinizdeki anahtarı kullanın.

Yeter ki yüreğe gelmesini bilin.

Her şey aşılır, sevmekten korkmayın.

Unutmayın ki, hata yapmayan insan hiçbir şey yapmayan insandır. Biz hatalarımızla insanız, özürlerimizle daha da insanız.

Sevgi ve muhabbetle,

 

SENSİZLİK Mİ ZOR, SENİNLE OLMAK MI YAR

ERDAL SONUÇ

Dua mı etmeliyim, sitem mi bilemedim

Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar

Çırpındıkça, çırpındım, yine akledemedim

Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar

 

Sen ömrümü çalanım, beni benden alanım

Sen kendime yalanım, beni derde salanım

Sen ki tamamlayanım, ben ki eksik kalanım

Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar

 

Düşüncenle kaybolup, dilimle avuttuğum

Ellerimle elini, rüyalarda tuttuğum

Seninle çarpan kalbi resminle uyuttuğum

Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar

 

Muhabbeti seninle, feryatlaşan çağrımın

Çaresizlik deryası, sana yanan bağrımın

Dermanı gözlerinde sinemdeki ağrımın

Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar

 

Kapkaranlık dünyamı, ışığın aydınlatsın

Kalemimden dökülen cümlem seni anlatsın

Kalbimin zikir çeken ritmi sen diye atsın

Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar

 

Senden önce tasasız, avarenin biriydim

Aşkına kapılmadan, alemlerin piriydim

Kendi kendine yeten, günahımın kiriydim

Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar

 

Sen gireli kalbime, bana bir haller oldu

Cismen benim olmana, bir tek, hayaller yoldu

Kayboldu tüm dostlarım, her yanım eller doldu

Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar

 

Ağarttığın saçlarım, neden dökülüverdi

Kararttığın yüreğim, senden sökülüverdi

Dağ delen bileklerim, birden bükülüverdi

Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar

 

Bakışım kabadayı, suskunluğum efendi

Firarına yeltensem, isyanım beni yendi

Bilirsin, seni sevmem, sarıldığım kefendi

Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar

 

Bu aşktan yana zaman tedirgin, an susuyor

Söylediğin kelimeler, ruhuma kan kusuyor

Girdabında çığlıklar; korkuyor, can pusuyor

Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar

 

Umman diye daldığım, gözlerin oldu yalan

Eşsiz diye aldığım, sözlerin etti talan

Gurur duy eserinle budur geriye kalan

Sensizlik mi daha zor, seninle olmak mı yar

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.